ARSIVANA SAYFA
 
20 Ocak '01
SAYI: 03
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Ölüm Orucun Direnişi emekçilerin mücadelesine yol gösteriyor!
Direniş ruhunu alanlara taşıyarak saldırıları püskürtelim!
"Omuzlarımızdaki tarihsel yükün gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur"
Tıbbi müdahale işkencesi
Saldırının hedefi şimdi de avukatlar
Faaliyetlerimizden
Kamu emekçileri hareketi
Sınıf hareketi
Bor madenleri özelleştirme yağmasına açılıyor
"Yolsuzlukla mücadele" ya da sermayenin yalan kampanyası
Reformizmin direniş cephesine büyük ihaneti
Katliama utangaç destek
Katliam ve direniş/3
"Devrimin bekçileri"
Luxemburg ve Liebknecht için Berlin'de görkemli anma törenleri
Tutsak temsilcileri ile heyetler arasında yapılan görüşmeler/3
Ölüm Orucu direnişçileri anlatıyor
Direniş sürüyor
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

"Ölüme methiye” ya da burjuva köşe yazarlarının ikiyüzlülüğü...

Katliama utangaç destek

“Ölme ve öldürme fetişizmi”, “ölümü değil yaşamı yüceltmemiz” (Z. Livaneli); “Ölüme methiye” (Enis Berberoğlu); “İnsan yaşamını hiçe sayan bir örgütün” (İlhan Selçuk); “Örgüt ... can aldı” (Ali Bayramoğlu)...

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Bunlar, cezaevleri katliamının sonrasında medya kalemşörlerin yazılarından alınan nitelemeler.

Cezaevleri katliamı burjuva köşe yazarları tarafından devrimci harekete saldırının bir aracına dönüştürüldü. Bu saldırıya herkes kendi argümanlarıyla katıldı. Ortak argüman ise; devrimci hareketin ölümü yücelttiği ya da ölüme taptığı, dünyayı ölümle değiştirmek gerektiğine inandığı, bunu bir saplantıya dönüştürdüğü vb. idi.

Saldırı öncesinde toplumda F tipine karşı duyarlılık en üst boyutlardayken, burjuva köşe yazarları daha çok “ölümler olmasın” çerçevesinde konuyu işliyorlardı. Bunların "sol” etiketli olanları ise, solcu geçinmenin şanından olarak, yanısıra F tiplerine karşı yükselen dalganın üzerine binme sefil hesaplarıyla, bir parça daha da ileri gidiyorlar, F tiplerinin kapatılması gerektiğini söylüyorlardı.

Fakat ne olduysa cezaevlerine yapılan saldırı hazırlıkları ve fiili saldırıyla birlikte oldu. Hepsi yükselen duyarlılık karşısında kendince tutum almışken, devletin katliam saldırısıyla birlikte eski tutumlarını unuttular. Katliamla birlikte özel savaş merkezince egemen kılınan faşist terör, iftira ve karalama atmosferine uygun olarak, sürdürülen ideolojik ve psikolojik savaşa kendi cephelerinden katılarak, bu kez ölümlerden devrimci hareketi sorumlu tuttular, onu ölümü yüceltmekle suçladılar.

Tabii bu yapılırken herkes kendi üslubunca, kendi iddia ve konumunun gerektirdiği argümanlarla, buna uygun bir söylemle katıldı karalama kervanına. "Sol” tandanslılar, esasta devrimcileri hedefe koyarken, içlerinden bazıları devleti de "öldürme fetişizmi" ile suçlamayı ihmal etmediler.

Süreç, solcu geçinenler de dahil, burjuva köşe yazarlarının aydın onuru, objektif özgün düşünce vs. gibi önemli niteliklerin yanından geçmek bir yana, "kendi kafalarından" bile düşünemediklerini de açık seçik ortaya koymuştur. Tamamıyla sürecin seyrine ve tabii ki devletin tutumuna göre durdukları yerlere "ayar vermeleri", bunların zaten en iyi bildikleri bir davranış türüdür. “Gençlerimiz ölmesin"den "ölüm fetişizmi"ne ya da "ölümü yüceltme"ye giden yol, gerçekte devletin izlediği yolla paralellik taşıyor. Devlette görüşmeler oyalamacası ve aldatmacası boyunca ölümler olmasın demiş, fakat bunu kanlı bir katliamla, toplu ölümleri gerçekleştirmekle noktalamıştı. Ötekilerin tutumu özünde bu seyirden pek farklı değil. Şu farkla ki devlet burada kaba bir riyakar ve aldatıcı, onlar ise buna kolayından aldanan, aldanmış görünenler takımı. Gerçekte ise birçok şeyi pekala iyi biliyorlar!

