ARSIVANA SAYFA
 
03 Şubat '01
SAYI: 05
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tuzaklar ve tuzağa düşenler
"Huzur"u bozanlar dizginsiz bir faşist terör dalgazının önünü açıyorlar
Başsavcı İMF'ye soruyor: Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?
"Enerji piyasası" yasası gündemde
Örnek inisiyatifin kararları bir bir uygulanıyor
İşsizlik ve kapitalizm...
Tekstil'de satış sözleşmelerine izin vermeyelim!
SSK'yı tasfiyenin zenmini hazırlanıyor
KESK'in 3. Olağan Genel Kurulu...
Kapitalizmi savunanlar şiddet karşıtı olabilirler mi?
Direniş,katliam ve sol hareket/2
Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri
TAYAD'lı Aileler: Yine bizim kapımız çalınıyor!...
Köln'de 40 bin kişilik coşkulu ve kitlesel gösteri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/Ek belge
Zürih sokaklarında emperyalist haydutlara militan tokat!
Davos formu ve enternasyonal mücadele
Orta burjuvazinin işçiler üzerindeki etkisini kırmalıyız
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor...
İHD İstanbul Şb: Ölümler 100. gününde, yeni ölümler istemiyoruz!
Mücadele Postası







 
 

KESK’in 3. Olağan Genel Kurulu...

Reformist uzlaşmacı çizgiye devam...

KESK Genel Kurulu, 25 Ocak Perşembe günü İstanbul’da Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde başladı ve dört gün sürdü. Konfederasyona bağlı 19 sendikanın toplam 464 delegeyle temsil edildiği Genel Kurul’da, delegelerin büyük çoğunluğunu ÖDP, HADEP ve EMEP’li delegeler oluşturuyordu.
İlk güne KESK’in geçmişteki eylemliliklerini konu alan bir sinevizyon gösterimiyle başlandı. Ardından Siyami Erdem’in açılış konuşması ve diğer işçi konfederasyonu ve siyasi parti temsilcilerinin konuşmaları yer aldı.
Genel Kurul boyunca KESK’in gelecek dönemde nasıl bir yol izleyeceği ve Kürt sorununun çözümü, demokratik cumhuriyet, İMF’nin yıkım programları, küresel saldırılara karşı tutum, "barış ortamının yaratılmasında KESK’in üstüne düşen görevler" gündeme getirildi, konuşuldu.

"Kürt sorununun çözümü" ve "barış"

HADEP’li delegeler, "demokratik Türkiye", "barış", "Kürt sorununun çözümü" vb. yönelimleri kongreye taşıdılar. Verilen önergeler ve alınan kararlarda, tüzük değişikliklerinde aynı yönelimin yansımaları belli bir yer tuttu.

Genel Kurul’da; "Kürt sorunun çözümüne yönelik çalışmaların başlatılması", "Demokrasi ve barış platformunun kurulması", "Barış mitinglerinin örgütlenmesi", "OHAL’in kaldırılması için çalışmalar yapılması" vb. kararlar alındı. KESK’ten nasıl bir beklenti içinde oldukları bir delegenin yaptığı konuşmada şu şekilde vurgulandı: "Kürt sorununun çözümünde ve demokratik barış ortamının yaratılmasında KESK üzerine düşen görevi yapmalıdır"

Devrimci çizgilerini korudukları dönemlerde dışlanmaya çalışılan yurtseverler ancak teslimiyet çizgisine evrilmeleriyle birlikte reformistlerin desteğini alabildiler. Ve oportünist ittifakların bir tarafı olabildiler. Kürtlerin ulusal özgürlük ve eşitlik sorununu, "demokratik cumhuriyet" söylemleriyle düzen içi çözümlere bağlayanlara yanıt ise, bir Tüm Yargı-Sen delegesinden geldi:

"... Hapishanelerde yapılan katliam sonrası sokaklar muhalefete yasaklanmış, sokaklara çıkan en basit basın açıklamasına katılan arkadaşlarımız tutuklanmış, F tipi tabutluklarına konmaktadırlar. Bu arada biz kamu emekçilerine sıra gelecektir, hatta gelmiştir de. Tüm Yargı-Sen yöneticileri şu anda hapishanelerdedir. Neden? Seslerini çıkardıkları için. KESK bu bağlamda düşünerek, direnme geleneğini geliştirmek ve toplumun tüm kesimleriyle ortak mücadele platformları oluşturmak zorundadır

