25 Mayıs'02
Sayı: 20 (60)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
  Bürokratlardan oyalama taktiği
  Lastikte grev ertelemesi...
  Belediyelerde uyuşmazlık zaptı tutuldu...
  Kazanmanın yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!
  Filistin halkı emperyalist-siyonist kuşatmaya karşı direniyor!
  İP'li çete hem suçlu hem güçlü!
  Bu yasa meclisten geçmeyecek!
  Sınıf çalışmasının popüler politik araçları: Bültenler
  Metropol Kürtleri: Birleşik mücadeleye köprü
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı öfke her yerde büyüyor...
  Adana Öncü-İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Şehitleri anmak, onları anlamak ve her koşulda mücadele ile yaşatmaktır!
   Bir özgürlük abidesi, bir direniş türkücüsü: jose Marti
   Ölüm Orucu Direnişi bir şehit daha verdi...
   Halk ozanlığı geleneğinin en büyük temsilcilerinden Mahsuni Şerif'i kaybettik...
   Nepal'de Yeni Demokratik Halk İktidarına selam!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  Lastikte grev ertelemesi...

Yalanlar ve hayal kırıklıkları

Lastik grevinin ertelenmesi öncesinde işverenler ertelemeyi haklı göstermek için gazetelere tam sayfa ilanlar verdiler ve sendikayı uzlaşmaz bir tutum göstermekle, işletmeleri uluslararası piyasada rekabet etmekten alıkoyacak ücretler talep etmekle suçladılar.

Peşi sıra yaptıkları açıklamaya bakılacak olursa, bu ilanlarda söylenenlerden dolayı Lastik-İş bürokratları “hayret ve üzüntü” içerisine düşmüşler. Haksız sayılmazlar, Lastik-İş bürokratlarının “hayret ve üzüntü”sü yerindedir. İşverenler Lastik-İş’in başındaki sermaye ajanlarına doğrusu hiç de haketmedikleri ithamlarda bulunmuşlardır.

Oysa ki Lastik-İş bürokratları son yıllarda sergiledikleri uzlaşmacı sendikacılığın bir gereği olarak işverenleri sıkıntıya sokacak hiçbir ücret talebinde bulunmamışlardır. Hatta kazanılmış haklardan feragat etmekten dahi kaçınmamışlardır. Krizden sonra işverenle imzaladıkları ve toplu sözleşmeyi geçersiz kılan protokol bunun kanıtıdır. Bu sayede 2001 yılında Sabancı 26 trilyon kâr elde ederken, Brisa işçisi yüzde 38’lik ücret kaybına uğramıştır. İşverenler şundan emin olmalıdır ki, Lastik-İş’in başındaki bürokratların “hayret ve üzüntü”sü son derece samimidir. “Lastik işçisi bu kriz döneminde açıkça ortaya koyduğu özveriyi önümüzdeki dönemde de sürdürmeye hazırdır” diyerek bu samimiyeti ayrıca göstermektedirler.

Lastik sektöründe ücretlerin yüksek olması kimseyi yanıltmamalıdır. Bu işyerlerinde ücretlerin nispeten yüksek olmasının temel nedeni, sektörde yüksek teknoloji kullanılması ve patronun herbir işçiden elde ettiği kazancın çok yüksek olmasıdır. Ücretlerin görece yüksekliğine rağmen işçi giderlerinin diğer giderlere oranı başka sektörlere göre düşüktür.

Lastik işverenleri sektörde ücretlerin görece yüksek olmasını abartarak öne çıkarıyor ve sendika üzerinden işçilere yükleniyorlar. Sendikanın açıklamasında doğru olarak değinildiği gibi işverenlerin derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Yani ücretlerin yüksekliğinden şikayet sadece bir bahanedir. Onların asıl derdi grev ve toplu pazarlık hakkını ortadan kaldırmaktır.

Lastik-İş’in açıklamasında işverenlerin tutumuna ilişkin şunlar söylenmektedir: “İşverenler üyelerimize iş güvencesi sağlayan maddeler başta olmak üzere, mevcut toplu iş sözleşmesinin ücretle ilgili olmayan birçok maddesini değiştirmek istemektedirler. Aslında toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başında uzlaşmaya daha istekli ve çözüme niyetli bir işveren tarafı varken, son 1.5 aylık süre içinde işveren tarafının katı bir tutum takındığı görülmüştür. Bu durumun nedeninin, işverenlerin ‘grev erteleme’ konusunda uzunca bir süredir hükümete yaptıkları görüşmeler olduğu anlaşılmaktadır.(...)