Medya saldırısının psikolojik savaş boyutunu üstlendiği üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Bu noktada köşe yazarlarına dair söylenebilecek bir şey elbette yoktur. Bu, köşe yazarlarının gazetelerin işleyişi içerisinde görece "bağımsız" tutumlarına rağmen böyledir. Ama bu bağımsız ve özgün olmak iddiasındaki şahıslar, nedense bir ordunun neferleri gibi (kuşkusuz üniforma renkleri farklı faklı olsa da) "kıt'a dur" komutunu duyduğunda, benzer şartlı refleksler gösterip bir şekilde sıraya dizilmekte kusur etmiyorlar.

"Çılgınlık tırmanıyor; tam bir ölme ve öldürme fetişizmine kayıyoruz". (05 Ocak 2001, Sabah) Bu sözler ise Zülfü Livaneli'ye ait. Yine arabuluculuk konumuna uygun olarak, iki tarafa da vuruyor güya. Devrimcilerin neden ölüm orucuna girdiklerini bizzat onlardan dinleyen ve onların hiç de "ölme hastası" olmadığını iyi bilen biri olarak yapıyor bunu. 60'lı günlerindeki ölüm orucuna rağmen bundan dolayı ölen kimse yokken, yapılan bir saldırının sonucunda 30'un üzerinde devrimcinin ölümü üzerinden bunu söylüyor. Devletin bu saldırısına tutum almak yerine, "ölme ve öldürme fetişizmi"nden, "ölme ve öldürme eylemini yücelten ortam"dan bahsediyor.

Livaneli tek değil bu konuda. "'Bırakın gebersinler' diyen kafayla, ‘Devrim şehidi’ (aziz?) yaratmaya çalışan örgütlerin ulaştıkları ortak ve kestirme çözümün ölüme methiye olması sadece rastlantı mı?" (Enis Berberoğlu, Hürriyet, 22 Aralık 2000). Bu da bir başka örnek. İşte katliama karşı çıkamamanın ya da çıkmamanın sıkıntısını devrimcilere saldırma ile dengelemeye kalkmanın dayanılmaz hafifliği. Hiçbir devrimcinin sırf "devrim şehidi" yaratmak için ölüme yattığını, bir parça dürüstçe düşünen vicdan sahibi kim söyleyebilir? Ölümü istememesine rağmen, bulunduğu koşullarda vücudundan bir başka silahı olmayan dört duvar arasındaki insanların ölüme yatmasını devrim şehidi yaratmaya çalışmak olarak ifade etmek hangi akla ve kime hizmettir? Elbetteki katliama utangaç destek olarak yazılan satırlardır bunlar. Devletin katliamına karşı çıkmak Hürriyet yazarının ne haddine.

Örnekleri uzatmanın anlamı yok. Sözü süreçte beyniyle düşünme yetisini kaybetmemiş bir yazarın, Oral Çalışlar'ın bir yazısından yapacağımız alıntıyla bağlamak istiyoruz:

"Operasyoncuların dediklerini kabul edip, F tipi cezaevlerinin bu halini görmezlikten gelecek değiliz. Orada baskı sürerken, insanlar yalnızlığa mahkûm edilirken elimizi kolumuzu bağlayıp, oturup sessizce beklemeyeceğiz. Haksızlığın olduğu her yerde haksızlığın karşısına dikilmeye devam edeceğiz.

'Bu ülkede çok acı çekiliyor. Acı, aynı zamanda insanlarda kanunsuzluğa, hukuksuzluğa karşı bir direnç de oluşturuyor. Bir grup öğretim üyesinin 'İnsan Hücreye Sığmaz' başlıklı açıklaması, insanların bu haksızlığı içlerine sindirmeyeceği gerçeğini gözler önüne seriyor. Aralarında çok değer verdiğim, dostlarım Prof. Yavuz Sabuncu, Prof. Cem Eroğulu, Prof. Tahsin Yeşildere, Prof. Oğuz Oyan, Prof. Ömür Sezgin, Prof. İzzettin Önder, Prof. Hacer Ansal, Prof. Aslan Sonat, Prof. Erdal Yavuz, Prof. Taner Timur, Prof. Nilgün Abısel, Doç. Hayri Kozanoğlu, Doç. Cem Somel'in bulunduğu yüzün üzerinde öğretim üyesi, yayımladıkları bildiride şunları söylüyorlar:

'Bilimin temel işlevlerinden birinin onurlu bir yaşamın savunulması olduğuna inanan biz öğretim elemanları, cezaevlerine yönelik 'operasyon'un 'hayata dönüş'ü gerçekleştirmediğini, tersine, onlarca insanın canına mal olduğunu dehşetle görüyoruz. Öğretim elemanları olarak, cezaevlerinde sürmekte olan insanlık dışı uygulamaları, demokratik kitle örgütlerine ve demokratik hakların kullanılmasına yönelik baskıları kınıyoruz.'

