23 Haziran'01
Sayı: 14


  Kızıl Bayrak'tan
  Meclis gece-gündüz çalışıyor!..
  Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama...
  Zorla müdahale işkencesine son
  ÖO Direnişi 247. gününde sürüyor
  Takas ihalesinin gerçek yüzü
  Kamu emekçileri hareketi
  Kapitalist kâr hırsı insanlığın geleceğini tehdit ediyor
  Düzen medyası
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/8
  Aymasan işçileri direniyor, öğreniyor, öğretiyor!
  Sınıf hareketi
  Gençlik
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri...
  "Emek ordusu öncü müfrezesine sahip bugün"
  Antakya sebze halinde küçük ama kazanımla biten bir direniş
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kapitalizme karşı yeni bir mücadele dönemi...

“Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!”

Kapitalizme karşı mücadelenin giderek güç kazanacağı bir süreç başlıyor. İşçi sınıfı, toplumun ezilen ve sömürülen katmanları, yaşadıkları deneyimlerin ardında bir kez daha çareyi kapitalizme karşı mücadele bayrağını yükseltmekte görüyorlar. Göteborg’ta “Vahşi kapitalizmi parçalayın!”, “Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!” şiarı altında gerçekleşen büyük kitlesel gösteriler, gelişecek olan mücadelenin hedefini somutluyor.

AB Zirvesi haydutlar takımına zehir oldu. Toplantı boyunca onbinlerce gösterici eylemlerini sürdürdüler. Yaklaşık 25 bin kişilik kitle Göteborg sokaklarını savaş alanına çevirdi. Finans kuruluşları tahrip edildi, göstericilere vahşice saldıran polis püskürtüldü, polis araçları tahrip edildi, atlı polisler yerlerde süründü. İki gün boyunca süren çatışmalarda, aralarında polislerin de olduğu onlarca kişi yaralandı, bine yakın kişi gözaltına alındı.

Kitlesel ve sokak çatışmaları biçiminde süren gösteriler ve öfkeli kitle karşısında çaresiz kalan İsveç polisi göstericilere kurşun yağdırdı. Çeşitli kaynaklar “şehirdeki durum korkunç, bu bir trajedi” diyen İsveç Başbakanı Goran Persao’nun polislere şiddet kullanmaları yönünde direktif verdiğini açıkladı. İsveç polisinin göstericiler üzerine kurşun sıkmasının ardından Adalet Bakanı, “sorun polisin ne tipte mermi kullandığı değil, 400–500 kişilik grubun çatışma çıkarmasıdır” biçiminde açıklama yaparak göstericileri suçladı. Zirve’nin haydutları, bundan böyle daha sert önlemlerin alınması, AB üyesi ülke vatandaşlarının pasaportsuz ve vizesiz dolaşmasını sağlayan Schengen vizesinin geçici olarak askıya alınması gerektiği konusunda birleştiler. Böylece AB yasalarına yer alan seyehat özgürlüğü keyfi olarak bir tarafa atladı.

Göteborg protestoları, protesto karşısında ortaya konan tutum ve alınan kararlar, burjuva demokrasisinin bütün bir özünü yansıttığı gibi, onun gerektiğinde nasıl da çıplak bir diktatörlüğe dönüşebileceğini tüm açıklığıyla ortaya seriyor. Avrupa’nın “en demokratik” ülkesinde ve bütün demokrasi sevdalısı şeflerin biraraya geldiği kentte polis terör estiriyor, kitlelere kurşun sıkıyor. Emperyalizmin demokrasisi budur. Kitlelerin mücadelesi karşısında insan hakları ve demokrasi anında bir kenara itiliyor, burjuvazinin gerici şiddeti devreye giriyor.

Bütün burjuva basın-yayın kuruluşları, karalama ve saptırma çabalarının yanısıra, göstericileri çapulcu ve yağmacı olarak tanımlamaktan ziyade, “vahşi kapitalizm karşıtları”, “Küreselleşme, AB ve ABD karşıtları” olarak sunuyor. Bu kapitalizme karşı mücadelenin giderek meşruyet kazandığı anlamına geliyor.

Emperyalist kuruluşların, birliklerin zirvelerindeki protesto gösterileri ve gösterilerde öne çıkan şiarlar dikkate değer bir evrim yaşıyor. Önceki gösterilerin şiarı “Kapitalizm öldürür!” biçimindeydi. Bu şiar kapitalizmin yıkıcı sonuçlarına işaret ediyordu. Daha sonraları öldüren kapitalizmin öldürülmesi bilincini ifade eden, ama yerine net bir alternatif koymayan “Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldürün!” şiarı zirve protestolarına damgasını vurdu. Şimdi ise kapitalist sistemin karşısına sosyalizm alternatif olarak sunuluyor ve bu “Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!” sloganında net ifadesini buluyor. Önümüzdeki süreçte bu sloganın daha geniş emekçi yığınlar tarafından sahiplenileceğinden, sosyalizmin giderek büyüyen bir özlem ve umut haline geleceğinden kuşku duyulmamalıdır.

