ARSIVANA SAYFA
 
25 Kasım '00
SAYI: 44
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
1 Aralık genel eylemi ve öncü kamu çalışanlarının görevleri
Süresiz Açlık Grevi eylemi Ölüm Orucu’na dönüştürüldü!
Ölmelerini beklemeyeceğiz, biz de öleceğiz!
Bedenlerimizi açlığa yatırdık!
Devrimci tutsakların direnişini destekliyoruz!
Biz 1 Aralık genel grevine hazırız!
TEKEL işçilerine açık mektup
Özelleştirme saldırısını püskürtmek için ne yapılmalı
Enerji sektöründe direniş çizgisi güçlendirilmelidir
Komsa grevi sürüyor
“Enflasyonu indirdik” yalanı ve gerçekler
İşçi kadının sorunları
Fabrikalarda taşeronlaştırmaya hayır!
Operasyonal devlet ve operasyonların perde arkası
Gençliğin eğitim hakkına yeni saldırılar
ODTÜ’den Ölüm Orucu Direnişi’ne estek!
İsviçre: Zindan direnişine destek için açlık grevi
Köln’de zindan direnişiyle dayanışma açlık grevi
Çok geç olmadan zindan direnişine sahip çıkalım!
Basından seçmeler
Clinton’ın Vietnam çıkarması
Kurtuluş uğruna devrimci fedakarlık
Uluslararası hareket
Partiyi bekleyen görev ve sorumluluklar
Ekim Devrimi ve partinin yıldönümü etkinliği
Pratik faaliyetlerimizden
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Kamu emekçilerine...

Zafer direnenlerin olacak!..


Merhaba!
Bugün 11 Kasım. Kamu emekçileri pankartlarıyla, sloganlarıyla Kızılay Meydanı’nı doldurdular. Coşkunuz zindanlara da yansıdı. Mücadelenizi destekliyor, başarılar diliyoruz.

18 Haziran’ı, 4-5 Mart’ı yaratan, Türkiye’de hala çalışanların bilinçli, mücadeleci, ilerici kesimini içinde barındıran kamu emekçilerinin yıllardır yükselttikleri mücadele son bir yıldır durağanlık yaşamış, İMF patentli saldırılar karşısında zayıf tepkiler verilmişti. Bugün bu durağanlık aşılmakta, kamu emekçileri yeniden öfkesi ve coşkusuyla alanları doldurmaktadır. Hep bir ağızdan, “Zafer direnen emekçinin olacak!” sloganları yükselmektedir.

Bildiğiniz gibi İMF’nin hazırladığı “istihdam programı” tüm işçi emekçilere yönelik bir saldırı programıdır. Bu programı hayata geçirmek için sermaye devletinin önüne koyduğu öncelikli hedeflerden biri, direnen devrimcilerin imha edilmesi ya da teslim alınmasıdır. Bunun için de F tipi denilen hücrelerin uygulamaya sokulmasıdır. Devrimci tutsaklar birçok kez ölümüne direnişlerle bu saldırıyı geri püskürtmüşlerdir. Son süreçte devlet hücreleri hayata geçirebilmek için zindanlarda açık katliamlara yönelmiştir. Ulucanlar vahşeti, ölürüz ama asla teslim olmayız kararlılığı ile yanıtlanmıştır.

Devletin hücre saldırısı hazırlıkları sürmektedir. Yokedilmek istenen işçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin gelecek umududur. Devrimci mücadelenin yükselmesini engellemektir. Biz her fırsatta F tipi denilen kişiliksizleştirme ve yoketme hücrelerine girmeyeceğimizi, devrimci kimliğimizden soyunmayacağımızı haykırdık. Bugün, ölümüne direnerek, tek kişi kalsak bile sağ olarak hücrelere girmeyeceğimizi daha güçlü bir biçimde haykırıyoruz. Bedenlerimizi silah olarak ölüme yatırmış bulunuyoruz.

