ARSIVANA SAYFA
 
20 Ocak '01
SAYI: 03
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Ölüm Orucun Direnişi emekçilerin mücadelesine yol gösteriyor!
Direniş ruhunu alanlara taşıyarak saldırıları püskürtelim!
"Omuzlarımızdaki tarihsel yükün gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur"
Tıbbi müdahale işkencesi
Saldırının hedefi şimdi de avukatlar
Faaliyetlerimizden
Kamu emekçileri hareketi
Sınıf hareketi
Bor madenleri özelleştirme yağmasına açılıyor
"Yolsuzlukla mücadele" ya da sermayenin yalan kampanyası
Reformizmin direniş cephesine büyük ihaneti
Katliama utangaç destek
Katliam ve direniş/3
"Devrimin bekçileri"
Luxemburg ve Liebknecht için Berlin'de görkemli anma törenleri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/3
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor
Direniş sürüyor
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Bakırçay’da 2001’e saldırılarla girdik!

Öncü işçiler ortak mücadele ekseninde birliği sağlamalıdır!

PETKİM’in özelleştirilmesi adımları hızlandırılıyor. Geçen hafta içerisinde Aliağa’daki komplekste 60’ın üzerinde işçi zorunlu emekliliğe ayrıldı. Bu sayının önümüzdeki dönemde daha da artacağı söyleniyor. Emeklilik yaşı düşürülerek yapılıyor bu uygulama.

HABAŞ’taki taşeron firmalar ve limandaki taşeron işçiler arasında TÜMTİS Sendikası’nda örgütlenmeye çalışan bir grup işçi işten atıldı. İşçiler bu saldırıyı fabrika önünde protesto ediyorlar. Şimdi fabrika önünde duran servislerin yerleri değiştirilip fabrikanın içine alınıyor. Böylece dışardan yapılacak bir müdahalenin önü alınmaya çalışılıyor...

ÇEBİTAŞ her yıl yaptığı gibi ücretsiz izin uygulamasına bu sene de devam ediyor.

VİKİNG kağıt fabrikasındaki bir grup kadrolu ve eski sendikalı işçi, sakal bırakma eylemlerini, müdürün işten atma tehditi üzerine sonuç alamadan bitirdiler...

Menemen’deki F tipi (hücre) cezaevlerini protesto eylemi saldırı ve tutuklamalarla sonuçlandı...

Özelleştirme saldırısı, işten atılmalar, sendikal örgütlenmelerin engellenmesi, var olan örgütlülüklerin işlevsizleştirilmesi, bölgedeki mücadeleci kesimlere dönük saldırılar vb. sürüyor.

Bu denli zorlu bir süreçte bölgedeki öncü kesimlerin ve işçilerin mücadeleyi her zamankinden daha çok yükseltmesi gerekiyor. Bu bir zorunluluk olduğu kadar, mücadelede samimi herkesin farkında olduğu bir gerçekliktir.

Yeni yıl yeni saldırılarla geliyor, mücadeleye hazırlanmalıyız!

Bölgemizdeki öncü işçilerin temel ve öncelikli sorunu ve sorumluluğu, ortak mücadele ekseninde birlikteliği sağlamaktır. Bu konuda samimi olanlar adım atmakta tereddüt göstermemelidir.

İşçilerin örgütlü mücadelesi sadece fabrikada yaşanılan saldırılara karşı mücadele ve tepkiyle sınırlı olmamalıdır. Kaldı ki bu çerçevede bir mücadelenin dahi, planlı ve örgütlü bir çalışmayla birleştirilemediği zaman sonuç vermediği ortadadır. Eğer mücadelede ortaya çıkan dayanışmasızlık ve şekilsizlik en sıradan işçiler tarafından bile dile getiriliyorsa, bu aşılması gereken ciddi bir sorundur.

