- Kızıl Bayrak'tan...
- Dönemin görev ve sorumlulukları
- 30. yılında 15-16 Haziran, yol gösteriyor!
- KESK seçimleri 2000
- Öncü kamu emekçilerinin devrimci programı
- Onurlu kamu emekçisi hesap soruyor
- SASA grevinde kim kazandı?
- SASA grevinin ardından...
- En büyük asalaklardan Sabancı
- Murat Dil ölüme terkediliyor
- Sözün bittiği yerdeyiz!
- Saldırıyı karşı saldırıyla püskürteceğiz!
- Türkiye’de asgari ücret uygulaması...
- DEÜ’de hücre karşıtı platform
- Güney Kore: 70 bin işçi
- Clinton’ın son Avrupa gezisi
- Almanya: Kamu emekçileri greve
- Bir "iç savaş" güncesi
- Komünist militanlardan
- Senin ardından hep seninle!..
- Mücedele Postası...





 
 
Parti Programı üzerine düşüncelerim ve ilk gözlemlerim...

“Bu partinin kendisinin değil, sınıfın programıdır!”


Ben bütün samimi coşkumla emperyalizme, kapitalizme ve her türden gericiliğe karşı devrimci bir savaş çağrısı olarak bayraklaştırıp dostun düşmanın gözü önünde göklere çekilen Komünist İşçi Partisi Programı’nı selamlıyorum.

Önden kendimle ilgili bazı noktaları açıklamak istiyorum. Kızıl Bayrak okumadan önce herhangi bir devrimci düşüncem olmadı. İkincisi ise şu ana kadar hiçbir parti programı okuma imkanım da olmadı. Bu yazıyı da böyle bir dezavantajla yazıyorum.

Komünist bir partinin programı nedir, ne değildir? Bunu hep merak etmişimdir. Buna karşılık bir de kaygı taşıyordum. Bu, komünist parti programlarının oldukça ağır birer ideolojik metin olduğunu sanmamdan gelen bir anlayamama kaygısıydı.

Kızıl Bayrak’ın orta sayfada yayınlanan bölümlerini yeterli bir şekilde olmasa da kendimce dikkatli okuyor, tartışılan şeylerin yaşamdaki karşılıklarını bulmaya çalışıyordum. Daha sonra ise nihayet büyük bir özlemle beklediğim Program ve Tüzük broşürü çıktı. Birkaç gün sonra elime geçti. Gördüğümde hem sevindim hem şaşırdım. Zaten görenlerin çoğu du şaşkınlığını gizleyemiyormuş. Bendeki şaşkınlığın sebebi ise ön kısmının güzelliği idi. İlk fırsatta okumaya başladım. Okudukça şunu anladım. Hiç de önden kaygılandığım gibi bir yığın ideolojik-teorik laf alt alta sıralanmış değildi. O kadar mükemmel bir şekilde ifade edilmiş ve maddeleştirilmişti ki, okuduğum her bölüm sonunda, o konuyla ilgili anlaşılmayan ciddi hiçbir şey kalmıyordu.

Gerçi programı incelemek, içselleştirmek için iyi bir program bilincinin gerekli olduğunu biliyorum. Ama yetersiz bilgime rağmen anlamaya başladığımı söyleyebilirim. Bu biraz da programın sınıf mücadelesinde, günlük yaşam içerisinde uygulanmasıyla yakından ilgili olacaktır. Bu sınamayı da büyük bir hızla hayata geçirip, yapacağım tüm tartışmalarda (birebir veya kitlesel tartışma) Komünist İşçi Partisi’ni savunacağım. Bunun gerekli olduğuna inanıyorum. Çünkü bu partinin kendisinin değil, sınıfın programıdır. Sınıfın programı tanıması onu sonraki süreçlere daha güçlü taşıyacaktır. Böyle bir çaba içerisinde sınıfın program hakkında ne düşündüğü, nasıl karşıladığı ve programın sahiplenilip sahiplenilmediği, varsa eksik yönleri anlaşılabilecektir.

