23 Haziran'01
Sayı: 14


  Kızıl Bayrak'tan
  Meclis gece-gündüz çalışıyor!..
  Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama...
  Zorla müdahale işkencesine son
  ÖO Direnişi 247. gününde sürüyor
  Takas ihalesinin gerçek yüzü
  Kamu emekçileri hareketi
  Kapitalist kâr hırsı insanlığın geleceğini tehdit ediyor
  Düzen medyası
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/8
  Aymasan işçileri direniyor, öğreniyor, öğretiyor!
  Sınıf hareketi
  Gençlik
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri...
  "Emek ordusu öncü müfrezesine sahip bugün"
  Antakya sebze halinde küçük ama kazanımla biten bir direniş
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama:

“Taleplerimiz bütünüyle yaşamsal, insani, haklı, meşru ve demokratik taleplerdir”

Halkımıza!..

F tipi sistemiyle biz devrimci tutsakları çifte baskı ve cezalara tabi tutarak, siyasi kimliğimiz ve düşüncelerimizden koparmak hedeflenmektedir. Bu, sınırsız bir faşist terörle, en acımasız tecrit, izolasyon ve hak gasplarıyla, saldırılarla oluşturmak istenen stratejik saldırı projesiyle yapılmaya çalışılmaktadır. Buna karşı insani, yaşamsal, haklı, meşru ve demokratik haklarımızı savunmak için meşru olan direnme hakkımızı kullanarak 20 Ekim 2000 tarihinde DHKP-C, TKP(ML), TKİP ve 9 Aralık 2000 tarihinde TKP/ML, MLKP, TİKB, MLSPB, TDP, DY, DH davası tutsakları ve hükümlüleri olarak, ÖO Direnişi’mizi yaşamsal ve demokratik taleplerle başlattık.

Taleplerimize cevap verilmesi yerine, bilindiği gibi bulunduğumuz bütün hapishanelere birden 19 Aralık 2000 tarihinde saldırıldı ve katliam yapıldı. En vahşi, dizginsiz, ağır koşullara maruz kaldık. Bu saldırı ve katliamda onlarca arkadaşımız katledildi ve onlarca arkadaşımız ise ağır biçimde yaralandı.

Katliamlarla ve ardından ağır tecrit-izolasyon ve vahşetle direnişimizin bitirilebileceğini hesaplayanlar fena halde yanılmıştır. Bu koşullar biz siyasi tutuklu ve hükümlülerin direnişini bitirmek yerine, yeni ÖO ekiplerinin katılımıyla devam etmesini kaçınılmaz kılmıştır. İçeride ve dışarıda onlarca arkadaşımızın, yakınımızın ölmesi ve onlarca arkadaşımızın sakat kalmasına rağmen, mevsimlere yayılan direniş sürüyor. Düşüncelerimizden-ideallerimizden soyutlanıp insanlıktan çıkarılıp bu koşullar altında “yaşamaktansa” ölmeyi ve sakat kalmayı göze alması, insan özelliğini, vicdanını ve onurunu yitirmeyen her insanı düşündürmeli ve bu direnişe destek vermelidir.

Bizler 20 Ekim ve 9 Aralık 2000 tarihinde yukarıda belirttiğimiz davalardan tutuklu ve hükümlüler olarak ÖO direnişimizin taleplerini açıklıyoruz.

TALEPLERİMİZ:

1) F tipi hapishanelerinde mimari ve hukuki düzenlemeler yapılarak bir ve 3 kişilik hücreler kapatılmalı, tutuklu ve hükümlüler olarak önkoşulsuz bir arada yaşamamız sağlanmalıdır. Tecrit, izolasyon ve yaşamsal hak gasplarına son verilmelidir. Tutuklu ve hükümlüler olarak ORTAK YAŞAM ALANLARI’mız sağlanmalıdır.

- Sportif, sosyal ve kültürel faaliyet için hazırlandığı söylenen ORTAK KULLANIM ALANLARI “Tredman” vb. koşullarına bağlı olmaksızın kullanıma açılmalı, bu bir hak olarak tanınmalı ve bunu engelleyen genelgeler kaldırılmalıdır. Bloklar arasında sportif, sosyal ve kültürel etkinlikler için ihtiyacı karşılayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

- Yasal yayınlar (kitap, gazete, dergi) verilmelidir. Toplatma kararı olanlardan birer tane bulundurulmasının yürürlükteki yasalarca bile ‘suç’ sayılmadığı dikkate alınarak bu noktada keyfiyete son verilmelidir.