Öncü ve bilinçli işçiler olarak işe buradan başlamalıyız. Biz bilinçli işçiler olarak kendi aramızda iletişim kurmaktan yoksunsak, sınıf mücadelesi konusunda henüz deneyimsiz ve bilinçsiz kesimlerden ne bekleyebiliriz ki? Devrimci olduklarını iddia eden, mücadele etmek gerektiğinin farkında olan dört işçinin yan yana gelemediği bir yerde mücadele, direniş, patlama beklemeye ne hakkımız var? Dar grupçuluk yaparak ayrı sınıfların insanlarıymışız gibi davranmak bize ne getirir? Eğer öncü ve bilinçli işçiler hep birlikte hareket etmeyi başarırlarsa, Demir Çelik işçilerinin mücadelesi de güç kazanır, Türk Metal bu kadar işçi düşmanlığı yapamaz.

Mücadele eden her işçi arkasında sınıfın gücünü görür ve hissederse, daha cesur ve yürekli olacaktır. Deri ve gemi sökümlerindeki örgütlenmeler de, PETKİM’deki özelleştirme karşıtı mücadeleler de böyle güçlenecektir. Birliğimizi bozan, mücadelemizi engelleyen gericiler yaptıklarının karşılığını görürse, bir daha bozgunculuk yapmaya, ekmeğimizle oynamaya cesaret edebilir mi? Son söz olarak, bizim kendimizden başka medet umacağımız kimse yoktur dersek, doğru söylemiş olmaz mıyız?

Menemen’den bir işçi





İzmir’den işçi kıyımı haberleri...

HABAŞ’ta sendikalaşmaya karşı işçi kıyımı

İzmir’de kurulu büyük bir demir-çelik fabrikası olan HABAŞ büyesinde, yine HABAŞ’ta yapılan üretime paralel olarak başka taşeron firmalar da bulunmakta. Bunlardan biri de 450-500 işçi çalıştıran, HABAŞ limanında gemi boşaltımı yapan ve boşalttığı maddeleri fabrikaya taşıyan, Avcılar Petrol Tahmil Tahliye Nakliyat Şirketi adlı taşeron firmadır.

Uzun bir zamandır burada günde 12 saat süreyle hiçbir sosyal hakkı olmadan ayda 120-130 milyon ücret karşılığı çalışan işçiler, yaklaşık üç aydır bu sektörde örgütlenen TÜMTİS’te sendikalaşma çalışması yapmaktaydı. İşçilerin sendikaya üye olmalarından haberdar olan işveren, TÜMTİS’e üye olan 25 civarında işçiyi işten atarak sendikalaşma faaliyetini engellemeye çalışmaktadır. Ayrıca işçilere sendikadan istifa etmeleri yönünde sürekli baskı yapılmaktadır.

İşçilerin en ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldığı HABAŞ fabrikası, aynı zamanda, İzmir’de iş kazaları-cinayetleriyle de pek ünlüdür. 2 yıl önce gerçekleşen bir iş kazasında üç işçi buhar kazanlarının altında kalarak yaşamını yitirmişti. İş kazaları riskinin en fazla olduğu HABAŞ’ta, buna rağmen bu yönde hâlâ hiçbir olumlu adım atılmamaktadır. HABAŞ’ın demir-çelik bölümünde faşist Türk-Metal Sendikası yetkili durumda olduğundan, işçilerin emeği kapitalist patron ve bu çete tarafından en kölece koşullarda “hortumlanmakta”dır.

Bu gelişmeler üzerine, HABAŞ’ın nakliye bölümünde örgütlenmeye çalışan TÜMTİS tarafından, 11 Ocak Perşembe günü, HABAŞ önünde bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında, TÜMTİS İzmir Şube Başkanı Hasan Yayık tarafından sürecin kısa bir özeti yapıldı. Eyleme yaklaşık 50-60 işçi katılırken, ambar işçilerinin yoğunluğu dikkat çekiyordu.

Konak Belediyesi’nde sendikalaşmaya karşı işçi kıyımı

Konak Belediyesi’nin taşeron şirketi olan Konbel’de işçiler Belediye-İş’te örgütlenme çalışması yapmaktaydı. 400’e yakın işçinin çalıştığı Konbel’de belediye yönetimi sendika istememektedir. Bu nedenle, 31 Aralık’ta, görev süresinin dolduğunu gerekçe göstererek, Konbel’in yaptığı temizlik işini yine taşeron bir şirket olan Merbel firmasına verdi. Böylece 1 yıldır temizlik işlerini yapan Konbel işçileri hem sendikal çalışmalarından, hem de işlerinden olmaya başladılar. Bu tasfiye süreci yaşanırken, sendika üyesi bir kısım işçi işten atılırken, diğerleri de zorla sendikadan istifa ettiriliyordu.

Kızıl Bayrak/İzmir



Seyhan Belediyesi’nde işten atılan 64 işçinin
oturma eylemlerinin 16. gününde gözaltına alınan
işçilerle görüştük...

“Tüm haksızlıklara karşı
birlikte mücadele etmek gerekiyor”


- Haklı talepleriniz için vermiş olduğunuz mücadeleye polis saldırarak sizleri gözaltına aldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
1. işçi: Sabah her zamanki gibi toplandık. Basın geldi, Başkan konuşma yaptıktan sonra gitti. Daha sonra bir otobüs çevik geldi. Sendika başkanı ve diğer yöneticileri almak istedi. "Siz dağılın" dediler. Biz de sendikacı arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağımızı söyledik. Hepimizi Emniyet’e götürdüler. Başkanı içeri aldılar. Biz arabada bekletildik. Polis bize "sizin de gelmenizi hiç beklemiyorduk" dedi. Daha sonra bizi tekrar sendikanın yakınında indirdiler.
- Ne tür eylemlilikler düşünüyorsunuz?
1. işçi: Eylemlerimiz devam edecektir. Sonuna kadar, mücadeleyi kazanıncaya kadar sendikanın belirlediği eylemlere devam edeceğiz.
- Devlet cezaevlerine saldırıp 30 tutsağı katledip, F tipine attı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
1. işçi: Devletin bütün saldırılarına karşıyım. Bütün halkın duyarlı olup mücadele etmesi gerekiyor.
2. işçi: Devletin politikası tutsakları F tipine atmaktı. Dozerlerle saldırarak onları F tipine attı. Tüm haksızlıklara karşı birlikte mücadele etmek gerekiyor.
***
Seyhan Belediye Başkanı Yıldıray Arıkan'ın işten attığı 64 işçi oturma eylemlerinin 16. gününde, esnafı rahatsız ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınmışlardır. Şube başkanı işverenle görüşerek sonucu işçilere açıkladı. Yapılan açıklamada görüşmenin olumsuz geçtiği söylendi. "Biz şimdiye kadar size hiç ihanet etmedik. Şimdi de etmeyeceğiz. Birlikte mücadele edeceğiz. Sonucunda cop da yiyebiliriz, gözaltına da alınabiliriz. Mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Yarın da iş bırakma eylemimizi başlatıyoruz" diyerek konuşmasını bitirdi.
Ertesi gün iş bırakma eylemi yapılmadı.
Kızıl Bayrak/Adana



Kamu emekçileri mücadelesinin son bir yıllık deneyimleri ışığında KESK Genel Kurulu...

KESK İstanbul Şubeler Platformu’ndan
saldırılara karşı eylem


KESK İstanbul Şubeler Platformu, sermaye iktidarının kamu emekçilerine yönelttiği ekonomik ve siyasal saldırılara karşı basın açıklaması gerçekleştirildi. 15 Ocak Pazartesi günü saat 13:00’te Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirilen basın açıklamasına 100 kadar emekçi katıldı. “Bizden aldılar hırsızlara verdiler”, “Kahrolsun İMF, Bağımsız Demokratik Türkiye”, “İMF’ye değil, emekçiye bütçe”, “Genel grev, genel direniş”, “Yaşasın 1 Aralık direnişimiz” sloganları atıldı.

Genel Sekreter Selvi Erol’un basın açıklamasını okumasının ardından kitle sloganlarla dağıldı.

Kızıl Bayrak/İstanbul

Genel Sekreter Sevil Erol’un basın açıklamasından...

İktidarın yanıtı soruşturma, açığa alma ve sürgün oldu!

Hükümet, 2000 yılını biz emekçilere ve yoksul halka “zehir etti”. İMF ve hükümet sayesinde istikrarlı bir şekilde yoksullaştık. İMF politikaları cenderesinde ülkemizin hayat damarları tıkandı. Kamu emekçileri, emekliler, esnaf, çiftçiler, gençler, işsizler İMF güdümlü hükümet politikaları altında ezildiler, ezilmeye devam ediyorlar.

Hükümetin halk karşıtı yüzü, 2001 yılı bütçesiyle bir kez daha açığa çıktı. Eğitim, sağlık ve yatırım yine gözardı edildi. Ama rantiye, yine bütçenin en büyük payını aldı. Vergilerimiz bir avuç tefeciye ve devleti ustalıkla dolandıranların cebine gitti. Hükümet ekonomide değil, ekonominin krizinde istikrar sağladı.

Yıllardır enflasyona ezdirilmeyeceği iddia edilen biz kamu emekçileri “boğaz tokluğuna” bile çalışmıyoruz. 2 milyona yakın kamu emekçisi ve aileleri, yoksulluk sınırının altında geçimlerini sürdürmeye çalışıyor. Ücretlerimize, 2000 yılında ortalama 23.3 oranında zam yaptılar. Yani bir kez daha biz kamu emekçilerini enflasyona ezdirdiler, bir kez daha açlığa ve sefalete mahkum ettiler. Bu yetmezmiş gibi 2001 yılı ilk altı ayında yüzde 10’luk sefalet zammını dayattılar. Hükümetin 2000 yılında halkı yoksullaştırmada gösterdiği başarı, 2001 yılında da devam edecek gibi görünüyor. (...)

İş bırakma eyleminden dolayı yurdun dört bir yanındaki kamu emekçileri hakkında idari ve adli soruşturmalar açıldı. İzmir’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Urfa’ya kadar binlerce kamu emekçi hakkında idari ve adli soruşturma açtılar. Açlık sınırında yaşamaya zorladıkları kamu emekçilerini şimdi de gözdağı vererek, soruşturma açarak sindirmeye çalışıyorlar. Hak aramak suç ise, 1 milyon emekçi hakkında soruşturma açın! Hak aramak suçsa ve bu suçu destekleyenler suçluysa, bazı siyasi partiler, dernekler, aydınlar, yazarlar ve gazeteciler, kısacası milyonlarca yurttaş hakkında soruşturma açın!





Cengiz Tekstil işçilerinden çağrı:

“Bir an önce örgütlenelim ve mücadele edelim!”

Esenyurtlu işçiler, emekçiler!

Cengiz Tekstil işçileri olarak, 2 aylık ücretlerimizi, ikramiyelerimizi, mesai farklarını, tazminat paralarımızı almak için, 18 Aralık’tan beri mücadele ediyoruz. Patron yurtdışına kaçtı! Ve böyle bir olay konfeksiyon atölyelerinde sıkca yaşanıyor.

Bütün işçiler hak ve çıkarlarını korumalıdır. Patronlar işçilerin hakkını vermiyorlar. Ücretler düşüktür, sigorta primleri ödenmiyor. İşçilerden habersiz giriş-çıkış yapıyorlar. İş güvencesi yoktur. İşçinin geleceği, patronun veya müdürlerin iki dudağı arasındadır.

160 Cengiz Tekstil işçisi olarak bizler, bu gidişi durdurmak, işçilik onurumuzu, şerefimizi korumak için örgütlendik, sendikaya üye olduk.

Sendikaya üye olarak çok iyi yaptık. Çünkü patron Bayram Cengiz artık sigortasız işçi çalıştıramadı, giriş-çıkış yapamadı. Zorunlu mesaileri keyfine göre ayarlayamadı. Parası ödenmeden günde 15 dakika fazla çalışıyorduk, buna son verdik ve yemek paydosunu 15 dakika uzattık. İşçinin hakkını savunacak üç işçi arkadaşı temsilci seçtik. İşyerinde bir sendika odamız oldu.

Bütün bu kazançlarımız karşısında patron kaçıp gitmeyi, işçiye de para vermemeyi seçti. Sendikalı işyeri az olunca, patronlar da sendikasız işçi çalıştırmak için sendikanın yetkisini düşürmeye çalışıyorlar. Zarar ettik diyerek, suçu sendikaya ve işçiye atıyorlar. İşçiler birleşip bütün işyerlerinde örgütlenip, sendika getirirse, patronlar nereye kaçabilir?
İşçileri 2 ay para vermeden bekletecek kadar vicdandan, şereften, namustan uzak olan patronlar için, ne söylense azdır. Ancak yılmadık. Üç haftadır patronun peşindeyiz. Onu bulup ortaya çıkaracağız ve paralarımızı alacağız.

Bu mücadelemizde bizlere destek olun, maddi ve manevi yardım edin. Biz daha uzun süre mücadele edebilelim. Patronların yaptıkları yanlarına kalmasın.

Eğer bizler, bu mücadelede başarılı olursak, sizlerin de çıkarlarını savunmuş olacağız. Mücadelemizi duyan her işçi hak ararken kendini daha güçlü hissedecektir. Mücadelemizi duyan her patron ise, işçilere baskı yapmaktan çekinecektir. Patronlar hakkını arayan işçi istemiyorlar.

Er ya da geç, işçiler birleşecek ve patronlardan bugüne kadar yaptıklarının hesabını soracaktır. Buna inanıyoruz. Haklarımızı almak için daha ne bekliyoruz? Kaybedecek neyimiz kaldı? Bir an önce örgütlenelim ve mücadele edelim.

Bizimle buluşmak isterseniz, her gün saat 08:00’de Tabela’da Cengiz Tekstil’in önünde toplanıyoruz. 24 saat fabrikanın çevresinde nöbet tutuyoruz.

Gelin elele vererek bugün Esenyurt’ta, yarın diğer yerlerde işçilerin bütün haklarını almaları için birleşelim.

Düzenleyeceğimiz dayanışma gecesine katılalım!!!

10 Ocak 2001
DİSK/Tekstil-İş Sendikası
1 No’lu Şube üyesi
Cengiz Tekstil İşçileri





Direniş bayrağı Ditaş işçisinin elinde!

Ditaş işçileri, çalışma koşullarını iyileştirmek ve insanca yaşayabileceği ücret almak amacıyla, örgütlenerek Birleşik Metal-İş sendikasına üye oldular. İşyerinde sendikal örgütlenmeyi hazmedemeyen Ditaş patronları ise 400 işçinin iş akitlerini fesh ederek çıkışlarını verdi.

Daha önceki yıllarda da sendikalaşma çalışması yapan işçileri işten çıkartan patron böylece sendikalaşmanın önünü kesmişti. Bundan deneyimler çıkaran işçiler bugün tek vücut tek yumruk halinde hareket ederek, işyerinde direniş çadırı kurdular. Kışın soğuğuna rağmen işyerini terketmeyen Ditaş işçisi direniyor.

Kemerhisar belediye işçileri, Niğde Belediyesi işçileri ve Eğitim-Sen Niğde Şubesi, Ditaş direnişçilerini ziyaret ederek haklı ve meşru mücadelelerini desteklediler. İşçi sınıfına yönelen saldırılar karşısında sınıf dayanışması güçlendirilmelidir. Birko işçileri, çimento işçileri ve şeker işçileri de Ditaş işçileriyle dayanışma içerisinde olmalıdır.

Ditaş işçisinin sendikalaşma mücadelesi Niğde işçi sınıfı için büyük önem taşımaktadır. Ditaş'ta kazanılacak mücadele, Organize Sanayi’de sendikalaşma mücadelesinin önünü açacaktır. Ditaş işçisi bu sorumlulukla hareket etmeli, bu mücadeleyi mutlaka kazanmalıdır.

Ditaş işçisi işçilerden oluşacak grev komitesini oluşturmalı, eylemin
organizasyonu bu komite tarafından örgütlenmelidir. Yine bu komite Niğde’de dayanışma etkinlikleri düzenleyerek dayanışma ruhunu geliştirmelidir. Grevi kırmak amacıyla işverenin yeni işçi almasının önü kesilmelidir. Bu konuda bütün duyarlı kamuoyu harekete geçmelidir.

Ditaş işçisi yalnız değildir!

Kızıl Bayrak/Niğde