Benim program daha sunulmadan önceki tartışmalarda merak ettiğim bazı konular vardı. Bunun başlıcası tarım ve köylü sorunuydu. Çünkü bu konuda fazla bilgim yok ve aynı zamanda ben köylü kökenliyim. Köylülük yaşamının günden güne çekilmez olduğunu yaşayarak öğrendim. Kapitalizm müthiş bir yıkıntı getiriyordu. Bu ekonomik, sosyal, külterel, her alandaydı. Kendisiyle beraber çürüttüğü gibi, ekonomik olarak da yok olmaya zorluyordu. Biz köyde hayvancılık yapmak için değil, bir önceki yılın borcunu ödemek, gündelik yaşamın ihtiyaçlarını karşılamak ve gübre borcunu ödemek için çalışıyorduk. Sonuçta bu krediyi şöyle veya böyle ödüyorsun, ama katbekat fazlasıyla. Sözde düşük faizle veriyorlar parayı. Beş kişinin maaşıyla, 1996’daki krediyi 2000 başında ancak bitirdik.

Bunları şunun için yazdım. TKİP Programı’ında bu konuyla ilgili bir madde var. Tarım ve Köylü Sorunu bölümünün 2. maddesi... Tamamıyla yazdığım sorunla örtüşüyor. Bu iyi bir gözlem ve yerinde bir açıklama, daha iyisi olamazdı. Partinin bu soruna karşı çözümü ise eminim birçok köylüyü “ah nerede o günler” dedirtecek içeriktedir. Bu da 5. maddedir. Özellikle 5. maddenin c bölümü daha isabetlidir. Burada: Köylülüğün devlete, bankalara, tekellere, toprak sahiplerine tefecilere ve tüccarlara olan her türlü borç yükünün geçersiz sayılması ve tüm ipoteklerin kaldırılması yer alıyor.

Şimdi binlerce köylünün bu sorunu, tarımın tasfiyesi ile ve hızla tekelleşmesiyle daha da ağırlaşacaktır. Bu tesbit tam yerinde bir tesbit ve bana uygun çözüm sunmaktadır. Tarım ve köylü sorunundaki tek kaygım, bu sorunun genel anlamıyla Rusya’daki gibi bir sürece dönüşüp dönüşmemesi durumudur. Böyle bir sürece dönüşmesi durumunda yapılması planlanan şeylerin yeterli gelip gelmeyeceğidir. Bu konuda fazla bilgim olmadığını söylemiştim. Bu konuyu ilk fırsatta bilen birisiyle tartışacağım.

Önden merak ettiğim konulardan bir diğeri de, programda, Türkiye devrimine ilişkin bölümde yer alan konulardı. Toplumsal, siyasal, ekonomik alanlara yönelikti. Ancak okuduktan sonra ciddi herhangi bir çelişkim çıkmadı. Çünkü her konu ve her madde gayet yalın ve özlü bir şekilde açıklanmıştır. Bir başka merak konum da, Acil Demokratik İstemler üzerineydi.

Ben kendi adıma bu konuda birkaç maddeden öte bir şey beklemiyordum. Yani fazla bir şey çıkmaz diyordum. Oysa programın bu konuyla ilgili bölümünü görüp ve okuyunca düştüğüm hatayı anlayabildim. Oysa program söz ve örgütlenme hakkından militarist örgütlenmelere, faşist yasalardan emperyalist kuruluşlara, İMF’den Kıbrıs’ın işgaline, iş hayatından sağlığa, işsizlik sigortasından SSK’larda işçi emekçi denetimine, özgürlüklerden kadın-erkek eşitliğine, bilim, sanat, kültür vb’nin üzerindeki gerici baskıdan diyanetin dağıtılmasına, doğa katliamından sporun kitleselleştirilmesine vb., vb. varana kadar, hem geniş bir alanda hem de özlü ifadelerle, bu konu üzerine doyurucu talepler formüle ediyordu.

Ben kendi şahsımda şunu çok rahat ifade edebilirim ki; Komünist İşçi Partisi, ilk döneminden bu zamana kadar sürdürdüğü “cüret etmek ve başarmak” geleneğini, programla beraber daha güçlü daha kararlı bir biçimde ortaya koymuştur. Emperyalist-kapitalist düzene karşı bir savaş programı ortaya koymuştur. İşte bu cüret bu programın kendisindedir. Bu topraklardaki parti iddiası taşıyanların program konusundaki acizliklerine bakılırsa ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Bu program Anadolu’da tektir. Çünkü yöntemiyle, özüyle marksist-leninisttir. Sınıf özü ve ekseni işçi sınıfıdır. Geriye kalan tek şey ise bunu yaşama geçirebilmektir. İşçi sınıfının iktidar yürüyüşünde kılavuzluk etmesi için işçi sınıfına-emekçilere götürebilmektir. Yani cüret edip başarabilmektir.

