ARSIVANA SAYFA
 
03 Şubat '01
SAYI: 05
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Tuzaklar ve tuzağa düşenler
"Huzur"u bozanlar dizginsiz bir faşist terör dalgazının önünü açıyorlar
Başsavcı İMF'ye soruyor: Enerjideki yolsuzlukların talimatını siz mi verdiniz?
"Enerji piyasası" yasası gündemde
Örnek inisiyatifin kararları bir bir uygulanıyor
İşsizlik ve kapitalizm...
Tekstil'de satış sözleşmelerine izin vermeyelim!
SSK'yı tasfiyenin zenmini hazırlanıyor
KESK'in 3. Olağan Genel Kurulu...
Kapitalizmi savunanlar şiddet karşıtı olabilirler mi?
Direniş,katliam ve sol hareket/2
Tutsak yakınlarının Ankara girişimleri
TAYAD'lı Aileler: Yine bizim kapımız çalınıyor!...
Köln'de 40 bin kişilik coşkulu ve kitlesel gösteri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/Ek belge
Zürih sokaklarında emperyalist haydutlara militan tokat!
Davos formu ve enternasyonal mücadele
Orta burjuvazinin işçiler üzerindeki etkisini kırmalıyız
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor...
İHD İstanbul Şb: Ölümler 100. gününde, yeni ölümler istemiyoruz!
Mücadele Postası







 
 

“Elektrik Piyasası Yasası” gündemde...

Enerjide özelleştirme yağmasının önündeki tüm engeller temizleniyor

Özelleştirme saldırısında çok önemli bir adım daha atılıyor. Hükümet, Elektrik Piyasası Yasası’nın çıkarılması için düğmeye bastı. Yasa tasarısı 2 Ocak’ta TBMM Plan ve Bütçe komisyonunda jet hızıyla görüşüldü ve kabul edildi. Komisyonda kabul edilen tasarının önümüzdeki hafta içinde de mecliste kabul edilmesi planlanıyor.

İMF’ye verilen sözler tutuluyor

Elektrik Piyasası Yasası, 18 Aralık’ta İMF’ye verilen niyet mektubunda yer alan en önemli vaatlerden biridir. Yanısıra İMF, bu yasanın çıkartılmasını hükümete verilecek kredilerin ön koşullarından biri saymaktadır. İşçi ve emekçilerin sorunları karşısında kılı kıpırdamayan hükümet, emir büyük yerden geldiği için bu yasanın çıkartılması için canla başla çalışmaktadır. Aferin alma umuduyla da, Mesut Yılmaz Davos’ta emperyalist sermayenin temsilcilerinin huzuruna çıkmadan birkaç gün önce tasarı komisyondan geçirilmiştir.

Yasayla enerji özelleştirmelerinin önü açılmak isteniyor

Enerji özelleştirmeleri yıllardır sermayenin gündeminde. Uluslararası enerji tekelleri ve yerli sermaye grupları yıllardır bu kârlı sektörün yağma ve sömürüye açılması için hükümetlere baskı yapıyorlar.

Değişik hükümetlerce bu konuda çeşitli adımlar atılmış, sektör kısmen sermayenin talanına açılmış olsa da, sermayenin istediği sonuca ulaşılması şimdiye kadar mümkün olmadı. İşbaşına gelen değişik hükümetler, enerji sektöründeki özelleştirmeleri bir türlü tamamlayamadılar.

Sektördeki işçi ve emekçilerin kolayından teslim olmayı reddeden direngen tutumları ve tutturdukları mücadele çizgisi hükümetlerin başarısız kalmasındaki etkenlerden biri oldu. Yanısıra, enerji özelleştirmelerinin emperyalizme tam teslimiyetle özdeşleşmiş olması, emperyalizme bir biçimde tutum almaya çalışan çeşitli güçlerin bu mücadeleye kendi tarzlarında omuz vermelerinin de yolunu açtı. Enerjide özelleştirmeye karşı sektördeki işçi ve emekçilerin dışına taşan, nispeten geniş bir mücadele cephesi oluştu

