ARSIVANA SAYFA
 
03 Şubat '01
SAYI: 05
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tuzaklar ve tuzağa düşenler
"Huzur"u bozanlar dizginsiz bir faşist terör dalgazının önünü açıyorlar
Başsavcı İMF'ye soruyor: Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?
"Enerji piyasası" yasası gündemde
Örnek inisiyatifin kararları bir bir uygulanıyor
İşsizlik ve kapitalizm...
Tekstil'de satış sözleşmelerine izin vermeyelim!
SSK'yı tasfiyenin zenmini hazırlanıyor
KESK'in 3. Olağan Genel Kurulu...
Kapitalizmi savunanlar şiddet karşıtı olabilirler mi?
Direniş,katliam ve sol hareket/2
Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri
TAYAD'lı Aileler: Yine bizim kapımız çalınıyor!...
Köln'de 40 bin kişilik coşkulu ve kitlesel gösteri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/Ek belge
Zürih sokaklarında emperyalist haydutlara militan tokat!
Davos formu ve enternasyonal mücadele
Orta burjuvazinin işçiler üzerindeki etkisini kırmalıyız
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor...
İHD İstanbul Şb: Ölümler 100. gününde, yeni ölümler istemiyoruz!
Mücadele Postası







 
 


Davos Formu ve enternasyonal mücadele

Emperyalist-kapitalist sistemin çelişkileri derinleşiyor. Tüm dünyada işçi ve emekçilerin yaşamı yıkıma uğratılıyor. Dün küreselleşme rüzgarı eşliğinde kapitalizmin ebediliğinden dem vuranlar, şimdi sistemi düzlüğe çıkarmak için yeni çareler arıyorlar.

25 Ocak’ta Davos’ta, emperyalist-kapitalist dünyanın önemli temsilcileri 4 gün süren “Ekonomi Forum”da bir araya geldiler. Dünya emekçilerinin yarattığı değerleri yağmalamak için ortak kararlar aldılar, yeni saldırı programları oluşturmaya çalıştılar.

Uluslararası sermaye dünya çapında sınırsız ve kuralsız egemenliğini örgütlerken, buna karşı enternasyonal emekçi dayanışması yükseliyor, gelişiyor. Küreselleşme karşıtı ortak mücadele alanlarda büyüyor, toplantıların yapıldığı kentler sert çatışmalara sahne oluyor.

Bu nedenle “Ekonomik Forum”un hazırlıkları aylar öncesinden başladı. En önemli gündemlerinden biri küreselleşme karşıtı gösterileri engellemek ve ezmekti. Bir ay öncesinden Davos’a giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Son bir hafta sınırlarda şüpheli görülen kişileri ülkeye sokulmadı. Tüm ülkede “Ekonomi forum”a karşı her türlü gösteri yasaklandı. Buna rağmen gösteriler 25 Ocak’ta başladı.

27 Ocak günü merkezi olarak Davos’a hareket edildi. Ancak Davos’a 40 km. kala ardarda onlarca barikat oluşturulmuştu. Davos vadisinde kuş uçurtulmuyordu. Zırhlı araçlar ve askeri birliklerden örülmüş güvenlikle beraber havada onlarca helikopter kitlenin yönelimine göre yer değiştiriyordu. Barikatlara yüklenen göstericiler geri püstürtülüp dağıtılıyordu. Gaz bombaları gözleri açtırmaz, nefes aldırmaz duruma getiriyordu.

Barikatların aşılamayacağı anlaşılınca, geri çekilerek otobanı kapayıp eylemi sürdürdük. Diğer cephede tren istasyonunda bir trenin makinisti rehin alındı. Kapanan otobanın yanına gelen tren durduruldu. İki eylem birleştirildi. Polis müdahale etme gücü gösteremedi. Kitle toplandıktan sonra toplu olarak Zürih’e hareket edildi. Eylem Zürih’te devam etti.

Eylemler 28-29 Ocak’ta da devam etti. İsviçre’nin birçok şehrinde gösteriler gerçekleşti.

Örgütsel alanda zayıflık

Bu uluslararası eylemin önemi ve anlamına rağmen, örgütlü tarzda katılım konusunda zayıflık göze çarpıyordu. Türkiyeli sol güçler cephesinde de dağınıklık, hazırlıksızlık, ortak inisiyatif geliştirememe sözkonusuydu. Bu, emperyalist küreselleşmeye karşı mücadelenin kavranamadığının göstergesidir. Türkiye zindanlarındaki katliamın sorumlusunun aynı zamanda Davos’ta biraraya gelen emperyalistler olduğuna göre, yurtdışında cezaevleriyle olan dayanışma Davos’a karşı da örgütlenebilirdi.