- Mektup ve haberleşme hakkımızın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Yüzlerce km’lik uzaklardan gelen ziyaretçilerimizle görüşme süresi 30 dakika gibi bir zamanla sınırlandırılarak, görüşü adeta işkenceye dönüştürücü uygulamalardan vazgeçilmeli, sınırlama ve keyfiyetçi tutumlar ortadan kaldırılmalıdır. Açık görüş hakkı ön şarta bağlanmamalı, yeni düzenleme lehimize yapılmalıdır.

- Ailelerimizin getirdiği yiyecek, giyecek gibi temel kullanım eşyalarına sınırlama konulmamalıdır. Günlük yaşamın zorunlu kullanım gereçleri olan buzdolabı, ocak, fırın, radyo, teyp gibi ihtiyaçlarımızın ailelerimizce getirildiğinde içeri verilmesi sağlanmalıdır.

- Hukuki ve savunmalarımıza ilişkin avukatlarımızla görüşmelerimizde yaşanan her türlü keyfiyetçi uygulama kaldırılmalıdır. “Savunma hakkının gizliliği”ne saygı gösterilmeli, aynı davadan yargılananların avukatlarıyla birlikte görüşmeleri ve avukatların birden fazla müvekkiliyle birarada görüşmesi sağlanmalıdır ve hukuki savunmalarımıza yönelik keyfiyete ve avukatlarımıza yönelik aşağılayıcı, onur kırıcı uygulamalara son verilmelidir.

- İç ve dış kantin ihtiyacı makul bir şekilde düzenlenmeli, karşılanmalı, fahiş fiyat uygulamasına son verilmelidir. TV ve elektrik parasının tutsaklardan alınması, ilaç parasının tutsaklara ödetilmesi vb. gibi dayatılan “paralı mahpusluk” uygulamasına son verilmelidir.

- Temsilcilik hakkı tanınmalı ve işletilmelidir.

- Aynı davadan yargılanan tutuklu ve hükümlüler aynı ortak mekanlarda olmalıdır.

- Taleplerimiz, haklarımız gerek F tipinde gerekse siyasi tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu tüm hapishanelerde tam ve eksiksiz uygulanacak bir statü olarak yasal güvenceye alınmalı, ayrımsız uygulanmalıdır. Döneme, hapishanelere göre değişen keyfi uygulamalar, düşüncelerimizi yargılayan ve teslim almayı amaçlayan “ıslah etme” anlayış ve uygulamalarından vazgeçilmelidir.

2) TMY’nin 16. maddesi kaldırılmalıdır. 16. maddede yapılan değişiklikle izolasyon, tecrit ve saldırı meşrulaştırılıp, bunun uygulanması her hapishane yönetiminin keyfiyetine bağlanıp, tecrit ve izolasyonu pekiştirerek yasal hale getirilmiştir. Ayrıca Adalet Bakanlığı, 19 Aralık operasyonu öncesi TMY’nin 17. maddesi ve buna bağlı olarak 5. maddede gerekli düzenlemeyi sağlayarak siyasi ve adli tutuklu, hükümlüler arasında “cezaların infaz”ındaki çifte standardı ortadan kaldıracağına dair verdiği sözünde durmalıdır.

3) “Üçlü protokol” iptal edilmelidir. Bu protokol savunma hakkımızı gaspetmekte, müvekkil ve vekil arasındaki davaya, dosyaya ilişkin gizliliği yok etmekte, dosyaya-davaya ilişkin bilgi, belge vb. savunma için zorunlu ihtiyaçların teminini olanaksız hale getirmektedir. Savunma hakkımıza fiili bir saldırı olmakla kalmayıp, tutsaklara yönelik saldırı ve katliamların dayanağı olup, ailelerimize ve hekimlere de saldırı maddelerini içerdiğinden dolayı tümden iptal edilmelidir.

4) “İzleme kurulları” tecrit, izolasyon ve baskıyı uygulayanların tayin ettiği kişilerden değil, Barolar, TTB, TMMOB, İHD, TAYAD-TUYAB, Tüm Yargı-Sen gibi kurum temsilcilerince belirlenecek Bağımsız İzleme Komisyonlarının düzenli denetimine açılmalı ve bunların hazırladığı raporlar doğrultusunda gerekli önlemler zaman geçirilmeden alınmalıdır.

5) Yalnızca biz siyasi tutsakların değil, aynı zamanda tüm demokratik güçlerin de talebi olan DGM ve TMY gibi kurum ve yasaların kaldırılması yönünde ileriye dönük olarak siyasi tutsaklara ve demokratik kamuoyuna bu doğrultuda güvence verilmelidir.