Bugün işverenler, spekülatif ve gerçek dışı yaklaşımlarla konuyla ilgili hükümet organlarını ‘Grev erteleme’ noktasına sürüklemiş ve bunun verdiği rahatlık içerisinde toplu iş sözleşmesinin ücret dışındaki maddelerini, 3 yıl öncesine götürmeyi amaçlayan bir politikayı benimsemiştir. Sahip oldukları parasal ve psikolojik güç kaynaklarına dayanarak, emekçilerin onlarca yıllık mücadelesiyle elde edilmiş bulunan hak ve özgürlüklerini yok etmek için basın duyurusunda yer aldığı gibi gerçek dışı ifadelere başvurarak sonuç almaya çalışmaktadırlar.”

Lastik işçisinin şunu çok iyi görmesi gerekir. Toplu pazarlık ve grev hakkına dönük saldırı sermayenin temel politikalarından biridir. Fakat bu saldırıya çanak tutan da bugüne kadar izlediği uzlaşmacı sendikacılık anlayışıyla işçiden çok patronun hakkını korumak için uğraşan Lastik-İş’in tepesinde oturanlardır.



Sendika yöneticileri ve grevci işçilerden bir kısmı gözaltına alındı

Geçtiğimiz yıllarda da defalarca devletin saldırılarıyla karşılaşan Tuzla tersane işçileri ve bu alanda örgütlenme çalışması yürüten Limter-İş sendikası yöneticileri yine gözaltı terörüne maruz kaldı. Çünkü yine tersanelerde grev vardı.

26 Nisan’da başlayan Yonca Tersane grevi, 16 Mayıs günü Limter-İş sendikasına yönelik polis baskını ve sendika başkanı Kazım Bakış’ın gözaltına alınmasıyla yeni bir evreye giriyordu. Çünkü geçmiş süreçlerin deneyimiyle, saldırının bununla sınırlı kalmayacağı biliniyordu. Nitekim, hemen ardından, 17 Mayıs günü de Limter-İş Genel Sekreteri Hacı Yapıcı, Genel Başkanvekili Hakkı Demiral ve Yonca Tersanesi işçisi Şahmettin Yaşa, kelepçelenerek gözaltına alındı. "Saldırıya teşvik" iddiasıyla haklarında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Evlerinde ve sendika binasında arama yapıldı.

Greve saldırı her yerden tepki topladı

İlk tepki DİSK’ten geldi. Genel Sekreter Musa Çam, yaptığı basın açıklamasında, savcılığın iddianın gerçekliğini ve olabilirliğini araştırma gereği duymadan tutuklama kararı çıkardığını belirterek, sadece iddia üzerine adı, sanı ve adresi belli insanların gözaltına alınmasının olağan bir hukuk olayı sayılamayacağına dikkat çekti

Saldırının hemen ardından, Limter-İş Sendikası Genel Merkezi önünde, bu sendika tarafından düzenlenen basın açıklamasına ise birçok sendika yöneticisi destek verdi. Basın açıklamasında saldırı, "Baskılar ve gözaltılar bizi yıldıramaz!", "Yaşasın sınıf dayanışması!" sloganlarıyla protesto edildi.

Limter-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Barındık, yaptığı açıklamada, saldırının işçi sınıfına yapıldığını belirterek baskılara karşın haklı mücadelelerinden vaçgeçmeyeceklerini söyledi. Basın açıklamasına katılanlar daha sonra 26 Nisan’dan bu yana grevde olan Yonca Tersanesi’ndeki işçileri ziyaret etmek istediler, ancak tersane girişinde polis barikatı ile karşılaştılar. Sendikacılar ile polis arasında yaşanan tartışmanın ardından sadece 10 sendika yöneticisinin, grevdeki işçileri ziyaret etmesine izin verildi.

DİSK Ege Bölge Temsilciliği’nden yapılan açıklamada ise; 16 Mayıs’tan beri gözaltında tutulan sendikacılar için yaptıkları tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirten Bölge Temsilcisi Kani Beko, "Sendikamızın binası, yöneticilerin ve üyemizin evleri aranmıştır. Savcılık iddianın gerçekliğini ve olabilirliğini araştırma gereği duymamıştır" dedi. Limter-İş yönetici ve üyelerinin daha önce de bir işverenin korumaları tarafından kurşunlandığını hatırlatan Beko, bu olaya karışanların ise hemen serbest bırakıldığına dikkat çektikten sonra, "Üç yöneticimizin ve bir üyemizin hürriyetlerinin kısıtlanması, evlerinin ve sendika binamızın aranması bölgedeki sendika karşıtı yıldırma operasyonlarının bir devamıdır" dedi.

