23 Haziran'01
Sayı: 14


  Kızıl Bayrak'tan
  Meclis gece-gündüz çalışıyor!..
  Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama...
  Zorla müdahale işkencesine son
  ÖO Direnişi 247. gününde sürüyor
  Takas ihalesinin gerçek yüzü
  Kamu emekçileri hareketi
  Kapitalist kâr hırsı insanlığın geleceğini tehdit ediyor
  Düzen medyası
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/8
  Aymasan işçileri direniyor, öğreniyor, öğretiyor!
  Sınıf hareketi
  Gençlik
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri...
  "Emek ordusu öncü müfrezesine sahip bugün"
  Antakya sebze halinde küçük ama kazanımla biten bir direniş
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bir eğitim emekçisiyle röportaj...

Sahte sendika yasası çıksa da, kamu emekçileri mücadeleyi bırakmayacaktır!

-Kamu emekçilerinin 11 yıllık mücadelesinin geldiği kritik safhayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğitim emekçisi: Ülkemizde kamu emekçileri sendikalarının kurulduğu süreçte, adı sosyalist ama gerçekten sosyalist olmayan ülkelerde büyük değişmeler yaşanmıştı. Dünya kapitalizmi ebediliğini açıklamış ve bu yeni sürece “yeni dünya düzeni” denilmişti. Sendikalarımız kurulduğunda, kapitalizmin “yeni dünya düzeni” çerçevesindeki saldırılarıyla karşılaştı. Ülkemizde grevli-toplusözleşmeli kamu emekçileri sendika yasası yoktu. Kamu emekçileri sendikalarını fiili olarak kurdular, direndiler, mücadeleyi hiç bırakmadılar.

Kurucuları genellikle reformistlerdi. Fakat kamu emekçilerinin büyük bir bölümü sendika istiyordu. Reformist yöneticiler de mücadele ederek varolunacağını biliyorlardı. Geçmişteki kurucu ve yöneticilerimizin pratikte olumlu duruşlar sergilediklerini ve fedakarlıklar yaptıklarını da söylemeliyiz.Fakat 11 yıllık süreç içinde devletin çeşitli manevraları, uyguladığı şiddet ve genel basınç karşısında, reformist yöneticiler geçmişteki mücadele azimlerini kaybetmeye başladılar.

-KESK yönetimi ve yerel yönetimlerin sürece yaklaşımları, tabanın buna karşı tutumu nasıl?

Eğitim emekçisi: Sahte sendika yasasının gündeme gelmesiyle birlikte bir eylem takvimi çıkardılar. Bir aydır kamu emekçileri alanlarda çeşitli biçimlerde mücadele ediyorlar. Reformist-icazetçi KESK yöneticileri ve tek tek şubeler kamu emekçilerinin mücadele edeceğini, teslim olmayacağını çok iyi biliyorlar. Bu nedenle ince hava boşaltma, kitleleri deşarj etme yöntem ve tekniklerini kullanmaya başladılar.

-Son eylemleri değerlendirebilir misiniz?

Eğitim emekçisi: KESK yöneticileri yasanın görüşüleceği gün Ankara’da olunmalı gerçeğini iyi kullanamamışlardır. Yasanın meclise geldiği günlerde orada olunmalı ve karşı durulmalıydı. Fakat böyle yapılmadı. Yasanın görüşülmesi ertelense de, Kızılay’ı zapteden emekçiler meydanı terk etmemeliydiler. Bunun için ön çalışmalar ciddiye alınarak yapılmalıydı.

Şubelere gelen fakslar muğlak isteklerle dolu. Net, birbirleriyle bağlantılı çağrılar yapılmıyor ve örgütlenmiyor. Emekçilerin Ankara’ya gelmesi istenmiyor, gelmemesi için elden gelen yapılıyor.

Ben Kırşehir Eğitim-Sen üyesi bir emekçiyim. Burada da bir dizi basın açıklamaları, oturma eylemleri gerçekleştirildi. Ankara’ya üç kez gittik. Son gidişimiz, isteksiz KESK Genel Merkezi’ne, il şubemize rağmen, istekli emekçilerin diretici tutumları sayesinde, binbir güçlüğe rağmen gerçekleştirildi. Emekçiler kendi aralarında ve yöneticilerle beraber yapılan toplantılarda mücadele isteklerini ortaya koymuşlar, KESK’in tutumunu ve niyetini eleştirmişlerdir.