Göteborg protestolarındaki “aşırılıklar”, kontrolsüz ve hedefsiz biçim ve tarzlar bir yana bırakılırsa, eylemin içeriğini “Kapitalizme hayır, sosyalizme evet!” sloganı belirledi. Önemli ve anlamlı olan da budur.




Emperyalizmin Göteborg zirvesi

İsveç’in Göteborg kentinde 16-17 Haziran’da yapılan AB devlet ve hükümet başkanları zirvesine anti-kapitalist, anti-emperyalist gösteriler damgasını vurdu. Sömürü ve yağma üzerine kurulu emperyalist birlik olan AB Zirvesi’nde, “Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren”, demek oluyor ki, emperyalist-kapitalist sömürü düzeninin geleceğini güvenceye alacak olan sorunlar tartışıldı. Kapalı kapılar ardında tartışılıp gizli tutulanlar dışta tutulursa, kamuoyuna sunulan zirvenin gündemini, AB’nin genişletilmesi, işsizlik ve çevre sorunu, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası konuları oluşturuyordu. Kyoto, Füze kontrolü, Ortadoğu ve Balkanlar’daki sorunlar da tartışma konuları arasındaydı. İki gün boyunca devam eden ve kimi zirvecilere “olası halk ayaklanmalarının işaretleri” dedirten onbinlerce kişinin şiddetli protesto gösterileri sonucu toplantının güvenlik sorunu da önemli bir gündem maddesi haline geldi. Bundan sonraki zirvelerde benzer olayların yaşanmaması için AB bakanları arası bir komite kuruldu.

Göteborg’daki şiddetli kitlesel protesto gösterileri emperyalistleri şaşkına çevirmiş ve derin bir kaygıya gömmüş bulunuyor. Yapılacak zirvelerin güvenliği önemli bir sorun teşkil ediyor. Öyle ki daha şimdiden 20-22 Temmuz’da İtalya’da yapılacak olan G-8 Zirvesi’nin korkusu yaşanıyor. Sert çatışmalara tanık olan İtalya başbakanı, bir liman kenti olan Cenova’nın böyle bir zirveyi kaldıramayacağını, “kente girişi olan 241 yolun kapatılması durumunda bile gerilla savaşının kaçınılmaz olduğunu” söylüyor. Ve zirvenin Bahama adalarında denizde bir geminin içinde yapılmasını öneriyor. Başbakan, böylesine riskli bir organizasyonu üstlenen eski “solcu” hükümete isyan ediyor. Dünya Bankası’nın Barselona’da yapılacak yıllık toplantısı da iptal edilmiş durumda. Göteborg’daki gösterilerin yarattığı ürküntü, emperyalist şefleri bu tür toplantıları artık internetin sanal dünyasında yapma eğilimine yöneltiyor.

Zirvede Avrupa Birliği’nin genişletilmesi en önemli tartışma konularından birini oluşturdu. Aday ülkelerin saptanmış bir tarihte üyeliğe alınmasına Almanya ve Fransa “bazı ülkelerin gerekli reformlar için zamana ihtiyacı var” gerekçesiyle itiraz etti. İsveç’in müdahalesiyle, “üyelik kriterleri ile süreç kesintisiz bir hızla sürerken yol haritası hazır olan (bu, ülkelerin önüne konan ev ödevi oluyor) ülkelerle müzakerelerin 2002 yılına kadar tamamlanması ve 2004 AB Parlementosu seçimlerine üye olarak katılması” hedefi konuldu.

Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelere azınlık haklarına önem vermesi “uyarısı” yapıldı. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin modernleşmesinin gerekliliği dile getirildi. 15 aday ülkeye karşı genişleme politikası saptandı. İrlanda örneğinde görüldüğü gibi, referandumda birliğe girmeme yönünde tutum belirleyen halkların iradesi hiçe sayılıyor.

AB’nin aday ülkelerde aradığı kriterlerin çoğu kitleleri aldatma amaçlıdır. Onların sözüm ona insan hakları savunuculuğuna, azınlık hakları bekçiliğine vb. soyunmaları tam bir ikiyüzlülüktür. Dünyanın çeşitli bölgelerinde halkların kanını akıtan, başta Kürt ve Filistin halkının haklarını inkar eden haydutların azınlık hakları çığırtkanlığı yalandan ibarettir. AB’li emperyalistlerin sözkonusu ülkelerde istedikleri gerçekte kendi çıkarlarını savunmaktan başka bir şey değildir. Onlara göre aday ülkelerin kalkınması, ilerlemesi, gelişmesi ve demokrasinin yerleşmesi, emperyalizmle tam bir bütünleşme ve ona sadakat ölçüsünde olanaklıdır. Emperyalist normlar kabul edilmediği sürece, gelişme bir yana ayakta kalmanın bile olanaklı olamayacağı propaganda edilmektedir.

