ARSIVANA SAYFA
 
14 Ekim '00
SAYI: 38
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Zafere kadar devrim!
“İşgüvencesi” aldatmacası üzerinden sergilenen orta oyunu
“İşgüvencesi”: Sinsi bir saldırı manevrası
“Kurtlar sofrası”nda muhabbet
ESK ihanetine geçit vermeyelim!
Belediye işçilerinin direnişi sürüyor
İşçi hareketinden kısa haberler
2000 Yılı Küresel Kadın Yürüyüşü
Ankara’da kadın mitingi
Teslimiyet platformunun geldiği yer
ABD’nin Ermeni soykırım kararı ve Kafkasya’da kirli oyunlar
Sinekten yağ çıkarma politikası
Ermeni sorunu ve Osmanlı mirası
Tarımda ücretli işgücü ve pamuk işçileri
Gençliğin örgütlü mücadeleyle buluşmasından duyulan korku
Dünya çocukları ve kapitalist barbarlık
Katliamcılardan hesap soralım!
Cezaevlerinde gerginlik tırmandırılıyor!
Onlara dair gecikmiş sözler
Partinin sınıf düşmanları karşısında yıkılmaz kalabilmesi için
Yunanistan’da gene grev
Bidon (öykü)
Parti, dava ve “küçük-burjuva yiğidi”
Mücadele Postası...
 
Tüm yazılar





 
 
“Kurtlar sofrası”nda muhabbet


Bu sofrada kimisi kurtluğunu gizlemiyor, ortalıkta maskesiz-postsuz dolaşıyor. Kimisi arada bir “kuzu postu” giymeye çalışıyor, bazı sosyal-siyasal gelişmeler (örneğin kitle hareketinin patlama potansiyeli taşıdığı dönemler, seçim süreçleri vb.) onları buna zorluyor. Kimisi de rehavete kapılmadıkça “kuzu postu”nu üstünden çıkarmıyor, çünkü görev alanları kuzu sürüsünün içinde. Onları bir arada tutan, kendi sofralarının bozulmaması, kuzu eti ve kanıyla sürekli donatılması.

Bakalım kurtların ne dediğine?


Kendini gizlemeyen kurtlar

* TİSK ve Başkanı Refik Baydur, 7 Eylül’de, hükümetin işgüvencesi yasa tasarısını meclise sevketmesine sert tepki gösterdi: “Üç maddelik palyatif tedbirlerle şov yapmak hayra değil.” Eylül’ün sonuna doğru yine konuştu; “Toplantıda (bir süre öncesinde yapılan sivil inisiyatif toplantısında) iş kanununun İLO’nun 158. maddesine göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledim. Bu da esneklik ve iş güvencesidir. ... Tabii işgüvencesi kıdem ve ihbar tazminatı ile bağlantılıdır. Bunlar tamamen kaldırılsın gibi bir iddiam yok. Ama bunların tekrar oturulup konuşulması gerektiğini düşünüyorum..... Yeni bir iş kanunu taslağı hazırlıyoruz.

* “TİSK, Bakanlar Kurulu’ndaki tasarıya alternatif olarak iş kanununun tümünün ele alındığı alternatif bir taslak hazırladı. ... 60 maddede toplanan kanun taslağının bazı bölümlerinde şu görüşlere yer veriliyor: ‘Eylül ‘99’da kabul edilen 4447 sayılı kanun ile işsizlik sigortasına ait düzenlemeler getirildi. Ancak bu fonksiyonu da üstlenmiş olan kıdem ve ihbar tazminatı müesseselerine dokunulmadı.’” (Dünya, 3 Ekim 2000)

* Ramsey Giyim Sanayi ve Tİcaret A.Ş. Genel Müdürü: “İş güvencesi yasası işsizliği daha da artıracak. Bu yasa işi olanların da işini kaybetmesine neden olacak.” (agy)

