23 Haziran'01
Sayı: 14


  Kızıl Bayrak'tan
  Meclis gece-gündüz çalışıyor!..
  Tüm devrimci tutsaklardan direnişin talepleri üzerine açıklama...
  Zorla müdahale işkencesine son
  ÖO Direnişi 247. gününde sürüyor
  Takas ihalesinin gerçek yüzü
  Kamu emekçileri hareketi
  Kapitalist kâr hırsı insanlığın geleceğini tehdit ediyor
  Düzen medyası
  Kriz ve devrimci sınıf çizgisi/8
  Aymasan işçileri direniyor, öğreniyor, öğretiyor!
  Sınıf hareketi
  Gençlik
   Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu ile dayanışma etkinlikleri...
  "Emek ordusu öncü müfrezesine sahip bugün"
  Antakya sebze halinde küçük ama kazanımla biten bir direniş
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Takas ihalesinin gerçek yüzü

Sermaye devleti geçtiğimiz günlerde bir iç borç takası ihalesi gerçekleştirdi. Böylelikle geri ödeme zamanı gelmiş iç borçların vadeleri, devlete borç vermiş büyük bankaların ihya edilmesi karşılığında bir süreliğine ertelendi.

Hükümet ve medya günlerdir yapılan bu işi büyük bir başarı olarak göstermeye çalışıyor. Takas sayesinde ekonominin rahatlayacağı, dahası ülkenin önünün açılacağı propagandası yapılıyor. Dikkatler borçların bir süre ertelenmiş olmasına çekilmeye çalışılıyor.

Oysa bu borç takası, sermayenin, özellikle de büyük bankaların son bir yıldır uğradıkları kimi parasal zararların “borç erteleme” bahanesiyle devlet bütçesine, yani işçi ve emekçi yığınların sırtına yüklenmesinden başka bir şey değil.

Peşpeşe gelen mali krizler döviz fiyatlarında ve faizlerde beklenmedik iniş çıkışlara neden olmuştu. Bu ani dalgalanmalar genel planda büyük bankaların kârlarını arttırmalarına yol açtı. Ama bu arada başka şeyler de oldu. Örneğin bankaların elindeki döviz miktarı azaldı. Kredi faizlerinin düşmesi nedeniyle bu alanda kâr oranları düştü. Ve en önemlisi de döviz fiyatlarındaki belirsizlik bankalar için risk oluşturmaya başladı.

Böyle bir aşamada takas gündeme geldi. Geri ödeme zamanı yaklaşmış ağır borç yükü gerekçe gösterilerek takas ihalesi açıldı. İhaleye büyük bankalar beklenenin çok üzerinde bir ilgi gösterdi ve yaklaşık 9 milyar dolarlık bir takas gerçekleşti. Devlete borç vermiş büyük bankaların elindeki tahviller alındı. Karşılığında bankalara dövize endekslenmiş ve ödeme vadeleri uzatılmış yeni tahviller verildi. Bu vesileyle sermaye devleti ödeme zamanı gelmiş borçlarının ortalama 3 yıllık bir zamana yayılması karşılığında banka sermayedarlarının tüm isteklerini yerine getirmiş oldu.

Takasla bankaların döviz açıkları giderilmiş oldu. Faizlerin düşmesi nedeniyle bankaların uğradığı zararları telafi edecek düzenlemeler yapıldı. Döviz fiyatlarının ani değişmesi ihtimalinden doğan risk de devlet tarafından üstlenildi.

Devletin iç borç yükünde ise koparılan gürültü ölçüsünde büyük bir azalma olmadı. Devlet önümüzdeki altı ayda 46 katrilyon iç borç ödeyecekti. Takasla bu miktar 41 katrilyona düşürüldü. Fakat buna karşılık önümüzdeki yılların borç yükü daha da ağırlaştı.

Bu da gösteriyor ki yapılan iş bir kez daha işçi ve emekçilerin cebinden büyük sermayeye kaynak aktarmaktır. Krizin faturasını bir kez daha işçi ve emekçilere ödetmektir.

İç ve dış borç mekanizmaları işçi ve emekçileri daha fazla sömürmek, daha fazla yoksullaştırmak için sermayenin kullandığı araçlardır. Ağır borç yükünü gerekçe gösteren sermaye devleti vergileri durmadan arttırmakta, telefon, akaryakıt, sigara, şeker gibi KİT’lerin ürettiği mal ve hizmetlere büyük zamlar yapmakta, kamuda çalışan işçi ve emekçilere verilen parayı kısabildiği kadar kısmaya çalışmaktadır. Böylelikle borçlar işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmış olmaktadır

Borçların çok az bir kısmının ertelenmesi karşılığında bankaların hemen tüm zararlarının devletçe üstlenilmiş olması, önümüzdeki yıllarda borç yükünün daha da artması demektir. Bu da işçi ve emekçilerin karşı karşıya olduğu yıkım ve yoksullaşmanın daha da büyümesi anlamına gelmektedir.

Krizlerin ve giderek ağırlaşan borç yükünün sorumlusu işçi ve emekçiler değildir. İşçi ve emekçiler takasla borç yükünün azaltıldığı yalanına kanmamalı, borç çarkını döndürmek için kendilerine dayatılan yıkım ve yoksullaştırma politikalarını reddetmelidirler.

İç ve dış borçlar iptal edilsin!
Krizin faturası kapitalistlere!