“... Hukukun, adaletin olmadığı bir ülkede barıştan bahsetmek faşizmin dayatmalarını kabul etmektir. Demokratik cumhuriyet hayalleri kuranlar, eğer barış yıkılan, yakılan köyler ise, eğer barış kamu çalışanlarına baskı ve şiddet ise, eğer barış hapishanelerde yakıp, yıkıp katliam ise biz bu barış anlayışında yokuz. Hapishanelerde teslim olanların barış anlayışları teslimiyettir. Bu barış olamaz...."

F tipi sorununu genel kurula
Tüm Yargı-Sen delegeleri taşıdılar

F tipi hücreler sorununa daha çok yapılan konuşmalarda değinildi. Özellikle Tüm Yargı-Sen’li delegeler cezaevleri sorunuyla ilgili konuşmalar yaptılar. Devrimci tutsaklara yönelik baskı ve yoketme politikasına, özellikle son katliama sendikaların tepkisizliğini eleştirenlere, KESK ve sendikaları tarafından verilen yanıt şöyle olmuştu: "Avukatlar, doktorlar ve Tüm Yargı-Sen olayın muhatabıdır. Onların bu konuya tepki göstermesi anlaşılabilir, fakat bir Eğitim-Sen’in yapacağı eylemi insanlara nasıl anlatabiliriz?"

Cezaevi sorununun asıl dışarıyı hedef aldığını anlarmış gibi gözüken, fakat buna karşı bir şey yapmayan anlayışları eleştiren Tüm Yargı-Sen’li bir delege, konuşmasında bu konuya değindi:

"... Eğer cezaevleri sorunu varsa bunun muhatabı sadece Tüm Yargı-Sen değil, eğer özelleştirmeler varsa bunun muhatabı sadece Enerji Yapı Yol-Sen değil, ya da işkollarındaki sorunların sahibi sadece o işkollarında örgütlenen sendikalar değil. Buralarda eksikliğimiz varsa, eğer buralardaki sorunlardan kaynaklı olarak biraraya gelip birlikte bir karşı koyuşu örgütleyemiyorsak bu eksikliğin sebebini öncelikle kendimizde aramamız gerekiyor.

“... Öncelikli olarak çalışanlarımız açısından da birçok eksiklikleri içinde barındıran F tipi cezaevleriyle ilgili olarak bir gözlem raporu hazırladık. Ve bu gözlem raporunu öncelikli olarak Adalet Bakanı’na ve bu olayın taraflarına ve kamuoyuna aktardık. Bizden beklenen şuydu: Cezaevleri özellikle F tipi cezaevleri konusunda Adalet Bakanlığı’nın düşüncesini aynen onlarla paylaşmamızdı. O zaman Tüm Yargı-Sen niye olacaktı, onlarla aynı şeyleri düşünecektiysek? Neden kuruldu bu sendika? Bunun için, sırf bu konuda onlar gibi düşünmediğimiz için sendikamız bir yoketme operasyonuyla baskılara ve sindirmelere maruz bırakıldı. Bu sindirme operasyonu sadece Tüm Yargı-Sen’e değil arkadaşlar. Bu sindirme operasyonu, toplumsal muhalefetin bütün kesimlerini içinde barındıran, ancak patlama noktası Tüm Yargı-Sen olan bir sindirme operasyonudur...

Bir başka Tüm Yargı Sen delegesi ise, F tipi cezaevleri ve katliam karşısında KESK’in tepkisizliğini eleştirerek, konuşmasında şunlara değindi:

"... F tipleri açılmadan önce bizler gerekli duyarlılığı gösterdik mi? KESK olarak gerekli karşı duruşu gösterdik mi? Buna olumlu cevap vermek mümkün değil. Sadece KESK olarak bunu ele almıyoruz. Toplumun duyarlı kesimleri ve demokratik kitle örgütleri de gerekli duyarlılığı gösterdi mi? (...) Hatta bazı kurumlar Ölüm Oruçları’nı bitirin çağrılarıyla bu katliama zemin hazırlamışlardır. Katliam sonrası ve F tiplerinde hala uygulanmakta olan işkencelere sessiz kalınmaktadır...."