* Refik Baydur: “Bakan bu tasarıyı nereden bulmuşsa bilmuş. Üstelik bu tasarının işçiye hiç bir faydası yok. İşverene ise ağır yükümlülük getiriyor. Sendika ağalığının ve hegemonyasının ... devamını sağlıyor...” (agy)

Baydur sonra yine konuştu; “Bu yasa taslağı gündemde kaldığı sürece bütün kuruluşlarımızın programa verdiği destek ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’e katılım konuları yeniden gözden geçirilmelidir.” (Cumhuriyet, 7 Ekim 2000)

* TİSK’in çağrısı ve TÜSİAD, İSO, İKV, TGSD, ASO, TOBB gibi sermaye örgütleri başkanları ile Koç, Sabancı gibi büyük başların yer aldığı geniş katılımla gerçekleştirilen Sabancı Center’daki toplantı (6 Ekim) sonucunda yayınlanan “Türk Hür Teşebbüsü Ortak Deklarasyonu”nda ise şunlar söyleniyor: “Enflasyonla mücadele” ve “istikrar programı” bundan sonra da desteklenecek. “İşsizliği azaltmanın, yatırım, üretim ve ihracatı arttırmanın önde gelen koşulu, çağın gereklerine uygun bir iş yasasının hazırlanmasıdır.”

* “Topu taca atmaya alışmışız. Bizim işimiz anayı bırak dana ile uğraş olmuş” diyen Sabancı, iş kanunun tümüyle gündeme getirilmesi gerektiğini söyledi”. (Cumhuriyet, 7 Ekim)

Kendini gizlemeyen kurtlar bu kadar açık konuşuyorlar işte. Üzerine laf etmeye ne hacet?


Arada bir “kuzu postu”na bürünmeye çalışan kurtlar

Son İMF-TÜSİAD hükümeti döneminde işçi ve emekçiler büyük darbeler yedi. Mezarda emeklilik, emperyalist tahkim, baraj saldırısı, grev yasakları, TİS’lerde yüzde 25 dayatması, “işsizlik sigortası” aldatmacası, özelleştirmeler (dolayısıyla taşeronlaştırma, işsizleştirme ve örgütsüzleştirme) gibi belli başlı darbelerde Çalışma Bakanı olarak Yaşar Okuyan başlıca sorumlulardan biriydi. Bu son manevrada da baş rolü yine o oynuyor.

* Okuyan’ın hazırladığı tasarının gerekçelendirmesi: “İşçinin fesihlere karşı gerektiği şekilde korunmadığı bir hukuk düzeninde sendika özgürlüğünden, TİS özerkliğinden ve grev hakkından bahsedilemeyeceği vurgulanarak, işgüvencesinin sağlanamadığı bir sistemde sendika içi demokrasinin de yeterince işlemeyeceği kaydedildi. Sendikaya üye oldu diye işçinin işten çıkarılmasının düşündürücü olduğu ve mutlaka önlenmesi gerektiği belirtilen gerekçede, aksi bir durumun Türkiye’nin onayladığı sözleşmelere ve küreselleşme mantığına da aykırı olacağı bildirildi.” (Dünya, 26 Ağustos 2000). Peki, şimdiye kadar sendika özgürlüğünü, TİS özerkliğini, grev hakkını kim gaspetmiş?

* Okuyan, Eylül’ün son haftasından başlayarak lobi faaliyetleri yürüttü, sendikalara ikna turuna çıktı, “patronlara rağmen bu rüyayı gerçekleştireceğim” dedi. Okuyan, giydiği “post”a kendini fena kaptırmış anlaşılan. Bakalım işçiler zokayı yutacak mı? Önce tasarıyı “devrim” diye lanse etmişti, fakat sonra bu fikrini değiştirdi; “Önce hukuksal olarak anayasaya sokalım, sonra eksikliklerini tamamlayalım...” (Evrensel, 30 Eylül) “Post”u sadece arada bir giyinince, ister istemez böyle açıklar verilebiliyor!