6) 1996 yılında SAG ve ÖO direnişi, bugünkü ÖO direnişi ve hapishanelerde yapılan operasyonlarda zihinsel ve fiziksel ağır tahribatlara uğrayan tutsaklar başta olmak üzere hapishanelerde tedavisi imkansız, bakıma muhtaç durumda olan, ağır hasta tutukluların Cumhuriyet Başsavcılarının yetki kullanmasıyla cezaları ertelenmelidir.

7) Başta 19 Aralık, Buca, Ümraniye, Diyarbakır, Ulucanlar, Burdur operasyonları olmak üzere hapishanelerde yaşanan katliamlar bağımsız Demokratik Kitle Örgütleri ve meslek odalarından oluşan bağımsız kurumlarla ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun katılımı ile oluşacak komisyonlarca araştırılıp-soruşturulmasına hiçbir kısıtlama getirilmeyecek olanaklar sağlanmalı ve bu komisyonların soruşturma raporları kamuoyun

a açıklanmalı, tespit edilen sorumlular yargılanıp cezalandırılmalıdır.

Taleplerimiz bütünüyle yaşamsal, insani, haklı, meşru ve demokratik taleplerdir. Sürdürülen yalan, demagoji ve çarpıtmaların ötesinde taleplerimiz karşılanmayacak talepler değildir. Taleplerimizin karşılanması, görüşülmesi ve çözümü için tutuklular ve hükümlülerin özgür iradeleriyle belirledikleri temsilcilerle koşulsuz görüşülmelidir.

Ercan Kartal, Cemal Çakmak,
Muharrem Kurşun, Nezahat Turan,
Can Ali Türkmen, Ramazan Sadıkoğulları,
M. Aytunç Altay, Yunus Aydemir, NizamettinDoğan, Hasan Yüksel,
Celal Coşkun, Ziya Büyükışık (DÇS)




Devrimci tutsaklardan ortak açıklama:

“Teslimiyeti değil direnmeyi tercih ettik,
ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz!..”

Halkımıza!..

19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye birden devletin resmi güçlerince operasyonlar yapıldı. Bu düpedüz bir katliam amaçlı operasyondu. Bu operasyondan dolayı üstelik hakkımızda dava açılıyor. Talimat üzeri Edirne Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşma vardı, ancak ifade veremeyecek durumdayız. Çünkü avukatlarımızla görüşemiyoruz. Gerek 3’lü protokol ve gerekse son dönemlerde bulunduğumuz mekanda tamamen keyfi olarak, onur kırmaya yönelik dayatılan ayakkabı aramasından dolayı avukatlarımızla görüşememekteyiz. Dolayısıyla davanın, dosyanın hukuki yönünü avukatlarımıza danışamadığımız için, davaya ilişkin belge ve bulguları getiremediğimizden dolayı savunma yapamayacak duruma geliyoruz.

Bu keyfiyete ilişkin şu açıklamayı yapmak durumundayız ve bilgilerinize sunuyoruz.

Faşizmin hapishanelerdeki tecrit-izolasyon uygulamaları her geçen gün yeni baskı ve dayatmalarla devam ediyor. Yapılan “yasal düzenleme” ve değişikliklerle tecrit politikası iyice sistemleştirildi. Çıkarılan genelge ve uygulamalarla bu pekiştirilmek isteniyor. Yeni baskı metodları devreye sokuluyor.

Bir gün önce avukat gidiş dönüşlerinde yapılan aramalara ek olarak, onur kırıcı şekilde ayakkabı araması devreye sokularak savunma hakkımız iyice gaspedildi. Yanısıra hücre içinde “hücre cezası” olarak havalandırmaya çıkarmamak, mektup ve görüş cezaları, sayımlarda zorla ayağa kaldırıp bekletme girişimleri ve işkenceler bu uygulamalardan sadece birkaç tanesidir.

