ARSIVANA SAYFA
 
03 Şubat '01
SAYI: 05
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tuzaklar ve tuzağa düşenler
"Huzur"u bozanlar dizginsiz bir faşist terör dalgazının önünü açıyorlar
Başsavcı İMF'ye soruyor: Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?
"Enerji piyasası" yasası gündemde
Örnek inisiyatifin kararları bir bir uygulanıyor
İşsizlik ve kapitalizm...
Tekstil'de satış sözleşmelerine izin vermeyelim!
SSK'yı tasfiyenin zenmini hazırlanıyor
KESK'in 3. Olağan Genel Kurulu...
Kapitalizmi savunanlar şiddet karşıtı olabilirler mi?
Direniş,katliam ve sol hareket/2
Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri
TAYAD'lı Aileler: Yine bizim kapımız çalınıyor!...
Köln'de 40 bin kişilik coşkulu ve kitlesel gösteri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/Ek belge
Zürih sokaklarında emperyalist haydutlara militan tokat!
Davos formu ve enternasyonal mücadele
Orta burjuvazinin işçiler üzerindeki etkisini kırmalıyız
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor...
İHD İstanbul Şb: Ölümler 100. gününde, yeni ölümler istemiyoruz!
Mücadele Postası







 
 


Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri

19 Aralık katliamının ertesinde tutsak yakınları yaşadıkları dağınıklığı ve parçalanmışlığı aşmak amacıyla, geçtiğimiz günlerde bir program çıkardılar. TUYAB’lı aileler bu program çerçevesinde belli bir süreliğine, belki de sürecin sonuna kadar, Ankara’ya taşınıp merkezi eylemler/etkinlikler yapmayı gündemlerine aldılar.

Geçtiğimiz hafta içinde bu plan dahilinde Ankara’ya giden tutsak yakınlarının amacı, Ölüm Orucu eyleminin 100’lü günlere dayandığı ve dışarıdaki kamuoyu tepkisinin devlet terörü ile ezildiği bir ortamda, bir parça olsun tutsakların çığlığı olabilmekti. İstanbul’dan giderken Adalet Bakanlığı önünde dönüşümlü oturma eylemleri yapmak gibi bir niyet vardı. Ancak ilk gün ailelerin sayının az olmasından dolayı, bu oturma eyleminin sonraki günlerde gerçekleştirilmesine karar verildi. Tutsak yakınları ilk gün Adalet Bakanlığı’na görüşme talebini içeren dilekçelerle 2 ekip halinde gittiler. Bu işlem 3 gün boyunca sürdü. Sonraki günlerde toplu olarak gidildi. Her seferinde görüşme talebi kabul edilmedi ve tutsak yakınları yine her seferinde polislerin tehditleri ve tacizleri ile karşı karşıya kaldılar.

Çarşamba günü ayrıca İHD aracılığıyla Cumhurbaşkanlığı’ndan randevu istendi. Aileler bunun üzerine randevunun yanıtını almak amacıyla Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne gittiler. Ancak buradan da polis zoruyla uzaklaştırıldılar.

Tutsak yakınları Ankara’da kaldıkları 5 gün boyunca, F tipleri ve Ölüm Orucu süreci konusunda kamuoyunu uyarmak amacıyla çeşitli görüşmelerde bulundular. Mehmet Bekaroğlu ve Kamer Genç görüşülebilen milletvekilleri idi. Mehmet Bekaroğlu ailelere iyimser bir hava sunarken, DYP’li Kamer Genç ise tutsakları suçlama yoluna gitti. Tutsakların çözüme yanaşmadığını ve görüşmeleri tıkayanın onlar olduğunu iddia etti. DSP’li Rıdvan Budak ise önden randevu vermesine rağmen sonradan tutsak yakınlarıyle görüşmeyi reddetti ve böylece bilinen rezil kimliğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Aileler ayrıca siyasi partilerin genel merkezleri ile görüşmeye çalıştılar. EMEP ve ÖDP tekrar sokağa çıkmaya davet edildi, onlar ise devlet teröründen yakınarak eylemsizliklerini mazur göstermeye çalıştılar. DSP görüşmeyi reddetti, FP ise erteleme yoluna gitti. Görüşmeyi kabul eden DYP il yöneticileri, benzer tarzda talepleri ileteceklerini dile getirdiler. CHP yöneticileri Sinan Yerlikaya ve Mehmet Sevigen ise, kendilerinin Ölüm Oruçları’na ve F tiplerindeki zulme ilişkin çalışmalarda bulunduklarını, ancak bunun basına yansımadığını ve bu konuda ailelere gerekli desteği sunacaklarını dile getirdiler.