Kurul’un ikinci günü TAYAD’lı, üçüncü günü TUYAB’lı analar, konuşmalarıyla sürmekte olan Ölüm Orucu Direnişi’ni kamu emekçilerinin sahiplenmeleri gerektiğini ve bu saldırının elbirliğiyle püskürtülebileceğini vurguladılar. TUYAB’lı ana F tipi cezaevlerinde yaşananlara değindikten sonra, destek verenlerin devletten baskı gördüğünü, bunun farkında olduklarını, fakat herşeye rağmen desteklerin devam etmesi gerektiğini ifade etti. Tutuklu yakınlarının konuşmaları sırasında salonda, "Devrimci tutsaklar onurumuzdur!", "İçerde, dışarda hücreleri parçala!", "Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!", "Anaların öfkesi katilleri boğacak!" sloganları atıldı. Salonun büyük bir çoğunluğu alkışla destek verdi.

Genel Kurul’da "Cezaevlerindeki uygulamalara karşı kitle örgütleriyle birlikte çalışma sağlanması", "Cezaevlerini izleme komitesinin oluşturulması" şeklinde kararlar alındı. Ancak KESK yönetiminin tutumunu, Divan Başkanı’nın TAYAD’lı ananın konuşmasından sonra söylediği şu sözler, çok açık bir biçimde ortaya koyuyor: “KESK insan hakları mücadelesindeki duruşunda haddini bilmelidir.”

F tipi cezaevleri sorununa en çok, bu konuda aldıkları tutumdan kaynaklı yöneticileri ve üyeleri gözaltına alınıp tutuklanan Tüm Yargı-Sen’li delegeler KESK gündemine taşımış oldular.

"Sonuç alıcı eylemler" örgütleme

Özelde kamu emekçilerinin genelde tüm işçi sınıfının mücadeleyi geliştirmesinin, hak alma mücadelesinde başarı elde etmesinin önkoşulu ya da çıkış hattı olarak ortaya konan "sonuç alana kadar dönmeme", " sonuç alıcı eylemler düzenleme", şeklindeki düşünceler yine kongrede delegelerce dile getirildi. Söz alan bir delege şunları söyledi: "Sendikalarımız artık hak alıcı eylem tarzlarına yönelmelidir. 1 günlük iş bırakma eylemleri, Ankara yürüyüşleri artık doyum noktasına ulaşmıştır. Bundan sonra taleplerimizin ortaya konduğu, bu talepleri tüm emek güçleriyle beraber ortaklaştırılan emek platformlarıyla hayata geçirip hak alana kadar, bu sıralanan talepler yerine getirilene kadar eylem tarzları örgütlenmelidir. Artık üyelerimiz KESK’ten bu tür eylem tarzları beklemektedir."

1 Aralık eyleminde açılan soruşturmalarla ilgili ve kamu emekçilerinin diğer taleplerini de kapsayan, Ankara’da kadrosal olarak sonuç alana kadar dönmeme şeklinde bir eylem ve ardından yine sonuç almadan dönmemeyi hedefleyen kitlesel bir hak alma eylemi örgütlenip yapılmasıyla ilgili bir önerge verildi. Önergeyle ilgili lehte ve aleyhte konuşmalar yapıldı. Aleyhte yapılan konuşmada önergenin içeriğine karşı olmadıklarını, ama KESK’i bu şekilde bağlayan bir karar almanın yanlış olduğu, bu nedenle önergenin düzeltilmesi istendi. Önerge önce bu şekliyle oylandı. Gözle görülür bir delege tarafından desteklenmesine rağmen çoğunluk tarafından bu şekliyle kabul edilmedi. Önerge daha sonra hak almak için kitlesel bir Ankara eylemi örgütlemek şeklinde gündeme alındı.

İMF karşıtı inisiyatifler örgütlenmesi, İMF programına karşı emeğin programının oluşturulması, İMF’ye karşı mücadelede toplumun her kesiminin birleştirilmesinin sağlanması, küresel saldırıya karşı küresel direniş çalışmalarının yapılmasıyla ilgili kararlar alındı.

