ARSIVANA SAYFA
 
7 Ekim '00
SAYI: 37
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Filistin deneyiminin dersleri, Kürt halkı için paha biçilmez değerdedir
Sırbistan’da hükümet darbesi
Demokrasi yönelimi adına pazarlanan “saygın hukukçu”
Ermeni soykırımı tasarısı ve “hür” Türk medyası
“Öteki Türkiye”nin değil tekelci sermayenin sözcüsü
İşçi ve emekçilere yönelik yeni bir soygun
Kamu emekçi hareketi reformist önderlik engelini aşmak zorunda
EXSA işçisi direniyor
Sendika bürokrasisinin yeni manevraları karşısında sınıf sorumluluğu
“İş güvencesi” yasa tasarısı...
Bu devletin “adaleti” hep emekçi halkın beynini dağıtıyor!
CHP Kurultayı, düzenin çözümsüzlüğü ve devrimci önderlik sorumluluğu
Kürt illerinde devletin “insan hakları” seferberliği!
Ekim Gençliği’nden
“ON’lar birer yıldız gibi parladılar karanlığın içinde”
Onlarla zafere yürüyeceğiz!
Habip Gül anmasına karşı devlet terörü
“Devrimci onur işkenceyi yenecek!”
“Ailelerimize kalkan elleri kıracağız!”
Hücrelere karşı mücadele üzerine notlar
Basından seçmeler
Mücadele Postası...
 
Tüm yazılar





 
 
Hücrelere karşı mücadele üzerine notlar


A. Emin Can


* Hücre karşıtı hareketin en temel başarısı, toplumsal muhalefetin (varolduğu kadarıyla) hemen tüm kesimlerini kapsamış olmasıdır. Hücre karşıtı aydın hareketi, TTB, barolar, TMMOB gibi başlıca meslek örgütleriyle reformist partilerin hücre karşıtı tutumları, İHD, ÇHD gibi demokratik kurumların aktif çabaları, ilerici sendika şubelerinin ve yerel emek platformlarının hücrelere karşı mücadeleyi gündemlerine almaları, semtlerde, üniversitelerde ve taşra illerinde kurulan hücre karşıtı platformlar, tüm bunlar tespitimizi doğrulamaktadır. Böyle olduğu içindir ki, muhalefetteki düzen partileri (CHP ve FP) bile hücreleri doğru bulmadıklarını ifade etmek ihtiyacı duymuşlardır. Zira burada mevcut hükümeti zayıflatan bir güç görmektedirler.

* Hücre karşıtı hareketin lokomotifi, tutsak yakınları ve devrimcilerden oluşan son derece sınırlı bir güçtür. Bu sınırlı gücün ısrarlı ve enerjik çabalarıyla bir hücre karşıtı cephe oluşturulmuştur. Bununla birlikte, gerek sorunu meşru bir zeminde kamuoyunun gündemine sokan, gerekse tutsak yakınlarını biraraya getirip harekete geçiren temel etken, devrimci tutsakların kararlı tutumu ve sergilediği ölümüne direnişlerdir. Ulucanlar’da, Burdur’da, Bergama’da olduğu gibi, devrimci tutsakların direnişi bir bütün olarak süreçte katalizör rolü oynamıştır.

* Hücre karşıtı hareketin en temel zayıflığı, mücadelede işçi sınıfının toplumsal temel ve işçi sınıfı ideolojisinin de ideolojik platform haline getirilemeyişidir. Mevcut hareket kent küçük-burjuvazisine dayanmaktadır ve burjuva demokratizminin etkisi altındadır. Fakat bu durum tek yanlı kavranmamalıdır, sorun yalnızca hareketi etkileyen siyasal öznelerin sınıfsal konumu ve ideolojik ufku değildir. Bu zayıflık, aynı zamanda verili sınıf hareketinin özelliklerinin koşulladığı bir nesnelliğin ürünüdür.