Öte yandan, anayasa ve yasalarda sektörün yağmaya açılmasına engel teşkil eden bir dizi hüküm vardı. Sermaye siyasetinde sürüp giden çalkantılar, gerekli güç ve kararlılıktan yoksun hükümetler nedeniyle, tüm çabalarına rağmen emperyalist tekellerin ve yerli sermaye gruplarının istediği yasal düzenlemeleri yapamadılar. Enerji özelleştirmeleri adeta kilitlendi, sürüncemeye bırakıldı. Ta ki son hükümet işbaşına gelene kadar.
Ecevit hükümeti, sermayeye hizmet konusunda tam bir kararlılıkla işe başladı. Anayasa, emperyalist sermayeye sınırsız bir hakimiyet, ölçüsüz bir yağma ve talan özgürlüğü sağlayan uluslararası tahkime uyduruldu. Sosyal güvenlikle ilgili yasa işçi ve emekçilerin ancak mezarda emekli olmalarını sağlayacak bir şekilde düzenlendi. Bunlara benzer daha birçok yasal düzenleme yapıldı. Sayısız kanun hükmünde kararname çıkartıldı. Bunun için meclis geceli gündüzlü çalıştırıldı.

Hükümet, geçen yıl enerji sektöründeki özelleştirme saldırısının önünü kanun hükmünde kararnameler çıkartarak açmaya çalışmış, ancak Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın engellemeleri nedeniyle bunda başarılı olamamıştı. Uluslararası tekeller ise enerji özelleştirmelerinde yaşanan bu karmaşa ve gecikmelerden hiç memnun değillerdi. Sürekli olarak talep ve sıkıntılarını dile getirdiler. Gerek İMF ve Dünya Bankası aracılığıyla, gerekse doğrudan siyasilerle (özellikle de ANAP’lılarla) temasa geçerek, hükümete adım attırmaya çalıştılar.

Geçen Kasım’da Türkiye ekonomisinin yaşadığı mali kriz ve hükümetin içine düştüğü çaresizlik, İMF’ye yeni dayatma ve şantajlar için bulunmaz bir olanak sundu. Hükümet, kapsamı tümüyle İMF, demek oluyor ki emperyalist sermaye tarafından belirlenen bir “ek niyet mektubu” hazırladı. Destek kredileri karşılığında bu saldırı programının hayata geçirileceği taahhüt edildi.

“Ek niyet mektubu”, yeni yılda işçi ve emekçilere dönük hayata geçirilecek saldırı planının listesinden oluşuyor. İşte sermaye devletinin yıllardır bir türlü içinden çıkamadığı enerji özelleştirmelerinin bu yıl tamamlanması da İMF’ye verilen bu “ek niyet mektubu”nun en önemli vaatlerinden biri durumunda. Şimdi hükümet, bu niyet mektubunda ifade edilen Enerji Piyasası Yasası’nı bir an önce meclisten geçirerek, sektörde tıkanan özelleştirmelerin önündeki engelleri kaldırmayı, bu alanı emperyalist sermayenin yağma ve sömürüsüne tümüyle açmayı hedefliyor

İşçi ve emekçi yığınların bu yasa nedeniyle uğrayacağı yıkımı görmek için kapsamına şöyle bir bakmak yeterli.

Yıkımın adı: Enerji Piyasası Yasası

* Yasada öngörüldüğüne göre, elektrik enerjisi sektörü, üretim, iletim ve dağıtım olarak üç ana parçaya bölünecek. Üretim ve dağıtım özelleştirilecek. Bu alanlardaki tesislerin tüm mülkiyet hakları özel sektöre geçecek. İletim ise şu anda devlette kalacak. İşleyiş şöyle olacak. Termik ve hidroelektrik santralleri satın alan şirketler ürettikleri elektriği iletim şirketine satacaklar. İletim şirketi de bölgelerde ve kentlerde faaliyet gösteren dağıtım şirketlerine satış yapacak. Böylelikle merkezi planlama ortadan kalkacak. Parçalı, plansız, uzun vadeli hedefleri olmayan enerji politikaları dönemi başlayacak. Üretim ve dağıtım şirketleri ülkenin enerji ihtiyacına göre değil kendi çıkarlarna göre planlamalar yapacaklar. Bu da enerji sıkıntısının ve planlama karmaşasının artması anlamına gelecek.

