23 Haziran'01
Sayı: 14


  Kızıl Bayrak'tan
  Meclis gece-gündüz çalışıyor!..
  Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama...
  Zorla müdahale işkencesine son
  ÖO Direnişi 247. gününde sürüyor
  Takas ihalesinin gerçek yüzü
  Kamu emekçileri hareketi
  Kapitalist kâr hırsı insanlığın geleceğini tehdit ediyor
  Düzen medyası
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/8
  Aymasan işçileri direniyor, öğreniyor, öğretiyor!
  Sınıf hareketi
  Gençlik
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri...
  "Emek ordusu öncü müfrezesine sahip bugün"
  Antakya sebze halinde küçük ama kazanımla biten bir direniş
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Çevre günü” ve kapitalizmin çevre tahribatı...

Kapitalist kâr hırsı
insanlığın geleceğini tehdit ediyor

5 Haziran “çevre günü” olarak kutlandı. Gün, bilinen söylevler, sembolik çöp toplamalar ve çocukların yapılan kimi törenlere zorla katılımıyla geçiştirildi.

Oysa çevre sorunu; ne sokaktan çöp toplamakla ne de içi boş nutuklarla ilgili bir sorundur, yaşadığımız çağın temel sorunlarından biridir. Kapitalizmin dolaysız kötülüklerinden biri olan çevre sorunu, gezegenimizin geleceğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır.

Kapitalizmin gelişim süreciyle ortaya çıkan bu sorun, çürüyen ve asalaklaşan burjuva sınıfın aşırı kâr hırsından dolayı sürekli büyümüştür. Çevre bilincinin gelişmesi kimi ülkelerde egemen sınıfları göstermelik bazı önlemler almaya zorlamıştır. Ancak bu önlemler sorunun sürekli yeni boyutlar kazanmasının önüne geçememiştir.

Emperyalist paylaşım savaşları ve bölgesel savaşlarda onmilyonlarca insanın ölmesi ve üretici güçlerin tahrip edilmesinin yanısıra, büyük boyutlu çevre ve doğa katliamları da yapılmıştır, yapılmaya devam edilmektedir. Kirli savaşların doğrudan bir sonucu olarak ekonomik kaynaklar, yerleşim alanları ve ormanlar yok edilmektedir. Sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’da yaptığı tahribat (binlerce köyün ve ormanların yakılması) bilinmektedir. Emperyalistlerin Irak ve Yugoslavya’ya dönük vahşi saldırılarının çevreye verdiği zararları ise bütün dünya izlemiştir.

Bunlara, ormanların yok edilmesi, deniz ve nehirlerin kirletilmesi, atmosferde biriken gazların sürekli artması ve nükleer denemelerin doğaya verdiği zararlar eklenmelidir. Bunun sonucunda ozon tabakasının delinmesi ve küresel ısının artması, bunlara bağlı olarak ekolojik dengenin bozulma aşamasına gelmesi, insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Doğadaki kirlenmenin devasa boyutlara ulaştığı günümüzde, kapitalist yönetimlerin çevre sorunlarından bahsetmeleri ikiyüzlülüğün de ötesindedir. Zira savundukları düzenin ürünü olan bu kirlilik, bizzat kendi katkılarıyla büyümeye devam etmektedir.

Emperyalistlerin çifte standardı

Sınıf mücadelesinin köklü bir geçmişe sahip olduğu emperyalist ülkelerde, çevre bilinci nispeten gelişmiştir. Bu bilincin kapitalist işletmeler üzerinde oluşturduğu basınç sayesinde bazı kurallara uyulması ve önlemlerin alınması mümkün olmaktadır.

Ancak gezegeni bir bütün olarak düşündüğümüzde, emperyalistlerin aldıkları önlemlerin göstermelik ve kamuoyu tepkisini törpülemeye dönük olduğu görülür. Yapılanlar daha çok, zehirli atıkların ve çevreyi kirletme oranı yüksek işletmelerin bağımlı ülkelere transfer edilmesidir.

Emperyalizmin sadık uşağı işbirlikçi Türk burjuvazisi de Türkiye’yi çöplük haline getirme çalışmalarına hız vermiştir. Uluslararası Abersan firması, Türkiye genelinde en az 6 bölgede “tehlikeli atıkları bertaraf etme tesisleri” kurmaya hazırlanıyor. Bunun somut adımları atılmış durumda. Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı köylerde arazi arayışı devam ediyor. Bu işten rant elde edecek işbirlikçi firmalar, bu tesislerin kurulması için yoğun bir çaba içindeler.

