ARSIVANA SAYFA
 
7 Ekim '00
SAYI: 37
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Filistin deneyiminin dersleri, Kürt halkı için paha biçilmez değerdedir
Sırbistan’da hükümet darbesi
Demokrasi yönelimi adına pazarlanan “saygın hukukçu”
Ermeni soykırımı tasarısı ve “hür” Türk medyası
“Öteki Türkiye”nin değil tekelci sermayenin sözcüsü
İşçi ve emekçilere yönelik yeni bir soygun
Kamu emekçi hareketi reformist önderlik engelini aşmak zorunda
EXSA işçisi direniyor
Sendika bürokrasisinin yeni manevraları karşısında sınıf sorumluluğu
“İş güvencesi” yasa tasarısı...
Bu devletin “adaleti” hep emekçi halkın beynini dağıtıyor!
CHP Kurultayı, düzenin çözümsüzlüğü ve devrimci önderlik sorumluluğu
Kürt illerinde devletin “insan hakları” seferberliği!
Ekim Gençliği’nden
“ON’lar birer yıldız gibi parladılar karanlığın içinde”
Onlarla zafere yürüyeceğiz!
Habip Gül anmasına karşı devlet terörü
“Devrimci onur işkenceyi yenecek!”
“Ailelerimize kalkan elleri kıracağız!”
Hücrelere karşı mücadele üzerine notlar
Basından seçmeler
Mücadele Postası...
 
Tüm yazılar





 
 
Metal TİS’lerinde uyuşmazlık zaptı....

Sendika bürokrasisinin yeni manevraları karşısında sınıf sorumluluğu


Metal sektöründeki 90 bin işçiyi ilgilendiren TİS görüşmeleri, Eylül’ün son haftasında tıkandı. İşkolundaki üç ayrı işçi sendikası ile MESS arasındaki görüşmeler Ağustos’ta başlamıştı. MESS ilk 6 ay için ücretlerde %10, sosyal yardımlara da %25 oranında zam öneriyor. Ayrıca esnek çalışma ile ilgili 3 maddelik teklifi bulunuyor; ücretsiz izin, kısa süreli çalışma ve telafi çalışması...

İşkolundaki işçi sendikalarının açıklamaları, uyuşmazlık zabıtlarının esasta düşük ücret-sosyal yardım zamları ve esnek çalışma dayatmaları sonucu tutulduğu yönünde. Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek, TİS taslaklarındaki maddelerin “Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum gözetilerek belirlendiğini (örneğin ücretlerde %35 zam)” vurguluyor. Bundan kimsenin kuşkusu yok!.. Birleşik Metal-İş ise, ilk elden ücretlerde ilk 6 ay için %47 artış, fabrikalarda çalışan herkesin TİS’den yararlandırılması, taşeronlaştırmanın durdurulması ve iş güvencesinin sağlanması isteklerini öne sürüyor.


“Gıpta edilen MESS-Türk Metal ilişkileri”
ve Türk Metal’in sinsi manevrası

MESS’in dayatmalarına, uyuşmazlık zaptı sonrası açıklamaları ile “en sert tepkiyi”, tescilli faşist Mustafa Özbek verdi. Ankara’daki işyerlerinden 400 temsilciyle yaptığı toplantıda konuşan Özbek, MESS’in kendi sundukları teklif çerçevesinde oturup anlaşmadığı takdirde greve gideceklerini, bunun sonrasında bir genel grevin bile gelebileceğini açıklıyor. Diğer işçi ve işveren örgütlerinin gıpta ile baktığı MESS-Türk Metal ilişkilerinin temeline dinamit konulduğunu vurgulayan Özbek, “MESS teklifimizi kabul etmezse kavgaya hazır olun arkadaşlar. Ekim ayının 15’ine kadar bu sözleşme istediğimiz gibi imzalanmazsa fitilleri ateşleyeceğiz” diye de keskin bir çıkış yapıyor. Özbek; “Esnek çalışma, endüstriyel ilişkiler sistemindeki huzursuzluğun sebebidir, işçi sendikacılığını bitirmek isteyen güçlerin kiraladığı bir teröristtir” sözleriyle de şaşkınlık yaratıyor.

Şaşkınlık yaratıyor, zira bu mafyacı-faşist hain, çok değil daha birkaç ay önce, gerçek yüzünü ortaya koymaktan çekinmemişti. MESS işveren gazetesinin Temmuz 2000 tarihli sayısında, hükümetin “enflasyonla mücadele programı”nı desteklediklerini belirtmiş ve “sendikaların amacı işçilerin hakları için mücadele etmek değil, işçilerle patronlar arasında uyum sağlamaktır” diyebilme cüretini kendinde bulabilmişti.