Yerli devrimci ilerici güçlerin de yetersizlikleri sözkonusuydu. Gösteriye katılım için çaba harcandı, fakat eylem örgütlü bir tarzda gerçekleştirilemedi. Öncesinde bir eylem komitesinin oluşturulmamış olması önemli bir dezavantajdı.

Tüm bu yetersizliklere rağmen, düzen cephesinde korkulu tartışmalar yaşanıyor. Tüm tehditlere ve güvenlik önlemlerine karşın gerçekleşen militan gösteriler büyük bir tedirginlik yaratıyor. Davos toplantıları artık bu ülkede yapılmasın diyenler çoğalıyor.

BİR-KAR/İsviçre



40 bin General Motors işçisi
tüm Avrupa’da eylemde!

General Motors’a ait işletmelerde çalışan 40 bin işçi, geçtiğimiz Perşembe günü tekelin tüm Avrupa da işyerlerinin yokedilmesi planlarını protesto için eylem yaptı. Sadece Almanya da 16 bin işçi geçici olarak iş bıraktılar. İşçiler, General Motors tekeli tarihinde ilk kez olarak sınıf düşmanı politikalara karşı sınırlar ötesi eylemleriyle ortak bir mücadele cephesinden cevap verdiler.

General Motors sözcülerinin iş bırakma eyleminin işyerlerinin korunması için doğru bir yol olmadığına ilişkin öfkeli açıklamaları, işçileri kararlılığından alıkoymadı.

Geçtiğimiz yıl sonunda, General Motors işçilerini Noel hediyesi yerine bir sürpriz bekliyordu. Almanya’daki Opel AG’nin de ait olduğu dünyanın en büyük otomativ devi General Motors, 16 bin işçinin çıkarılacağını, bunun 6 binin Avrupa’daki işyerlerinde çalışanlar olacağını açıkladı. Açıklamada, ilk olarak, 2002 yılında, Londra’nın Luton kasabasındaki Vaunhall işletmesinin tümden kapanacağı da belirtildi.

Saldırıya İngiltere’den başlanması rastlantı değil

Aslında zaman ve mekan hiç de tesadüfen seçilmiş değildi.

Avrupa’da İngiltere’den başka sendikaların bu kadar az hak sahibi olduğu, bu denli güçten düşürüldüğü bir başka ülke yoktur. Örneğin geçtiğimiz yıl Almanya’da, Bochum’daki Opel işletmelerinden işçi atılacağının duyulmasıyla birlikte, işçiler anında kendiliğinden greve gitmiş ve tekelin kararlarını geri aldırtarak, planlarını alt üst etmişlerdi.

İngiltere’de geçtiğimiz yıl bir dizi otomobil fabrikası kapatılmıştı. BMW, Rover’i tartışmalı firma Phonixe satmıştı ve bu iş binlerce işçinin sokağa atılmasıyla birlikte yapılmıştı. Hemen ardından Ford, Dagenham’daki üretimini durdurduğunu açıkladı. Sendikalar ve işyeri temsilcilerinin bu kapatılma kararlarını sineye çekmelerinin ardından, bu kez General Motor’s, Luton ile ilgili planlarını açıkladı. Bu kez de işçilerin sessiz sedasız kaderlerine boyun eğeceklerini umdular. Ama General Motor’s işçileri, Rover ve Ford işçilerinin tersine bu kez mücadeleyi seçtiler.

Fabrikanın kapanacağını duyan işçiler daha gece vardiyasındayken işi bıraktılar. Ardından 300 işçi; “İşyerlerinin yok edileceğini ve fabrikanın 2002 yılında tümden kapanacağı haberini basından duyduk. Bunlar, dışarı çıkıp bize bunu açıkça söyleme cesaretini bile gösteremiyorlar” diyerek fabrika yöneticisinin bürosunu basarak işgal ettiler.

İş bırakmalar ve işgaller haftalardır aralıklarla sürüyor. İşçiler Luton halkının büyük bir kesiminin de desteğini alarak yürüyüşler örgütlüyorlar. Çünkü bu saldırıdan sadece 2200 işçi değil, yedek parça üreten firmalar, küçük ticarethaneler vb. düşünüldüğünde 35-50 bin arasında çalışan da etkilenecek. Üstelik daha kısa bir süre önce, işyerlerinin güvence altına alınması vaatleriyle işçilerin ücretleri bir kalemde silinmiş ve işçiler kötü çalışma koşullarında çalışmalarını sürdürmeye maruz bırakılmışlardı.

Almanya’da da Rüsselsheim ve Bochum’daki işletmelerde 1700 işçinin işten çıkarılacağı açıklandı. Oysa sadece Bochum’da işçi sayısı son 5 yıl içinde 20 binden 13 bine düşürülmüştü. Bu kez de 700 işçi işini kaybedecek. Öte yandan ise, 2001 yılı için, şu an ki işçi sayısıyla bile imkansız görünen % 10’luk bir üretim artışı planlanmış durumda.