'İnsan hücreye sığmaz' diyorlar...

(Oral Çalışlar, Cumhuriyet, 08 Ocak 2001)




Yürüyüş ve mitinge çağrı!


Faşist Türk devleti 19 Aralık’ta devrimci tutsakların bulunduğu 20 cezaevini, tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir barbarlıkla kana buladı. Cezaevlerine otomatik silahlarla, gaz, sinir ve ses bombalarıyla alev topları ve iş makinalarıyla saldırdı. Halkımızın en değerli evlatlarını, en korkunç vahşetle katliamdan geçirdi. Devrimci tutsakları taradı, bombaladı, yaktı, linç ve tecavüz etti. Onlarcasını katletti, yüzlercesini yaralayarak, binlercesini F tipi ölüm hücrelerine kapattı.

Ama teslim alamadı. Ne burjuva medyanın alçakça yalanları, ne de kan dökücülüğü resmi politika haline getiren faşist devletin demagojileri, bu görkemli direnişe gölge düşüremedi. Binlerce devrimci tutsak direniş bayrağını askeri birliklerine, jitemlerine, özel timlerine, çelik kafeslerine, katliam ve işkencelerine rağmen F tipi hücrelerde yenilmezlikle dalgalandırıyorlar.

Faşist devlet, F tipi cezaevleri saldırısı şahsında halka kaşı topyekûn bir saldırıya geçti. Sendikalar, sol partiler, kitle örgütleri, insan hakları dernekleri, onurlu aydınlar, üniversite öğrencileri, muhalif basın, duyarlı kesimler ve özgürlüğe aşık yurtsever Kürt halkı terör destekçisi ve vatan haini ilan edilerek, saldırının kapsamına alındı. Uzun süredir Güney’de bulunan gerilla birliklerini tasfiye etmek için, YNK araç edilerek başlatılacak olan operasyonla, “tehdit unsuru” olarak görülen gerilla güçleri tamamen tasfiye edilmek isteniyor.

F tipine kapatılan 2000 devrimci tutsak Nazi kamplarındaki kabus gibi vahşete, insanlık dışı uygulamalara, baskı ve zulme, işkence, katliam ve kıyıma karşı Süresiz Açlık Grevi ve Ölüm Oruçlarını sürdürüyorlar. DHKP-C, TKP(ML) ve TKİP davasındaki devrimci tutsakların sürdürdükleri Ölüm Orucu Direnişi 90. günleri aşarken, 10 Aralık’tan beri devam eden açlık grevlerini TİKB, TKP/ML, ve TKP/Kıvılcım davasından tüm tutsaklar 5 Ocak’tan itibaren direnişlerini ölüm oruçlarına çevirdiler. Yine MLKP, TDP ve MLSPB dava tutsaklarının oluşturduğu ölüm oruçları ekibiyle ölüm orucuna katılan direnişçilerin sayısı yaklaşık 500’ü buldu.

Durumu ağırlaşan, bilinç yitimine uğrayan direnişçilere hastanelerde müdahaleler yapılıyor. Fakat, bilinci açılan direnişçiler tekrar serumlarını sökerek, tedaviyi reddederek ölüm oruçlarını sürdürüyorlar.

Devrimciler, demokratlar, yurtseverler !

Bu saldırı, ekmek ve özgürlük talebinedir. Bu saldırı, baskısız, sömürüsüz insanca yaşama özleminedir. Bu saldırı, bizleri öncüsüz ve örgütsüz bırakmaya yöneliktir. Bu çetin kavgada, hücum ruhunu kuşanarak, faşizmin topyekûn saldırılarına karşı topyekûn birleşik, militan kitle direnişleriyle karşı çıkmak için, düzenlediğimiz yürüyüş ve mitinge, tüm devrimci, demokrat, yurtseverleri; ilerici güçleri, kurum ve kuruluşları, duyarlı çevreleri katılmaya, seslerini sesimize, güçlerini güçlerimize katmaya, süren direnişe aktif olarak destek sunmaya çağırıyoruz.

Topyekûn saldırıya karşı topyekûn direniş !
F tipi’ne karşı yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz !
Türk ordusu Güney Kürdistan’dan defol !

Tarih : 27 Ocak 2001 Cumartesi
Saat : 11.00
Başlama yeri : Ebertplatz / Köln
Miting yeri : Neumarkt

Program:

Açılış Konuşması, Grup Munzur, Grup Boran, Koma Berxvedan, Asuri Süryani Müzik Grubu, mesajlar

Düzenleyenler:
Devrimci Demokrasi, Özgür Gelecek, YDK, Alınterimiz, Kızıl Bayrak, Renyo Hiro, Sterka Rizgari, Kurtuluş, Mücadele Birliği, Direniş, Hedef, Atılım, Barikat.