Mustafa Özbek’in gerçek yüzü esasta yıllardan beridir biliniyor. ‘98’de işçi düşmanlığında öyle bir pervasız davranmıştı ki, Gümrük Birliği sürecinde patronlarının kârlarının düşmesi tehlikesine karşı eylemler yapan işçileri bile çileden çıkarmıştı. Türkiye’nin dört bir yanındaki metal işçileri, Türk Metal ihanetinin aldığı boyut nedeniyle kendiliğinden bir öfke patlaması yaşamış, hainlerin saltanatını sarsan ‘98 güz fırtınasını estirmişlerdi.

Görüldüğü gibi sermayenin mafyacı bir parçası-bileşeni olduğunu ortaya koymaktan hiçbir dönem çekinmemiş, hatta bunu keskinlik kokan bu son açıklamasında bile “gıpta ile bakılan MESS-Türk Metal ilişkileri” ifadesiyle açığa vurmaktan kendini alamamış bir sınıf düşmanının bu son manevrasını nasıl anlamak gerekir?


Sinsi manevraları zorlayan etkenler

Herşeyden önce ‘98’in canlı deneyimi, sendika bürokrasisini manevraya zorluyor. O dönem politik önderlik bir yana, ileri yanı olan bir sendikal önderlikten bile yoksun metal işçileri, mafyacı-faşist güruhun sultasına rağmen ülkeyi sarsan bir çıkış yapabilmişlerdi. Sermaye iktidarının kriz yönetme çerçevesinde işçilere dayattığı açlık ve sömürü pervasız bir ihanetle de birleşince, metal işçilerinin tepkisi kendiliğinden patlamaya dönüşmüştü.

İşçi ve emekçilerin iktisadi, sosyal durumları bu son 2 yıl içinde gittikçe kötüleşti. İMF-TÜSİAD programı işçilerden neredeyse herşeyi alıp götürdü. Demek oluyor ki, işçi kitlelerinin tahammül sınırları ‘98’den daha fazla zorlanmış durumda. Sınıf ve emekçi kitle hareketi, parçalı ve dağınık karakterini koruyor. Fakat ‘99 deprem kırılması sonrasındaki kesintinin ardından, Aralık’tan bu yana belli bir ivmeyle de seyrediyor.

Hareketin bir başka olumlu yanı da, toplumun çok değişik ezilen-sömürülen katmanları üzerinden gelişmesidir. İşçi sınıfının ağırlıklı bir kesiminin tutarlı bir çıkışı, kitle hareketinin dağınık dinamiklerini kendi etrafında birleştirme potansiyeli taşıyor. Öte yandan sendika bürokratları, ‘98 güz fırtınasının işçilerde de belli bir deneyim yarattığını ve hafızalardaki canlılığı koruduğunu hesaba katıyorlar. Bu kadar tehlikeli bir durumda daha ustalıklı davranmak zorundalar.

Sermaye iktidarı son 1.5 yıldır istikrarlı bir topyekûn saldırı yürütüyor. “Ekonomik ve siyasi istikrar” ve “enflasyonla mücadele” argümanlarıyla süren bu saldırıda epey bir mesafe de alındı. Artık bir eşiğe dayanılmıştır. İktidar, birincisi, F tipi uygulamasıyla ve bununla elele giden faşist baskı ve terörle, sınıfın ve emekçilerin politik örgütlülüğünü tasfiye etmek; ikincisi ise, esnek üretimle, işçi sınıfının 200 yıllık iktisadi, sosyal, siyasal kazanımlarını tümden gaspetmek hedefine kilitlenmiştir. Kriz yönetiminin (faturanın emekçilere ödettirilmesi ve düzenin tahkimatı) orta vadedeki geleceğini bu iki nokta tayin edecektir. Bu kadar zorlu bir hedefe ulaşmak, daha incelikli manevralar gerektirmektedir.

1 Mayıs sonrası sürece bakıldığında, izlenen yöntem de açığa kavuşuyor. Siyasal düzlemde bir yandan “demokratikleşme”, “laiklik” oyunu oynanırken, bir yandan da henüz dar güçleri kapsayan politik hareketlilikler sistematik bir baskı ve acımasız bir terörle eziliyor. Sınıfın iktisadi-sendikal hareketi ise sendika bürokrasisi denetiminde elimine ediliyor.

