25 Mayıs'02
Sayı: 20 (60)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınırsız grev ve genel grev hakkı!
  Bürokratlardan oyalama taktiği
  Lastikte grev ertelemesi...
  Belediyelerde uyuşmazlık zaptı tutuldu...
  Kazanmanın yolu fiili-meşru mücadeleden geçiyor!
  Sınırsız söz ve basın özgürlüğü!
  Filistin halkı emperyalist-siyonist kuşatmaya karşı direniyor!
  İP'li çete hem suçlu hem güçlü!
  Bu yasa meclisten geçmeyecek!
  Sınıf çalışmasının popüler politik araçları: Bültenler
  Metropol Kürtleri: Birleşik mücadeleye köprü
  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı öfke her yerde büyüyor...
  Adana Öncü-İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Şehitleri anmak, onları anlamak ve her koşulda mücadele ile yaşatmaktır!
   Bir özgürlük abidesi, bir direniş türkücüsü: jose Marti
   Ölüm Orucu Direnişi bir şehit daha verdi...
   Halk ozanlığı geleneğinin en büyük temsilcilerinden Mahsuni Şerif'i kaybettik...
   Nepal'de Yeni Demokratik Halk İktidarına selam!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Sırtını devlete dayadıkça saldırganlaşıyor...

İP’li çete hem suçlu hem güçlü!

Komplo teorilerinden tanıdığımız devlet uzantısı İP çetesi yalan ve manipülasyon kampanyasını şimdi de öğrenci gençlik üzerinden sürdürüyor. Ankara İl Başkanlığı adına yapılan son açıklama, her zaman olduğu gibi devrimcileri en rezil bir tutumla hedef alan bir içerik taşımaktadır. Amaçları en kaba yalan ve iftiralarla devrimcileri karalamak, onları uzantısı bulunduğu devletin hedefi haline getirmektir. Bu onların eski bir alışkanlığıdır, daha doğrusu solda üstlendikleri misyonun bir parçasıdır. Aslı çetecilik olan bu grup ‘70’li yıllarda da yayın organı Aydınlık’ta devrimcilerin isim ve adreslerinden oluşan listeler yayınlamış, gelmekte olan 12 Eylül’e önden önemli hizmetlerde bulunmuştu. Bunun bilinçli bir misyon olarak yerine getirildiğini ise, bizzat Perinçek’in 12 Eylül mahkemelerindeki rezil savunmaları tüm açıklığı ile ortaya koymuştu. Perinçek bu yayınları da kanıt gösterek, zamanında “teröre karşı” nasıl da devletle omuz omuza mücadele ettiklerini vurgulamış, böylece kendilerinin haksız yere yargılandığını anlatmaya çalışmıştı.

Bugün izlenen çizgi ve tutum da özünde aynıdır.

Bahsi geçen açıklamada “son zamanlarda üniversitelerde çıkan öğrenci olayları”, iddia edilenin tam aksine, bizzat İP tarafından kışkırtılmakta, büyütülmekte ve çatışma yine bu grubun yoğun çabası sonucu kaçınılmaz hale gelmektedir. Yaşananlara daha yakından bakalım.

Bu çetenin mensubu olarak tanınan birkaç öğrenci yıllardan beridir en küçük bir sorun ve rahatsızlıkla karşılaşmaksızın, Beytepe’de eğitimlerini sürdürmekteydiler. Ancak Nisan ayı başlarında Cebeci Kampüsü’nde İP’lilerce düzenlenen ve birçok devrimci-demokrat öğrencinin ağır yaralandığı saldırı yaşandı. Yani olayların başlangıcında bizzat bu çetenin saldırganlığı var. (Yıllar önce ve bizzat devletin gözyummasıyla kendi gençliği için özel eğitim kampları kuran bu çete, buradaki özel eğitimin ne işe yaradığını ve yarayacağını da böylece göstermiş oldu. Aydınlık dergisi konuya ilişkin yazısında, saldırıda zorbaların öğrencileri yaralama “başarısı”ndan övgüyle söz etti).