* Santraller ve dağıtım tesislerinin özel şirketlere satışında “bedel tespit” yöntemiyle fiyat belirlenecek. Satış fiyatını hükümetin atayacağı görevliler tespit edecek. Bu da hükümetin santralleri istediği fiyattan satışa çıkarması demek. İşçi ve emekçilerin birikimleriyle ve çok büyük yatırımlarla kurulan dev enerji tesisleri böylelikle yok pahasına satışa çıkartılacak, tekellere peşkeş çekilecek. Daha önce “İşletme hakkı devri” yöntemiyle yapılan özelleştirmelerde termik santraller bir yıllık kârından bile daha düşük fiyatlarla ihale edilmişti. Bu kez de farklı olmayacak.

* Yasa, Türkiye’de elekrik enerjisinin tüketiciye satış fiyatının serbest piyasa koşullarına göre belirlenmesinin önünü açacak. Yani dağıtım sektöründe faaliyet gösteren bir özel sektör firması, kendi bölgesinde abonelere elektriği istediği fiyata satabilecek. Fiyatın belirlenmesinde kamu denetimi sözkonusu olmayacak. Şu anki hesaplara göre, TEAŞ kendi santrallerinde elektriğin kilovat saatini 3.9 sente üretiyor. 150 kilovatlık bir tüketime ise yaklaşık 9 milyon fatura gönderiliyor. Fakat özel sektör firmaları bir kilovat elektriği 8-9 sente üretiyor. Tüketiciye ulaşana kadar bu fiyat 15 senti buluyor. Bu durumda dağıtım tümüyle özelleştirildiğinde evlerde tükettiğimiz elektrik faturaları da yaklaşık 4 kat artmış olacak. 150 kilovat tüketen bir emekçinin elektrik faturası bir anda 9 milyondan 30-40 milyona yükselecek.

* Öte yandan elektrik birçok ihtiyaç maddesinin üretiminde temel girdilerden biri durumunda. Elektrik enerjisi kullanılmadan neredeyse hiçbir şey üretilemiyor. Bu durumda üretiminde elektrik enerjisi kullanılan her türlü tüketim maddesinin pahalanması kaçınılmaz olacak.

Ayrıca yüksek enerji maliyetleri, küçük ve orta ölçekli birçok işletmenin batmasına yolaçacak, sanayi üretimi daralacak. Batmayıp ayakta kalanlar ise, bu vesileyle işçi çıkartacak, ücretleri daha da aşağı çekmeye çalışacak.

* Şirketlere elektrik ithalat ve ihracat izni veriliyor. Bu şu demek. Elektrik enerjisi alıp satan firmaların ülkenin enerji ihtiyacını gözetme zorunluluğu olmayacak. Türkiye’de santral alan uluslararası enerji tekelleri ürettiği elektriği doğrudan başka ülkelere satabilecekler. Örneğin Trakya’daki bir dağıtım şirketi, İstanbul karanlıkta kalsa bile, eğer daha fazla fiyata satabiliyorsa komşu ülkelere elektrik satabilecek.

* Yasada, fiyat artışına karşı tüketicinin devletçe destekleneceği söyleniyor. Söylendiğine göre, eğer özel şirket elektriği tüketiciye pahalı satacak olursa, faturanın bir kısmını devlet karşılayacak. Tabii işin aslına baktığımızda, hükümetin derdinin işçi ve emekçilere yardım etmek, enerji tekelleri karşısında onları korumak olmadığını görüyoruz. Hükümetin derdi, özelleştirmeden pay alacak şirketlere yüksek fiyatla elektrik satabileceği garantisi vermek, gerekirse şirketlerin kârlarındaki azalmaları devlet bütçesinden telafi etmektir.

