ARSIVANA SAYFA
 
03 Şubat '01
SAYI: 05
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tuzaklar ve tuzağa düşenler
"Huzur"u bozanlar dizginsiz bir faşist terör dalgazının önünü açıyorlar
Başsavcı İMF'ye soruyor: Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?
"Enerji piyasası" yasası gündemde
Örnek inisiyatifin kararları bir bir uygulanıyor
İşsizlik ve kapitalizm...
Tekstil'de satış sözleşmelerine izin vermeyelim!
SSK'yı tasfiyenin zenmini hazırlanıyor
KESK'in 3. Olağan Genel Kurulu...
Kapitalizmi savunanlar şiddet karşıtı olabilirler mi?
Direniş,katliam ve sol hareket/2
Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri
TAYAD'lı Aileler: Yine bizim kapımız çalınıyor!...
Köln'de 40 bin kişilik coşkulu ve kitlesel gösteri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/Ek belge
Zürih sokaklarında emperyalist haydutlara militan tokat!
Davos formu ve enternasyonal mücadele
Orta burjuvazinin işçiler üzerindeki etkisini kırmalıyız
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor...
İHD İstanbul Şb: Ölümler 100. gününde, yeni ölümler istemiyoruz!
Mücadele Postası







 
 

Başsavcı İMF’ye soruyor:

Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?

31 Ocak tarihli Sabah gazetesinin manşeti “Ankara’yı karıştıran belge”; konuyla ilgili iç sayfalardaki haberin başlığı ise “Şok eden mektup”... Konu, enerji alanındaki kirli çamaşırların az-buçuk ortaya saçılmasından başka bir şey olmayan “Beyaz Enerji Operasyonu” kapsamında yürütülen soruşturma.

Soruşturmayı yürüten DGM Başsavcısı Talat Şalk, emperyalist kuruluşlardan İMF, AB, ve Dünya Bankası’nın Türkiye temsilciliklerinden “belge ve bilgi” istemiş. Fakat Sabah’ın tamamını verdiği mektubun içeriğine baktığımızda Sabah’ın nitelemesinin olayın vahametini ortaya koyamadığını görüyoruz. İMF’ye gönderilen belgenin içeriği şöyle: “Konu: Bilgi dökümantasyon talebi”, “Enerji ihlallerindeki usulsüzlüklerle ilgili olarak yürütülen beyaz enerji operasyonu ile ilgili varsa elinizdeki bilgi veya belgeleri, davanın aciliyeti nedeniyle lütfen 7 gün içinde iletiniz. Ayrıca İMF’nin enerji sektöründeki özelleştirmelerle ilgili talimat veya tavsiyelerle bulunup bulunmadığı konusunda lütfen bilgi veriniz.”

Bu belge “şok eden”, “Ankara’yı karıştıran mektup” olarak veriliyor. Haberin verildiği sayfada konuya değinen köşe yazarı Bilal Çetin ise, belgeyle ilgili olarak, “Başbakan Ecevit ve koalisyon ortakları tepkili” diye yazıyor.

Sabah’a ve iktidar sahiplerine sormak geliyor: Neden şaşırıyorsunuz ki? Bu belgenin “şaşırtan”, “şok eden” ya da “tepkili” olunacak tarafı neresidir?

Ülkenin ekonomik yönetimini İMF’ye bırakacaksınız ve onlara tabi olacaksınız, sonra da yargınız onlardan “bilgi ve belge” istedi diye tepki göstereceksiniz! Bugün Türkiye’de yaşayan herkesin bildiği bir gerçektir İMF tarafından yönetildiğimiz. Sizin iktidarınız ekonomik alanda, başsavcının mektubunda ifade ettiği gibi, İMF’nin talimatlarıyla hareket etmiyor mu? Daha 17 Aralık’ta 10 milyar dolar kredi, daha açık bir deyişle faizle borç para almak için çok ağır koşulların altına imza atan siz değil miydiniz? Sözkonusu krediyi alabilmek için, kararlılık gösterisi olarak onlarca devrimciyi katleden siz değil miydiniz? Yapılan anlaşmaya uyup uymadığınız her ay Türkiye’ye gelen İMF bürokratları tarafından denetlenmiyor mu? Ekonomik, sosyal ve siyasal alanda İMF ve Dünya Bankası’ndan habersiz kuşun uçmadığı bir ülkede, bu “tepki” hangi amacın ürünüdür? Bu kadar tepkiliyseniz, niye gidip İMF’nin ayaklarına kapanıyorsunuz? Eğer ulusal onurunuz varsa, neden Cottarelli’lerin ayakları altına seriyorsunuz? Milli duygularınız “soykırım yalanı” karşısında kabarıyor da, İMF karşısında niye kabarmıyor?