KESK’e bağlı Enerji-Yapı Yol Sen ve SES ile de görüşüldüb Ancak bu iki sendika devlet terörü nedeniyle hiçbir şey yapamadıklarını ve yapamayacaklarını dile getirdiler. Tüm Yargı-Sen yöneticilerinin DGM’ye çıkarıldıkları gün, Tüm Yargı Sen üyelerine destek olmak amacıyla buraya gidildi. Sendikacılar tutsak yakınlarının desteklerinden dolayı memnuniyet duyduklarını, ancak basın açıklamasına katılmalarının sorun yaratabileceğini, bu nedenle de katılmamalarının daha iyi olacağını dile getirdiler.

Demokratik kitle örgütlerinden Ankara Tabip Odası, ÇHD, TMMOB, TTB ile görüşüldü. ÇHD dışında diğer kurumların temsilcileri, ailelerin çabalarından ötürü memnuniyetlerini dile getirdiler ve haklı çabalarından dolayı kendilerini desteklediklerini bildirdiler. TTB adına ailelerle görüşen temsilci, çabaları büyütmek gerektiğini, sürecin kararlılık ile kazanılacağını belirterek ailelere moral verdi. TMMOB yöneticileri ise, bu sessizlik ortamında ailelerin oynadığı role, gösterdikleri çabalara vurgu yaparak, bu çabaların olumlu olduğunu, sürdürülmesi gerektiğini dile getirdiler.

ÇHD Başkanı Ali Ersin Gür ise utanç verici bir tutumun temsilcisi oldu nedense. Tutsak yakınlarıyla görüşmesinde onlara karamsarlık aşılamaya çalışarak, yapacak hiçbir şey yok demiş ve utanmasa işi yakınlarınıza direnişi bıraktırın da diyecek bir noktaya vardırmıştır. Tüm bu gerici konuşmaları “devrim” sözleriyle süslemeyi de ihmal etmemiştir bu arada.
Aileler, basının Ölüm Oruçları’na karşı ilgisizliğini kırmak amacıyla Cumhuriyet, Radikal, Evrensel, Milliyet, Y. Gündem gazetelerini de ziyaret ettiler. TUYAB tarafından hazırlanan dosyalar gazetelere verilerek, Ölüm Orucu’nun geldiği aşama ve F tiplerindeki uygulamalar hakkında bilgiler verildi.

Uğur Mumcu’yu anma etkinliklerine katılımın kitlesel olacağını düşünen aileler, seslerini duyurabilmek için buraya da katıldılar. Ancak etkinliği organize edenler tutsak yakınlarına söz hakkı vermediler.

Ayrıca Özgür Üniversite’den Fikret Başkaya ve Aydın ve Sanatçı Girişimi’nden Şükrü Erbaş ile görüşüldü. Onlar da baskı karşısında bir şey yapamamanın rahatsızlığını dile getirdiler.

Aileler toplu olarak 19 Aralık şehitlerinden Ali İhsan Özkan ve İrfan Ortakçı’nın ailelerini ziyaret ettiler.

Tüm bu görüşmelerin sonrasında Ankara ziyaretinin bir eylem ile sonlandırılması planlandı. Ancak, Ankara polisinin estirdiği terör, valiliğin çıkardığı genelgeler ve bunun sonucunda ailelerin bile tutuklanmış olması, yanısıra katılan ailelerin sayısının sınırlı olmasının da etkisiyle, salon toplantısı yapılması eğilimi kuvvetlendi. Son gün Ankara İHD Şubesi’nde yapılan basın açıklamasıyla, Ankara’da yapılan görüşmeler ve sonuçları basına aktarılarak ziyaret sonlandırıldı.