Aday ülkelerde AB’nin istediği ekonomik hedeflere ulaşmayı ifade eden ekonomik programların uygulanması ancak işçi ve emekçilerin aşırı sömürülmesi ve kitlelerin yoksullaşmasıyla mümkün olabilir. Emekçilerin yıkım saldırısına sessiz kalmayıp direnç göstermeleri durumunda, devletin zoruyla karşılaşacak ve demokrasi rafa kaldırılacaktır.

AB zirvesinde işsizlik ve çevre sorunu üzerine söylenenlerin tümüde samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük ifadesidir. Kapitalizmin bizzat nedeni olduğu işsizlik sorunu karşısında yapacağı bir şey yoktur. Nitekim zirvede işsizlikle mücadele üzerine çok konuşulmuş, ama ortaya bir şey konamamıştır. İşsizlik sorununa sözümona çözüm arayanlar uyguladıkları ekonomik programlarla kitlesel işsizlik üretiyorlar. Ülke halklarına “AB ile bütünleşir ve üyeliği hak ederseniz refahınız artar, demokrasiniz gelişir, sosyal güvencelere kavuşursunuz” yalanını propaganda ediyorlar. Oysa bizzat kendi ülkelerinde de işsizlik ve yoksulluk üretiyorlar. Özellikle son yıllarda kendi emekçilerinin büyük bedellerle kazandıkları hakları tırpanlıyorlar.

Çevre sorunu çerçevesinde önerilen ise; aday ülkelerin çevre kirliliğine yol açan endüstrilerini yenilemeleri, ABD’nin destek vermeyeceğini açıkladığı karbondioksit emisyonu anlaşmasını öngören Kyoto anlaşmasına destek vermelerinden ibarettir. Bu sahte çözüm alternatifiyle çevre sorununun gerçek nedeninin kâra dayalı kapitalist üretim olduğu gizleniyor.

AB liderler zirvesi sonuç bildirisinde tartışılan başlıkların yanısıra Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası, füze kontrolü konularına da yer verildi. Bush ile Putin biraraya geldiklerinde de bu sorun masaya yatırıldı. Bush, ‘72 tarihli anti-balistik füze antlaşmasının geçerliliğini yitirdiğini ileri sürerek, füze kalkanlarının haydut devletler diye tanımladığı İran, Irak ve Kuzey Kore’den gelen tehditlere karşı olduğunu savundu. AB Zirvesi’nde ise balistik füzelerin yayılmasına karşı tavır geliştirilmesi çağrısında bulunuldu. Bu ABD’ye karşı bir tutumu ifade ediyor. AB ile ABD arasında önemli çelişkiler yaşanıyor ve her bir emperyalist odak bir ötekini dizginleme ve egemenlik sahalarını koruma ve genişletme mücadelesi veriyor.

AB emekçilere ve halklara karşı emperyalist bir saldırı odağıdır. Onların birliği emekçi halklara karşı bir birliktir. Bu birliğin zirvesinde işçi ve emekçilerin lehine bir sonuç çıkması hayaldir. Çıkan sonuç, daha fazla sömürü ve sosyal hakların gaspı, militarizm ve savaş, yağma ve talandır. Emperyalist sermayenin krizinin derinleştiği, halkların emperyalizme karşı öfkesinin geliştiği günümüz koşullarında sınıfa ve ezilen halklara karşı saldırılar artacaktır. AB emperyalistleri buna karşı gelişebilecek toplumsal kalkışmaya karşı şimdiden hazırlanmaktadır.




Sicili kirli emperyalistler Türk devletinden
sicilini temizlemesini istediler

AB devlet ve hükümet başkanları, Türkiye’nin birliğe girebilmesi için insan hakları sicilini temizlemesini, katılım ortaklığının önceliklerini yürürlüğe koyarak üyelik yolunda somut adımlar atmasını istedi.

AB, Türkiye ve İMF arasında imzalanan ekonomik programın “güçlü ve kararlı bir şekilde” uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Böylece Türkiye’de istenen şeyin gerçekte ne olduğu da anlaşılmış oldu. Ecevit ise “ulusal programın uygulanmasının Türkiye’de demokratikleşme ve insan haklarını geliştireceğini” vurguladı ve Türkiye’nin sürecin dışında tutulmaması ve kendisine daha ileri bir siyasi perspektif verilmesini talep etti.

AB’nin bir yanda Türkiye’ye “İMF programını kararlılıkla uygula” diye buyurması, öte taraftanda “insan hakları ve demokrasi alanında sicilini temizle” demesi, kaba bir ikiyüzlülüktür. Şimdiye kadar uygulanan İMF programının Türkiye’yi çöküşe sürüklediğini çok iyi biliyorlar. Emperyalist haydutlar İMF programının “güçlü ve kararlı” bir şekilde hayata geçirilebilmesinin ancak azgın bir devlet terörü eşliğinde mümkün olabileceğini, bunun da insan hakları ve demokrasinin tümüyle bir kenara fırlatılması anlamına geldiğini çok iyi biliyorlar. Türkiye’den insan hakları ve demokrasi isteyenler, sekiz aydır bu devletin zindanlarda öldürdüğü katliam ve cinayetleri sözde de olsa kınamadılar. Katliamı onaylayıp desteklediler. Türkiye’de demokrasi isteyenler, bu iste&currn;i dile getirdikleri gün ve mekanda göstericilerin üzerine kurşun yağdırdılar. Dolayısıyla, Türkiye’den istenen ne insan hakları ne de demokrasidir. Bu, emperyalistlerin umrunda bile değildir.




