ARSIVANA SAYFA
 
20 Ocak '01
SAYI: 03
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Ölüm Orucun Direnişi emekçilerin mücadelesine yol gösteriyor!
Direniş ruhunu alanlara taşıyarak saldırıları püskürtelim!
"Omuzlarımızdaki tarihsel yükün gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur"
Tıbbi müdahale işkencesi
Saldırının hedefi şimdi de avukatlar
Faaliyetlerimizden
Kamu emekçileri hareketi
Sınıf hareketi
Bor madenleri özelleştirme yağmasına açılıyor
"Yolsuzlukla mücadele" ya da sermayenin yalan kampanyası
Reformizmin direniş cephesine büyük ihaneti
Katliama utangaç destek
Katliam ve direniş/3
"Devrimin bekçileri"
Luxemburg ve Liebknecht için Berlin'de görkemli anma törenleri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/3
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor
Direniş sürüyor
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Avrupa kamuoyunda ve basınında
katliam ve devrimci direniş...


“Devrimin bekçileri!..”

“Devrimin bekçileri!..” Austurya’da yayınlanan haftalık bir dergi, Türkiye hapishanelerindeki katliama karşı sergilenen devrimci direnişin haberlerini sunarken, devrimci tutsakların konumunu ve misyonunu böyle tanımlıyor.
Alman basını direnişin ilk günlerinde belli aralıklarla ve kısaca, hapishanelerdeki duruma ve Türk burjuvazisinin baskıcı tutumuna yer verdi. Fakat devrimci tutsakların talepleri ve direniş nedenleri, bazı kısa yorumlar dışında pek yansıtılmadı. Ölüm Oruçlarının ikinci haftasından itibaren direniş ve Türkiye’deki gelişmelerle ilgili geniş haber ve yorum yazıları yer almaya başladı. Katliam ve devrimci tutsakların direnişi ise kelimenin tam anlamıyla gündemin birinci sırasına oturdu. Tabii ki bunda yurtdışında yürütülen faaliyetlerin de önemli bir payı var.

Sol ve liberal basında yeralan değerlendirmelerde genellikle Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya bir çelişkiler yumağı olarak tanımlanıp, Türkiye’nin hassas konumuna değinilmektedir.

Özellikle Alman sol basınında Türk burjuvazisinin ekonomi politiğini şiddet üzerine inşa ettiğine dikkat çekilerek, buna toplumsal muhalefeti bastırmak için belli aralıklarla yaşanılan askeri darbeler örnek gösterilmektedir. Türkiye’nin bu konumuyla belli özgünlüklere sahip olduğu söylenmekte, modern bir proleter sınıfın varlığı ve bunun bölge açısından taşıdığı önem, sol hareketin radikal çıkışlarıyla ifade edilmektedir. Kürt emekçilerin isyanı ile zindan direnişinin boyutlarına işaret edilerek, Türkiye’de başka ülkelerle kıyaslanamayacak bir marksist çıkışın olduğu ve bunu herkesin hayranlıkla izlediği vurgulanmaktadır.

Almanya’da yayınlanan günlük sol gazete “Junge Welt” operasyonu manşetten verdi. Hayranlık uyandıran direniş öne çıkarılırken, Türk devletinin katliamcı geleneği tarihsel boyutlarıyla birlikte ele alındı.

Yüksek tirajlı liberal burjuva basın ise, olayı, Türk burjuvazinin baskı ve katliamlarla siyasi tutuklular üzerinde kurmaya çalıştığı denetim ve bunun teşhiriyle duyurdu. Türk burjuvazisinin katliamcı geleneğinin öne çıkarıldığı bu haber-yorumlarda, siyasi tutsakların direnişi mümkün olduğunca arka planda tutularak geçiştirilmeye çalışıldı. Olay sadece “insan hakları ihlali” çerçevesinde sunuldu.

Burjuva basında yeralan değerlendirmelerin en dikkate değer yanı ise, hapishanelerde devrimcilere uygulanan katliam politikasının Türkiye’nin bölgede üstlendiği kritik role bağlı biçimde yorumlanması.