Ölümlerin kapıda olduğu bu sessizlik ve geri çekiliş ortamında ailelerin yaptıkları kuşkusuz önemlidir. Ancak hesap sormanın ve kazanmanın yolu ancak sokaklardan geçmektedir. Hücre saldırısına karşı duyarlı olan ve hücrelerde sürmekte olan direnişi destekleyen herkesin bunun bilinciyle davranması gerekmektedir.

TUYAB çalışmasında yer alan komünistler



Adana’dan kısa kısa...

Tutsak yakınlarından faks eylemi

Adana İHD, 27 Ocak Cuma günü saat 12.15'te tutsak yakınlarının da katılımıyla Adalet Bakanlığı’na faks çekme eylemi gerçekleştirdi. Postane önüne alkışlarla gelinerek üzerinde Adalet Bakanı H. Sami Türk’ün operasyondan önce kamuoyuna yaptığı açıklamalarından oluşan kartlar gönderdiler. Bakan’ın sözünde durmasını, ÖO ile ilgili tutsakların taleplerinin kabul edilmesini istediler. Bu arada İstanbul İHD'ye yapılan baskın da kınandı.

Atılım muhabirlerine gözaltı

Atılım muhabiri Burcu Gümüş ve Ali Haydar Keleş'in gözaltına alınması üzerine, Atılım temsilcisi Ethem Açıkalın İHD'de bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, muhabirlerinin hücrelerle ilgili çıkarılan gazetenin özel sayısının dağıtımı sırasında gözaltına alındıkları, gözaltı sonrasında Burcu Gümüş'ün evinin talan edildiği söylendi. Saldırıların sosyalist basını yıldıramayacağı vurgulandı. Sosyalist basın ve İHD açıklamaya destek sundu.

Gözaltına alınanlar ertesi gün savcılığa çıkartıldıktan sonra serbest bırakıldı.

Kızıl Bayrak/Adana



Süleyman Yeter’i
katleden polislere af ödülü...

İşkencecilerden hesap sorulacak!


Limter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter’in işkencede katledilmesi ile ilgili davaya 29 Ocak 2001 tarihindeki duruşma ile devam edildi.

Sultanahmet Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilen davaya katiller özel bir şekilde, koruma çemberi oluşturularak getirildi. Duruşmada Süleyman Yeter’le birlikte gözaltına alınan Hüseyin İldan dinlendi. İşkenceci polislerin avukatı bu tanıklığa itiraz ederek, söylenenleri kabul etmediklerini belirtti. Avukat ayrıca kararın, Anayasa Mahkemesi’nde görüşülen af kanununun çıkmasından sonra alınmasını istedi ve bu öneri mahkemece kabul edildi. Duruşma yine sonuçsuz bir şekilde bitirilerek, 12 Mart tarihine ertelendi.

Mahkeme çıkışında Süleyman Yeter ve mücadele için sloganlar atıldı. 100’e yakın kitlenin ilerlemesi sırasında basının görüntü alması, devletin kolluk güçleri tarafından engellendi.

Süleyman Yeter’in işkence ile katledilmesinden sorumlu polislerin bu göstermelik yargılaması bile, ancak önemli bir kamuoyu duyarlılığının yaratılmasıyla mümkün olabilmişti. Ama bu göstermelik davanın artık hiçbir hükmünün kalmadığı daha şimdiden berrak bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Katil devlet bir yandan polisin silah kullanma yetkisinin önündeki biçimsel engelleri kaldırma gayretinde iken, diğer yandan kamuoyu duyarlılığı nedeniyle haklarında dava açılmış bulunan işkencecilerini afla bu yükten kurtarmaktadır. Süleyman Yeter’i katleden işkenceci katiller de affın Anayasa Mahkemesi’nden çıkışına kadar yargılanıyor görüleceklerdir. Ama mahkemenin bugünden aldığı kararla da görüleceği üzere, işkenceciler hiç bir ceza almaksızın görev başına döneceklerdir. İşkence ve katliam icraatına devam edeceklerdir. Süleyman Yeter davasında alınan kararla bu gerçek bir kez daha teyid edilmiştir.

İşkenceci polislerden, işkencenin gerçek sorumlusu devletin hesap sormasını beklemiyoruz. Katillerden ve işkencecilerden hesabı devrimin adaleti soracak!