Bush’un Avrupa gezisinden notlar...

Her yerde protestolarla karşılandı

“Yanke go home!”/Amerikalılar evinize! Bu slogan ilk Avrupa gezisinde Avrupa emekçilerinin Amerikan emperyalizminin temsilcisi George W. Bush’un suratında patlayan bir şamar oldu. Bush nerede ise orada protestolar yükseldi. Daha İspanya’ya varmadan 20 bin işçi ve emekçi Bush’un ülkelerine gelişini protesto etmek için sokaklara dökülmüşlerdi.
Bush’un Avrupa gezisinin ikinci durağı Brüksel’di. NATO Ana Karargahı’nda 18 devlet ve hükümet başkanı sayım verir gibi sıraya dizildiler. Bush Irak, İran, Libya ve K.Kore gibi “kalleş ülkelerin” 21. yy’da dünya düzenini tehdit ettiklerini, bunlara karşı batılıların askeri bir birlik olarak silahlanması gerektiğini, onların saldırılarına Füze Savunma Sistemi (NMD) ile karşı konulabileceğini anlattı. Bolca silahlanma projesinin reklamını yaptı, destek aradı.

Hoş gel(me)din yürüyüşü

Amerikan Başkanı Bush geçen hafta Perşembe günü, İsveç’in Göteborg kentinde yapılacak Avrupa Birliği Zirvesi öncesi, Avrupalı emperyalistlerin temsilcileri ile görüştü.

Avrupalı emperyalist dostları küresel ısınmaya karşı tedbirlerin önerildiği Kyoto İklim Konferası’nda kabul edilen kararlara ABD’nin uymayı reddettiğinden dolayı (Avrupalı tekel temsicilerinin doğa dostu oldukları anlamına gelmiyor bu elbet) biraz kırgındılar. Bush batılı emperyalistlere küresel ısınma ile ilgili düşüncelerinden bir milim bile taviz vermeyeceğini bir kez daha ifade etti.*

ABD-AB toplantısı ile aynı saatlerde Göteborg sokaklarında 25 bin kişi Bush’a “Hoş gel(me)din!” diyorlardı. Göteborg sokakları, Bush ve Amerikan emperyalizmini protesto eden, emekçi halkları dayanışmaya ve sınıf mücadelesine çağıran sloganlar ile yankılanıyordu. Polisin silah kullanması, köpeklerini vahşice saldırtması bile eylemleri durduramadı.

Bush-Putin görüşmesi

Cuma günü Polonya’dan Slovenya’ya geçen Bush, Rusya lideri V. Putin ile görüştü. Görüşmenin ana gündemi aynıydı: Amerikan Füze Savunma Sistemi’ne destek.

Putin 1972’de imzaladıkları Anti Balistik Füze Anlaşması (ABM)’nı uluslararası güvenliğin köşe taşı olarak tanımladı ve NMD ile ilgili düşüncelerinin doğal olarak farklı olduğunu vurguladı.

Buluşmada ayrıca kırmızı hat olarak belirlenen Baltık ülkelerinin durumu ele alındı. SSCB’nin dağılma sürecinde batılı emperyalistler, bu kritik konumdaki ülkeleri NATO’ya asla kabul etmeyeceği, bu ülkelerin tampon ve tarafsız bölge olarak korunacağı sözünü vermişlerdi. Bune rağmen adımları atılmış olan NATO’nun doğuya doğru genişleme planı Rusya tarafından tepkiyle karşılanmaktaydı. Toplantıda bu sorun da görüşüldü. Burada Putin’in Rusya’nın NATO’ya üyelik başvurusunu yeniden gündeme getirdiği söyleniyor.

Kapalı kapılar ardında başbaşa süren görüşmede de Bush’un Rusya’nın NMD’ye itirazlarını sona erdirmesi karşılığında, kendilerine silah, askeri yardım ve ortak anti-füze tatbikatları sözü verdiği, Rusya ve Avrupa üzerinde kurulabilecek bir savunma kalkanında S-300 füzelerinin kullanılması ve bu füzelerin Rusya’dan satın alınması ile ilgili pazarlıklar yapıldığı iddia ediliyor.

Emperyalist şef Bush, Slovenya’nın başkenti Lyubyana’da da protestolarla uğurlandı. Protesto eylemine katılan yüzlerce kişi Amerikan emperyalizmine karşı sloganlar attılar. Polisin saldırdığı protesto eylemcilerinden 20’nin üzerinde kişi gözaltına alındı.