* Sınıflar mücadelesi karşıt güçler arasında seyrettiğine göre, mücadelede işçi sınıfını her zaman somut bir güç olarak, sınıfın mevcut hareketi olarak kavramak durumundayız. Bugün sınıf hareketini zayıflık, parçalılık ve politikleşme düzeyinin geriliği karakterize etmektedir. Oysa ancak politikleşmiş ve az-çok ileri bir sınıf bilincine ulaşmış bir sınıf hareketi, hücrelere karşı mücadelede örgütlü bir şekilde yer alabilir ve devrimci tutsakları sahiplenebilir.

* Hücrelere karşı mücadeleyi işçi sınıfına maletmek, “işçiler; hücre saldırısı size saldırıdır, devrimci tutsaklar sizin öncülerinizdir” vb. söylem ve yaklaşımlarla başarılabilecek bir iş değildir. Sermayenin saldırıları bir bütünlük arzediyor. Öyleyse işçi sınıfı bu topyekûn saldırıya karşı harekete geçirilebildiği durumda, sınıfın hücrelere karşı mücadeleye kazanılmasından söz edilebilir. Zira sermayenin saldırılarının bütünlüğü, bütünü oluşturan parçaların birbiriyle ilişkisini, hücre saldırısının bu bütün içerisindeki yerini kavramayan bir sınıf hareketinin hücrelere karşı mücadeleye örgütlü bir katılımı (dolaylı olarak etkilemesi değil, doğrudan katılması) mümkün değildir. Özelleştirmelere, sendikasızlaştırmaya, ücret kaybına, sosyal güvenliğin tasfiyesine, grev yasaklarına karşı harekete geçirilemeyen bir işçi sınıfı, hücrelere karşı da harekete geçirilemez.

Örneğin, bir dizi ilerici sendika şubesi hücrelere karşı olduğunu ilan etmiştir. İstanbul, Ankara ve Adana’da yerel emek platformu girşimleri hücrelere karşı mücadeleyi başlıca gündemleri arasında saymışlardır. Buna rağmen, yapılanlar “basın açıklamaları”ndan ileri gitmemiştir. Bu durum sözkonusu şube ve platformların hücre karşıtlığında samimiyetsizliklerinden değil, genel olarak sermayenin saldırılarına karşı mücadeleci bir çizgi izleyememelerinden, birer mücadele odağı olmayı becerememelerinden kaynaklanmaktadır.

İşçi sınıfı, sermayenin saldırılarının bütünlüğünü, hücre saldırısının bu bütün içerisindeki yerini ancak mücadele içinde, kendi deneyimiyle kavrayacaktır. Bu nedenle, hücrelere karşı mücadeleyi işçi sınfı eksenine oturtmanın yolu, sermayenin topyekûn saldırısına karşı sınıf hareketini geliştirip politikleştirmekten geçmektedir. Bu gerçeği gözetmeyen bir ‘sınıfa yönelik hücre karşıtı çalışma’, mücadeleyi sınıfa maletmekten uzak kalacaktır. Bu yolla mücadeleye işçi sınıfı değil, en fazla, “duyarlı”, “kendine insanım diyen” işçiler kazanılabilir. Üstelik bu, “insan hakları savunuculuğu” biçiminde, mevcut hareketin zaaflı ideolojik platformunda olacaktır. Bu yolla hücre karşıtı mücadelede sınıfa doğru nitel bir sıçrama sağlanamaz, olsa olsa “işçilere” doğru nicel bir genişleme sağlanabilir.

* Topyekûn saldırının ancak topyekûn mücadeleyle püskürtülebileceği doğrudur. Ancak bu bir genel doğrudur, genel düzeyde doğrudur. Somut ise her zaman özeldir, yalnızca sürecin bütününde açığa çıkan ‘genel’ çizgiler genel doğrulara denk düşer, bunun dışında somut durum her zaman genel olandan şu ya da bu ölçüde sapar. Bu nedenle, genel olanın somut gelişim sürecinde nasıl, ne biçimde gerçekleşeceği önsel olarak bilinemez. Dolayısıyla, topyekûn saldırının ancak topyekûn mücadeleyle püskürtülebileceği doğrusundan, hücre saldırısının ancak sermayenin saldırısının diğer tüm parçalarıyla birlikte püskürtülebileceği şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Zira zincirin nereden kırılacağı, çatışmanın nerede, nasıl kızışacağı belli değildir. Tıpkı devrimin özü iktidar sorunu olduğu halde, devrimin parlamenter bir sorundan mı, ya da hukuksal bir tartışmadan mı başlayacağının belli olmaması gibi.