20 Ekim tarihinde başlattığımız Süresiz Açlık Grevimiz, Ölüm Orucu’yla sürecek. Bugün direnişimizin 23. günü. Bizi ayakta tutan, zafere ve devrime olan inancımız ve bilincimizdir. Tarih her zaman göstermiştir ki, direnenler kazanmıştır.

Sermaye devletinin hücre politikası sadece zindanlara yönelik değildir. İçeride-dışarıda, işçiye, kamu emekçisine, tarım emekçisine, öğrenciye, kısacası üreten ve yaratan herkesedir. Biz bu saldırıya boyun eğmektense, tereddütsüz öleceğiz. Sizlerden, mücadele kararlılığımızı alanlara taşımanızı, direnişimizi desteklemenizi, taleplerimizi alanlarda haykırmanızı istiyoruz.
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Ümraniye Zindanı
TKİP Dava Tutsakları
11 Kasım 2000





Biz 1 Aralık genel grevine hazırız!


Çalıştığım okulda ilk hareketlilik, KESK’in 11 Kasım Ankara mitingini takibeden günlerde başladı. 60 civarında öğretmenin çalıştığı işyerimizde 10-15 civarında sendika üyesi bulunmakla birlikte, Eğitim-Sen’in örgütlü varlığından sözedilemez. Bu yüzden de, sadece 1 kişi, kendi başına mitinge gitmişti.

Hareketlilik dediğim, bu miting üzerine yapılan tartışmalarla başlıyor. Biraz da mitingin güçlü geçmesinin etkisiyle olacak, koskoca okuldan tek kişinin mitinge katılmış olmasından eziklikle bahsediliyor, böyle durumlarda birlikte davranmak gerektiği üzerine görüşler ortaya atılıyordu.

Çok geçmeden 1 Aralık iş bırakma kararı duyuldu. Sendikanın çağrısı asıldı. İşte asıl hareketlilik bundan sonra başladı. Artık hemen her tenefüs, 1 Aralık’taki iş bırakma üzerine görüşme ve tartışmalarla geçiyor. Kimi geçmiş eylemlerden anılar aktarıyor. Kimi yaşanan olumsuzluklar üzerinden öneriler getiriyor. Başlangıçta geçmiş deneyimlerin olumsuzlukları üzerinden tereddütlü olanların sayısı daha fazla iken, tartışma ve görüşmeler ilerledikçe bunların sayısı giderek azalıyor.

Bu tür gelişmelerin sadece benim çalıştığım okulla sınırlı, bize özgü bir durum olduğunu düşünmüyorum. Okulumuzdaki tablonun, genel durumu yansıttığından eminim. Sadece, çalışanlar üzerindeki baskının artması, yoksullaşmanın derinleşmesi vb.’nin birikimi üzerinden değil, bu gelişmelerde Ankara mitinginin de büyük bir rolü olduğunu düşündüğümden. Şöyle ki; miting, katıl(a)mayanlara dahi birlikten gelen gücü hissettirmiş, sadece katılmamış olmanın sıkıntısını değil, orada olmanın gerekliliğini de yaşatmıştır. Bir sonraki eyleme, 1 Aralık iş bırakmaya şimdiden ve heyecanla hazırlanmanın arkasında, biraz da mitingin yarattığı bu güç duygusu yatmaktadır.

Sonuçta biz iş bırakma eyleminde fazla bir fire verecek gibi görünmüyoruz. En azından eylemi etkileyebilecek bir fire olmayacak bu. Görüşmelerden çıkan olumlu sonuçlardan biri de, bu eyleme yönelik hiçbir hayal kurulmaması. Hiç kimse 1 gün iş bırakma ile taleplerin elde edilebileceğini düşünmüyor. Sadece, her saldırıya suskunlukla boyun eğmenin insanca bir davranış olmadığı, insan olduğumuzun, dolayısıyla bundan böyle her şeye boyun eğmeyeceğimizin iktidara gösterilmesi gerektiği fikri genel kabul görüyor.