Siyami Erdem yaptığı konuşmada, emperyalistlerin küresel saldırısından ve İMF’nin yıkım programlarından sözetti. Avrupa Birliği konusunda ise, "KESK, AB’ye giriş sürecine karşı da değildir, taraf da değildir. Ancak ülkeye demokrasi getirmesi açısından olumlu bakılabilir" gibi muğlak ifadeler kullanması, bazı delegelerin yaptığı konuşmalarda, "KESK Avrupalı olmayı, Avrupacı olmayı kabullenmiştir. Özeleştirmeyi dayatan kim? İMF, emperyalist batı ülkeleri. (...) Özelleştirmeyi kabul eden bir sınıf örgütü olabilir mi?" şeklinde eleştirildi.

Yapılan eleştiriler sonrasında söz alan Siyami Erdem konuşmasında eleştirilere şu şekilde yanıt verdi;

"...Saldırılar bizi daha geri bir noktadan çıkışı gerekli kılmaktadır. O kadar yoğun bir değişim ve saldırı süreci gelişiyor ki, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının temel ilkeleri, çok özen gösterdikleri ilkeleri dahi sermaye tarafından değiştirilmek isteniyor. Tahkim böyle bir yaklaşımın sonucudur. Özelleştirme böyle bir yaklaşımın sonucudur. Pratikte ve yaşamda göremediğimiz sosyal devlet anlayışı dahi ortadan kaldırılmak isteniyor. Yine yaşamda göremediğimiz hukuk devleti yaklaşımı pratikte kaldırılmak isteniyor. Yani kağıt üzerinde olan yazılmış olumlu kavramlar dahi kaldırılmak isteniyor. Böylesine sermayenin yoğun bir saldırısı var. O zaman mevzilerimizi çok iyi korumak zorundayız. ...

“Büyüyen ve gelişen KESK’e, birçok delege arkadaşımızın ifade ettiği KESK’e, artık daha fazla sorumluluk düşmektedir. (...) KESK bu sorumlulukların gereklerini yerine getirmek için ne yapacaktır? Herşeyden önce kendi iç dizaynını yapacaktır. Başka ne yapacaktır? Kurumsallaşacaktır. Başka ne yapacaktır? Büyüyen ve güçlenen bir KESK sürecini adım adım gerçekleştirecektir. ...

“... Burada başka bir eleştiri de, KESK’in insan hakları, demokrasi mücadelesine yeteri kadar önem vermediğini, ücret sendikacılığına doğru düştüğü şeklinde saptığını ama özü bu olan eleştiriler. (...) Türkiye’deki sorunların çözümünü sadece ve sadece sendikal mücadeleye endekslemek de doğru değildir. Demokrasi mücadelesi esas itibariyle bir iktidar mücadelesidir. Alanın sorunları, emekçilerin sorunları, halkımızın sorunlarının çözümü özü itibariyle siyasi tercihlerle ilgili bir olaydır. Biz kendi alanımıza sendikal görevlerimize, sorumluluğumuza düşen demokrasi mücadelesi payının gereklerini yerine getirirken bu gerçeği de unutmamız gerekir. ...."

Genel Kurul’da birçok konu konuşulmasına, önergeler verilmesine, kararlar alınmasına rağmen, KESK’in iradesini belirleyen, kurumsallaşan bürokratların reformist anlayışları oldu. Genel kurulunun 3. günü sunulan önergelerin oylanıp bağlayıcı ve tavsiye niteliğinde kararlar alınmasının ardından, tüzük üzerindeki değişiklikler gece geç saatlere kadar sürdü.

Genel Kurul’un son günü MYK ve GYK seçimleri yapıldı. KESK 3. Genel Kurulu’nda ne yönetimin yapısında, ne de çizgisinde ciddi bir değişiklik göze çarpmadı. Yönetimdeki isimlerde bazı değişiklikler oldu. Siyami Erdem başkanlığa aday olmadı. Yönetime ÖDP, HADEP, EMEP listesinden; Sami Evren, Hasan Hayır, Sevgi Göğçe, Bayram Keskin, Ali Rıza Özer, İbrahim Kudiş, Sevil Erol, Hüseyin Ayyıldız, Mustafa Avcı yeni MYK’ya seçildi.