Eğitim-Sen şubemizdeki mücadeleye istekli emekçiler şu veya bu oranda işi ciddiye alan başka şubelerde de emekçilerin olduğunu tespit etmişlerdi. 12 Haziran’da Ankara’da birçok ilden emekçiler yöneticilerin isteksizliğine rağmen toplandılar. Sıcak altında saatlerce coşkulu sloganlarla bir duruş sergiledik. KESK yöneticilerinin meclisten gelmelerini bekledik. Nihayet saat 18.00’de meclisten dönen KESK başkanının özsüz ve kararsız konuşmasını dinledik. Sami Evren’in tutarsız konuşmasından, dağılın arkadaşlar dememesine rağmen, dağılın anlaşılıyordu. Başka bir yöneticinin oturma eyleminin sona erdiğini söylemesiyle, kamu emekçisinin küçük bir kesimi karara uydu. 2000-2500 kişilik bir kitle olarak, “Gemileri yaktık geri dönüş yok!”, “Kahrolsun sendika ağaları!”, “Uzlaşmacı sendika istemiyoruz!”, “şasın sınıf dayanışması!” sloganları atarak KESK arabasındaki yöneticileri protesto ettik. Emekçilerin bu tutumları, bu sahte yasayı çıkartmamak noktasında görevlerini yapacaklarının göstergesiydi. Yöneticiler polisle direngen emekçileri karşı karşıya bırakarak alandan kaçtılar. Bu yasa devletin istediği şekilde çıksa da, kamu emekçilerinin mücadeleyi bırakmayacakları açık ve nettir.

-Sahte sendika yasasının işçi ve emekçilere yansıması nasıl olacaktır?

Eğitim emekçisi: Birliğini ve mücadele azmini yeterli derecede ortaya koyamayan işçi sınıfı ve emekçi kesimlere sahte yasanın çıkması elbette olumlu katkı sunmayacaktır. Düzen sendikalarımızı işlevsizleştirmeyi, tümden elimizden almayı istemektedir. Bu haliyle yasa dağınıklık ve güvensizlik getirebilecektir. İşçi sendikalarının desteksiz tutumu da olumsuz bir rol oynayacaktır.
Sendikalarımızın geleceği ellerinde olan mücadeleye istekli kamu emekçilerinin kolay kolay teslim olmayacaklarına, devletin manevralarını ve oyunlarını, onlara dolaylı destek veren reformist KESK yöneticilerinin tutumlarını her geçen gün daha iyi görerek, yeni bir mücadele hattı öreceklerine inanıyorum.

SY Kızıl Bayrak/Kırşehir




Bir grup sınıf bilinçli metal işçisinden
kamu emekçilerine açık mektup...

Direniş zafere, tereddüt yenilgiye götürür!

Meşru ve onurlu bir mücadele veren kamu emekçisi kardeşlerimize barikat sıcaklığı ile merhaba!
Sizlerin 11 yıllık süregelen mücadelenizde yarattığınız değerlerin yokedilmesi anlamına gelen, grevsiz, toplusözleşmesiz sahte sendika yasa tasarısına karşı yükselen dirençli mücadelenizde sizi yürekten destekler, başarılar dileriz.

Bizler, işçi sınıfının mensupları olarak, siz kamu emekçisi kardeşlerimizle biraz olsun sorunlarımızı paylaşmak istedik.

Kardeşler, mücadele dostları!

Bu ülkede yaşayan bizler biliyoruz ki, bu devlet yasalarıyla birlikte hep bizim aleyhimize kanunlar çıkarır, yasalar yapar, yargıyı kendi çıkarları gereği işletir. F tipi denen tabutlukları açar. Milyonlarca işçi ve emekçiye, açlık ve yoksulluğu reva görür. Sıfır zamlar dayatır, grevleri yasaklar, sendikasızlığı dayatır ve bütün bunlarla beraber kendi yapısal krizinin faturasını bizlere ödetir. Bunu temsil ettiği kapitalist sınıfın çıkarları gereği yapar.

Uygulanan İMF- TÜSİAD programında, kamu emekçisi sayısı olabildiğince azaltılarak daha az sayıda kişiyi daha fazla çalıştırmak hedefleniyor. Bunun yolunun da ancak, sizlerin beraberliğinizi, örgütlülüğünüzü kırmaktan geçtiğini biliyorlar. Örgütsüz, iş güvencesi olmayan, istedikleri an işten atabilecekleri bir zemini yaratmak istiyorlar.