Bu sorular çoğaltılabilir, fakat gerçekler yalındır. Söz konusu mektup aslında iktidarın gerçekte kimde olduğunun göstergesi ve resmidir. İMF uşaklığı sermaye iktidarının sınıfsal tercihidir. Fakat bunun da ötesinde, bu asma yaprağı koalisyonu bunu büyük bir iştah ve istekle yapmaktadır. Zaten böyle olduğu için ayaktadır.

Diğer taraftan, somut örnekte de gördüğümüz gibi, düzenin yargısı bu gerçeklik temelinde hareket etmekte, görevini bu gerçeklik temelinde yürütmektedir. Herşeyin emperyalizme endeksli olduğu bir ülkede, savcı doğal olarak yürüttüğü soruşturmayla ilgili olarak İMF’ye, Dünya Bankası’na başvurmaktadır.

Öyleyse Ecevit ve koalisyon ortakları neden tepkililer? Herhalde, başbakanı bulunduğu ülkenin yargısının, emperyalistlerin bağımlı ülkelerde daha iyi vurgunlar yapabilmelerinin ve egemenliklerini pekiştirebilmelerinin bir aracı olan kurumları muhatap kabul etmesinden dolayı değil. Olsa olsa, önce kendisine haber verilmemiş olmasından dolayı olsa gerek bu sözümona “tepki”. Yoksa bu konuda söylenecekler doğrudan İMF, Dünya Bankası ve AB gibi sözkonusu emperyalist kurumları hedef alacaktır. Bu ise Ecevit’in yapabileceği iş değildir. Zira, Ermeni soykırımına dair Fransa parlamentosunun aldığı karar hakkında demagoji yapmaya, ileri-geri konuşmaya benzemez bu.



“Büyük devlet”in küçük sorunları ya da Meclis çatısı altında soruna dönüşen bir saç bağı!

Bir grup Alman parlamenter 30 Ocak Salı günü resmi bir ziyaret için Ankara’da bulundu. Bu arada Milli Savunma Komisyonu’nu ziyaret etti. Yeşiller Partisi üyesi Angelika Beer’in saçına bağlamış olduğu sarı, kırmızı ve yeşil renklerdeki saç bağı, Milli Savunma Komisyonu üyelerini ziyaret esnasında soruna dönüştü. Alman parlamenter Beer, üç renkli saç bağının Kuzey Irak’ta öldürülen bir arkadaşının hediyesi olduğunu ve çıkartmasının mümkün olmadığını söyledi. Bunun üzerine Milli Savunma Komisyonu üyelerinin toplantıyı başlamadan bitirme tepkisiyle karşılaştı. Böylece “devletimizin büyüklüğü” ve büyük hassasiyetleri kendini bilmez yabancılara tam de “şanlı tarihimiz”e yakışır bir tutumla gösterilmiş oldu!
Aynı hassasiyetle, buna Kürt halkına ait olan her değere tahammülsüzlük de diyebilirsiniz, Kürdistan’da trafik ışıklarını yasaklayan zihniyettir bu. Koskoca (!) Milli Savunma Komisyonu bir saç bağını sorun ediyor. Üstelik böylece dünya aleme aşırı şöven ve inkarcı kimliğini bir kez daha göstermiş olduğunun farkında bile olmadan. Yıllar önce Leyla Zana da salt bu yüzden aynı mecliste hakarete uğramış, kürsülerden indirilmiş, tüm bunlar yetmediği için sonunda meclisten sürüklenerek zindanlara tıkılmıştı.

İşte inkarcı, baskıcı ve katliamcı kimliğin iç yüzü budur. Yıllarca çobanlık yapan Kürt çocuklarını "terörist" zannıyla delik deşik eden, liseli çocukları işkencelerden geçiren, onlarca devrimciyi gözaltında kaybeden, devrimcilerin zindanlarda dayanışmasından ve düşüncelerini yaşamalarından korkan, kendi cezaevine binlerce bomba ve iş makinalarıyla giren devletin kimliği işte bu. Hepsi de düzenlerinin her an kafalarına yıkılacağından korkuyorlar. Kürt halkının yıllar boyunca vermiş olduğu özgürlük mücadelesinden ziyadesiyle korkmuşlar. O kadar ki, Kürt hareketinin liderliğinin teslimiyete böylesine battığı bir dönemde bile, "renkleri PKK’yi temsil ediyor" diye bir saç bağına bile katlanamıyorlar.

Paranoyaya varan ve faşist terörden beslenen bu korku elbet boşuna değil. Karanlıklarının sonsuz olmadığını biliyorlar. Ama korkunun ecele faydası yok. Bu tavırları ancak kendilerini gülünç duruma düşürmeye, gerçekte ne denli güçsüz ve zavallı olduklarını göstermeye yarar.