Sözü edilen İP’li öğrenciler, bu saldırılarda aktif olmalarının sonucu olsa gerek, Cebeci olayı sonrasında okula gelmemeye başladılar. 1 Mayıs’ı önceleyen günlerde, çoğu farklı okullardan kalabalık bir grup halinde sopa vb. silahlarla okula gelen (ki bu ‘70’li yıllardaki faşist çetelerin davranış tarzının bir benzeridir) bu İP’lilere provokasyon olmaması için bir müdahalede bulunulmamıştır. Ancak okulda sürekli çalışma yürüten ve bir kısmı Cebeci’deki saldırıda yaralanan devrimci-demokrat öğrencilerle durumu konuşmak yerine aynı tarzda kampüse gelmekte ısrar eden bu grupla bazı devrimci öğrenciler arasında kısa süreli bir çatışma yaşanmıştır. Ekim Gençliği taraftarları herhangi bir biçimde bu olayda yer almamışlardır.

Bu olaydan birkaç gün sonra, 6 Mayıs Pazartesi günü, yine çantalarında görülebilir bir biçimde taşıdıkları sopalarla okula gelen 25-30 kişilik İP’li çeteyle çatışma çıkmasını engellemek üzere bir arkadaşımız bizzat konuşmuş; kendilerine, Ekim Gençliği’nin okulda bu türden olaylar istemediği, ancak kendileri eğer toplantı yapmayı kabul etmezler veya okulu terketmezlerse çıkabilecek bir çatışmanın da sorumlusu olacakları söylenmiştir. Bunun üzerine yapılan toplantıyla sorun çözülmüş, İP’liler derslerine serbestçe devam edebilmişlerdir.

Şimdi olayların aslı buyken ve bizim tavrımız daha çok öncesinden ortadayken, kalkıp Kızıl Bayrak okurlarını da hedef alan provokatif açıklamalar yapmak, olsa olsa bu grubun provokatif geleneği ve buna dayalı güncel hesapları ile açıklanabilir. Devlete ve onun vurucu gücü orduya sırtını dayamış olmanın rahatlığı ve şımarıklığı ile bu çete ortalığı karıştırmaktan ne yarar umuyor, bunu şu an tam bilemiyoruz. Fakat bununla devletin zirvesindeki ağababalarına yeni güven mesajları yollamayı hesapladıkları herkesin görebileceği açıklıkta ve ortadadır. Devrimcileri bu denli rezilce karalamanın, onlara bu türden çirkin iftiraları bu denli kolay atmanın bir sadakat gösterme tarzı olduğuna kuşku yok. Batağa boğazlarına kadar batmış olanların daha derinlere inmelerine sınır yok artık.

Komünistlerin devlet uzantısı ve generallerin yalakası bu çeteye karşı tavrı bilinmektedir: Bizim bu çeteye karşı tavrımız ideolojik-siyasal teşhir ve mücadele çerçevesindedir. Bu çerçeve bizim yönümüzden bugün için şiddeti hiçbir biçimde içermemektedir. Onların fiili saldırılarda bulunmadıkları koşullarda, dolayısıyla meşru savunma kapsamına giren durumlar dışında, biz asla şiddet yoluna başvurmayız. Bugüne kadar da başvurmadık. Başka devrimci çevrelerin buna eğilim duymasını da onaylamayız.

Fakat yineliyoruz; halihazırdaki saldırıların ve dolayısıyla onu izleyen olayların sorumlusu bizzat bu çetenin kendisidir. Buna rağmen onun kalkıp kamuoyu önünde sorumluluğu üzerinden atmakla kalmayıp daha bir de devrimcileri ağır karalama ve iftiralarla suçlaması, olsa olsa onun ilkesizliği ve karaktersizliği ile açıklanabilir.

Ekim Gençliği/Ankara



“Örgüt paranoyası yaratmaya çalışan güçler
bir kez daha devredeler”

Ülkemizde yaşanan sosyal-siyasal-ekonomik çöküntünün karşısında duran, ülkenin tam bağımsızlığı ve emekten yana koyduğu tavrıyla İMF’ye, üniversitelerde baskıcı, anti-bilimsel, anti-demokratik uygulamaların merkezinde bulunan YÖK’e, insanca bir yaşam için topluma dayatılan tecrite, Afganistan, Filistin gibi yoksul ülkeler üzerinde uygulanan emperyalist savaş politikalarına karşı çıkan biz devrimci, demokrat, ilerici, muhalif kesimler olarak, bu duruşumuzdan kaynaklı soruşturma, kaçırma, gözaltı gibi birçok baskı ile karşı karşıya kaldık.