KESK Genel Kurulu üzerine...

Kamu emekçileri mücadelesi açısından
sonuçsuz bir genel kurul

KESK’in 3. Olağan Genel Kurulu 25-28 Ocak tarihleri arasında yapıldı. Şube ve sendika kurullarından çıkan sonuçlar doğal olarak KESK Genel Kurulu’na da yansıdı. Kurul’un daha ilk gününden itibaren 5+3+1 (ÖDP, HADEP, EMEP) formülü üzerine anlaşma sağlandığı ve yönetimin bu pazarlık doğrultusunda parsellendiği biliniyordu. Sonucu önceden belli olan bir kurulun havası ise doğal olarak renksiz, heyecansız ve kamu emekçileri mücadelesi açısından sonuçsuz geçmiş oldu.

Dört gün süren Genel Kurul’da konuşma yapan delegelerin birçoğu ülkede yaşanan ekonomik, sosyal, siyasal sorunlara değinerek, çözüm için birleşik mücadelenin zorunluluğunu vurguladılar. Gelinen noktada emek cephesinin uğradığı hak kayıplarına dikkat çekerek, KESK’in bu noktada yetersiz kaldığını eleştirdiler. Fakat yapılan tespitler ve değerlendirmeler sonrası için sunulan çözüm önerileri yazık ki alışıldık genel söylemleri aşamadı.

4 Martlar ve 1 Aralıklar örneği eşliğinde hak alana kadar eylem yapmak ihtiyacı ve zorunluluğu konuşmalarda vurgulanan önemli bir nokta oldu. Farklı anlayıştan delegelerin dile getirdiği diğer bir temel nokta ise, KESK’in dar sendikalist anlayışı aşması gerektiği yönünde oldu. KESK’in ülkede yaşanan siyasal sorunlara karşı duyarlılık göstermesi, toplumsal muhalefetin diğer unsurlarını da kapsayan bir anlayışla hareket etmesi istendi. Kürsüden ağırlıklı olarak yansıyan bir diğer görüş ise, emperyalizmin topyekûn saldırısına karşı topyekûn direniş ağının örülmesi şeklinde oldu.

Delegelerin görüş ve eleştirilerini bu doğrultuda ifade etmeleri kuşukusuz olumlu bir tutumun ifadesiydi. Fakat Genel Kurul’un KESK’in geçmiş dönem pratiğinin bir muhasebesini yapıp, bu pratiği zaaflı hale getiren anlayışlarla hesaplaşması gerekiyordu. Ancak bu sayede icazetçi-uzlaşmacı anlayışlardan kopuş gerçekleşebilir, kamu emekçileri mücadelesi ileri taşınabilirdi. Kurul’da dile getirilen eleştirilerin samimi olmaktan öte işlevli olabilmesi de ancak bununla olanaklı olabilirdi. Oysa Kurul’un ortaya çıkardığı sonuç eski anlayışları yeni yüzlerle değiştirmekten öteye gidememiştir.

1 Aralık sonrası tabanın hak alıcı eylem talebi sendikaları zorlarken, KESK Genel Kurulu’na damgasını tavanın bürokratik kurumsallaşması ve reformizm vurmuştur. Tespit edilen sorunlar karşısında çözüm adına somut hiçbir karar çıkmadığı gibi, somut öneri sunan önergeler de reddedilmiştir. Yeni yönetimin önümüzdeki süreçte kamu emekçileri mücadelesini eski yönetimin bilinen uzlaşmacı çizgisinde dizginlemeye devam edeceği açıktır. Genel Kurul’da bunun başka türlü olacağını gösteren en ufak bir işaret ortaya çıkmamıştır.

Kurumsallaşma adı altında bürokratlaşmayı, kitleselleşme adına ise kitle tabanını erozyona uğratan bir uzlaşmacılığı politika olarak benimseyen anlayışları KESK’ten temizlemek, devrimci kamu emekçilerinin çabası ve pratiğine bağlıdır. Bu, devrimci olma iddiası taşıyan tüm kamu emekçilerinin görev ve sorumluluğudur. Şube seçimlerinden başlayarak Genel Kurul’a kadar taşınan bu kirli ittifakı parçalayabilmenin tek yolu, devrimci bir perspektifle örgütlenen ve inisiyatifi ele alan bir taban iradesi açığa çıkarmak, ete kemiğe büründürmektir.



