04 Temmuz '01
Sayı: 20


Kızıl Bayrak'tan
Sosyal yıkım ve "sosyal patlama"

Bozacının şahidi şıracı

"Taleplerimiz karşılanıncaya kadar direnişimiz devam edecektir!..."

Tayyipçi "yeni oluşum" parlatılıyor
Açığa çıkan yalanlar
Sınıf ve kitle hareketi
"Ortak talepler etrafında birleşerek mücadele etmeliyiz"
"Saldırılara karşı mücadeleyi Hacıbektaş'ta yükseltelim"
"Yüce Türk adaleti derin devletin elinde"
Ordu ve yolsuzluk
PKK-DÇS: 2 Ağustostan günümüze...
Sınıf hareketinin sorunları
Uluslararasi politika
'96 Zindan direnişi
Ölüm Orucu Direnişi 289.gününde sürüyor
Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli yoldaşın direniş günlüğünden

Basından

Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Tahliye oyunu da direnişimizi kıramayacak...

Taleplerimiz karşılanana kadar
direnişimiz devam edecektir!...

Haklı, meşru, demokratik taleplerle 20 Ekim ve akabinde 9 Aralık tarihinde değişik davalardan tutuklu ve hükümlüler olarak başlatmış olduğumuz Ölüm Orucu Direnişimiz mevsimleri geride bırakarak büyük bir kararlılıkla sürmektedir. Direnişimiz karşısında acz içinde bulunan İMF hükümeti ve onun Adalet Bakanı; haklı, meşru, demokratik taleplerimize cevap vermek yerine direnişimize saldırmaya devam ediyor.

19 Aralık'tan bu yana 60'a yakın şehit veren, 100'e yakın arkadaşımızın sakat kaldığı Ölüm Orucu direnişimiz yeni Ölüm Orucu ekiplerinin katılımıyla sürmesine karşın kılını kıpırdatmayan hükümet ve onun Adalet Bakanı tecrit ve izolasyon koşullarını daha da ağırlaştırarak yasallaştırmıştır. Hükümet 19 Aralık katliamıyla, tehdit ve şantajlarla sansürle, Ölüm Orucu direnişçilerine yapılan zorla müdahalelerle, ağır tecrit ve izolasyonlarla, yalan ve karalamalarla direnişimizin kendiliğinden biteceği üzerine yaptığı hesapları, Ölüm Orucu Direnişimizin kararlılıkla sürmesi sonucu tutmayınca yeni yalan ve karalamalarla, uygulamalarla direnişimizi boğmaya çalışmaktadır. Oysa devrimci tutsaklar üç mevsimdir Ölüm Orucu Direnişi`ni kararlılıkla sürdürerek tek bir tutsak dahi kalsa; haklı, meşru, demokratik taleplerden vazgeçmeyeceğini tüm halka göstermiştir. Bunu çok iyi bilen hükümet ve onun Adalet Bakanı; bu gerçeği kabul etmek ve taleplerimize cevap vermek yerine direnişimizi "sessizce", "kimseler duymadan", "kimseleri etkilemeden" kendiliğinden bitirmek politikalarını devreye sokmaktadır.

Bunun en son örneği olarak da, "cezaların ertelenmesi" uygulamasıyla bilinçli olarak sakatladığı direnişçilerimizin yanısıra Ölüm Orucu`nu sürdüren direnişçilerimizi "salıvermektedir". Hesap açıktır. Tutsakların direnişini kırmak, haklı, meşru, demokratik taleplerimizi karşılamadan direnişimizin kendiliğinden bitmesini sağlamak... Bu boşunadır. Salıverilen bazı davalardaki direnişçilerimiz Ölüm Orucu Direnişi`ni dışarıda sürdürerek hükümetin bu politikasının gerçek yüzünü açığa çıkarmaktadır. Ölüm Orucu Direnişimizi bu politikayla bitiremeyeceklerdir. İçeride ve dışarıda, taleplerimiz kabul edilene kadar, direnişimiz sürecektir. Tecrit ve izolasyon koşullarında tek bir tutsak kalsa dahi çesitli mücadele biçimleriyle boyun eğmeyeceğiz. Ölüm Orucu Direnişimiz de taleplerimiz kabul edilene kadar sürecektir.

