ARSIVANA SAYFA
 
14 Ekim '00
SAYI: 38
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Zafere kadar devrim!
“İşgüvencesi” aldatmacası üzerinden sergilenen orta oyunu
“İşgüvencesi”: Sinsi bir saldırı manevrası
“Kurtlar sofrası”nda muhabbet
ESK ihanetine geçit vermeyelim!
Belediye işçilerinin direnişi sürüyor
İşçi hareketinden kısa haberler
2000 Yılı Küresel Kadın Yürüyüşü
Ankara’da kadın mitingi
Teslimiyet platformunun geldiği yer
ABD’nin Ermeni soykırım kararı ve Kafkasya’da kirli oyunlar
Sinekten yağ çıkarma politikası
Ermeni sorunu ve Osmanlı mirası
Tarımda ücretli işgücü ve pamuk işçileri
Gençliğin örgütlü mücadeleyle buluşmasından duyulan korku
Dünya çocukları ve kapitalist barbarlık
Katliamcılardan hesap soralım!
Cezaevlerinde gerginlik tırmandırılıyor!
Onlara dair gecikmiş sözler
Partinin sınıf düşmanları karşısında yıkılmaz kalabilmesi için
Yunanistan’da genel grev
Bidon (öykü)
Parti, dava ve “küçük-burjuva yiğidi”
Mücadele Postası...
 
Tüm yazılar





 
 
Emperyalizme ve siyonizme karşı
yiğit Filistin halkının yanındayız...

Zafere kadar devrim!


Türkiye İşçi sınıfını ve emekçilerini, Türkiye’nin tüm ilerici ve devrimci güçlerini, emperyalizmin tam desteğindeki siyonist savaş makinasına karşı Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesiyle eylemli dayanışmaya çağırıyoruz!


İsrail savaş makinası Filistin halkına karşı bir kez daha harekete geçirildi. Perşembe günü iki İsrail askerinin öldürülmesini bahane eden siyonist devlet, tüm Filistin bölgelerini askeri kuşatmaya alarak bazı yerleri bombalamaya başladı. Filistin halkının patlayan öfkesiyle ivmelenen son gelişmeler böylece yeni bir evreye girdi. Ortadoğu’da hızla yeni bir döneme girilmektedir. ABD’nin dayattığı emperyalist barış süreci tümden iflas etmiş durumda.

Hemen herkes son iki haftalık gelişmeleri ya barışın can çekişmesi, ya da dosdoğru ölümü olarak değerlendiriyor. Filistin payına utanç verici bu sözde barışın taraflarından biri olan ve son saldırıda karargahı bombalanan Arafat’ın kendisi bile son gelişmeyi “İsrail’in savaş ilanı”, yani barış sürecinin resmen ve fiilen ölümü olarak niteliyor.

‘89 çöküşünün ve sonrasında Körfez Savaşı’nın ardından oluşan ortamda ABD emperyalizminin özel basıncı ve FKÖ’nün Filistin devrimine ihanetiyle gerçekleşen bu sözde barış, zaman içerisinde can çekişmeye ve bir noktadan sonra ölmeye zaten mahkumdu. Zira bu, Filistin halkının özgür iradesini yok sayan, ona inceltilmiş bir köleliği zorla dayatan, tümüyle emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına uygun düşen haksız, gerici ve emperyalist bir barıştı. Filistin halkı ve kalpleri onunla birlikte çarpan Ortadoğu halkları bu barışı hiçbir zaman kendi iradeleriyle kabul etmemişler, sonuçlarına gönüllü olarak katlanmamışlardı. Bu onlara zorla dayatılan köleci bir barıştı ve sonu gelmeyen bir dayatmalar süreci olarak yaşanmaktaydı. Böyle bir barışın, bir noktadan sonra, özgürlük tutkusunu ve bu uğurdaki yiğitçe direnişini tekrar tekrar kanıtlamış Filistin halkının direncine çarpması kaçınılmazdı. Son iki haftalık gelişmeler şahsında yaşanan bundan başka bir şey değildir. Gelişmelerin özü ve özeti budur.