Saldırıyı püskürtecek olan, bedel ödemeyi ve ödettirmeyi göze alan kararlı bir mücadeledir. Sizler 11 yıllık mücadele tarihinizle bedel ödemeyi göze aldığınız için devlete geri adım attırdınız. Bizlere de direnç kaynağı oldunuz.

Bizlere gelince, bizler de kapitalist sistemin insanları öğüten koşulları içindeyiz. Bir ayda emeğimizi satarak aldığımız ücret denen kırıntı 100 milyondur. Ve ayın büyük kısmını yarı aç yarı tok geçiriyoruz. Ücretlere zam istediğimizde patron bize kapıyı gösteriyor, dışarıdaki işsizler ordusunu gösteriyor. Bunun yanı sıra esnek üretim denen genel saldırıyı da uygulamaya çalışmaktadırlar. Bu saldırı da aynen size dönük saldırıda olduğu gibi, örgütsüzleştirmeyi ve mücadelenin kazanımlarının gaspını hedefliyor. Oldukça kapsamlı ve ağır bir saldırı bu. Ama biz henüz sizin gibi birleşik bir direniş hattını örebilmiş değiliz. Az sayıdaki sınıf bilinçli işçi böyle bir mücadelenin örgütlenmesi için çaba harcamaktadır.

Görüldüğü üzere, ancak birleşik ve militan bir mücadele ile kazanımlarımızı koruyabiliriz. Bunun için her düzeyde birlik zorunludur. Hem biz işçilerin kendi iç birliğini yaratması, hem de sizinle sermayeye karşı bir mücadele birliği örmemiz gerekmektedir. Bunun için elele vermeli, harekete geçmeliyiz.

Son olarak, sizlerin verdiği onurlu mücadelenin KESK yönetimine takılmadan devam etmesini temenni ederiz.

Sınıf bilinçli metal işçileri olarak diyoruz ki; direniş zafere, tereddüt yenilgiye götürür.
Mücadelenizde başarılar.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiçbirimiz!
Yaşasın işçi ve emekçilerin mücadele birliği ve kardeşliği!

İstanbul’dan bir grup sınıf bilinçli metal işçisi





Kamu emekçi tabanında çıkış arayışı
ve devrimci sorumluluk

KESK’in meclise endeksli eylem takvimlerinden biri daha devrede. Bu arada eylemlere katılım da düşmeye devam ediyor. Duruma ilişkin değerlendirme geçen sayımızda yayınlanmış, tabandaki paralizasyonun KESK’in yapısı ve eylem takvimleriyle bağlantısı da ele alınmıştı.

Birbiriyle çelişir gibi görünse de, tabandaki paralizasyonun bir sonucu olarak eylemlere katılımdaki düşüşe paralel (fakat ters orantılı olarak) bir mücadele potansiyeli söz konusu. Zaten KESK bürokratizminin becerisi de, bu potansiyeli dağıtma noktasında kendini gösteriyor. Sıfır zamlara, sahte sendika yasasına, hızla düşen yaşam standardına vb. karşı, tüm ücretli emekçiler gibi kamu emekçileri de giderek daha fazla “birlik ve mücadele” ihtiyacı duymakta, bunu çeşitli vesilelerle ifade etmeye de çalışmaktadırlar. Ancak KESK bürokratları her seferinde bunu engellemenin bir yolunu bulduğu için, kitle artık yorulmuş-bıkmış durumdadır. Örgüte güvensizlik, özellikle son dönem kararları (ve kararsızlıkları) ile daha da artmış bulunuyor.

Sendikal yapılara karşı böyle bir güvensizliğin salt kamu emekçileriyle sınırlı olmadığı, işçi sendikaları ile kitlesi arasında da benzer kopukluğun had safhada olduğu biliniyor. Dolayısıyla, sınıf hareketinin toplamında ortak olan sorunlar karşısında, arayışlarda da bir benzerlik, bir ortaklık söz konusu.

Son krizle yıkımı derinleşen işçi ve emekçi kitleler, sermayenin yeni kriz yönetme programıyla iyice yoksullaştırılırken, işçi ve emekçi sendikaları tabanın hoşnutsuzluğunu örgütlemek ve mücadeleye akıtmak şöyle dursun, bu saldırı programlarının uygulanmasında, adeta sermaye sınıfının gönüllü destekçileri kesilmiş durumundalar. Kimisi (B. Meral gibi) açıktan, kimisi de eylemsizliğiyle (DİSK) veya hedefsiz eylemleriyle (KESK) dolaylı biçimde yapıyor bunu. Bu açıktan veya dolaylı ihanet tutumları, doğal olarak, sınıf ve emekçi kitlelerde farklı arayışların ortaya çıkmasını koşulluyor. Sendikalardan umudunu kesen kitlelerin, mücadele ihtiyacı dayattıkça, başka araç arayışlarını artırıyor. Kamu emekçileri de, bu arayışın bir parçası olarak, KESK’ten kesilen umutlarını tümden yitirmemek için, tabanda birlik ve mücadele imkanlarını klamaya başlamış bulunuyorlar.