* Kyoto’da 1997 yılında, dünya ikliminin giderek olumsuz şekilde değişmesinin, küresel ısınmanın sanayi kaynaklı karbondioksit salınmasına bağlı olduğu, bunun atmosferi etkilediği vurgulanamıştı. Bu değerlendirmeye bağlı olarak, sanayileşmiş ülkelerin karbondioksit salınımını 2012 yılına değin, 1990’lardaki düzeyden 5,2 oranında daha aza indirgemesini öngören bir anlaşma imzalanmıştı. Dönemin başkanı Clinton bu anlaşmaya imzaya atmıştı ama, anlaşma Amerikan Senatosu tarafından imzalanmamıştı. Bush’un iktidara gelmesinden sonra ise karara uyulmayacağı ABD adına ilan edilmişti. Oysa dünyadaki kabondioksit salımının dörtte biri ABD tekelleri tarafından gerçekleşiyor.




Bush ile beraber ABD politikasında
daha saldırgan bir dönem başladı

Amerikan Füze Savunma Bakanı D. Rumsfeld Bush’tan önce NMD için daha önce geziler düzenlemiş ama batılı emperyalist dostları “Made in USA” markalı tüm dünyayı içine alan bu güvenlikten pek memnun olmamışlardı. NMD silahlanma projesine destek toplamak için bu kez büyük reis kolları sıvamıştı.

ABD’nin Füze Savunma Sistemi’ne açık destek veren ilk Avrupalı, İspanya Başbakanı Aznar oldu. ABD, karşılık olarak, uluslararası casusluk ağı Echelon’un İspanya devletine Basklı ETA ile ilgili bilgi vermesi teklifini getirdi.*

Bush’un Avrupa gezisinde üstü örtülemeyen bir gerçek vardı: Amerika’nın ana kıta ile transatlantik ilişkiler çerçevesinde ittifakı bu güne kadar hiç böyle çatırdamamıştı.

Avrupa’nın elitleri Amerika’nın kaba bir biçimde büyük iktidar politikası güttüğünü sanki Bush’un iktidara gelmesi ile farketmişlerdi.

Çok değil iki yıl önce, Batı Avrupalılar Amerikan kumandasıyla Yugoslavya’ya savaş açmışlar, Yugoslav halkına yıkım ve ölüm getirmişlerdi. Ama Amerika’da o zaman iktidarda insan hakları savunucusu (!) W. Clinton vardı. Bugün ise elinde zehirli iğne ile idam kararları onaylayan Bush iktidarda. Ama saygıdeğer Clinton’un ülkelerin bağımsızlığını ihlal etmesi, ulusların kendi kaderini tayin haklarını ellerinden alması kimseyi ilgilendirmiyordu.

Bugün evrensel değerlerden Amerikan değerlerine değişim; “insan haklarından” bayağı emperyalizme değişim, eski kıtada böylesi bir can sıkıntısına neden olmuş olamaz.

Bush beklenenden de hızlı bir biçimde transatlantik ilişkilerde çıkar çatışmasını en üst noktaya getirdi. ABD’nin Kyoto İklim protokolünden çekilmesi sadece kendi egoizminden gelmiyor. Bu Amerikan emperyalizminin ekonomi politikalarının bir sonucudur.

Amerikan emperyalizmi, Amerikan tekellerinin çıkarlarını tehditkar bir biçimde uygulamaya koyarak rakiplerine meydan okuyor.

Clinton döneminde ABD emperyalizmi, dünyanın süper gücü, yani dünya sistemiydi. Bush daha geleneksel, daha tutucu, daha vahşi, Amerikan süper güç politikasına yaslanmış, en önemlisi de Amerikan emperyalizminin özel çıkarlarını tüm çıplaklığı ile savunmaya soyunmuştur.

* ABD, denetimindeki Echelon uydusu aracılığıyla, yapılan her tür iletişimi takip altına alabiliyor. CIA kaynakları ve uydular aracılığı ile elde edilen bilgiler, ABD’nin iletişimlere sızması ve elektronik postaları denetlemesini olanaklı kılıyor. Böylece ABD, bundan böyle İspanya adına Basklı ETA örgütünün iç iletişimini takip edecek, grubun denetim altında tutulmasına yardımcı olacak.




İMF reçeteleri her yerde protestolarla karşılanıyor..

Endonezya’da yaygın ve militan emekçi eylemleri

İMF reçeteleri dünya çapında yaygın ve militan protestolarla karşılanıyor. Son haftalarda Arjantin’de, Güney Kore’de, Yunanistan’da vb. yaşanan militan eylemlilikler bunun son örnekleridir.