Bu ikincisinde, önce süreç uzatılıyor, bekleme havası yaratılıyor, bir takım göstermelik eylemlerle hava boşaltılıp kitlelerde yorgunluk ve yılgınlık sağlanıyor. Ardından ise, sınıfn temel mücadele silahı olan grevlerin içi boşaltılıyor. Grev yasakları bahane edilerek işçi-emekçi kitlelerdeki kırılma perçinleniyor. Lastik ve belediye işkollarındaki TİS-grev-yasaklama süreci bu açıdan dikkate değerdir. Sınıfın bilinç ve örgütlülük bakımından görece ileri olan bu kesimleri, bu kadar büyük bir gasp (grev hakkının gaspı) karşısında hareketsizliğe sürüklenebilmişlerdir. Sıra metal ve tekstil işçilerindedir.


“Ölümle korkutup sıtmaya razı etmek”

Türk metal bürokrasisi de, süreci aynı şekilde işletmeye hazırlanıyor. Mustafa Özbek’in açıklamaları, bu hazırlığın bir parçasıdır. Sermayedarlar payına TİSK Başkanı Refik Baydur, aynı günlerdeki “TİS görüşmeleri sıkıntı yaratmayacak... İşçisi, işvereni herkes uygulanan ekonomik istikrar programının gereklerini yerine getirecek... Ücret artışlarının %25-30 arasında olacağını tahmin ediyoruz... İşçi yüksek taleplerinde ısrar eder, ortak menfaatleri düşünmezse, kapıları kapatın bir daha açmayın” gibi açıklamalarıyla, ortadaki oyuna katkılarını sunuyor.

Fabrikaların kapatılması, dolayısıyla “işinden-ekmeğinden olmak” korkusu, işçileri sendika bürokrasisinin denetimine daha fazla itecek-yönlendirecektir. “Ölümle korkutup sıtmaya razı etmek”, her dönem egemenlerin klasik taktiği olageldi. Fakat dayatılan yıkım, sıtma bile değildir. Sermayenin çok yönlü ve bütünlüklü saldırısına razı olmak, sıtma değil ölümün kendisi olacaktır.


Metal işçilerinin sorumluluğu

Böyle karanlık bir gelecek tablosunun vebali bugünün işçi ve emekçilerinin boynundadır. Üretimin en stratejik noktasını tutan metal işçilerinin sorumluluğu da gerçek anlamını burada bulur. İhanet şebekelerinin manevralarına daha fazla prim verilmemelidir. Sermaye, işçi sınıfının gücünü görür ve dikkate alırken, sınıf neden kendi gücünü görmesin, ona sahip çıkmasın?

Sınıfın öncü partisinin programı bu gücün nereden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Öncü işçiler programdan öğrenmek ve partinin sınıfın gücünü ortaya koyması için çaba sarfetmek sorumluluğuyla yüzyüzedirler. Çünkü sınıfın gerçek gücü, kendini tüm sınırlarıyla ancak partinin politik önderliği altında ortaya koyabilir.

Her TİS ve eylem döneminde “amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek” diyerek gerçekleri tepetaklak eden, sermayenin özel mülkiyet sistemini kutsayan, artı-değer sömürüsünü meşru gören sendika bürokrasisine kanmanın bir anlamı var mı? Onlar “bağ”ın gerçek sahibi olan ve hayatı hergün yeniden yaratan işçi sınıfına sırtlarını çoktan çevirmişler, sınıfı içten çökertmeye çalışıyorlar. Asalakça “üzüm” yiyen burjuvazinin yanında saf tutmuşlar, topyekûn saldırının başarısı için çabalıyorlar.

Sendika bürokrasisine, bu ihanet şebekesine verilecek yanıt, ‘98 güz fırtınasını bu kez örgütlü ve sonuç alıcı biçimiyle güncelleştirmektir. Bu, topyekûn mücadelenin önünü açacak büyük bir adım olacaktır.





Birleşik Metal-İş’in Topkapı ve
Sefaköy şubelerinde cansız genel kurullar...

Uyuşmazlık döneminde bile
atılamayan ölü toprağı



DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş, 24-26 Kasım tarihleri arasında yapacağı 15. Genel Kurul çerçevesinde, şubeler genel kurullarını yapmaya başladı.

24 Eylül’de, Topkapı 2 No’lu, 30 Eylül’de ise Sefaköy şubelerinin genel kurulları gerçekleşti.

Coşku ve heyecanın olmadığı bir ortamda yapılan Sefaköy Şubesi’nin 7. Olağan Kurulu’na işçilerin ilgisi de zayıftı. Paksan ve Konvekta işyerlerindeki bir kısım işçi dışında, katılımcılar daha çok misafirlerden ve delegelerden oluştu. Salonda asılı bulunan ‘İş güvencesi istiyoruz, sendikasız demokrasi olmaz’ pankartları çeşitli taleplerin haykırıldığı sloganlar olarak ifade edilmedi. Kurul boyunca tek bir slogan, oda DİSK genel sekreterinin yaptığı konuşma sırasında ‘inadına sendika, inadına DİSK’ sloganı atıldı.