* Devlet ise belirli bir kısa vadeli programa sahiptir. Hücre karşıtı hareketi sınıfsal-ideolojik zayıflığı üzerinden parçalamayı ve etkisizleştirmeyi hedefleyen bir manevradır bu program. Özü, hücrelerin liberal bir makyajla sunulmasıdır. Manevranın üç temel ayağı, Terörle Mücadele Yasası’nın 16. maddesinin “tredmana uyan tutukluların ortak mekanlardan yararlandırılması”na elverecek şekilde değiştirilmesi; “sivil denetim” masalı ve kısmi af tasarısıdır. Bu yönde gerekli yasaların çıkarılması, meclisin öncelikleri arasındadır. Devletin bu manevra ile bugün hücre karşıtı cephede yer alan bir kesimi tarafsızlaştırabileceği ve hareketi zayıflatabileceği ise bir gerçektir.

* Devletin manevrası boşa çıkarılmak zorundadır. Bu da ancak güç ile yapılabilecek bir şeydir. Belirsiz bir geleceğe yayılmış potansiyellerle/olanaklarla politika yapılamaz.

Öncelikle, manevranın hücre karşıtı cepheyi etkilemesini engellemek, bunun önüne moral-siyasal bir barikat kurmak gereklidir. Hareketin geriye düşmesi ancak böyle engellenebilir. İkincisi, devletin manevrasını devrim lehine bir çatlağa, giderek bir kazanıma dönüştürebilecek bir ağırlık, bir güç yaratmak gereklidir.

Hücre saldırısını toplumsal muhalefetin gündemine sokan, hücre karşıtı harekete ilk itilimini, gelişme ivmesini ve toplumsal meşruluğunu sağlayan, devrimci tutsakların ölümüne direnişlerle ortaya koyduğu kararlılıktır. Bu ölümüne direniş kararlılığı olmasaydı, bir “hücre karşıtı hareket”ten sözedilemezdi. Öyleyse, yine tutsakların ölümüne direnişi, bu cepheyi koruyup güçlendirecek, yaratacağı moral-siyasal etkiyle liberal makyajı bozacaktır. Yine devrimci tutsakların direnişi, devletin manevralarını kazanıma dönüştürebilecek başlıca ağırlık ve başlıca güçtür.

* Hücre saldırısı herşeyden önce, devrimci kimliği yoketmeyi hedeflemektedir. Koşullar ne olursa olsun, direnişin olduğu yerde devrimci kimliğin yokedilmesi mümkün değildir, devrimcilerin bedenleri yokedilse bile. Hücre saldırısı, en dar anlamda, devrimci tutsaklar ile devlet arasında bir irade çatışmasıdır ve tutsakların direnişi, yani devrimci irade, bir bütün olarak sürecin kaderini tayin edecektir.

* Devrimci tutsakların direnişi, sınıf hareketinin politikleşmesinde önemli bir etken olacaktır. Bedeli ağır da olsa hücre saldırısının püskürtülmesi, yığınların bilincinde sermayenin saldırılarına karşı direnişi esinleyecektir. Devrimci hareket yığınlar nezdinde güven ve saygınlık kazanacaktır.

* Devlet hazırlıklarını sürdürüyor. Kendisinin en güçlü, hücre karşıtı hareketin ise en zayıf olduğu anda saldırının pratik adımlarını atacaktır. Devletin hazırlıklarını tamamlamasına fırsat verilmemelidir. İstediği gibi manevra yapmasına izin verilmemelidir. Hazırlıkları bozulmalı, manevraları tersine çevrilmelidir. Devlet savunma konumundayken devrim inisiyatifi ele almalı, karşı saldırıyı örgütlemelidir.