Genel Kurul’da KESK üyeleri ve delegeleriyle konuştuk...

Bayram Meral’i alkışlayıp
tutsak anasından sıkılan bir Genel Kurul!..

“İnanılmaz ölçüde ruhsuz ve coşkusuz...”

- Genel Kurul sizce nasıl geçiyor? Kurul’dan ne bekliyorsunuz?

- KESK üyesi izleyici: İnanılmaz ölçüde ruhsuz ve coşkusuz bir ilk gündü bence. Mesela ANAP’tan bir İstanbul milletvekili (yanlış hatırlamıyorsam eğer) konuşmacı olarak çıktı buraya. Sermaye sizden daha örgütlü, ben de bir dönem sendikacılık yaptım, siz hiçbir şey yapmıyorsunuz, örgütlenmiyorsunuz, diye bunlara ders verdi adam. Aslında hakaretle ders karışımı bir sürü laf söyledi. Birbuçuk saate yakın konuştu hemen hemen. Bizim delegelerimizin büyük çoğunluğu (salonda olanların hepsi) da alkışladılar adamı.

En son TAYAD’tan bir konuşmacı vardı, oğlu Kandıra F Tipi Cezaevi’ndeymiş. Ayağında kurşun ve bombadan kaynaklı açık yaralar varmış. Cezaevleri gündemi ve hücrelerle ilgili konuştu. Mesela onu, salon oldukça rahatsız dinledi, adeta huzursuzlandılar. Pek memnun değildiler konuşmadan. Ama ananın tarzı iyiydi, düzgündü.

Bayram Meral saatlerce konuşmuş, herkes alkışlamış. Sabah da Sami Türk’ten mesaj geldi. Sami Türk bütün pisliklerine rağmen mesaj gönderiyor, olabilir ama sen onu burada niye okuyorsun? At çöpe gitsin. Dikkate bile alınmamalı sonuçta onun mesajı...

Bugün Kurul biraz daha hareketlenir diye düşünüyorum, çalışma raporuna ilişkin lehte, aleyhte konuşmalar yapıldığından dolayı. Sonuçta delegeler en azından içini dökecek pozisyondalar. Biraz daha hareketlenebilir.

Ama çok umutlu bir kongre değil açıkçası. Umutlu görmüyorlar, geleceğe ilişkin umutları yok adamların. Projeleri de yok, perspektifleri de yok. Bir Genel Kurul daha geçiriyoruz diye bakıyorlar. Pazar günü gelse de oylarımızı versek de gitsek, bu iş de bitse diye dört gözle bekliyorlar.

-KESK üyesi bir başka izleyici: KESK seçimleri çoğulculuğu kapsamayan, o emek platformunun dönüştürdüğünü kabul eden bir seçim olmuştur. Gidişat gerçekten kötüdür. Kamu emekçilerinin gerçekten muhalif olan kesimlerini kapsamamıştır.

- Kurul’dan çıkan yeni MYK’dan nasıl bir mücadele anlayışı bekliyorsunuz?

- Geçen sene bundan iyiydi. Devrimci mücadeyi, sokak mücadelesini sürdüren bir yeri vardı iyi kötü. Ama bu kurulun böyle bir şeyi sürdürebileceğini düşünmüyorum. Umutsuzum yani.

Ruhsuzluktan değil “olgunluk”tan!..

- Orhan Altuğ (BTS delegesi): Bizim genel kurulumuz geçmiş genel kurullara oranla daha olgunlaşmış olarak girdi. Bu olgunlaşmayı şöyle anlamamalı, daha sessiz ya da ruhsuz değil. Tam tersine herkesin herşeyi anlayabildiği bir olgunluğa ulaşmıştır. Bu sevindiricidir. Özellikle birinci gün konuklarımıza gösterilen ilgi, olumsuz bir şey yaşanmaması, bu olgunluğu ifade ediyor.