Tüm dünyadaki ezilenlerin bu hoşnutsuzluğu günbegün çığ gibi büyümekte ve kendini son dönemde “küreselleşme karşıtı” eylemlerle de dışa vurmaktadır. Bu eylemlerde emperyalist sömürü ve yıkım saldırılarına karşı hoşnutsuzluk dile getirilirken, enternasyonalist dayanışmanın en güzel örnekleri de sergilenmektedir. Militan çatışmalara sahne olan bu gösterilerde sosyalizm özlemi de gitgide daha belirgin bir biçimde dile getirilmektedir. Anti-kapitalist şiarların yükseldiği eylemlilikler, kitlelerin kapitalizme ve emperyalizme duydukları öfkeyi alanlara taşımaktadır.

İMF karşıtı eylemlerin bir başka örneği de geçen hafta Endenozya’da gerçekleşti. Eylemler kıdem tazminatlarının azaltılarak ortadan kaldırılmasına karşı yapıldı. Ülkenin çeşitli kentlerinde yığınlar sokaklara çıkarak protesto gösterileri düzenledi. Bu protestolar tüm baskı ve şiddete rağmen haftalardır sürüyor. Dünya yoksulluk listesinin ilk 10’unda yer alan Endonezya, İMF antlaşmasını 15 Ocak 1998 yılında yaparak yürürlüğe koydu.

Endonezya, 200 milyonu aşkın nüfusu ile dünyanın dördüncü büyük ülkesidir. Buna rağmen bağımsız bir devlet olarak yarım yüzyıllık kısa bir geçmişe sahiptir. Asırlar boyu Avrupalı sömürgeci güçlerin, özellikle Hollanda’nın, cazip bir talan alanı olarak kaldı. İkinci emperyalist savaş dönemini Japon emperyalistlerinin işgali altında geçiren Endonezya, savaş sonrasında devlet bağımsızlığını kazandı. 1965’te gerçekleşen ve yarım milyonu aşkın komünistin katliamına yolaçan faşist askeri darbeyle birlikte, tam olarak bir ABD çiftliği haline geldi. ‘90’lı yıllarda faşist Suhorto’yu deviren kitle hareketlerine sahne olan Endenozya’da Suharto rejimi tüm kurumlarıyla hala ayakta. Rejime karşı onyıllardır biriken büyük hoşnutsuzluk ilk kitlesel tepkilerin ardından kısa sürede aynı rejimin oyunlarıyla dinsel ve etnik &ccedl;atışma biçiminde yozlaştırıldı
Diktatörleri deviren Endonezya emekçilerinin önündeki en acil görev, diktatörlüğü yıkmak için kendi iç biriliğini kurarak kavgayı büyütmektir.




İspanya’da ardarda gelen grevler

İspanya’da yeni bir grev dalgası yaşanıyor.

Geçtiğimiz aylarda Pilot sendikası Sepla ile uçak şirketi İberia arasındaki TİS görüşmelerinde anlaşma sağlanmıştı. Ama 7 Mart’tan itibaren geçerli olacak bir çok noktanın halen uyglamaya konmaması üzerine, pilot sendikası Sepla uçak şirketini yeniden görüşmeye çağırdı. Görüşmelerde daha anlaşmaya varılmamışken İberia şefinin pilotların uçak şirketini yıkmayı hedefledikleri yönlü açıklaması, bardağı taşıran son damla oldu. Pilot sendikası Sepla, Salı gününden itibaren; Temmuz ayında her Salı günü, anlaşmaya varılamaması durumunda Ağustos ayının her pazertesi günü grev yapacaklarını açıkladı.

Pilot sendikasının uçak şirketini dize getirmek için başlatacağı grevlerin tatil sezonununa denk gelmesinden daha uygun bir zamanlaması olamazdı.

Geçtiğimiz Cuma günü bu kez Galiçya bölgesinde UGS sendikasının ve yerel CIG sendikasının çağrısı ile bir grev yaşandı. Greve işçilerin %80’i katıldı. Sendikalar, işçilerin İspanya hükümetinin neo-liberal politikalarına karşı verilecek kavgaya ne kadar hazır olduklarını ölçmek için grev çağrısı yapmışlardı. Yüksek derecede bir örgütlülüğe sahip olan grev başarı ile gerçekleşti.

Yaşanan bu başarılı grevin ardından UGT sendikası İspanya hükümetinin emirleri ile gerçekleşen otonom toplu işsözleşmelerinin kaldırılması ve ülkedeki yüksek enflasyona karşı bir genel grev çağrısı yaptı.

Gelişmeler işçilerin, grevleriyle İspanya’nın sıcak yaz günlerinde havayı daha da ısıtacağı yönünde.



Almanya...

Pilotlar grevi ve sendika bürokrasisi

Almanya’da Luftahansa ile 4200 pilotu temsilen Cockpit sendikası arasında 4 aydır süren TİS görüşmeleri, Dışişleri eski Bakanı Genscher’in uzlaşma girişimi sonucu, pilotların taleplerinin çok altında bir ücret artışı ile sonuçlandı. 3 yıl 3 ay sürecek olan anlaşmaya göre, pilotlar %14,8 ücret artışı ve iki aylık ikramiye alacaklar. Ve bundan böyle ücret talepleri Batı Almanya’daki TİS ile orantılı olacak.