Çiğnenen hukuk iade edilmek zorunda kalındı
Sendikacı ve işçiler serbest bırakıldı

Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kazım Bakış, Genel Başkan Vekili Hakkı Demiral, Genel Sekreter Hacı Yapıcı ile grevci işçiler Şahmettin Yaşa ile Haşim Tan 19 mayıs günü Tuzla Jandarma Karakolu’ndan Tuzla Savcılığı’na çıkarıldı. Savcılığın hakkında arama kararı çıkardığı grevci işçiler Cengiz Cimiş, Mahmut Aygün ve Akif Taşkın da avukatlarıyla savcılığa geldi. Şaban Sağ adlı işçinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Savcılık, Genel Başkan Kazım Bakış’ın "silahla adam yaralamaya azmettirdiği" iddiasıyla ifadesini aldı.

Sendikacı ve işçiler verdikleri ifadenin ardından serbest bırakıldılar.



Sınıftan kısa kısa...

* Köy-Tür işçileri eylemlerini sürdürüyor

Elazığ Köy-Tür Entegre Tavukçuluk Sanayi Ve Ticaret AŞ. Müdürlüğü’ne bağlı kesimhane ve yem fabrikasında işten çıkarmalar devam ediyor. Köy-Tür’de son işten çıkarmalarla işten atılan işçi sayısı 37 oldu. İşçiler, işten atılmalarına karşı Köy-Tür idare binası önünde başlattıkları oturma eylemini 1 aydır sürdürüyorlar.

* Yataş’tan 9 işçi atıldı

Ankara’nın Hasanoğlan ilçesinde kurulu Yataş Fabrikası’nda çalışan 9 işçi “iş az” gerekçesiyle işten atıldı. İşçiler ise bu gerekçenin kesinlikle doğru olmadığını belirterek, yeni alınan siparişler yetiştirilemediği için geçici işçilerin işbaşı yaptırıldığını kaydettiler. Amacın sendikal örgütlülüğü dağıtmak olduğunu belirten işçiler, bir yandan geçici işçi alınırken, diğer yandan işten atmaların yaşanmasının ve 3 işçinin de ücretsiz izne gönderilmesinin işvereninin kötü niyetini gözler önüne serdiğini ifade ettiler.

* Demir Export işçileri direnişte

Koç Holding bünyesinde faaliyet gösteren ve Kangal Termik Santralı’nın kömür ihtiyacını karşılayan Demir Export şirketinde kendilerine dayatılan ücretsiz izni kabul etmeyen işçiler, kömür ocaklarında direniş başlattılar. Gece-gündüz ocakları terketmeyen işçilere Kangal halkı da destek veriyor. İlçede düzenlenen halı saha turnuvasında Demir Export’u temsil eden işçilerden kurulu futbol takımı da patronun tutumunu protesto amacıyla turnuvadan çekildi.

* SEKA işçileri işletmelerde bordro yaktı

Hükümet tarafından özelleştirme kapsamına alınan ve tasfiyesi gündemde olan SEKA işletmelerinde işçiler, bordro yakma eylemi yaptılar. Hükümeti protesto eden işçiler, attıkları sloganlarla tepkilerini dile getirdiler. SEKA Akdeniz Müesesesi İdare Binası önünde toplanan işçiler, SEKA’nın özelleştirme kapsamından çıkarmasını istediler..

TEDAŞ’a borcu nedeniyle elektriği kesilen ve üretimi duran Balıkesir SEKA Kağıt Fabrikası’nda 7 Mayıs’tan beri zorunlu izne çıkarılan işçiler de aynı eylemi yaptı.

* Şeker işçileri eyleme geçti

Marmara depremi sonrasında gördüğü hasar nedeniyle faaliyetini durduran Adapazarı Şeker Fabrikası’nın işçileri, fabrikanın tekrar çalışması istemiyle oturma eylemi başlattı. Aileleriyle birlikte sabah saatlerinde fabrika önüne gelen yaklaşık 300 işçi, fabrikanın yeniden faaliyete geçmesi yönündeki taleplerini içeren sloganlar eşliğinde oturma eylemine başladılar.