Liberal Alman gazetesi “Süddeutsche Zeitung”, Dışişleri Bakanı Fischer ile Türkiye’nin önümüzdeki süreçteki yeri, rolü ve AB içindeki yankıları ile ilgili yaptığı mülakatın yer aldığı bir sayfada, NATO, Türkiye ve katliamla ilgili bir başka yorum yayınladı. Yazıda özetle şu noktalara dikkat çekiliyordu: Türkiye İsrail’in rolünü üstlenmeye hazırlanıyor. Türk burjuvazisi içteki muhalefeti gerektiğinde zora başvurarak denetleyebilecek “kudreti” gösterebileceğini müttefiklerine, daha doğrusu ABD’ye gösterircesine acımasız davranıyor. Bu katliam, iç istikrarı sağlama operasyonundan öte, Türkiye’nin yeni rolüyle anlam kazanıyor. Zira İsrail soğuk savaş sonrasında bölgedeki diğer ülkelerle ekonomik ve diplomatik ilişkileri geliştirmek şansını son olaylarla yitirmiş oluyor. İsrail’in bölgedeki ve genel dünya diplomasisi içinde izole bir konum kazanması, Türkiye’yi devreye sokuyor.

“Komün ruhunu Türkiyeli devrimciler üstlenmişler”

En önemlisi ise, direnişin dünya emekçi sınıfları ve devrimcileri üzerindeki etkisi. Dünya emekçileri ilk kez bu açıklıkla Türkiye devriminin diriliğini yaşadılar ve büyük bir sempatiyle izlediler.

Almanya’daki bir gösteri esnasında, televizyonlarda izledikleri direnişi kendi aralarında tartışan iki Alman genci, bu karşı koyuş ve kararlılığı “inanılmaz” olarak niteleyerek hayranlıklarını dile getiriyorlar. Gösterilere uzaktan bakanların dahi, direnişten sempatiyle söz ettiklerine ve Türk burjuvazisinin katliamlarını kınadıklarına sıkça tanık olunabiliyor.

Ölüm Orucu direnişiyle dayanışma gösterisine katılan yaşlı bir Alman devrimcisi; “Bana öyle geliyor ki, Komün ruhunu Türkiyeli devrimciler üstlenmişler” diyerek, hayranlığını dile getiriyor. Hiçbir kararsızlığa düşmeden, düşman güçlerinin her bakımdan üstünlüğüne aldırmadan gökyüzünü fethetmeye kalkışan Komünarları hatırlatıyor bu direniş ona...
Tamil gerillalarının temsilcileri, direnişin kendi ülkelerinde de büyük bir hayranlıkla izlendiğini ve konuyu haber yapacaklarını söylüyorlar.

Dünya emekçilerinin ve devrimcilerinin dikkati bir anda yeniden Türkiye’ye çevrilmiştir. Dün Kürt emekçilerinin direnişinin yarattığı etkinin ardından, bu kez devrimci tutsakların destansı direnişi, Türkiye’nin nasıl devrime gebe bir ülke olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Direniş özellikle sol çevrelerde büyük bir hayranlık uyandırmıştır. Daha önce Latin Amerika gerilla hareketlerine yüzünü dönen birçok kesim, bu direnişin etkisiyle bir bilinç sarsılması yaşamıştır. Türkiye devrimi artık farklı bir gözle değerlendirilmektedir. Ne sol liberaller, ne burjuva reform kuyrukçuları, ne emperyalist Avrupa hayranları, ne sivil toplum şarlatanları... Türkiye devrimini düzene cepheden göğüs geren devrimci direnişçiler temsil ediyorlar.

Direnişçilerin sergilediği resim, insanlık tarihinin, sınıf mücadelesi sürecinden süzülüp gelen insanlık onurunu koruma çabasıdır. İnsanlık onuru soyut etik bir değerden öte, bir avuç devrimcinin yumruklarında, ölüme yatırdıkları bedenlerinde, kadın direnişçilerin düşmana inat haykırdıkları zafer şiarlarında somutlaşmaktadır. Devrimci mücadele içinde korunmayan, yaratılmayan hiçbir değer artık “insanlıkla” özdeştirilemez. Soyut, sınıf mücadelesinden, devrimci direnişten bağımsız hiçbir değer düşünülemez. Emperyalizm bunların toplam reddidir. İnsanlık onuru bu direnişin ta kendisidir.