Görünen şu ki, yeni yasa, sadece ve sadece tekellerin çıkarlarını gözettiği için, işletilmeye başlandığı andan itibaren enerji sektöründe tam bir karmaşa ve kaos ortamı oluşacak. İhale ve satışlarda denetim ve şeffaflık şirket sırları bahanesiyle tümüyle ortadan kaldırılacağı için, yaşanacak usulsüzlük ve yolsuzluklar bugünküne göre kat kat artan bir düzeye ulaşacak. Beyaz enerji operasyonu, şu an bile enerji sektörünün ne büyük bir yağma ve talan alanı olduğunu gösterdi. Yasanın devreye girmesiyle enerjideki soygun ve sömürü katlanarak artacak. Üstelik bu kez bu tür şeyler suç bile sayılmayacak. Sıradan ticari faaliyetler kapsamına girecek.

Bin bir türlü kurumlaşma, farklı fiyat tarifeleri vb. gündeme geldiği için, bürokrasi bugünkünden çok daha karmaşık bir hal alacak.

Enerji özelleştirmeleri emperyalizme
tam teslimiyetin temel halkasıdır

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu yasayı çıkartmakla hükümet, enerji özelleştirmelerinin önünündeki engelleri tümüyle temizlemeyi, bu alanı emperyalist tekellerin yağma ve sömürüsüne açmayı hedefliyor. İMF tarafından önüne konulan görev bu.

Elektrik üretim ve dağıtımının emperyalist tekellerin denetimine geçmesi, ülke sanayisinin ve bir bütün olarak ülke ekonomisinin de onlar tarafından tam olarak kontrol edilmesi anlamına gelmektedir. Zira elektrik enerjisi bugün sanayinin hemen tüm kollarında, yanısıra hizmet üretiminde ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında kullanılan girdilerin en önemlisi, en vazgeçilmezidir. Elektrik sektörünün denetimini tümden emperyalist tekellere devretmek demek ekonominin can damarını devretmekle aynı anlama gelir. Aynı şey, özelleştirilmeleri gündemde olan TELEKOM, THY, TEKEL ve bor madenleri için de geçerlidir. Bunların her biri işçi ve emekçilerin sırtından onyıllardır sağlanan birikimlerin ifadesi olan kurumlardır. Bunların emperyalist tekellere devredilmesi, bir bakıma ülkenin satılması demektir.

İşbirlikçi Türkiye burjuvazisinin ülkeyi sattırmamak gibi bir kaygısı olmadığını biliyoruz, tam tersine, bu satış onun da çıkarınadır, zira ona da yeni kâr ve vurgun alanları açmaktadır. İşbirlikçi tekelci burjuvazi her zaman kaderini emperyalizmle birleştirmek için can atmıştır. Sürekli olarak uluslararası sömürü düzenine yamanmak, kenarından kıyısından da olsa burada kendine bir yer edinmek için çabalamıştır.

Bugün atılan adımlar, küreselleşme ekseninde kullanılan söylemler ve bu doğrultuda yapılan işler, burjuvazinin ve burjuva siyasetçilerin bağımsızlık ve vatanseverlik gibi değerlerle artık biçimsel-demagojik alakalarını bile kestiklerini göstermektedir.

Anti-emperyalizm ve bağımsızlık bayrağı
işçi sınıfının elindedir

İşçi sınıfı ve emekçiler, ülke kaynaklarının, kendileri üzerinden yaratılmış birikimlerin emperyalizme peşkeş çekilmesine razı olamazlar. Peşkeşe sessiz kalmak, sadece işsizlik ve açlıkla karşı karşıya kalmak değil, aynı zamanda emperyalizme doğrudan köleliği de kabul etmektir.

Bu nedenle başta enerji olmak üzere, temel sektörlerdeki özelleştirme karşıtı mücadele anti-emperyalist bir yön de taşımaktadır. Ve emperyalizme karşı tutarlı bir mücadele verebilecek, ülkedeki emekçi yığınları bu mücadelenin içine çekebilecek, onlara burjuva ve küçük-burjuva milliyetçi yanılsamalara karşı tutarlı bir çizgide önderlik edecek tek öncü güç işçi sınıfıdır.