Pilot sendikası uluslararası standartların çok altında ücret ödeyen Lufthansa ile oturdukları TİS masasında 4 yıl için %35 zam talep etmiş, bununu için 2 Perşembe tam gün greve gitmişti. Bu grev Lufthansa’ya 75 milyon mark zarar vermişti.

TİS ve grev süresinde sermaye temsilcileri bildik tutumlarını sergilemeye devam ettiler. Sermaye temsilcileri, grev süresinde borazanlğını üstlenen medya aracılığıyla; pilotların taleplerinin kabul edilmesi durumunda Almanya’nın üretim ülkesi olarak çekiciliğini yitireceğini, pilotların ücretlerindeki yüksek ücret artışının diğer branşlara kötü örnek olacağnı tekrarladılar. Bu sermaye ve medyasının bildik, kendilerinden beklenen tutumları. Ama sendikaların da sermayenin yanında yer alarak onların ağızından konuşması, önümüzdeki yılın toplusözleşmelerinin kaderini belirlemesi açısından önemlidir.

Pilotların yüksek ücret artışı talebi sendika bürokratlarını telaşa düşürdü. Zira pilotlar yüklü bir ücret artışı alırsa, daha önce %2,1 ücret artışı alan yer ve kabin personeli de iş bırakır, “biz de istiyoruz” diyerek ek zam talep eder ve ek ücret talebi tüm Almanya’nın gündemine girer diye düşünüyorlardı.

Bu nedenle TİS süresinde, başta Birleşik Hizmet Sendikası Verdi ve İG-Metal sendikası yöneticileri olmak üzere, sendika burokratları pilotlara taviz vermemesi için Lufthansa patronlarını direnmeye çağırdılar. Yüksek ücret talepleriyle pilotların, ortak ve dayanışmacı bir TİS politikası konseptini yok ettiğini söyleyerek, “Bunun Almanya için kötü sonuçlar doğuracağını”, kendilerinin de yüksek ücret talebini savunabileceklerini, ama TİS’de “toplumsal çıkarları gözettiklerini” savundular.

Bu koroya son günlerde Aman Sendikalar Birliği (DGB) şefi Schulte de katıldı. O da sahneye TİS frenleyicisi olarak çıktı. Schulte, “Lufthansa pilotlarının başarısının etkisiyle rakibe çomak sallamak yanlıştır, çünkü bu aldatıcı bir zafer” biçiminde açıklamalar yaptı. Mesaj şu idi: İşçi ve emekçiler, uslu durun! Yüksek ücret talep etmeyin, sermayeyi ürkütmeyin.

Tüm bunlar sendika bürokratlarının, önümüzdeki TİS görüşmelerinde bir ücret artışı talebinde bulunmak biryana, daha da düşmesi konusunda sermayenin yanında yer alacağını gösteriyor.

Sendika bürokratları geçen yıllarda TİS masasında işçi-emekçilerin haklarını sermayeye satmışlardı. Son yıllarda Almanya’da reel ücretler sürekli geriliyor, ücret artışları enflasyon artışını ancak giderebiliyor. Tekeller ise büyük kârlar elde etmeye devam ediyor. Bu arada Federal hükümet de, yeni vergi yasaları çıkararak, tekellere milyarlar kazandırmaya devam ediyor.

Kısacası sorun, ne sermaye ne de sendika bürokratları için, hiç de 4200 pilot değildir; asıl sorun, geçtiğimiz yılların TİS görüşmelerinde hakları gasp edilen milyonlarca işçi ve emekçidir.




Cezayir’de Nisan ayında patlak veren kitle hareketi
büyüyerek sürüyor...

Yüzbinlerce emekçi başkente yürüdü

Geçtiğimiz Perşembe günü Cezayir’de çoğunluğunu Berberi’lerin oluşturduğu yüzbinlerce işçi ve emekçi, ana yolları kapatarak, başkent Cezayir’e doğru yürüyüşe geçtiler. Emekçiler devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’ya ve cunta rejimine karşı sloganlar atarak, Kabile bölgesinde şimdiye değin katledilen Berberiler için siyah bayraklar taşıyarak, protestolarını sürdürdüler.

Başkente girişlerde “Katil hükümet”, “Artık yeter!” sloganlarını sıkça atan kitle, daha sonra hükümet binasına yönelerek barikatları aşmaya çalıştı. Protesto eylemcilerine acımasızca ateş eden polis, su panzerleri ve gaz bombası kullandı. Saldırılarda yüzlerce kişi yaralandı, iki gazeteci yaşamını yitirdi.

Geçen hafta cumartesi günü de, Berberi bölgesi Kabile’nin iki büyük kentinde eylemler yapıldı. Yürüyüşçüler ve polis arasında saatlerce süren çatışmalar yaşandı. Çatışmalarda sadece Kabile başkenti Tizi Ouzou’da 15 kişi yaralanırken, diğer yerlerde de 60’ın üzerinde eylemci yaralandı.