Onun için diyorumki;

    Bu program; işçi sınıfı ve emekçilerin kurtuluş mücadelesinin kılavuzudur.
    Bu program; sosyalizme özlem duyanların tek çatısıdır.
    Bu program; emperyalizm ve kapitalizme karşı yüreklice ilan edilmiş bir savaş çağrısıdır.
    Bu program; özgürlüklerin, kardeşliklerin programıdır.
    Bu program; eğitimin, sağlığın, üretimin para için değil, toplum için yapılacağının programıdır.
    Bu program; şehitlerimizin hesabını soracağımız bir savaşın programıdır.

Daha da uzatılabilir.

    Kısaca bu program; devrimin ve sosyalizmin biricik programıdır.

Bütün işçi ve emekçileri bu barbar düzene karşı, bu program etrafında birleşmeye, savaşmaya çağırıyorum.

Kartal’dan bir emekçi



Parti Programı’nın bütünlüğü ve bilimsel mantığı, her adımda devrimci sonuçlar üretecektir


Sınıf hareketinin yükselişe geçtiği bir dönemin içindeyiz. Her dönem olduğu gibi bu dönemde de genel siyasal durum üzerine değerlendirmeler yapma ihtiyacı önemini koruyor. Sermayenin yeni gündemleri ve arkasından gelecek olan saldırılara karşı güçlü politikalar geliştirmek gerekiyor. Sermaye iktidarının her saldırısı sistemli, programlı; yılların iktidar tecrübesine dayanıyor. Buna rağmen her saldırı sistemin çelişkilerini daha da derinleştirerek sistemin sonunu hazırlıyor. Mevcut siyasal konjonktürü değerlendirmeden bile söylenebilecek net gerçeklikler var. Mesela her dönem olduğu gibi bu dönemde de toplumsal devrimin mayalanmasına olanak sağlayacak koşullar yerli yerinde duruyor. Çünkü bu koşullar varolan sınıflar mücadelesi tarafından yeniden yeniden üretiliyor.

İşçi sınıfı cephesinden bugüne kadarki mücadele, birçok demokratik hak elde edebileceğinin kanıtı oldu. Son yıllarda bir bir kaybettiği mevzilerini hep yükselen mücadele içerisindeki grev ve direnişlerle kazanmıştı. Tüm bu mevziler mücadelenin yan kazanımları olduğundan, mücadeledeki düşüş ile beraber kaybedildiler. Çünkü demokratik talepler uğruna mücadele, devrim ve iktidar mücadelesiyle birleştirilip kalıcılaştırılamamıştı. Kalıcılaştırılmayan demokrasi mücadelesi sistem içerisinde erimeye mahkumdur.

Fakat aynı demokrasi mücadelesidir ki; sınıfa iktidar perspektifi kazandıracak biricik okuldur. Bunun yanında sınıfın iktidar mücadelesi tek başına ve soyut planda yürümez. Kendi acil ve demokratik sosyal istemleri üzerinden emekçiler devrim mücadelesine kazanılır.

En ileri düzeyinde sendika bürokrasisiyle çatışan sınıf unsurlarına iktidar perspektifi taşıyabilmek, kararlı ve sabırlı bir mücadeleyi gerektirir. İşte partimiz sınıfa bu perspektifi taşıyabilecek güce sahip olmasıyla ayrıcalıklı bir konumdadır. Parti programı bunun en somut ve en önemli kanıtıdır. Emperyalist-kapitalizme yönelik tüm tahliller, doğuracağı istemlerle; istemler de hedeflere bağlantılandırılmıştır.

İşçi sınıfı, “Emeğin Korunması”na ilişkin istemler uğruna mücadele ederken, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet ilişkilerine dayanan sömürüye son verilmesi zorunluluğunu da kavrayacaktır. Zira bu istemler, hiç de birer kırıntı değil, fakat sistemin yapısal zaaflarına vuran ve onunla tam bir kopuşmayı gerektiren bir mantıkla, bunun bilimselliğinde hazırlanmış olan silahlardır.