Tabii ki bu olgunluk şöyle algılanmamalıdır, KESK acaba mücadele coşkusunu, gücünü mü kaybetti, heyecanını mı kaybetti şeklinde algılanmamalıdır. Çünkü KESK mücadeledeki coşkusunu, kararlılığını, direngenliğini en son 1 Aralık eyleminde de göstermiştir. Bundan sonra da gösterecektir. Bu anlamda da bir olgunluk yaşanmıştır.

Yalnız hepimizin ortaklaştığı bir eksiklik var tabii ki. Bunu bir türlü beceremiyoruz. Gerek kongremizin ve tartışacağımız karar tasarılarının, yani önümüzdeki döneme ilişkin bize yön verebilecek kararların, programın, olası tüzük değişikliğinin ve hatta aday olacak arkadaşların daha önceden sendikalarımızda, şubelerimizde olabildiğince katılan arkadaşlarımızla tartışarak, olgunlaştırarak buraya taşınması daha anlamlı ve iyi olacaktı. Kapsayıcı ve bütünleştirici olacaktı. Herkesi bir biçimiyle bağlayacaktı. Herkes kendisini orada ifade edecekti. Bunu beceremiyoruz. Bu niyetten bağımsız böyle oluyor diye düşünüyorum ben. Umuyoruz ki önümüzdeki süreçte bunu da öğreneceğiz. Çünkü deneyimlerle ileri taşınacağız. Bu anlamda da olumlu geçmiştir.

Yönetimlerin oluşması biçimi de sonuçta delegasyonun iradesidir. Gruplar ve grupların ittifakı söylenebilir, ama sonuçta o gruplar da bir delegelik yapısından oluşmaktadır. Bir delegesi vardır onun. Bir delege bütünlüğü vardır. Gruplar da bu delegenin iradesiyle şu ya da bu şekilde ittifak oluşturmaktadır. Yönetimlerde bu şekilde oluşmaktadır.

Mevcut yönetim ittifakına hiçbir biçimde güvenmiyorum

- Tüm Bel-Sen (Gaziantep delegesi): Tüm Bel-Sen’de şu anda oluşan ittifakın Türkiye’de demokrasiyi kalıcı hale getirecek bir mücadele perspektifi sunamayacaklarını kesin olarak bilmekteyiz. Bunun için de bu Genel Kurul’da bu ittifakların Türkiye’nin demokrasi güçlerine vereceği bir şey yoktur. Oyumu da bu ittifakların olmadığı gruplara ya da bağımsızlara vereceğim.

- Bu kurulun sonucunda çıkacak olan yönetimin kamu emekçilerinin hak alma mücadelesine bir şey katacağını düşünüyor musunuz?

- Küresel bir saldırı olduğu için küresel bir direnişin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Üç-beş kişinin biraraya gelerek bu gidişi değiştirebileceğini düşünmüyorum. Pratikte küresel direnişi örgütleyecek bir organizasyona ihtiyaç var. Küresel saldırı konusunda herkes herşeyi söyledi. Peki küresel direniş konusunda somut olarak ne söylediler? Bir şeyi tespit edip çözümünü sunmamak yanlış bir mantıktır.

“Genel kurul bitti, umutsuz olarak gidiyorum”

- Enerji Yapı Yol-Sen delegesi Cengiz Faydalı: Genel Kurul’un ilk konuşmasını ben yapmıştım. Konuşmamda tartışılması gereken konuları ortaya koymak istemiştim; örgüt içi demokrasi, örgütsel form ve yeniden yapılanma süreçleri, mücadele tarzının hangi araçlar üzerinden olacağı ve mücadelenin hangi cephe üzerinden yürütülmesi noktasında sendikal siyasetin nasıl yürütüleceği çerçevesinde bir konuşma yapmak istemiştim, ama buna olanak tanınmamıştı.