Sürekli “kuzu postu” ile yaşayan kurtlar

* “Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, Ecevit, Bahçeli, Yılmaz ve H. Özkan’a birer mektup göndererek, işgüvencesi yasasının bir an önce çıkarılmasını istedi. ÇSGB’nin taslağını memnuniyet verici bulduklarını ve Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında ele alınmasını istediklerini ifade etti” (Evrensel, 30 Ağustos) İşçilerin geri bilincinden ve sessizliğinden olsa gerek, ihanetini açık açık gerçekleştiriyor.

Hak-İş diyor ki; “Yargıtay içtihadlarında ilk örgütlenme halinde sendikal sebebin varlığı fazla tartışılmadan genelde kabul görmemektedir. Bazen üye olmasa bile sendikal çalışma içinde yer alınması dahi sendikal tazminat için yeterli görülebilmektedir...” Hak-İş’in desteklediği tasarıda “işverenin kendisine bildirilen üyelik fişlerine dayanarak” ifadesi geçiyor. Hak-İş, işverenler işçileri üyelikler kendilerine bildirilmeden attıklarını biliyor, ama bile bile destekliyor.

* DİSK de başından itibaren tasarıyla destek verdi. Her zaman biraz daha temkinli hareket ederken bu sefer kendinden çok emin. Sanbancı Center önünde hükümetle birlikte eylem yapmaktan çekinmedi. Okuyan’la gerçekleştirdikleri her görüşmede desteklerini ifade ettiler. Hatta bir keresinde (5 Eylül’deki görüşme) Çelebi, Okuyan’a “örgütsüzlükten dolayı irticacı, bölücü, illegal örgütlenmelerin çoğaldığı”nı söyleme cüretini bile gösterdi. Daha başka ne denilebilir ki?

* Türk-İş’in tutumu en ilginç olanıydı. Önce tasarıya karşı çıktılar.
Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul 18 Eylül’deki Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısında hükümetin hazırladığı işgüvencesi yasa taslağının iş güvencesini sağlamaktan uzak olduğunu, buna destek vermenin yanlış olacağını belirtti.

Türk-İş Genel Sekreteri Hüseyin Karakoç: “Bakan ‘30-40 yıldır çıkmadı, ben çıkardım’ demek için çıkarıyor. 1475 ve 2821 sayılı yasaların verdiği hakları dahi geri götürüyor... Böyle bir işgüvencesi yasasının çıkmasını istemiyoruz. Bazı konfedarasyonlardaki arkadaşlarımız ‘bu bir aşamadır, gelişmedir’ diyor, ama böyle aşama gelişme olmaz. Sosyal güvenlik yasası da çıkarken ‘reform’ denildi, reformla uzaktan yakından ilgisi yok. Basbayağı gözboyamadır bu, buna evet dememiz, desteklememiz mümkün değil.” (Evrensel, 26 Eylül)

Tabii farklı tutumlar da vardı. Tarım-İş Genel Başkanı, tarım ve orman işçilerinin 1475 sayılı yasaya dahil edilmesi tasarısı için Okuyan’a teşekkür etti.

Fakat genelde Türk-İş karşıydı. Konu hakkında video kasetler bile hazırlanmıştı. “Kasetlerde Çalışma Bakanı tarafından hazırlanan işgüvencesi taslağının, yeni haklar ve işgüvencesi getirmek bir yana, mevcut hakları da geriye götürdüğü teması işlenmiş”ti. (Evrensel, 16 Eylül)

Ne olduysa, Okuyan’ın 29 Eylül’deki Türk-İş ziyaretinde tutum tersine döndü. B. Meral, tasarı yasallaşmazsa alanlara ineceklerini dile getirdi. Sahi bu görüşmede ne paralar döndü, ne vaatler verildi? Hani desteklemeniz mümkün değildi?


***

İşte böyle! Kurtlar sofrasındaki muhabbetin tümü de işçi ve emekçilerin nasıl daha iyi aldatılacağı üzerine. O sofrada insan eti yeniliyor, kanı içiliyor. O sofrayı dağıtmak işçi sınıfının boynunun borcudur.