Biz greve hazırız. Bakalım iktidardakiler ne kadar hazır. 1 Aralık başlangıç, mücadele sürecek diyebildiğimiz taktirde, taleplerimizi de kazanırız, saldırıları da püskürtürüz. Buna inanıyorum.

Bir eğitim emekçisi





Hekimler yurt çapında iş bıraktı


Hekimler özlük haklarının iyileştirilmesi, maaşlarının geçinebilecek düzeye yükseltilmesi, herkese eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti verilebilecek bir sağlık sistemi için 22 Kasım Çarşamba günü tüm yurtta yarım günlük uyarı amaçlı iş bıraktılar. Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi’nin hazırladığı, “Hekimlerin Mali Haklarının İyileştirilmesine Yönelik Öncelikli Yasa Tasarısı”yla taleplerini somutlaştırdılar. Meclisten bu yasa tasarısına cevap gelmediği takdirde, Aralık ayında daha etkili eylemlere başvuracaklarını açıkladılar.

Önce TTB Merkez Konseyi üyeleri ile Tabip Odası başkanları, TTB Genel Merkezi önünde açıklama yaparak, 35 bin hekimin destek verdiği yasa tasarılarına meclisten cevap isteyeceklerini, hekimlerin de saat 12:00’den sonra iş bırakacaklarını, ancak acil, çocuk ve kronik hastalara verilecek sağlık hizmetinin kesintiye uğramayacağını duyurdular.

Ardından meclise doğru beyaz önlükleri ve siyah şemsiyeleriyle yürüyüşe geçtiler. Hekimler, üzerlerinde “Grevli-toplusözleşmeli sendika”, “Hasta hakkı”, “Etik ilkelere uygun hekimlik yapmak”, “Geçinebilecek kadar ücret”, “Sağlıklı yaşam hakkı” gibi taleplerin yazılı olduğu şemsiyelerini, “Haksızlık sağanağına karşı kendilerini korumak” için kullandıklarını açıkladılar. Güvenpark’ta şemsiye ve önlüklerini bırakan heyet daha sonra TBMM’ye giderek burjuva partilerin grup başkan vekilleriyle görüşüp “yasa tasarı”larını ilettiler.

İstanbul
İstanbul Tabipler Odası’na bağlı hekimler SSK Okmeydanı Eğitim Hastanesi Başhekimliği önünde bir basın açıklaması yaptılar. Buradan SES üyeleriyle birlikte polikliniğe doğru “Sefalet ücretine hayır”, “Sağlıkta işletme istemiyoruz” ve “Doktor hasta elele birlikte mücadeleye” sloganları eşliğinde yürüdüler. Burada hasta ve hasta yakınlarına “Hekimler uyarı eylemlerine neden başlıyor?” başlıklı bildirileri dağıttılar. Ardından tekrar başhekimliğin önüne döndüler.

Ankara
İşbırakan hekimler Numune Hastanesi önünde toplanarak “Toplum sağlığı ve özlük haklarımız için beyaz eylem” pankartı açtılar. Ankara Dişhekimleri Odası ve hemşirelerin de destek sunduğu eylemde, “Çetelere değil sağlığa bütçe” ve “Hastaneler halkındır satılamaz” sloganları atıldı. Hekimler niye çalışmadıklarını anlatan bildirileri hastalara ve hasta yakınlarına dağıtarak onların da desteğini aldılar. Ardından eylem hekimler, hastalar ve hasta yakınlarının katıldığı bir foruma dönüştürüldü.

Diğer iller
İzmir’de SSK Alsancak Dispanseri hariç bütün sağlık birimlerinde iş bırakıldı. Adana’da SSK Acil Servisi önünde iş bırakmanın nedenlerinin açıklandığı bir basın açıklaması yapıldı. Eskişehir’de Devlet Hastanesi önündeki açıklamayı Eskişehir-Bilecik Tabip Odası yaptı.