Hatırlanacağı gibi, bir dönem önce illerde şubeler platformu adı altında tabanın birliğini sağlamak ve eyleme sevketmek mümkün olabiliyordu. Herhangi bir saldırı karşısında kamu emekçi kitlesi KESK’ten bir karar beklemeden, şubeler platformu kararlarıyla harekete geçebiliyor, güçlü eylemler gerçekleştirebiliyordu. KESK’in merkezi eylem kararları da, mücadelenin belirli bir evresinden sonra, denetimden çıkma riskini ortadan kaldırmak için, devreye giriyordu. Bir süredir, KESK reformizmi şubelere de el attığı ve büyük oranda hakimiyet kurduğu için, KESK şubeler platformu bu işlevini yitirmiş bulunuyor. Bu platformlar da artık harekete geçmek için KESK’ten direktif bekliyorlar. Geriye kalan, bu hakimiyetin tümüyle kurulamadığı az sayıda sendika ve sendika şubesi, sistemin saldırılarından ve KESK reformizminin bu saldırılara zemin d&uum;zleyen kararlarından duydukları rahatsızlıkları daha açıktan dile getirmeye ve mücadelenin önünü açacak bir çıkış için arayışlara girişmiş durumdalar.

Bu bir birlik arayışıdır ve kamu sendikalarıyla sınırlı bir bakışa da sahip değildir. İşçi ve emekçi tabanında daha geniş ve yaygın bir birlik, bir mücadele birliğidir arzulanan. Daha doğrusu, sınıf ve emekçi kitle eylemlerinde uzun zamandır dillendirilen “birleşik mücadele” isteminin, nihayet, kimi alt kademe sendikacılar tarafından da sahiplenilmeye başlanmasıdır. Bunda, tabandaki birlik arayışlarının bir biçimde somutlanmaya başlamış olmasının da etkisi olduğu ortadadır. Henüz yeni yeni toparlanmaya başlamalarına ve son derece sınırlı bir kitleyi harekete geçirebiliyor olmalarına rağmen, işçi-emekçi platformları, mücadele komiteleri gibi oluşumlar sınıf hareketinin yönelimleri hakkında bir fikir vermekte, dahası, bir çıkış umudunu ifade etmektedirler. Buralardan çakan umut kıvılcımlarıdır ki, bugün, kimi sendika ve şubeleri nezdinde bir birlik girişimi cesaretini ateşlem bulunuyor.

Platformların “henüz çok sınırlı bir kitleyi harekete geçirebilmesi”, sınıf hareketinin genel ihtiyaçlarıyla kıyaslamanın bir ifadesidir. Sendikalardaki ataletle bir kıyaslama yapıldığında, hiç de azımsanmayacak bir güçten de söz etmek mümkündür. Buna rağmen, gene de en olumsuzla kıyaslamayı bir yana bırakmak ve platformların kitle tabanını alabildiğince yaygınlaştırmak için çabaları artırmak gerekmektedir.

Sadece varolan platformları genişletmek de yeterli değildir. Olanaklı tüm alanlarda benzer platformların örgütlenmesi de zorunludur. Aynı gereklilik fabrika, işyeri, sektörlerdeki mücadele komiteleri için de geçerlidir. Telekom işçi ve emekçilerinin, alanda örgütlü sendikaların ihanetine ve sermayenin özelleştirme, işsizleştirme, yoksullaştırma saldırılarına karşı mücadele için örgütledikleri komitenin faaliyetleri, tüm diğer sektör ve işletmelerde örnek alınabilir. Fabrika ve işyeri zemininde örgütlenecek bu tür komiteler, işçi ve emekçi platformlarının zeminini de güçlendirecek bir araçtır. Ayaklarını fabrika ve işyerlerine basmayan bir işçi-emekçi örgütlülüğünün uzun zaman yaşadığı görülmemiştir.