Sabra ve Şatilla katliamlarını yöneten, “Beyrut kasabı” olarak bilinen ve tüm Arap halklarının nefret ettiği siyonist-faşist Ariel Şaron’un Kudüs’teki kutsal yerleri ziyaret girişimi, elbette kaba bir provokasyondu. Fakat Türk resmi çevreleri de içinde olmak üzere emperyalist barış sürecinin ölümüne hayıflanan tüm emperyalist-gerici çevrelerin olayları bununla izah etmeye kalkması, demagojiden de öteye, Filistin halkının özgürlük istemini ve özgür iradesini görmezlikten gelmek çabalarının bir ifadesidir.

Şaron’un ziyareti bardağı taşıran damla olmuştur yalnızca. Taşan ise, Filistin halkının kendisine dayatılan köleci emperyalist barış sürecine öfkesi ve isyanıdır. İki haftadır tüm Filistin topraklarında 20’si çocuk 100’ü aşkın ölü ve binlerce yaralı pahasına dalga dalga süren, Filistin halkının öfkesi kadar yiğitliğini ve mücadele kararlılığını da sarsıcı biçimde ortaya koyan büyük protesto gösterileri, bunun ifadesidir. Filistin halkı köleci bir barışı değil özgürlük ve bağımsızlık istediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu istek elde edilmediği sürece Filistin sorununun çözümsüz kalacağı ve Ortadoğu’da barışın bir hayal olduğu, böylece bir kez daha görülmüştür.

Kaldı ki, “Beyrut kasabı”nın kutsal yerleri ziyaret girişimi İsrail hükümeti tarafından da resmen desteklenmiştir. Bunun İsrail’in Kudüs, demek oluyor ki Filistin halkı üzerindeki köleci egemenliğinin tescili demek olduğu alenen ilan edilmiştir. Şaron ana muhalefet lideri olarak siyonist devlet adına bir misyon üstlenmiştir yalnızca. Burada sözkonusu olan hiç de bireysel bir davranış değil, fakat İsrail devletinin bir politik irade sergileme ve bunu tescil ettirme girişimidir. Filistin halkı işte bu girişimi püskürtmüş, bunun karşısına kendi özgür iradesini koymuştur. Köleliği tescile yönelik bu sembolik ama derin anlam yüklü girişimi, tüm Filistin çapında görkemli bir direnişle yanıtlamıştır. Emperyalizmin ve siyonizmin korkulu rüyası olan Filistin İntifadası, gerici barış süreciyle geçen uzun yılların ardından bütün görkemiyle yeniden ortaya çıkmıştır.

Emperyalist dünya tarafından her açıdan desteklenen siyonist İsrail’in buna yanıtı, acımasız savaş makinasını harekete geçirmek olabilirdi yalnızca, yapılan da bu oldu. Savaşın ve şiddetin politikanın bir biçimi, politikanın şiddete dayalı araçlarla bir devamı demek olduğu böylece bir kez daha görüldü. Siyonist devlet taşlarla direnen Filistinlilere karşı iğrenç bir acımasızlık sergileyerek, sözde kararlılığını göstermeye, barış oyunlarıyla boyun eğdiremediği Filistin halkını yıldırmaya ve ona kendi koşullarını zorbalıkla dayatmaya çalışıyor.

ABD önderliğinde İsrail’le birlikte Ortadoğu halklarına karşı gerici-emperyalist bir ittifak kurmuş bulunan Türk devleti adına yöneticiler, gelişmelerin bu noktaya, giderek bir savaş durumuna varmasını anlamsız ve mantıksız bulduklarını açıklıyorlar. Oysa gelişmelerin tüm seyri çıplak gözle izlenebilir bir açıklıkla gösteriyor ki, emperyalist barış sürecinin iflas etmesi ve olayların bugünkü aşamaya varması, bu iddianın tersine, derin bir anlama ve mantığa sahiptir. Çatışma, özgürlük ve bağımsızlık iradesi ile bunu boğmaya ve köleci koşulları dayatmaya çalışanlar arasındadır. Çatışan taban tabana zıt iki irade, iki tercih, iki çıkar ve bunlarda ifadesini bulan iki politikadır. Mevcut çatışma durumu bu politikanın şiddete dayalı yöntemlerle devamından başka bir şey değildir. Çatışan taraflardan biri olarak Filistin halkı, tümüyle haklı ve meşru bir konumdadır. Tersinden ise siyonist İsrail, haksız ve gayrı-meşru bir konumdadır. Gelişmelerin aldığı sert biçim ve muhtemel bir Ortadoğu savaşı, barış masalıyla yaldızlanan gerici süreçten fazlasıyla memnun olan Türkiye’deki ABD işbirlikçilerini köşeye sıkıştırmış görünüyor. Siyonist devletle açık-gizli sayısız antlaşmayla stratejik bir askeri ittifak kuranlar, son gelişmelerin etkisiyle bunun ağırlığı altında ezildikleri içindir ki, yeni durumu anlamsız ve mantıksız olarak nitelemekte, Şaron’u günah keçisi yaparak siyonist devleti aklamaya çalışmaktadırlar. Aşırı sıkışmışlığı anlatan bu tavır, büyük bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük örneğidir ve halk kitleleri önünde etkin biçimde teşhir edilmeyi gerektirmektedir.

