ARSIVANA SAYFA
 
20 Ocak '01
SAYI: 03
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Ölüm Orucun Direnişi emekçilerin mücadelesine yol gösteriyor!
Direniş ruhunu alanlara taşıyarak saldırıları püskürtelim!
"Omuzlarımızdaki tarihsel yükün gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur"
Tıbbi müdahale işkencesi
Saldırının hedefi şimdi de avukatlar
Faaliyetlerimizden
Kamu emekçileri hareketi
Sınıf hareketi
Bor madenleri özelleştirme yağmasına açılıyor
"Yolsuzlukla mücadele" ya da sermayenin yalan kampanyası
Reformizmin direniş cephesine büyük ihaneti
Katliama utangaç destek
Katliam ve direniş/3
"Devrimin bekçileri"
Luxemburg ve Liebknecht için Berlin'de görkemli anma törenleri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/3
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor
Direniş sürüyor
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Kamu emekçileri mücadelesinin son bir yıllık deneyimleri ışığında KESK Genel Kurulu...

Tabanın iradesi ve inisiyatifi örgütlenip harekete geçirilmelidir!

2000 yılı, işçi ve emekçiler cephesinden ekonomik ve sosyal hakların sürekli budandığı bir yıl oldu.

Kamu emekçileri, İMF programları çerçevesinde belirlenen zam oranlarıyla sefalet ücretine mahkum olmakla kalmadılar, yanısıra milyonlarca işçi ve emekçiyle birlikte zorunlu tasarrufları da gaspedildi.

2001 yılı itibarıyla hızla özelleştirme kapsamına alınan enerji ve iletişim sektörlerinin yanısıra, eğitim ve sağlık hizmetlerinin zamana yayılarak özelleştirilmesi adımları da, sonuçları itibarıyla sadece kamu çalışanlarını değil milyonlarca işçi ve emekçiyi ilgilendiren bir nitelik taşımaktadır.

Kamu emekçilerinin 10 yılı bulan grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı için yürüttüğü mücadeleye en ağır darbeyi vuran ise, iş güvencesini ortadan kaldıran KHK saldırısı oldu. 2001 yılında hayata geçirilmesi planlanan sosyal kurumların tasfiyesi ise kamu emekçilerini olduğu kadar tüm çalışanları hedef almaktadır.

Saldırıların 2001 yılında da artarak devam edeceği ortadadır. Saldırıları püskürtmenin tek yolu ise işçi ve emekçi cephesinden yükseltilecek birleşik-militan mücadeledir. Ancak, bu mücadelenin tarzı belirlenirken, 2000 yılının olumlu ve olumsuz deneyimleri dikkate alınmak, gerekli dersler çıkarılmak durumundadır.

Bu çerçevede 2000 yılı deneyimlerine bakıldığı zaman, bir yıl boyunca alanlara çıkarak hak gaspları ve saldırılara karşı taleplerini öne süren kamu emekçilerinin somut olarak hiçbir kazanım elde edemedikleri görülmektedir. Kamu emekçileri hareketi hak alma mücadelesinde merkezi eylemler dışında işçi sınıfıyla ortaklaşamadıkları gibi, kamu çalışanlarını doğrudan ilgilendiren saldırılar karşısında da mücadeleyi ortaklaştırma noktasında eksik kalmışlardır. Özelleştirme ve sosyal hakların tasfiyesi emekçi sınıfların tüm bileşenlerini kestiği halde, sağlık emekçilerinin sağlıkta özelleştirmeye, eğitim emekçilerinin norm kadro ve eğitimde özelleştirmeye karşı gerçekleştirdiği eylemler diğer kamu sendikaları tarafından yalnız bırakılmıştır. SES ve Eğitim-Sen tarafından hayata geçirilen basın açıklaması gibi pasif eylem biçimleri dışında, enerji emekçilerinin dönemsel olarak ekonomik, özlük ve sosyal hakları için iş bırakarak alana çıkmaları destek bulmadığı için yalnız kalmış ve etkisi zayıflamıştır.