İşbirlikçi burjuvazi, yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilmesi için endüstri bölgelerinin mutlaka oluşturulması propagandasını yapmaktadır. Endüstri bölgeleri oluşturulması, emperyalist tekellere ayrıcalıklar tanımakla kalmayacak, emperyalist ülkelerde çevrenin korunması kurallarına uygun üretim yapmayan firmalar da bu bölgelerde toplanacaktır.

Bu ve benzer örnekler, emperyalist ülkelerin gerçekte çevre diye bir sorunlarının olmadığını, onlar için aslolanın ne pahasına olursa olsun kâr elde etmek olduğunu bir kez daha göstermektedir. Zaten kapitalist üretimin tek amacı da budur.

Türk burjuvazisinin çevre düşmanlığı

Emperyalist tekellerin Türkiye ve benzeri bağımlı ülkeleri kirletmeleri, çöplük haline getirmeleri, işbirlikçi burjuvazinin doğrudan suç ortaklığı sayesinde mümkün olmaktadır. Emperyalistlerin dayatmalarına yasal zemin hazırlayan bu sınıfın iktidarıdır.

Emperyalist bir firmanın Bergama’da siyanürle altın çıkarma çabası, bu çabaya karşı Bergamalı köylülerin verdiği mücadele ve bu çatışmada sermaye düzeninin aldığı tutum, sistemin aynası niteliğindedir. Siyanüre karşı mücadelenin meşruluğu ve yarattığı etki burjuvazinin mahkemelerinde yankı buldu. Bu mahkemeler siyanürle altın çıkarılamayacağına karar verdiler. Ancak TC Başbakanlığı tarafından çıkarılan özel bir emirle mahkeme kararı geçersiz sayıldı. Böylece emperyalist tekel, siyanürle altın çıkarmak için deneme üretimine başladı

Buna karşı Bergama halkı tepkisini koymakta gecikmedi. Sermaye devletinin buna yanıtı ise devlet terörü oldu. Bergama halkının üzerine jandarmalarını salan devlet, kimin devleti olduğunu net bir biçimde ortaya koydu.

Bergamalıların direnişi, bu düzende en sıradan demokratik istemler için bile kararlı bir mücadelenin zorunluluğunu ortaya koymuştur. Zira faşist sermaye düzeni, emperyalist tekeller ve işbirlikçi burjuvazinin çıkarlarına ters düşen her harekete azgınca saldırmaktadır.

Kapitalizme karşı olunmadan
doğa savunulamaz!

Doğanın tahrip edilmesi ve vahşi bir şekilde yağmalanması, kitlelerin sınırlı bir kesiminde duyarlılığın oluşmasını da beraberinde getirmektedir. Değişik örgütlenmelerde ifadesini bulan bu tepki, kendisini çevrenin korunmasıyla sınırladığı ölçüde güçsüz kalmakta, zamanla sisteme eklemlenmektedir. Çevre sorunlarına samimi bir ilgi gösteren kimi çevreler, süreç içerisinde bu duyarlılıklarını yitirebilmektedir. Kapitalizmi aşamayan bir perspektif, zamanla kapitalizmle uyumlu hale gelmektedir.

Doğanın tahribi ve çevre kirliliği kapitalizmin dolaysız sonuçlarıdır. Tekniğin tüm gelişmesine rağmen, endüstriyel kirlilik hala arıtılmıyor. Kirli atık su ve katı maddeler büyük oranda oldukları gibi doğaya atılmaktadır. Örneğin atık suların %55’i endüstriyeldir ve bunun sadece %9‘u arıtılmaktadır. Yine yılda 5.5 milyon ton tehlikeli atık oluştuğu halde, bunun kurallara uygun bir şekilde bertaraf edilen miktarı sadece %1’dir. Bu veriler, kirliliğin büyük oranda kapitalist işletmeler tarafından yayıldığını göstermektedir. Bu atıkları doğaya temiz bir şekilde iade etmek mümkünken, kapitalistlerin kâr hırsı yüzünden bu kirlilik sürekli yayılmaktadır.

Çürüyen kapitalist düzenin çevreye yaydığı bu pislik ancak bu düzenin yıkılmasıyla temizlenebilir. Elbette buna karşı mücadele şimdiden verilecek, kapitalistler önlemler almaya zorlanacaktır. Ancak yine de, kapitalizm varolduğu sürece çevreyi kirletmeye, doğayı tahrip etmeye devam edecektir. Ama insanlık, kirleten ve öldüren bu düzene mahkum değildir.