Paris Komünarları, devrim bastırıldıktan sonra Enternasyonal Marşını söyleyerek kurşuna dizilen Macaristan devrim kahramanları, Hitler faşizmine karşı “Darağacından Notlar”ı yaşayanlar, bu geleneğin temsilcileridirler.

Bu direniş devrim umutlarının yükselişinin sembolüdür. Dünya emekçileri ve devrimcileri nezdinde direnişin yarattığı büyük hayranlık, bu direnişin bu yüzyılın başındaki sınıf mücadeleleri tarihinde hak ettiği yeri şimdiden aldığının somut bir göstergesidir Türkiye devrimi bu direnişin etkisiyle dünya emekçileri içinde büyük bir “taraftar” kitlesi oluşturmuştur. Türkiyeli devrimcilerin önüne uluslararası düzeyde büyük imkanlar, etki alanları açılmıştır. Yeter ki direnişin ruhuna uygun bir tarzda bu değerlendirilebilsin...

A. Eren/Almanya



İsviçre’de Zindan Direnişi’yle
dayanışma etkinlikleri

Cenevre’de oluşturduğumuz Tutsaklar ile Dayanışma Komitesi 4 Ocak’ta bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısına sendikacılar, Solidarite, Sosyalist Parti, çeşitli basın temsilcileri ve İşkenceyi Önleme Komitesi katıldılar. Toplantıda cezaevi katliamı ve yaşanan süreç detaylı bir şekilde anlatıldı. Ardından ne yapacağımız ve ne gibi faaliyetlerde bulunacağımız üzerinde tartışıldı.

Basın yayın kuruluşları bu basın toplantısına yer verdiler. Birçok gazetede haberler yapıldı ve yerel bir televizyon olan “Lman Bleu” televizyonu canlı yayında röportaj gerçekleştirildi. Bu röportaj üç gün dönüşümlü olarak haber saatlerinde gösterildi.

15 günlük stand açma kararı aldık. Bu stand İsviçreliler’in inisiyatifinde örgütlendi. Stand yeri şehir merkezinde bir kilisenin önü olarak belirlendi. Katliamı teşhir eden, “Türk devleti 32 tutsağı katletti, Katliam ve işkence halen devam ediyor “ yazılı pankart açtık. Katledilen 32 devrimci tutsağı temsil eden 32 kırmızı mumu sembolik olarak her gün yakıyoruz. İsviçrelilerle birlikte hazırladığımız bildiriler birçok kurumun imzasını taşıyor ve geniş bir şekilde dağıtılıyor. Ayın 19’unda meşaleli bir yürüyüşle standımızı sonuçlandıracağız.

Ayrıca cezavleri sürecini anlatan Bir-Kar imzalı 38 sayfalık Fransızca bir broşür hazırlayarak bölgemizde 200 adet dağıttık. İsviçre’nin duyarlı kesimlerine seslenerek bilgilendirme çalışması yapıyoruz. Bu süreç bize materyallerin ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha gösterdi. Broşürlerimizi en kısa süre içerisinde tüketeceğiz.
6 Ocak Basel yürüyüşü sırasında Almanca ve Türkçe bildiriler dağıtıldı. Coşkulu bir şekilde Türkçe ve Almanca sloganlar atıldı. “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Katil devlet hesap verecek!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” Yürüyüşümüzü meydanda tamamladık ve katledilen tutsakları anmak için bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk. Avrupa’da “bir haftalık burjuva basın almama” protestosu kampanya olarak başlatıldı ve devam ediyor.

13 Ocak’ta Lozan’da gerçekleştirilen yürüyüşe 400 kişi katıldı. DETUDAK tarafından düzenlenen yürüyüşte, Türkiye’deki devrimci tutsakların Ölüm Orucu Direnişi’ni aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ve Türk devletinin cezaevlerindeki baskı, işkence ve katliama devam ettiğini vurguladık. İsviçreli emekçileri enternasyonal dayanışmaya çağırdık. DETUDAK imzalı Fransızca bildirileri yürüyüş sırasında dağıttık. Yürüyüş sonunda geldiğimiz meydanda bildirimizi okuduktan sonra katledilen devrimci tutsaklar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk. Cenevre’de 19 Ocak’ta yapılacak yürüyüş için çağrı yapıldıktan sonra miting sona erdi.

Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Cenevre’den Kızıl Bayrak ve Ekim Gençliği okurları