Yıllardır grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı için mücadele veren kamu emekçileri, 2000 yılında da mücadelelerini sürdürdüler. “Sadaka değil toplusözleşme!” ve “Grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı!” alanlara yansıyan talepler arasında yerini aldı. Bunun yanısıra kamu emekçileri politik bir talep olarak İMF’ye karşı tepkilerini de alana taşıdılar ve bağımsızlık özlemlerini dile getirdiler. İşbirlikçi sermaye ve onun hükümetine karşı gösterilen tepkiler de, bir diğer politik refleks olarak alanlara yansıdı. Siyasi bilinç düzeyi işçi sınıfına göre daha ileri olan kamu emekçileri, çözümü ortak mücadelede görmelerinin bir ifadesi olarak, “İşçi-memur elele!” şiarıyla ortak mücadelenin gerekliliği ve zorunluluğunu dile getirdiler.

Kamu emekçileri grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı mücadelesinde en ufak bir kazanım dahi elde edemezken, KHK saldırısına karşı da anlamlı bir tepki yükseltemediler. Bu tepkisizliğe KESK önderliğinin pasif-uzlaşmacı tavrının yol açtığı açıktır. Ancak, AB’ye giriş sürecinin tabanda yarattığı sosyal ve demokratik haklarda iyileşme beklentisi de bir diğer etkendir.

Fakat bu beklenti, sendika yönetimlerinde konumlanan reformist ve teslimiyetçi anlayışların politik bakış ve kavrayışlarından bağımsız şekillenmediği gibi, bu durum, tabanın sendika yönetimleri üzerinde basınç oluşturmasını da engelledi. Bu politik bakış ve kavrayış sonucunda kamu emekçileri mücadelesi yeni hak kazanımları bir yana, kazanılmış hakların korunması açısından da olumsuz bir yıl yaşadı. Bu kayıp yalnızca ekonomik ve sosyal hak kazanımları üzerinden yaşanmamış, kamu emekçilerinin bilinen siyasal duyarlılığını da törpülemiştir.

Pratik mücadele biçimleri politik bakış ve kavrayıştan bağımsız şekillenmediği için, KESK önderliği şahsında kamu emekçileri hareketi 2000 yılını kayıplar yılı olarak geçirmiştir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen 1 Aralık’ta gerçekleşen bir günlük iş bırakma eyleminde olduğu gibi, artan saldırıların kamu emekçilerinde ne denli büyük bir mücadele potansiyeli biriktirdiği de zaman zaman açığa çıkmıştır.

Yüzbinlerin alanlara çıktığı 1 Aralık iş bırakma kararı Emek Platformu tarafından alınmasına rağmen, eyleme kamu emekçileri damgasını vurdu. Kamu emekçileri cephesinden 1 Aralık eylemine yansıyan talepler arasında grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı ağırlıklı olarak öne çıkarken, özelleştirmelere ve İMF’ye karşı yükselen tepkiler de dile getirilmiştir. KESK reformistlerinin, kamu emekçileri mücadelesine örgütsüz kesimleri de katmak adına, “sendikal mücadeleyi ekonomik taleplerle sınırlı tutmak gerektiği” iddiasının aksine, eylemde ekonomik talepler tali planda kalmıştır. Yükseltilen ekonomik talepler ise, 2001 bütçesi mimarı İMF ve uygulayıcısı hükümete karşı şiarlarla birleşerek politik bir renk kazanmıştır.