Hükümetin 19 Aralık katliamı/vahşeti tüm yalan/karalama bombardımanına karşın bugün açığa çıkmıştır. Hükümetin ve onun Adalet Bakanı'nın katliamcı yüzü gizlenemeyecek, örtülemeyecek bir biçimde belgelenmiştir. Halkımız bugün daha açık bir biçimde devletin, 19 Aralık'ta devrimci tutsakları kurşunlarla, bombalarla, yangın bombalarıyla nasıl katlettiğini, nasıl yaktığını bilmektedir. Halkımız F tiplerinin tecrit-izolasyon olduğunu, işkencehane olduğunu, kişiliksizleştirme, siyasi kimlikleri yoketme laboratuvarları olduğunu bilmektedir. Ve halkımız, devrimci tutsakların taleplerinin kabul edilene kadar Ölüm Orucu Direnişi`ni sürdüreceklerini, asla teslim olmayacaklarını da bilmektedir.

Yalanlarla, karalamalarla, sansürle, cezaları erteleme politikalarıyla, Ölüm Orucu direnişçilerimizin salıverilmesiyle F tiplerini, tecriti meşrulaştıramazsınız, uygulayamazsınız. F tiplerini tecrit ve izolasyonu bugüne kadar ne devrimci tutsaklara ne de halkımıza kabul ettiremediniz. Bundan sonra da ettiremeyeceksiniz. Bunun en büyük kanıtı bizim üç mevsimdir süren Ölüm Orucu Direnişimizdir, yüze yakın sakat bıraktığınız yaşayan ölümüzdür... Katliamlarla, yalanlarla, karalamalarla, işkencelerle başaramadınız. Katliamdan- kırımdan, işkencelerden geçirilerek ağır tecrit- izolasyona tabi tutulduk. Yetmedi, hücrelerde de baskı, işkenceler sürdü (Hala sürmektedir). Ölüm Orucu direnişçilerine zorla müdahalelerde bulunarak onlarcası geri dönülmez bir sakatlığa mahkum edildi, ediliyor. Bunca katliam, zulüm, tecrit, izolasyon uygulayanlar aynı zamanda ince, sinsi taktiklere de başvurdular, başvurmaya devam ediyorlar. Bunları çeşitli açıklamalarla deşifre edip kamuoyunun bilgisine sunduk. Bütün bunlar direnişimizi çözüp bastırarak, düşünce ve onurumuzu teslim almak içindi. Ne var ki başaramadılar, başaramayacaklar da.

Elbette onlar bu çabalardan geri durmayacaklar, durmuyorlar da. Bunun sinsi bir örneği de "cezaların ertelenmesi" olarak bir süredir sergilenen oyundur. Bu büyük bir aldatmacadır. Tutsakları ve aileleri, halklarımızı, ülke ve uluslararası kamuoyunu aldatmanın ve tabii ki kendilerince direnişi de çözmenin bir aracı olarak başvurulan bir taktiktir. Bu ülke hapishanelerini, silahlarıyla, bombalarıyla saldırıp işkencelerle, tedavi etmeyip "sessiz imha"yla mezarlığa ve sakatlar yurduna çevirenlerin şimdi birden bire "tedavilerinin yapılması için şu kadar kişinin cezası ertelenmiştir." diyerek bazı tahliyeler yapmalarıyla "şefkatli devlet" imajı yaratmaya çalışmaları boş olmasa gerek.

1996 Süresiz Açlık Grevi ve Ölüm Orucu'nda ve çeşitli hapishanelerde yaşanan katliam ve operasyonlarda sakatlanan ve yıllardır tedavileri yapılmayıp artık tutsaklık koşullarında bunun da mümkün olmadığı ve tedavi olabilmeleri için salıverilmeleri zorunlu olan arkadaşlarımızdan hiçbiri için bu işlem yapılmamıştır. Bu gerçek ortadayken bu direnişte zorla müdahale edilip bilinçlice sakat bıraktıkları arkadaşlarımızdan kimileri ile birlikte direnişi sürdürenlerden durumu artık geriye dönülmez bir aşamaya gelmiş direnişçilerden de dahil edip salıverilmesi, koca bir aldatmacadan ve belli yönleriyle direnişin gücünü zayıflatma çabasından başka bir şey değildir. Bunu iyi biliyoruz.