Yeni Euro-grevler uzak değil

Dünya ölçeğinde tekellerin toplu tensikatları gösteriyor ki, otomobil sektöründe de başarılı yapısal dönüşüm sabun köpüğü gibi yok oldu ve büyük bir yapısal kriz yaşanmakta. Otomobil tekelleri bir yandan üretim kapasitesini arttırırken, diğer yandan ise oluşan aşırı üretim fazlalılığını eritemedikleri için toplu işçi çıkarma yoluna gidiyorlar. Ya da üretimi başka yerlere naklederek yükü bir kez daha çalışanların sırtına yıkma yoluna gidiyorlar.

Ama işçiler tekellerin bu saldırılarına artık uysalca boyun eğmiyorlar, gerektiğinde sendika yönetimlerini de aşarak saldırılara karşı koyuyorlar. Geçen yılın Almanya/Bochum Opel işletmesinde olduğu gibi sonuçta saldırıyı püskürtüyorlar da.

Son yıllarda Avrupa’da, Belçika Reno örneğinde olduğu gibi, birkaç kez Euro-grevler yaşanmış ve işçi sınıfı sermayenin kendisi için yokettiği sınırları aşarak ortak mücadele cephesinden derslerini vermişti.

Bu kez de General Motors işçileri tüm Avrupa çapında eyleme giderek, dünyanın bu en büyük tekelinin politikalarını protesto ettiler. Mücadeleci bir geçmişe sahip oldukları bilinen General Motors işçilerinin önümüzdeki süreçte Avrupa çapında grevlere gitmesi şaşırtıcı olmayacaktır.



Hindistan depreminde ölü sayısı 100 bini aştı...

Kapitalizm her yerde öldürür!

Hindistan’da 26 Ocak’ta meydana gelen depremde ölenlerin sayısı günbegün katlanarak devam ediyor. Bu arada sözde kurtarma çalışmaları da sürüyor. Ciddi bir şekilde yiyecek, içeçek, giyecek sıkıntısı birçok kentte kendisini gösteriyor. Ayrıca depremzedeler salgın hastalık ile de yüzyüze. Ve birçok bölgeye hala yardım ulaşmamış durumda. Telefon hatlarının kesilmesinden dolayı pek çok köydeki durum hakkında hala en ufak bir bilgi alınamıyor.

Son günlerde yapılan açıklamalara göre ölü sayısı 50 bin deniliyor. Ama Hindistan devleti -tam da Türkiye’dekinin bir benzeri olarak- bu rakamları kabul etmeyerek ölü sayısının 7 bin olduğunu iddia ediyor. Deprem bölgesine gelen yardımlar yetersiz. Dünyanın en kalabalık ordularından birine sahip olan Hindistan’da, bölgeye henüz yalnızca 5 bin asker gönderilmiş. Bu Türkiye’deki benzer bir başka davranış.

Dünya çapında yapılan araştırmaya göre yolsuzlukta Türkiye ile başabaş giden Hindistan devletinin gelen yardımları iç etmedeki hızı da Türk devletini aratmadı.

İşte yine aynı kafa, yine halkın kanı üzerinden yapılan aynı kirli hesaplar. Diğer taraftan, yine aynı acılar, yine aynı öfke...

Bu tablo aslında bizlere hiç de yabancı olmayan bir gerçekliği anlatıyor. Öyle ki bu tabloya, “Hindistan” ibaresini çıkardığımızda, Türkiye’de toplu bir kıyım olan 17 Ağustos depremi sonrasındaki tablo da diyebiliriz.

17 Ağustos’tan bu yana 1,5 yıl geçti, ama halk hala evsiz, hala çadırlarda kalıyor. Üstelik bol keseden evlerin ‘99’un sonunda bitirileceği sözü verildiği halde! Hindistan halkını da bundan farkli bir akıbet beklemiyor.

Kapitalizmin temel yasası, kâr ve sömürüdür. Kendi egemenliğini sürdürebilmesi için emekçi sınıfları sömürmek, kanını emmektir. Ve bu yüzdendir ki “doğal afet”ler altyapısı olmayan, yoksul semtlerde emekçi halkı kitleler halinde öldürmektedir. Bu çok yönlü sosyal yıkımın ortadan kaldırılması, tüm insanlığın insanca yaşayabilecek koşullara kavuşabilmesi, sömürüye dayalı bir düzen olan kapitalizmin gömülmesi ve insanı, onun maddi ve kültürel ihtiyaçlarını temel alan sosyalizmin kurulması ile olanaklıdır yalnızca.

Depremle gelen katliamların sorumlusu kapitalizmdir!
Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!