ABD’nin barış süreci ve Filistin sorununun çözümü olarak ‘90’lı yıllarda Ortadoğu’ya dayattığı temel politika, ‘90’lı yılların bitiminde tümden iflas etmiş bulunmaktadır. Emperyalist küreselleşmeye ve kapitalizmin tüm yıkıcılığına karşı dünya çapında işçi ve emekçilerin yeniden hareketlenmesi türünden, Ortadoğu’da da halklar ABD’nin köleci dayatmalarına karşı bir kez daha harekete geçmektedirler. Filistin halkını desteklemek için hemen tüm Arap ülkelerinde baş gösteren (ve emperyalist medya tarafından suskunlukla geçiştirilen) protesto dalgası bunun bir ifadesidir. Savaş makinasının Filistine karşı harekete geçirildiği saatlerde Yemen önlerinde ABD donanmasına ait gemiye yönelik intihar saldırısı da bunun sembolik fakat çarpıcı bir ifadesidir

Ortadoğu’da hızla yeni bir döneme girilmektedir. Yeni bir anti-emperyalist dalganın koşulları oluşmaktadır. Arap halklarının devrimcileşmesinde ve Ortadoğu’da anti-emperyalist hareketin güç kazanmasında, ‘60’larda yükselen Filistin direnişi belirleyici bir rol oynamıştı. İçine girmekte olduğumuz yeni dönemde bir kez daha böyle olacağını, yiğit Filistin halkının bir kez daha böyle onurlu bir misyonu yerine getireceğini olaylar şimdiden göstermektedir.

Bunu söylerken şimdiki olayların dümdüz bir çizgide gelişeceğini iddia ediyor değiliz. Güncel durum halen belirsizdir ve olayların muhtemel seyri, Perşembe günü gerçekleşen bombalamayı izleyen Cuma gününde az-çok açığklığa kavuşacaktır. ABD’nin ağırlığını koyması, İsrail ve Filistin yönetimlerini kontrole alması ve bu arada bölgedeki işbirlikçi Arap rejimlerinden en iyi biçimde yararlanması, gelişmelerin yeni bir Ortadoğu savaşına varmasını engelleyebilir, büyük ihtimalle de böyle olacaktır. Bu arada yatıştırıcı bazı jestler Filistin halkının şu günlerdeki büyük öfkesini de bir parça dizginleyebilir. Bu da mümkündür.

Fakat Filistin halkının en net ve görkemli biçimiyle kendini son İntifada dalgasında ortaya koyan özgürlük istemini boğmak artık mümkün değildir. Bu ABD emperyalizminin sinsi oyunlarını, siyonist savaş makinasının muazzam gücünü ve FKÖ yönetiminin teslimiyetçi-ihanetçi çizgisini çoktan aşmıştır.

Filistin’de ve Ortadoğu’da artık yeni bir döneme girilmiştir. ‘60’larda yükselen Filistin Devriminin temel şiarı olan “Zafere kadar devrim!” Filistin topraklarında yeniden güç bulabildiği ölçüde, bunun tüm Ortadoğu kadar Türkiye için de doğrudan ve dolaysız devrimci sonuçları olacaktır. Aynı şekilde Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesi için de. Düne kadar FKÖ’nün teslimiyetçi-ihanetçi çizgisinden kendi teslimiyetçi-ihanetçi çizgilerine moral ve politik dayanaklar bulmaya çalışanların işi bundan sonra çok daha zor olacaktır.

Kızıl Bayrak