Sağlıkta özelleştirme politikası ve sonuçları

Türkiye’de işçi ve emekçilerin en çok sorun yaşadıkları alanlardan biri de sağlıktır. Bir taraftan mantar gibi türeyen özel hastaneler, diğer taraftan hizmet vermekte yetersiz kalan/yetersiz hale getirilen SSK hastaneleri ve sağlık ocakları...

SSK’larda tedavi imkanları gün geçtikçe daralmaktadır. Sağlık çalışanı ve donanım yetersizliğinden dolayı yeterli sağlık hizmeti verilememektedir. SSK hastanelerinde bu sorunlar yaşanırken, sağlık emekçileri ile hastalar karşı karşıya gelmektedir. Tedavisi yeterince yerine getirilemeyen hastaların ilk yüklendikleri kişiler sağlık personelidir. Oysa SSK hastanelerinin yetersiz hale gelmeleri devletin bilinçli politikalarının bir sonucudur. Özelleştirmelerle sağlık hizmetleri tasfiye edilmeye çalışılmaktadır.

Devletin yıllardır sistemli bir biçimde özelleştirme saldırısıyla yüzyüze kalan SSK hizmetlerinin bir bölümü bugün özel sağlık şirketlerine kaydırılmıştır. SSK’da yapılması gereken tedavi, ilaç alımı, tahliller, ameliyatlar vb. özel hastanelere yüksek fiyatlara yaptırılmaktadır.

Sermaye düzenindeki yolsuzluk ve çürümeden SSK da nasibini almıştır. Çalışma Bakanı her gün bu alanda yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlükler üzerinden medyada şov yaparak özeleştirmeye kılıf hazırlıyor. Oysa tüm bunlar özelleştirmenin sonuçları olarak yaygınlaşmakta, bizzat devlet bürokratlarıyla ilişkili olarak gerçekleşmektedir.

Özel sektörün prim borçlarını bir kalemde silen devlet, işçilere ise yüklenmektedir. İşçilerin prim payı kaynağında kesilmektedir. Biriken paralar, sağlık ve sosyal güvenlik alanına yatırılması gerekirken, bankalara ucuz kredi olarak kullandırılmaktadır. ‘94 rakamlarıyla, düşük faizli kredi kullanımı nedeniyle, 19 milyar dolar heba edilmiştir. Devletin SSK kaynaklarını kimlere kullandırdığı ortadadır.

İMF-TÜSİAD programının hedeflerinden biri de SSK’nın tasfiyesidir. Sigorta ve sağlık hizmetleri sermayenin en çok gözünü diktiği alanlardır. Sigortalılar sürekli olarak bireysel emekliliğe özendiriliyor. On senede emekli olunacağı vaatlerinde bulunuluyor. Emeklilik yaşının yeni yasayla kadınlarda 55, erkeklerde 60 yaş olduğu düşünüldüğünde, bu birçok işçiye cazip geliyor. Fakat emekli maaşı ödemesi belirli bir yaş sınırına bağlanıyor. Tabii ki sigorta şirketi o zamana kadar batmazsa!

Devlet sosyal güvenliğe bütçeden %2 oranında pay ayırıyor. ‘97 rakamlarına göre, kişi başına yıllık 237 dolar düşüyor (ki bu miktar şimdi daha azdır). AB ülkelerinde sosyal güvenliğe ayrılan pay ise yıllık 5 bin dolardır.

Sigorta kapsamında, aile fertleri de içinde, toplam 43 milyon kişi hastanelerden yararlanıyor. Bu sayı karşısında mevcut SSK hastaneleri doğal olarak yetersiz kalıyor. Toplam 1220 hastane, 5700 sağlık ocağı, 1300 sağlık evi vardır. 807 kişiye bir hekim düşmektedir. Hekimlerin %40’ı 3 büyük ilde toplanmıştır. Özellikle Kürdistan illerinde doktor ve hastane yetersizliğinden dolayı, parası olanlar tedavi için büyük kentlere geliyorlar. Parası olmayanlar ise kaderleriyle baş başa kalıyorlar.
İşçilerin birikimiyle oluşturulan SSK’da işçilerin sözü geçmiyor. Yönetim kurulunda 7 üye var. Bunlardan 4’ü hükümet tarafından atanan bürokratlardır. Yanısıra 1 işçi temsilcisi, 1 işveren temsilcisi ve 1 emekli bulunmaktadır.

Kapitalist sistemde parasız sağlık hizmeti hakkı işçi ve emekçilerin zorlu mücadeleleriyle kazanılmıştır. Bugün bu hak gelişmiş kapitalist ülkeler de dahil, adım adım gaspedilmektedir. Sosyalist sistemde ise sağlık hizmetleri ve ilaç toplumun tümü için parasızdır. Yani kapitalist sistemde paranız kadar sağlık hizmetlerinden yararlanabilirsiniz, sosyalist sistemde ise hiçbir sınır yoktur. Küba’daki uygulama bunun en somut ve başarılı bir örneğidir.

Parti programında devrimden sonra gerçekleştirilecek uygulamalardan biri sağlık alanındadır. TKİP Programı sağlığa ilişkin düzenlemelerin başında şunları öngörmektedir:

"Kamulaştırılmış tüm sağlık kuruluşları yerel işçi ve emekçi meclislerine devredilir. Toplumun tüm bireyleri için parasız sağlık hizmeti ve ilaç sağlanır. Geniş çaplı kamu sağlığı ağı kurulur. Koruyucu hekimlik hizmetleri yaygınlaştırılır.” (TKİP Programı, 2. Bölüm, C. Toplumsal sorunlar alanında)

A.Engin