Başta tutsak yakınları olmak üzere, demokratik kamuoyu da, halkımız da bu aldatmacayı görmeli. Hitler faşizmine rahmet okutan bakanlığın bu aldatmacasına kanmamalıdır. Bu ve benzeri taktikler, sorunun özünü gözlerden uzak tutup F tiplerinin koşullarını ve sorunlarını unutturmak içindir. Direnişin eridiği, sürdüren kimsenin kalmadığı, F tipi tabutlukların hiç de kötü olmadığı imajı vermek, tecrit, izolasyon, baskı ve işkencenin giderek kanıksatılması içindir. Gerçeklerin görmezden gelinmesini sağlamak içindir.
Hiçbir güç, çaba, hile bunu başaramayacaktır. Başaramayacaktır, çünkü ağır izolasyon- tecrit koşulları her geçen gün katmerleşerek devam etmektedir. Baskı, işkence sürmektedir. Ölüm Orucu`nda da tutsaklara zorla müdahale yapılarak sakatlar ordusu yaratma çabası hızından hiçbir şey kaybetmeksizin sürüyor.

Adalet Bakanı son olarak birer Nazi kampı olan F tiplerine olan ziyaretlerle yalan ve karalamalara devam etmiştir. Adalet Bakanı bu ziyaretlerinde tek bir devrimci tutsakla görüşmemiştir. Adlı tutuklular kullanılarak "ortak alanların" kullanıldığını, sorun yaşanmadığını medya aracılığıyla açıklamıştır. Yine açıklamalarında Ölüm Orucu Direnişi`ni sürdüren tutuklu ve hükümlülerle, aileleri üzerinde "örgüt baskısından" söz edilmiştir.

Hücreleri savunmak için sarıldığı en büyük yalan olan "örgüt baskısı" yalanı artık hiç kimseyi inandırmamaktadır. Ölüm Orucu Direnişimizle F tiplerinin tecrit ve izolasyon olduğunu çok açık şekilde gören halkımızı yalan ve karalamalarla kandırmak mümkün değildir. "Örgüt baskısı"ndan bahseden Adalet Bakanı, "ziyaretleri" sırasında yanında bulunan medya ile birlikte neden tek bir Ölüm Orucu direnişçisiyle görüşmemiştir? Buna cesaret edemezdi. Çünkü, hücreleri savunmak için sarıldığı en büyük yalanı olan "örgüt baskısı" yalanı ortaya çıkacaktı.

Adalet Bakanı`nı davet ediyoruz. İstediği zaman hücresine gidip zorla tedavi işkencesine başvurduğu Ölüm Orucu direnişçilerini, medya ile birlikte ziyaret etsin ve medyanın gözü önünde "örgüt baskısını" sorsun. Adalet Bakanı nasıl bir cevap alacağını bildiği için hücrelere medyayı sokmamıştır.

Eğer cesaretiniz varsa basınla birlikte bekliyoruz. Çeşitli hapishanelerde tedaviye-bakıma muhtaç onlarca arkadaşımız yine ölüme terkedilmektedir. Ve bütün bunlara karşı Ölüm Orucu Direnişimiz, azalma şöyle dursun yeni ekiplerle büyüyerek devam ediyor. Bundan dolayıdır ki, başaramayacaklardır. Taleplerimiz karşılanana kadar direnişimiz devam edecektir.

23 Temmuz 2001
DHKP-C, TKP(ML), TKİP, TKP/ML, TİKB,
DH, TDP, MLKP, DY, MLSPB, PKK/DÇS
davalarından tutsaklar adına Ercan Kartal, Cemal Çakmak, Muharrem Kurşun, Hacı Demirkaya, Can Ali Türkmen, Ramazan Sadıkoğulları, M. Aytunç Altay, Yunus Aydemir, Nizamettin Doğan, Hasan Yüksel, Ziya Büyükışık