Kurulda, Şube başkanı Murat Akdeniz’in yaptığı konuşma, şubenin 3 yıl süresince yaptığı çalışmalar ile sermayenin genel saldırılarının çalışanlar üzerinde yarattığı yıkıcı sonuçlar ve buna karşı izlenmesi gereken mücadele üzerineydi. MESS ile yapılan TİS görüşmelerinin de uyuşmazlıkla sonuçlandığının hatırlatıldığı konuşmada, bu dönem içerisinde Hidromak ve Permatik işyerlerinin kapanması, yanısıra Hacı Ayvaz ve bir dizi işyerlerindeki yetkinin düşmesi sonucunda Sefaköy Şubesi’nin üye sayısında belirgin bir düşüşün yaşandığı belirtilerek, örgütlenme çalışmalarının hızlandırılması gerektiğine işaret edildi.

Diğer sendika yöneticileri de aynı yönde konuşmalar yaptılar. Kurul sırasında şube başkanlığına aday olan Konvekta işyeri baştemsilcisi Salih Akdemir dışında, sadece iki delege konuşma yaptı. Tüm konuşmalar metal işçilerinin ihtiyaçlarını karşılayacak içerikten yoksun olduğu gibi, konuşmalarda Kürt sorunu, F tipi hücre saldırısı v.b. siyasal ve sosyal saldırılara değinilmedi. İlgisizlik konuşmalar sırasında da kendini gösterdi. Konuşmalar dikkatle dinlenmediği gibi yoğun alkış da almadı.

158 delegenin katıldığı kurulda seçimler sonucu eski yönetim tekrar seçildi.

‘97 yılında İstanbul bölgesinde, (Ümraniye, Kartal, Topkapı, Sefaköy ve Gebze şubeleri) gerçekleşen genel kurullar, o dönem için geri bir düzey ifade etmesine rağmen, onlarca delegenin konuşmaları, sermayenin saldırılarına karşı mücadele çağrısı içeriyor, mevcut sendika bürokrasisini saldırılara karşı tutum almaya zorlayan bir yön taşıyordu.

Bugün ise iki şube şahsında gerçekleşen kurullarda ortaya çıkan tablo, ‘97 yılında yaşanan düzeyin daha da gerisine düşüldüğünü açıkça gösteriyor.

MESS ile binlerce metal işçisi arasında yapılan TİS görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlandığı bir evrede, dahası MESS’in ve onun düzeninin yıkıcı saldırıları ortadayken yapılan kurullar, saldırılara karşı mücadele çağrısı ve kararlarının alındığı platformlar olması gerekirken, yaşananlar bunun bugün böyle olmadığını gösteriyor. Bu durum mevcut sendikal tablonun yarattığı bir sonuçtur. Kurullara işçilerin taşınmaması, MESS’in saldırıları karşısında TİS görüşmeleri öncesi ve bugün uyarı ve tepki eylemlerinin ortaya konulmaması, tümüyle sendikal bürokrasinin işçiler üzerindeki denetiminden kaynaklanıyor.

Sendikacılar bu durumu örgütsüzlükle izah ediyorlar. Son bir yıl içerisinde Metal işkolunda üye sayısında düşüş ile birlikte taşeronlaştırma uygulamasına gidilmiştir. Onlarca işyerinde işten atılmalar sonucu örgütsüzleştirme yaşandı. Hidromak, PDK, Tezmaksan, Konvekta. vb. işyerleri, toplu işten atılmaların yaşandığı işletmelerden bazılarıdır. İşten atılan işçilerin direnme ve mücadele isteği, her defasında sendikacılar tarafından sükûnet ve yasal hak arama yoluyla engellenmiştir. Durum böyleyken, bugün, iş güvencesi, taşeronlaştırma, esnek üretim vb. saldırılara karşı kurullarda sendikacılar tarafından mücadele edilmesi gerektiğinin ortaya konulması, aldatmacadan başka bir şey değildir.

Önümüzdeki günlerde diğer şubeler de kongrelerini toplayacak. Tabanda MESS’e duyulan öfke ve hoşnutsuzluk kurullara taşınmak zorundadır. Uyuşmazlığın tutulduğu bir dönemde, bu sürecin bu denli sessizce geçiştirilmesine izin verilmemelidir. ‘98’de satış sözleşmesine karşı tabanın eylemli tepkisinin yarattığı güç ve olanaklar bugün de vardır. Yeter ki metal işçileri buna uygun örgütlenmeyi ve mücadeleyi ortaya koyacak adımları hızla atmaya başlasınlar.