Emeğin korunması, emeğin yoğunlaştırılmasının alternatifidir. Emek yoğunluğu bir birim ürünün üretimine harcanan çabanın artması ve bununla ters orantılı olarak ürünün üretimine harcanan zamanın azalması demektir. Bu durum emek üretkenliğinin büyümesini sağlar. Kapitalist için bu büyüme, zorunlu emek zamanında bir azalma ve artı-emek zamanında buna denk düşen bir artma sonucunda sızdırılan artı-değer anlamına gelir. Bu durumda işçinin payı, emeğin karşılığını alamamaktan doğan fiziki ve moral yozlaşmadır. Sonuç olarak emeğin korunması uğruna mücadele, beraberinde kendi devrimci çözümünü de dayatacaktır.

Emekçiler, acil demokratik ve sosyal istemleri için mücadele ederlerken, tüm direniş ve dinamiklerini proletarya devrimini beslemek yolunda kullanmaları gerekliliğini de adım adım kavrayacaklardır. Ancak bu kavrayış sürecinde, programa dayalı sistemli öncü müdahaleler şarttır. Zira tarihsel deneyimlerin de kanıtladığı gibi, demokratik mücadelenin bağımsız zemini kendi başına oldukça kaygandır.

Ulusal hareket, gençlik hareketi, kadın hareketi, çevre hareketi vb. dinamikler, işçi hareketine yedeklenemediklerinde, ya çözümsüzlük bataklığına saplanırlar, ya da liberal demokrat platformlara dönüşürler. Bu noktada Kürt ulusal kurtuluş hareketi deneyimi ibret vericidir. Verdikleri savaş ve ödedikleri bedellerle özgürlüğü fazlasıyla hakeden Kürt emekçileri, faşist diktatörlüğü “demokratik cumhuriyet” gören bir ideolojik halüsinasyona teslim edilebilmiş, olabilmişlerdir. İşte bu derece kaygan zemini olan demokrasi mücadelesi, Parti Programı’nda, bizzat burjuva düzeninin kendisine karşı burjuva demokrasisinin tüm kurumlarından sonuna dek yararlanma stratejisiyle birlikte, net bir biçimde proleter devrim hedefine bağlanır.

Devrimci bir parti herşeyden önce siyaset sahnesine bilimsel temellere oturan devrimci bir programla çıkar. Zira programında kendi ilkelerini, amaçlarını, bu amaçlara ulaşmanın yol ve yöntemlerini ortaya koyacak, bunu dosta düşmana ilan edecektir.

Komünistlerin örgüt-sınıf-parti-ihtilal yolculuğu, bugün partiye dayanarak sınıfı devrime kazanma aşamasındadır. Bu aşamada işçi sınıfını kendi devrimci programı altında birleştirmek, onu savaştırmanın formülü olacak. Bu tespit hiçbir şekilde iyimser bir kehanet değildir. Ve tesadüf değildir ki, parti açık ve tek bir biçimde şu şiarı haykırır:

“İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!”

T. Diriliş



Programımız yolumuzu aydınlatıyor!


10 yılı aşkın bir zamandır verilen teorik ve pratik çabanın ve ısrarın ürünü olan Parti’yi ‘98 Kasım’ında kazanmıştık. Şimdi ise aynı çabanın ürünü olarak sınıfın, devrimin ve sosyalizmin programını kazanmış bulunuyoruz. Programımızın ilanında da, tıpkı Parti ilanında olduğu gibi büyük bir sevinç, heyecan ve coşku yaşadık. Partimizin kuruluşunun ilanından aldığımız moral ve motivasyonumuz, program ve tüzüğümüzle perçinlenmiş oldu.

Programımız işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin kurtuluş umudunun ifadesidir. İnsanlığı açlığa, sefalete ve yıkıma sürükleyen emperyalist-kapitalist sistemin yıkım programı olacaktır. İşçi sınıfı asalak burjuva iktidarına karşı savaşımında kendisine yol gösterecek olan programına artık kavuşmuştur.

Parti’nin programı bu siyasal coğrafyada işçi sınıfı adına ortaya konulmuş tüm programların iflasının ve geçersizliğinin de bir ifadesidir. Programımız teorik ve pratik tutarlılığımızın, ideolojik birliğimizin ve proletarya devriminin tek çıkar yol olduğunun göstergesidir. Programımız Türkiye’deki sınıf mücadelesinde yaşamsal ve canlıdır. Çünkü Türkiye toplumunun marksist-leninist bakışaçısıyla bilimsel tahlilinin ürünüdür.

Partimiz programımızı son derece ciddiyetle ele almış, her bir maddesini çok yönlü ve ayrıntılı tartışmalara konu ederek, geleneksel sol haraketlerdeki program ciddiyetsizliğine de son vermiştir. Programımızın ilanı Türkiye işçi sınıfı ve sol hareketi tarihinde gerçek bir dönüm noktasıdır. Sınıf adına ortaya çıkmış, gerçekte ise küçük-burjuva sosyalizminin değişik versiyonlarını temsil eden akımlar dönemi artık kesin bir biçimde sona ermiştir. Partimiz proletarya sosyalizminin hakim olacağı yeni dönemin temsilcisidir. Devrimci geleceğimize bu program ekseninde yürüyeceğiz.

Partimizin bu denli ciddiye aldığı programı Parti’nin militanları olan bizler de ciddiye alacağız. Açıktır ki programımızı kavradığımız ölçüde işçi sınıfına kavratabiliriz. Programımızı anlamak ve kavramak bakımından Kongre tartışmaları son derece önemlidir, bir bakıma programın gerekçelendirilmesidir. Programımıza ilişkin materyali döne döne incelemek zorundayız. Önümüzde Kongre tutanakları ile marksist-leninist klasikler duruyor. Programın yöntemini ve yapısını anlamak, stratejik ve taktik ilkelerini kavramak için onlara sıkı sıkıya sarılmak durumundayız. Programımızı derinlemesine ancak böylece kavrayabilir, sınıf mücadelesinde onun hakkını ancak böylece verebiliriz.

Programımız yaşamsal, canlı ve günceldir. Lastik işçilerinin, onlar şahsında işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı grev yasaklama saldırısı buna somut bir örnektir. Programımızın sermaye iktidarının grev yasaklarına karşı tüm çalışanlara toplu sözleşmeli sendika hakkı, sınırsız grev ve genel grev hakkı, lokavtın yasaklanması talebini yükseltmektedir.

Programımızın “Acil Demokratik ve Sosyal İstemler” bölümünde yer alan bu ve diğer taleplerin tümü, siyasal iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi temel stratejik hedefine sıkı sıkıya bağlı bir biçimde formüle edilmektedir. İşçi sınıfı ve emekçi yığınların bu talepler uğruna yürüteceği mücadeleler içinde kendi özdeneyimleri ile eğitilerek devrimci mücadeleye kazanılması hedeflenmektedir.

    - Tüm çalışanlara grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı, sınırsız grev ve genel grev hakkı, lokavtın yasaklanması.
    - Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi.
    - Herkese sağlığa ve ihtiyaca uygun konut.
    - Herkese parasız sağlık hizmeti.
    - Her düzeyde parasız eğitim. 17 yaşına kadar zorunlu eğitim. Bilimsel, demokratik, laik eğitim ve özerk demokratik üniversite.
    - Tüm çalışanlar için parasız sağlık hizmeti (işsizlik, sağlık, kaza, yaşlılık, vb.) sigorta primlerinin devlet ve işveren tarafından ödenmesi, sosyal sigorta kurumlarında işçi ve emekçi denetimi.

İşçi ve emekçiler için büyük bir önem taşıyan bu ve benzeri talepler hiçbir biçimde kendi içinde bir alt mücadele programı olarak ele alınmamakta, temel devrimci hedefimize ulaşmanın dayanakları olarak formüle edilmektedir.

Programımız somutluğu ve güncelliğiyle mücadelemize ışık tutuyor, yolumuzu aydınlatıyor.

Komünistler yıllar önce emekçilere ve devrimcilere verdikleri sözü yerine getirdiler. “Herşey Parti İçin!” şiarı artık anlamını buldu. Parti ve program kazanıldı. Parti ve program burjuva sınıf iktidarını yıkmak için yürüttüğümüz savaşta en büyük silahımız olacaktır. İşçi sınıfı insanlığı açlığa, yoksulluğa sürükleyen emperyalist-kapitalist iktidarı yıkacak tek devrimci güç ise, biz komünistlerin görevi parti ve program silahını işçi sınıfına kazandırmak ve bu savaşımda işçi sınıfını iktidarı almaya hazırlamak olmalıdır. Bunu ise ancak programımızı özümseyerek, içselleştirerek başarabiliriz. Sürece göstereceğimiz çaba ve iradeyle yön vermeliyiz. Programımız bize yol gösterecek, önümüzü açacak ve aydınlatacaktır.
Yaşasın proletarya devrimi!
Yaşasın sosyalizm!

K. A./İstanbul


ARSIV ANA SAYFA