Bursa, Kocaeli, Bartın, Diyarbakır, Gaziantep’de de benzer şekilde iş bırakmalar ve basın açıklamaları gerçekleştirildi. Hasta ve hasta yakınlarına eylemin nedeni anlatılarak destekleri alındı.





KESK'in eylemlilikleri artarak sürüyor


KESK'in 2001 yılı bütçesine karşı ülke çapında başlatmış olduğu mücadele Samsun’da da artarak sürüyor. Bu amaçla Eğitim-Sen ve Enerji-Yapı Yol Sen Samsun şubelerinin geçen hafta yaptığı basın açıklamalarının ardından Eğitim-Sen 20 Kasım tarihinde imza kampanyası başlattı. KESK Samsun şubeleri şu an yoğun olarak 1 Aralık’ta yapacakları iş bırakma eylemine hazırlanıyor. Eğitim-Sen'in merkezi olarak 2 yerde kurduğu standlarda hem iş bırakma eyleminin çağrısı yapılıyor, hem de imza kampanyası yürütülüyor.

Kızıl Bayrak/Samsun





Tüm Bel-Sen Adana Şubesi’den protesto


KESK’in Ankara mitingi sonrası merkezi olarak aldığı, her şubenin 2001 yılı bütçesinin mecliste görüşüldüğü gün bir basın açıklamasıyla protesto yapma kararı, 20 Kasım tarihinde Tüm Bel-Sen Adana Şubesi tarafından da gerçekleştirildi.

Kamu emekçileri "Hükümet, İMF ve DB emriyle 11 Kasım’da Ankara Kızılay’da 100 bin emekçinin sesine kulak tıkadı. Hükümetin bu sesi duyması için 1 Aralık 2000’de üretimden gelen gücümüzü kullanacağız. İMF için değil halk için bütçe, sadaka değil toplu sözleşme, yaşasın grevli toplu sözleşmeli sendikal mücadelemiz, yaşasın Tüm Bel-Sen yaşasın KESK" diyerek açıklamalarını bitirdiler.





İzmir’de işçi-emekçi eylemleri...


17 Kasım Cuma
Eğitim-Sen İzmir 1, 2, 3, 4, 5, 6 No’lu şubeleri tarafından Konak Meydanı’nda eğitime ayrılan bütçeye yönelik bir eylem yapıldı.

18 Kasım Cumartesi
Tez-Koop İş üyesi olan Tansaş işçileri, sendikalaştıkları için işten atılmaları nedeniyle İstanbul’a gitmeden önce, Konak Meydanı’nda bir basın açıklaması yaparak sorumluları protesto ettiler.

20 Kasım Pazartesi
Tüm Bel-Sen İzmir 1 No’lu şube tarafından Konak Meydanı’nda, 2001 yılı bütçesini protesto etmek için bir eylem yapıldı. Eyleme İzelman işçileri de Genel-İş 3 No’lu Şube pankartıyla katıldı.

22 Kasım Çarşamba
Kent AŞ’ne bağlı 18 işçi Karşıyaka Belediyesi’nce işten atıldılar. Bugüne değin sendika tarafından sürdürülen tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Genel-İş 5 No’lu Şube’ye üye olan işçiler Karşıyaka Çarşı’da imza kampanyası başlattılar. İşçilerle beraber bildiri dağıtan Genel-İş Şube Başkanı Murat Hançer, “haksız yere atılan bu arkadaşlarımız işe dönünceye kadar eylemliliklerinin süreceğini” belirtti. İmza kampanyası ile bildiri dağıtımı birarada yapıldı ve halkın ilgisini çekti. “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”, “İş yoksa barış da yok!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganlarının atılmasından sonra işçiler ve değişik kurumlardan temsilcileri dağıldılar.