Platformlar, bir yandan bünyesindeki öncü işçi ve temsilciler aracılığıyla fabrika ve işyeri komitelelerinin örgütlenmesi çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan, kendilerinin dışında ortaya çıkmış böyle komitelere ulaşmaya, bu komiteler üzerinden söz konusu fabrika veya işyerini de platforma dahil etmeye çalışmalıdırlar.

Fakat daha da önemlisi, öncü, ilerici, devrimci işçi ve emekçilerin, kitlelerdeki bu birlik ve mücadele arayışlarını görme ve gereklerini yerine getirme sorumluluğudur. Ki, halihazırda bu kesimin bu sorumluluğun yeterince farkında olduğunu ya da yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir. Genelde de böyle olmakla birlikte, özelde kamu emekçi hareketi üzerinden bakıldığında, tabandaki birlik eğilimlerini değerlendirmek şöyle dursun, eylemsizlik ve seyircilikleriyle paralizasyona katkıda bulunmaktadırlar.

Bunun tam bir aymazlık olduğu ve derhal son verilmesi gerektiği açıktır. Tahribatını önlemeye yönelik hiçbir girişim içinde bulunmadan KESK’e yöneltilecek en sert eleştirilerin dahi bir anlam ifade etmeyeceği görülebilmelidir. Kamu emekçileri, KESK’in artık ihanetle tanımlanabilecek, “gaflet ve delalet”inin farkındadır; ihtiyacı olan şey, farkında olduğu bu duruma müdahale için pratiktir. Ve haklı olarak, bu pratiğin başını da devrimcilerin çekebileceğini, çekmesi gerektiğini düşünmektedir.

Kitlenin birlik ihtiyacına yönelik bir girişim için, devrimci-öncü kamu emekçilerinin öncelikle kendi aralarında bir örgütlü birlik sağlamaları gerektiği tartışma götürmez bir gerçekliktir. Ve ne yazık ki, bugüne dek böyle bir birlik için verdiğimiz tüm uğraşlar boşa çıkarılmış durumdadır. Devrimci hareketlerin kamu emekçi sendikalarındaki taraftarları da, ne yazık ki, devletin ve sistemin saldırıları ve KESK’in ihaneti karşısında tabanda yaygınlaşan umutsuzluk rüzgarının etkisi altındadırlar. Özelde sahte sendika yasası, genelde tüm saldırılar için, “ne yaparsak yapalım engelleyemeyiz” karamsarlığı hakimdir.

Devrimci-ilerici kamu emekçilerindeki bu karamsarlık yıkılmadan kitlelerin birlik ve mücadele talebinin karşılanması mümkün değildir. Devrimcilere düşen görev, bu karamsarlığı, bu moral bozukluğunu ortadan kaldıracak müdahaleleri zamanında yapmaktır. Bu yapılabildiği ve önce devrimcilerin ve onların üzerinden de kitlenin örgütlü birliği sağlandığı takdirde, tabanda biriken potansiyeli harekete geçirmek ve saldırıları püskürtmek zor olmayacaktır.

“Zafer direnen emekçinin olacak!” şiarının kamu emekçi hareketi içindeki yaygınlığı bu iyimserlik için yeterli veri kabul edilebilir. Gerçekten de, kamu emekçi hareketinin son 11 yılı, zafere ancak direnişle ulaşılabildiğinin somut kanıtlarıyla doludur.




KESK’in 19 Haziran İzmir eylemi...

Meclise gündemine endekslenen eylemler
katılım ve coşkuyu düşürüyor

Sahte sendika yasasının mecliste görüşülmeye başlamasıyla kamu emekçi eylemleri meclis gündemine endekslenmiş durumda. 19 Haziran Salı günü saat 14.30’da Konak Meydanı’nda yapılması düşünülen oturma eylemi, yasa üzerine yapılacak görüşmelerin ertelenmesi gerekçesiyle, KESK tarafından basın açıklamasına dönüştürülerek bitirildi.

Basın metnini okuyan Alim Murathan; sahte sedika yasa tasarısının mecliste görüşülmesi durumunda 26 Haziran’da tüm illerde oturma eylemleri, 27 Haziran işbırakma eylemleri ve görüşmelerin yine devam etmesi durumunda ise 28 Haziran’da da Ankara’da merkezi bir eylem yapılacağını duyurdu.

“Sahte sendika yasasına hayır!” “Hükümet yasanı al başına çal!”, “Sendika hakkımız grev silahımız!”, “Direne direne kazanacağız!” vb. sloganlarının atıldığı eyleme temsilcilerden oluşan yaklaşık 230 kişi katıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir