ARSIVANA SAYFA
 
20 Ocak '01
SAYI: 03
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Ölüm Orucun Direnişi emekçilerin mücadelesine yol gösteriyor!
Direniş ruhunu alanlara taşıyarak saldırıları püskürtelim!
"Omuzlarımızdaki tarihsel yükün gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur"
Tıbbi müdahale işkencesi
Saldırının hedefi şimdi de avukatlar
Faaliyetlerimizden
Kamu emekçileri hareketi
Sınıf hareketi
Bor madenleri özelleştirme yağmasına açılıyor
"Yolsuzlukla mücadele" ya da sermayenin yalan kampanyası
Reformizmin direniş cephesine büyük ihaneti
Katliama utangaç destek
Katliam ve direniş/3
"Devrimin bekçileri"
Luxemburg ve Liebknecht için Berlin'de görkemli anma törenleri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/3
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor
Direniş sürüyor
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 


Faşist baskı ve teröre inat
çalışmalarımızı güçlendirerek
sürdürüyoruz


Sermayenin saldırı programlarının ve onunla eş zamanlı olarak faşizmin terörünün içeride ve dışarıda yoğun olarak hayata geçirildiği bir dönemden geçiyoruz.

İçerde, cezaevlerinde, 19 Aralık ölüm operasyonuyla 30’un üzerinde devrimci katledilmiş, yüzlercesi de ağır yaralı olarak “F” tipi cezaevlerine kapatılmıştır.

Hemen aynı günlerde, dışarıda, bir yanda devrimcilere ve kitle örgütlerine yönelik yoğun ve yaygın bir faşist terör estirilirken, bir yandan da işçi ve emekçilere yeni saldırı paketleri gündeme getirilmiştir. İMF’ye verilen uşakça sözlerin gereği olarak, özelleştirme yağması hızlandırılmış, yeni vergiler ve zamlar işçi ve emekçilerin üzerine yağmur gibi yağmaya başlamıştır.

Bu eksende gelişen olayların sorumluluk bilinciyle bölgemizde yaygın bir pratik çalışma içerisine girdik. Elimizdeki materyallerin, imkanlarımız çerçevesinde yaygın ve amacına uygun bir şekilde dağıtımını gerçekleştirdik. Başta emekçi semtler olmak üzere cezaevleri gündemli (bildiri, kuş) materyallerimizi yaygın bir şekilde kullandık.

“Direniş ruhunu fabrikalarda, alanlarda büyütelim” başlıklı bildirimizi Gülsuyu semtinde 1.500, Kurtköy, Şehli, Uydukent bölgelerinde de 2 bin olmak üzere 3.500 adet dağıttık. “İçerde dışarda hücreleri parçala, katliamın hesabını sor” başlıklı devrimci hareketlerin imzasını taşıyan ortak bildiriden de toplam 2 bin 700 adet, Gülsuyu semtinde, mahallenin gençleriyle birlikte dağıttık. Aynı zamanda gazetemizin de yoğun olarak satışını yaptık. Gülsuyu’nda gerçekleştirdiğimiz gazete satışı esnasında cezaevleri ile ilgili kuşlarımızı belli noktalara yaptık ve son olarak Gülsuyu’nun merkezini yoğun olarak bu kuşlarla donatıp çekildik.

Semtlerde gazete satışı süresince emekçilerle yaptığımız kısa görüşmelerde gündemle ilgili sohbetler yaptık. Son gelişen saldırıların anlamı üzerinden fikir alış-verişinde bulunduk. İlginçtir, bir emekçi, cezaevlerinde tutsaklara saldırılar esnasında tecavüz edilip edilmediğini sordu. Bu sorudan önce devletin vahşi kimliğine yabancı olmadığını, yıllardan beri yaşadığı, gördüğü katliamlar sonucunda bu noktada bir tereddütü olmadığını anladık. Fakat yine de tecavüz etme noktasındaki gerçekliği bir türlü kafasında canlandıramadığı, bunu anlamakta güçlük çektiği anlaşılıyordu, bunu bize ifade etti. Biz de ona devletin tecavüzcü kimliğinin tıpkı katliamcı ve baskıcı kimliği gibi yeni olmadığını, Kürdistan’da yaşanan katliam ve tecavüz örneklerini vererek anlattık. Son olarak, bizim bile şu an bu gazeteyi dağıttığımızdan dolayı aynı teröre maruz kalabileceğimizi, ama bunun karşısında yılmamamız gerektiğini söyleyerek ayrıldık.

Devletin katliamdan sonra duyarlı emekçi semtlerinde gerçekleştirdiği terör ve ablukaya rağmen, düşmana inat çalışmalarımızı yoğunlaştırmamız, çalışma yaptığımız bölgenin emekçi ve işçilerinde belli bir sempati uyandırmıştır. Buna içerideki ölümüne direnişin sempatisi de birleşince, işçi ve emekçilerle bütünleşmemiz düne göre biraz daha kolaylaşmış durumda. Sorun, bu süreci güçler ve olanaklar doğrultusunda değerlendirip, azami bir pratik çaba içinde olmak, gerekli devrimci enerjiyi harcamaktır.

İstanbul Anadolu yakasından komünistler




Onurumuz ve geleceğimiz olan devrimci tutsakların direnişine desteğimizi, faşist devlet terörüne karşın tam bir kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz!..

Yeni katliamları durdurmak ellerimizde

Devrimci tutsakların “öleceğiz, ama hücrelere girmeyeceğiz” diyerek zindanlarda direniş ateşini yakmalarının ardından direniş içeride katliam operasyonuna, dışarıda yoğun devlet terörüne rağmen sürüyor. Dışarıdaki mücadelenin liseli gençlik ayağında olan bizler de 3 aydır süren direnişi desteklemek, F tipine karşı muhalefeti örgütlemek ve gençliğin duyarlı kesimine devrimci tutsakların meşru, haklı mücadelesini duyurmak için çalışıyoruz.

Ölüm Orucu Direnişi boyunca bizler liselerde ve dersanelerde materyallerimizle ve sözlü ajitasyonlarımızla, var olan eylemlere pankartımızla katılımı örgütledik. Katliam operasyonunun ardından ise, her yerde olduğu gibi Ankara’da da, bu vahşi saldırının dışarıda kitlesel bir şekilde lanetlenmesini önlemek için uygulanan faşist baskı ve terörle karşı karşıya kaldık. Önceleri kararlılığımızla sürekliliğini sağladığımız eylemlerimizi yapamıyor, sürekli gözaltılar ve tutuklamalarla yıldırılmaya çalışılıyoruz. Böylesi bir ortamda kitlelerin katliam öncesi olduğu gibi büyük bir kararlılıkla sokaklara çekilmesi doğal olarak daha da zorlaştı. Alanları dolduran kitlenin büyük bir bölümünün gençlik olduğunu düşünürsek, bugün, bulunduğumuz alanda belli zorluklarla ve avantajlarla birarada mücadele ediyoruz.

Liseli gençliğin hem aile-okul gibi kaygılarıyla hareket etmesi, hem de bu süreçte eylemlerde sürekli gözaltıların olması (1 ayda Ankara’da gözaltı sayısı 2500’ü bulmuş durumda), katliama karşı öfkenin sokaklara dökülmesinin önünde bir engele dönüşebiliyor. Yine de gençliğin bu sürece olan duyarlılığı, bizlerin de daha yoğun çalışmasına neden oluyor. Biz ALGP’liler olarak tüm zorluklara karşı direnişi selamlamak ve katliamın teşhirini yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Liseli birimlerimiz, 7 lisede, “Katliamlara ve F tipine karşı direniş sürüyor, katliamları durdurmak ellerimizde” başlıklı bildiriyi dağıttı. Dersane birimimiz önceden çalışmalarımızın olduğu 8 dersanede bildiri dağıtımının ardından, duyarlılığın yüksek olduğu belli dersanelerde sürekli olarak konuşmalar yaptı.

Tabii bu çalışmalarımızın ardından devrimci tutsakların direnişine dışarıda verilen desteğe tahammül edemeyen, elinde binlerce devrimcinin kanını taşıyan devletin resmi terör çeteleri, okullarımıza gelip bizleri yıldırmaya çalışıyorlar. Ancak bizler, içinde yaşadığımız zorlu sürecin önemini bilerek mücadeleye daha sıkı sarılıyor, bulunduğumuz her lisede ve dersanede bu yönde çalışma yürütüyoruz.

Belki bugün çalışmamızın meyvelerini kitlesel olarak alana dökemiyoruz. Ama belli bir dağınıklığın yaşandığı böylesi bir süreçte, gençlik olarak yine de gereken müdahaleyi yapabiliyoruz.

Gün bulunduğumuz her alanın kendi öz örgütlülükleriyle direnişe desteği örgütlemesinin günüdür. Bizler vakıf paralarıyla, tek tip kıyafetle, faşist disiplin yönetmelikleriyle, fırsat eşitsizliğinin diz boyu olduğu sınav sistemiyle, gelecekte işsizlikle ve nice sorunla kuşatılıyoruz. “Hücreler ölümdür, izin vermeyeceğiz, yıkacağız!” derken bu saydıklarımızın hepsine karşı mücadele ediyoruz. Düzenin tüm kalıntılarıyla tarihe gömüleceği gün için mücadele eden ve bu yüzden imha edilmeye çalışılan devrimci tutsakların direnişine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz. Onların direnişini ve bizlerin kararlılığını hiçbir baskı ve zulüm kıramayacak.

Yaşasın direniş, yaşasın zafer!

Ankara Liseli Gençlik Platformu






Sokaklarda direniş ateşini yakmaya
devam edeceğiz...

Her türlü faşist baskıya ve hücrelere karşı mücadele edeceğiz!

Hücreleri yıkmak için bedenlerini ölüme yatıran devrimci tutsakların direnişine desteği örgütlemeye ve kamuoyu oluşturmaya, katliam ardından da kararlılıkla devam ediyoruz. 19 Aralık’ta vahşi bir operasyonla 30’dan fazla devrimciyi katleden devlet, dışarıdaki muhalefetin de önüne set çekmek amacıyla evlere baskınlar düzenledi. Ardından Kızılay Meydanı’nı ablukaya alan devlet, binlerce katil polisini devrimcilere kararlılıkla sahip çıkan insanların üzerine saldı. Kafelere, barlara dahi sürekli baskınlar düzenledi. Devrimcilerin onurlu mücadelesinin militan bir karşı koyuşla desteklenmesini bir türlü sindiremeyen katil Ecevit’in şu sözleri hala akıllarda: “Ölüm orucuna destek dışarıda sürdükçe içeridekiler direnişlerini bitirmezler”. Nazileri aratmayacak katliamların yaratıcısı bu devlet, binlerce insanın, ülkenin dört bir yanında devrimcilerin yanında yer almasını hazmedemedi. Şimdi aylardır biriktirdiği öfkeyi üzerimize kusuyor. Ankara’da o günden beri süren, açıktan adı konmayan, gizli bir sıkıyönetim uygulanıyor. Ancak yine çaresizliğiyle başbaşa kalıyor. Çünkü faşist terörün içeride de dışarıda da direnişi bitiremediğini görüyor.

Bugüne kadar 2 binden fazla gözaltının yaşandığı Ankara’da, Mamak Ölüm Orucuyla Dayanışma Komitesi’nden 4 arkadaşımız ev baskınlarında gözaltına alınıp tutuklanarak Sincan F tipi cezaevine kondular. Biz katliamın ardından baskıların daha da arttığı, sürekli gözaltıların yaşandığı mahallemizde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Katliamdan sonra Tuzluçayır ve Ege mahallesinde toplam 700 adet bildiri dağıttık. Geçen hafta ise sınırlı sayıda güçlerle de olsa, Tuzluçayır merkezinde, sloganlarla lastik yakıp yol keserek 15 dakika süren bir eylem gerçekleştirdik. Katliamın ardından artan devlet terörü nedeniyle kitlesel eylemliliklerin sayısı azalırken, örgütlediğimiz bu eylemle tepkimizi sokaklara dökme kararlılığını gösterdik. Son günlerde eylem konamayan Tuzluçayır’da da belli bir etki yaratabildik.

Katliam sonrası işçi-emekçilerin yoğun olarak oturduğu Mamak’ta sayısız gözaltı ve ev baskını yaşandı. Ancak tüm bunlara karşın, tüm gücümüzle direnişi selamlamaya, katliama ve hücrelere karşı tepkiyi çoğaltmaya devam edeceğiz. Sokaklarda direniş ateşini yakacağız. Baskılar, gözaltılar, tehditler, tutuklamalar ve F tipleri bizleri yıldıramayacak.

Mamak Ölüm Orucu Komitesi’nden
bir Kızıl Bayrak okuru