En son olarak da aile görüşüne gidiş ve dönüşlerde tamamen keyfi onur kırıcı bir uygulama olarak ayakkabı araması dayatılmaya başlandı. Oysa zaten görüşe gidip gelirken üstümüz aranmaktadır, hem de kapalı görüş yaptığımız halde görüşçülerimizle ve gidip gelirken hiç kimseyle fiziki bir temas alınmamasına rağmen. Böylesi gayri insani koşullarda 30 dakika ile sınırlı görüş yapılıyor ve bu yeni dayatılan ayakkabı araması vb. onur kırıcı davranışlarla (bize ve ailemize) bu da tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Bizler, faşizmin F tipi terörüyle ve buna yeni yeni eklenen genelge ve uygulamalarıyla neyi hedeflediklerini çok iyi bilmekteyiz. Boyun eğmemiz isteniyor. Bütün faşist uygulamalar bunun içindir. Ama bunu asla başaramayacaklardır! Kanıt onlarca şehidimiz ve sakat kalanlarımıza rağmen ÖO direnişimizin yeni katılımlarla kararlıca sürüyor olmasıdır. Sonuna değin de sürdüreceğiz.

Avukat görüşünden sonra aile görüşünde de onur kırıcı aramanın dayatılması, zaten tecritle işkenceye dönüştürülmüş görüşlerin, böylece “iyileştirme programları”nın da ne anlama geldiğini gözler önüne sermiş oluyor. Ayrıca bu yeni baskılar, hak gaspları, “disiplin cezaları” ile “ıslah etme” vb. programı hayata uygulama çabalarıdır. Bu uygulamalar, faşizmin hücre tecriti mantığını bütünleyen parçalarıdır. Bunca ağır bedele rağmen, kamuoyu ve kitlelerin bilinç düşüklüğü ve örgütsüzlüğünün sonucu yeterli düzeyde tepki verememelerinden de güç aldığını unutmamak gerekir.

Bizler, büyük bedellerle sürdürdüğümüz ÖO direnişinin yanısıra, bu tür keyfi, onur kırıcı, boyun eğdirici “ıslah etme” uygulamalarına karşı da direneceğimizi ilan ediyoruz.

Ayrıca; ailelelerimizin yüzlerce km. uzaklıktan gelişini de gözönünde bulundurarak görüşe çıkmamazlık yapmayacağız ama, onur kırıcı aramayı ayakkabısız görüşe çıkarak protesto edeceğiz. Yine sayımlarda askeri mantıkla ayağa kaldırılıp bekletme uygulamalarına bedeli ne olursa olsun uymayacağımızı ve bütün bu keyfi uygulamaları, çıkacağımız duruşmalarda da teşhir edeceğimizi ve suç duyurusunda bulunacağımızı de belirtiyoruz.

Teslim alma politikası asla başarılı olamayacaktır. Çünkü teslimiyeti değil direnmeyi tercih ettik, ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz.

Ercan Kartal, Cemal Çakmak, Muharrem Kurşun,
Nezahat Turan, Can Ali Türkmen, Ramazan Sadıkoğulları,
M. Aytunç Altay, Yunus Aydemir, Nizamettin Doğan,
Hasan Yüksel, Celal Coşkun, Ziya Büyükışık (DÇS)




Ölüm Orucu direnişinin son şehidi sloganlarla uğurlandı...

Veli Güneş Ölümsüzdür!..

ÖO direnişinin son ölümsüzleşen neferi, DHKP-C dava tutsağı Veli Güneş oldu. Veli Güneş 17 Haziran günü, İzmit Devlet Hastanesi’nde şehit düştü.

1956 Tunceli/Kocakoç Merkez köyü doğumlu olan Veli Güneş, 1994 yılında tutuklandı. Operasyon öncesinde Ümraniye zindanında kalıyordu. Yargılandığı davadan tahliye olmasına rağmen, 19 Aralık katliam operasyonundan sonra açılan davada tutuklu yargılandığı gerekçesiyle tahliye edilmedi. Zorla müdahele işkencesine rağmen direnişi yiğitçe sürdürerek ölümü göğüsledi. Büyük direnişe adını altın harflerle yazdı.

Veli Güneş’i memleketi olan Dersim’e uğurlamak için, Yenibosna Cemevi’nde 18 Haziran günü bir etkinlik düzenlendi.

Uğurlama halaylar ve marşlarla başladı. Daha sonra isteyenler Veli Güneş’i ziyaret ettiler.

Uğurlama boyunca atılan sloganlar şunlardı: “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”. “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez!”, “Tecriti kaldırın ölümleri durdurun!”, “Direnme hakkı kutsaldır koruyacağız!”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!”

TAYAD’dan bir arkadaş, Ölüm Orucu direnişinin anlamını ortaya koyan ve hücrelerin yıkılacağını vurgulayan bir konuşma yaptı. Saat 15:00 sıralarında Veli Güneş, vasiyeti gereğince memleketi Dersim’e gönderildi.

S.Y. Kızıl Bayrak/ İstanbul