Üniversitelilerin demokratik, akademik mücadelesini engellemek adına birçok üniversitede yaşama geçirilen “örgüt var”, “bunları örgüt adına yapıyorlar” ve benzeri söylemlerle örgüt paranoyası yaratmaya çalışan güçler bugün bir kez daha devredeler. Trakya Üniversitesi’nde 21 Mayıs 2002 Salı günü sabahı iki örgüt adına küçük el ilanları ve bildiriler dağıtılarak, biz devrimci, demokrat, ilerici, muhalif kesimler hedef gösterilmek istenmektedir. TKP (ML) adına küçük el ilanları, DHKP/C adına bildiri dağıtılmıştır. Yapılmak istenenin bir komplo olduğu açıktır, böylece üniversitemizde yaratılan atmosferi farklı yönlere çekip var olan muhalefeti bastırmak amaçlanmaktadır. Örgüt isimleri ile yapılan bu propagandalarla hiçbir ilgimiz olmadığını belirtir, geçmişte yaşanan tecrübelerden yola çıkarak can güvenliğimizin tehlikede olduğunu basına ve kamuoyuna duyururuz.

Trakya Üniversitesi Öğrencileri



Sınıftan kısa kısa...

* Modkar’da direniş sürüyor

Selüloz-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan Çorlu Modkar işçilerinin direnişi devam ediyor. Sendikal örgütlülüğü kabul etmeyen Eren Holding patronları, 26 Nisan 2002’de işçileri işten çıkarmıştı. Fabrika önünde direnişlerini sürdüren işçilere, fabrikada çalışan diğer işçilerin desteği de devam ediyor. Selüloz-İş Sendikası da direnişe destek için bir dayanışma kampanyası başlattı. Sendikanın talebine rağmen, Eren Holding patronları görüşmeye yanaşmıyorlar.

* Gökçesu’daki madencinin direnişi

Bolu’nun Mengen ilçesi Gökçesu beldesindeki Kuzey Anadolu Madencilik AŞ’de çalışan 58 işçi, Dev Maden-Sen’e üye oldukları gerekçesiyle ücretsiz izne çıkarıldı. 7 Aralık’ta direniş başlatan ve eylemlerini 48 gündür işletme önüne kurdukları çadırlara taşıyan işçiler, haklarını almaya kararlı olduklarını söylediler.

* Birecik Belediye işçileri yine eylemde

Urfa’nın Birecik İlçesi’nde çalışan belediye işçileri, 15 aydır ödenmeyen ücretleri için yine eyleme başladılar. Sosyal hakları ve ücretleri için 2 Nisan’da oturma eylemi yapan işçiler Birecik’in MHP’li belediye başkanının söz vermesi üzerine eylemi bitirmişlerdi. Ancak aradan geçen süreye rağmen ücretler ödenmeyince işçiler tekrar oturma eylemine başladılar. Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Urfa Şube Başkanı Adem Şıltak, eylemin bütün alacakların ödenmesine kadar devam edeceğini söyledi.

* İzmir’de arabulucu süresi tamamlandı

Belediye-İş Sendikası İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Basri Çavuşoğlu, Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZBELKOM A.Ş’deki toplusözleşme görüşmelerinde, arabulucu aşamasının, taraflar arasında anlaşmaya varılamadan tamamlandığını söyledi. Çavuşoğlu, “İZBELKOM’daki arabulucu aşamasında taraflar arasında bir anlaşmaya varılamadı. Arabulucu üç gün içinde raporunu hazırlayıp bunu Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne ve sendikanın genel merkezine gönderecek. Sendika da 6 iş günü içinde yasal prosedür uyarınca grev kararı alacak diye konuştu.

* Haklara “yerel” saldırı

Belediye-İş Sendikası, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeyi bekleyen Yerel Yönetim “Reform” Tasarısı’nın bu haliyle tam bir vesayet tasarısı olduğunu vurguladı. Tasarıyı, gerek istihdam, gerekse ücret politikası açısından da “vahim” bulan Belediye-İş, yerel yönetimler üzerindeki denetimin merkezi yönetime bırakılmasını “vesayet denetiminin tüm ağırlığıyla korunması” olarak değerlendirdi.

Tasarı bir bütün olarak, belediyelere ek görevler getirirken, bir yandan da belediye bütçesi içindeki personel giderlerine sınırlama getiririyor, sendikal örgütsüzlüğü teşvik ediyor. Tasarıyla geçici işçi kavramı da yasalaşarak, belediyelerin hizmetlerini geçici işçiler aracılığıyla gördürülmesinin önü açılıyor. Belediyelerde istihdam edilecek memur ve daimi işçi sayısının en aza indirilmesini getiren tasarı, geçici işçilik ve sözleşmeli personel uygulamasını yaygınlaştırıyor.