Enerji, iletişim, ulaşım ve madencilik gibi temel sektörlerde örülecek bir özelleştirme karşıtı mücadele, anti-emperyalist bir zemine hızla oturmanın olanaklarına fazlasıyla sahiptir. Anti-emperyalist bir mücadele hattı, politikleşme doğrultusunda ciddi sıkıntılar çeken sınıf hareketinin önünün açılmasında da önemli bir rol oynayacaktır. Özelleştirme karşıtı mücadeleye bu olanağı gözeterek de yaklaşmak, özelleştirmeye karşı muhtemel hareketliliği tutarlı bir anti-emperyalist çizgiye taşımaya çalışmak sınıf devrimcilerinin, devrimcilerin ve öncü işçilerin temel bir sorumluluğudur.



“Elektrik Piyasası Yasası” gündemde...

Mızrak çuvala sığmıyor


* Başbakan Ecevit, enerji sektöründe dönen yolsuzlukların ortaya dökülmesinden ne denli rahatsız olduğunu bir kere daha gösterdi. Beyaz enerji operasyonunu yürüten savcı Talat Şalk, İMF ve Dünya Bankası’ndan enerji ihaleleri ve yolsuzluklarla ilgili bazı belgeler isteyince, hükümet hemen harekete geçti ve savcı hakkında soruşturma açıldı. Bu bile Ecevit ve diğer hükümet ortaklarının yolsuzlukla mücadele konusunda ettikleri onca sözün birer yalandan başka bir şey olmadığını, hepsinin boğazına kadar bu pisliğin içinde olduklarını gösteriyor.

* Nükleer Mühendisler Derneği Başkanı Prof. Osman Kemal Kadiroğlu, Beyaz Enerji operasyonu kapsamında tutuklanan eski devlet bakanı ve TEAŞ Yönetim Kurulu Üyesi Birsel Sönmez’in kızının nükleer santral ihalesine giren NPI adlı konsorsiyumun türbin bölümünün temsilcisi olduğu iddiasını da gündeme getirdi.

* TEAŞ Nükleer Santral İhale Komisyonu üyeleri ile TEAŞ Danışmanı Ahmet Yüksel Özemre, birbirlerini ihaleye fesat karıştırmakla suçladılar. Çernobil nükleer santral kazasının Türkiye üzerindeki etkilerini halktan gizleyen eski TAEK Başkanı ve TEAŞ Danışmanı Prof. Ahmet Yüksel Özemre, ihaleye giren firmalardan AECL’nin fanatiği olmakla suçlanıyor.

* Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Mustafa Akgül’ün internette oluşturduğu site, nükleer santral ihalesiyle ilgili tartışma ve hakaretlerin arenasına dönüştü.

Savcılığa suç duyurusunda bulunan Prof. Kadiroğlu’nun da taraf olduğu tartışmalarda, iddialara göre, Nükleer Santral İhale Komisyonu ihaleyi Siemens-Framatome ortaklığıyla kurulan NPI firmasına kazandırdı.

TEAŞ Genel Müdürü Muzaffer Selvi’nin NPI firmasının ihaleyi kazandığını açıklayacağı sırada, TEAŞ danışmanı Prof. Ahmet Yüksel Özemre, ihaleye fesat karıştırıldığı yönünde bir raporu eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, Başbakan Bülent Ecevit’e ve Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’e ulaştırdı.

İnternet sitesinde, Murat Kara, Zee Lee, Cahide Tutkun gibi takma isimlerle kendilerini savunan komisyon üyesi nükleer mühendisleri ise, Ahmet Yüksel Özemre’nin raporunu “fesat raporu” olarak nitelediler ve Özemre’yi yıllardır Kanada firması AECL’nin CANDU tipi reaktörünün fanatiği olmakla suçladılar.