Cezayir’de Nisan ayında bir Berberi gencin gözaltında ölümü üzerine başlayan ayaklanma, iki aydır kitlesel gösteriler ve militan sokak çatışmalarıyla sürüyor. Haftalardır sayıları bir milyonu aşkın işçi ve emekçi, ülkedeki işsizliği, yoksulluğu, devletin uyguladığı terörü protesto etmek için sokaklara çıkarak eylem yapıyor. Özellikle Kabili halkı, bölgenin ekonomik olarak geri bırakılmışlığına karşı ve kültürel hakları için de eylemde.

Cezayir’deki protesto eylemlerinin yankısı Avrupa’da da görünüyor. Berberi kuruluşları ve ırkçılık karşıtı örgütler, Fransa ve Belçika’nın büyük kentlerinde bu hafta yapacakları yeni dayanışma yürüyüşleri ile Cezayir hükümetini protesto edecekler.




Cezayir’de Nisan ayında patlak veren kitle hareketi
büyüyerek sürüyor...

Cezayir diktatörlüğü kana doymuyor!..

Cezayir’in Kabile bölgesinde 18 Haziran’da da çatışmalar devam etti. Çıkan çatışmalarda 5 eylemci ve 2 polis öldü, 120’dan fazla kişi de yaralandı. Becaya yöresinde bulunan Ekbu kasabasında çıkan çatışmalarda 3 protestocu polis tarafından öldürüldü, 20 kişide yaralandı. Tizi Ouzou bölgesindeki Bin Hedda Kasabasında çıkan olaylarda ise 1 jandarma ölürken 27 protestocu da yaralandı. Tesaba yöresinde de bir otele saldırmak isteyen göstericilere otel sahibinin ateş açmasıyla 2 Berberi ölürken otel kundaklandı. Ayn Milila yöresindeki olaylarda da 43 kişi yaralandı. Cezayir hükümeti ise başkentte eylemleri yasakladı.




Dünyadan kısa kısa...

Arjantin’de işsizler ve işçiler hükümete karşı çatışmada

Arjantin’in kuzeybatısı’nda bulunan Salta bölgesinde polis terörüne karşı eylemler yapıldı. Eylemler sonucu çıkan çatışmalarda 27 polisin yaralandığı, iki kişinin de polisin açtığı ateş sonucu öldüğü açıklandı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü yaşanan çatışmaların nedeni, Ulusal Dota 34 karayolunu iki haftadır trafiğe kapatan çoğunu işsizlerin oluşturduğu kitleye, sınır polisi ve çevik kuvvet birliklerinin düzenlediği saldırıydı. Saldırıda gözyaşartıcı bombalar ve plastik mermiler kullanılmıştı. Saldırıda 27 ve 17 yaşında iki protestocu gaz bombasının etkisinden dolayı ölmüştü.

Çıkan çatışmaların sonucunda hükümet birliklerinin komutanı General, Mosconi kasabasının elektrik, doğalgaz ve suyunu kesti. Bu durum üzerine Tartagal bölgesinden destek için yola çıkan yüzlerce işçi ve emekçinin Mosconi halkıyla dayanışmak için çatışmalara katıldığı öğrenildi.

Fransa: Ulaşım işçilerinden grev

Ülkenin taşra kentlerinde, otobüs ve metroda çalışan emekçiler 20 Haziran günü greve gittiler. Grev nedeniyle 28 taşra kentinde ulaşım felce uğradı. Grevde olan emekçiler emeklilik yaşının 55’e indirilmesini istiyorlar. Emekçiler taleplerini kabul ettirebilmek için son üç ayda 6 kez grev yaptılar.

Irak’a saldırıda 23 ölü, 11 yaralı

19 Haziran’da Amerikan ve İngiliz savaş uçaklarının İncirlik Üssü’nden hareket ederek Irak’ın kuzeyine düzenlediği saldırıda 23 kişi öldü, 11 kişi yaralandı. Saldırı Amerika ve İngiltere tarafından yalanladı.

Hindistan’da milliyetçi ayaklanma

Hindistan yönetiminin geçen hafta Negaland Ulusal Sosyalist Konseyi gerillalarıyla 4 yıl önce varılan ateşkes anlaşmasını uzatma kararı isyana yolaçtı. Anlaşmanını etnik Nega halkının yaşadığı Manipur, Arunaçal Pradeş, Assam ve Tripura eyaletlerinde özerk bir Nega devleti kurulacağı anlamına geleceğini düşünen Hintliler ayaklandı. İsyancılar Manipur eyaletinin başkenti Imphal’deki eyalet parlamentosunu, parti binalarını ve resmi binaları yaktılar. Polisle eylemciler arasında önceki gün çıkan çatışmalarda en az 13 kişi öldü, 47 kişi de yaralandı. Olayların ardından kentte sıkı yönetim ilan edildi. Başbakan Atal Behayi Vacpayi, ateşkesi uzatma kararını Nagalara özerklik anlamına gelmediğini bildirdi.