Kamu emekçileri hareketi, 1 Aralık eylemine katılım düzeyi ve kitleselliği ile, 2000 yılında mevzi direniş ve eylemlerle inişli-çıkışlı bir seyir izleyen sınıf hareketinin tıkanıklık yaşadığı bir noktada sınıf hareketine nefes aldırmış ve moral sağlamıştır. Emek Platformu’nun diğer bileşenlerinin eyleme göstermelik katılımı, tabanın Emek Platformu ve KESK’in bu platformdaki yeri ve işlevi tartışmasını bir kez daha gündeme getirmiştir. 1 Aralık değerlendirmesi toplantılarında Emek Platformu’nu eleştirenlere sendika yönetimlerinin yanıtı, “Emek Platformu olarak eyleme çağrı ile KESK olarak eyleme çağrı” arasındaki fark olmuştur. Bu yanıt KESK bürokratlarının, kendilerine olan güvensizliği tabana maletme eğilimlerinin bir göstergesi olmuştur.

2000 yılında, 1 Aralık’ın yanısıra, 9 Nisan’da İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu ve KESK Şubeler Platformu tarafından düzenlenen “İMF programına, özelleştirmelere ve sahte sendika yasasına hayır!” mitinginde alana çıkan onbini aşkın emekçi, 24 Haziran’da İstanbul’da Emek Platformu tarafından düzenlenen “Zorunlu tasarrufların gaspı, grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı ve işgüvencesi” için 7 bin işçi ve emekçinin katıldığı miting, Gebze’de KESK Şubeler Platformu’nun düzenlediği ve 4 bin emekçinin katıldığı İMF karşıtı eylem, 11 Kasım’da Ankara’da KESK’in “2001 bütçesi, zorunlu tasarrufların ödenmesi ve grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı” için düzenlediği ve 60 bin emekçinin katıldığı eylem, kamu emekçileri cephesinden yıla damgasını vuran belli başlı eylemler oldu.

Kamu emekçileri hareketi açısından, sendika bürokratlarının reformist politik kavrayışı ve bu kavrayışın pratik yansıması olarak şekillenen pasif eylem biçimleri ve devrimci önderlik boşluğuna rağmen, kamu emekçilerinin hak alıcı eylem biçimleriyle mücadele kararlılığı 2000 yılının özeti olmuştur.

Saldırılar karşısında oluşan tepki ve dönem dönem kendiliğinden yükselen mücadele eğilimi ortada dururken, bu tepkinin reformist KESK bürotları tarafından örgütlenerek derlenip-toparlanmasını beklemek, devrimcilik iddiası taşıyan kamu emekçilerinin en büyük eksikliği olmuştur. Sermaye devleti ve emperyalist bağımlılığa yönelik tüm eleştirilerini masabaşı söylemlere hapseden KESK bürokratları, saldırıların içeriği ve sonuçları konusunda tabanı bilinçlendirmek bir yana, tabanın mücadele eğilimini postahane binaları ve faks makinaları arasında eritme yolunu seçmiştir. Süreci işyerlerinden başlayarak örgütlemesi gereken devrimci kamu emekçilerinin atıllığı ise, sendika şubelerinden başlayarak sendika yönetimlerine, tabanın değil reformist ve teslimiyetçilerin iradesinin taşınmasına yolaçmıştır.

2001 yılı Ocak ayı sonunda KESK’in yeni yönetimi belirlenecek. Bu kongrede de, sendika yönetimlerinin reformist-teslimiyetçi anlayışlarının KESK MYK’sına taşınacağı açıktır. Bu ise, kamu emekçi hareketinin 2001 yılında da reformist barikata takılacağının bir göstergesidir. Artan saldırılara yanıt verebilecek güçte bir mücadelenin ortaya konulabilmesi için bu barikat aşılmak zorundadır. Bu zorunluluk ise, bir kez daha, devrimci kamu çalışanlarının görev ve sorumluluklarına işaret etmektedir. Taban irade ve inisiyatifini örgütlemek ve harekete geçirmek. Sendika yönetimlerine taban örgütlülüklerinin gücüyle yüklenerek eylem kararlarına zorlamak. Başlama noktası bunlardır. Başlamak içinse fazla zaman yoktur.