Ben konuşmamı bu genel kuruldan umutsuzum diye bitirmiştim. Toplantı bitti, genel kurul bitti, umutsuz olarak gidiyorum. Çünkü bu 4 yıl boyunca 2 yıllık süreci örgütleyecek hiçbir karar yok. Sadece tespitler, saptamalar, dilekler, temenniler ve tavsiyeler var. Mevcut 2 yıla ilişkin hiçbir program yok, hiçbir öneri yok, hiçbir eylem tasarısı yok. Çıkan kadroda son derece düşündürücü. Çıkacak yönetimde bu süreçte çoğu yerinde olmayan, kendisini kanıtlamamış, sürecin son derece gerisinde kalan kadrolar yönetici olarak söylendi. Bu da kuşkularımı, umutsuzluğumu arttıran bir şey.

Ama biz bu süreçleri geçici olarak görüyoruz. Bu umutsuz ortamları dağıtmak da bizim görevimiz. Bu noktada hazırlıklarımız, çabalarımız, girişimlerimiz olacak. Bu nedenle bu Genel Kurul’dan sevinçle çıkıyorum, coşkuyla çıkıyorum diyemiyorum. Tam tersine bir buruklukla, bir kaygıyla çıkıyorum. Umarım bunu kısa zamanda aşarız.

Genel Kurul demokratik uygulamalardan uzaktı

- "Soruşturmalarla ilgili olarak sonuç alana kadar Ankara’da ilk başta kadro eylemi, sonra da kitlesel bir eylem. Sonuç almadan dönmeme" şeklindeki önergeniz tartışma konusu oldu...

- Birçok önergemiz, birçok konuşmamız tartışma konusu oldu. Örgüt içi demokrasi konusunda son derece geri olduğumuz ortaya çıktı. Daha çok baskıcı, kendi grubundan olmayan varsa ona söz hakkı vermemek, devre dışı bırakmak, önergelerini dinlememek gibi kötü, sola yakışmayacak bir kültür örneği divandan başlamak üzere ortaya kondu. Bu diğer delegelere de yansıdı. Bu bizi geliştirmez, tıkar. Ama biz önergelerimiz dinlenmedi, kabul edilmedi diye küsmüş değiliz. Onlara bu konudaki eleştirilerimizi her fırsatta ileteceğiz.

Öncelikle KESK’teki bürokratlaşmayı kırmak zorundayız

- KESK üyesi üçüncü bir izleyici: Sadece kongre değerlendirmesi yapmanın ötesinde, bir de sürece bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Çok olumlu bir noktada değil şu an KESK. Fazlasıyla da rahatsız durumda insanlar, KESK’i oluşturan on dokuz sendikanın aktif bireyleri başta olmak üzere. Bundan kaynaklı da çok acilen bir takım önlemlerin alınması gerekiyor, en başta KESK’in içinde bulunduğu (kongreden hareketle bir gözlem bu) bürokratikleşmesiyle mücadele etmek lazım.

Bürokratikleşmeden ne anlıyoruz? Şu anda bir seçim sistemi var, bu seçim sistemi sadece gruplar üzerinden gerçekleşiyor. Bunun önüne geçebilmek için de, işyeri temsilciliklerinin önünü açıcı bir seçim sistemi önerilmesi ve KESK’in bunu hayata geçirmesi lazım ilk etapta. Ondan sonra yönetime gelen şahısların geri çağırılması sözkonusu olmalı. Çünkü insanlar KESK’in kadrolarına yerleştikten sonra, kimse bana dokunmayacak rahatlığı içerisinde kendi politikalarını uyguluyorlar.

Kongreyi kısaca şöyle değerlendiriyorum: tamamıyla bir ittifaklar süreci sözkonusu ve bu ittifakların dediğim gibi içinde bulunduğumuz sistemden kaynaklı olarak değişmesi gerekiyor. Yoksa insanlar hakikaten kendi düşünceleri doğrultusunda hareket ediyorlar. Şu anda en acil gördüğümüz sınıf mücadelesinin önünde engel teşkil ederken kendi anlayışlarının önünü açıyorlar.

Emek Platformu’na ilişkin önemsediğim için bir şey söyleyeyim, KESK bildiğimiz gibi Emek Platformu’nun en iyi bileşeni, en iyi örgütü. Bunu toparlayacak olan, birleşik işçi cephesi dediğimiz Emek Platformu’nu toparlayacak olan KESK’in, ilk önce kendisini toparlaması lazım. Yoksa Emek Platformu’nu devrimci bir noktaya hiçbir zaman bu şekilde getiremeyeceğiz..