- Kızıl Bayrak'tan...
- Dönemin görev ve sorumlulukları
- 30. yılında 15-16 Haziran, yol gösteriyor!
- KESK seçimleri 2000
- Öncü kamu emekçilerinin devrimci programı
- Onurlu kamu emekçisi hesap soruyor
- SASA grevinde kim kazandı?
- SASA grevinin ardından...
- En büyük asalaklardan Sabancı
- Murat Dil ölüme terkediliyor
- Sözün bittiği yerdeyiz!
- Saldırıyı karşı saldırıyla püskürteceğiz!
- Türkiye’de asgari ücret uygulaması...
- DEÜ’de hücre karşıtı platform
- Güney Kore: 70 bin işçi
- Clinton’ın son Avrupa gezisi
- Almanya: Kamu emekçileri greve
- Bir "iç savaş" güncesi
- Komünist militanlardan
- Senin ardından hep seninle!..
- Mücedele Postası...





 
 
Bir “iç savaş” güncesi:

Parti’yi, proletaryayı ve komünizmi savunma yazıları

1991-1999


Garbis ALTINOĞLU

Ö N S Ö Z

Bu derleme, yakın zamana kadar çeşitli kademelerinde sorumluluk almış bulunduğum TKP (M-L) Hareketi ve MLKP içindeki oportünist ve revizyonist eğilimlere ve küçük-burjuva devrimciliğine karşı yürüttüğüm ve gelinen noktada, bir anlamda “başarısızlık”la sonuçlandığını kabul ettiğim fazlasıyla uzun süreli ideolojik savaşımın belgelerinden oluşmaktadır. Bu belge ve yazıların küçük bir kısmı örgüt-içi tartışma yayım organlarında yayımlanmış bulunuyor. Sözkonusu belge ve yazıların çoğunluğu ise, öncelikle TKP (M-L) Hareketi ve MLKP önderliğinin dikkatine sunulmuş bulundukları için, ama aynı zamanda yazarın giderek belirginleşen bir sansür uygulamasına hedef olması nedeniyle doğal olarak bu örgütlerin üyeleri, hatta MLKP’nin 1997’de yapılan İkinci Kongresi delegeleri tarafından da okunamamışlardır. Genel olarak bu derlemede yer alan yazıların ve özel olarak derlemenin sonundaki EKLER bölümünde yer alan “MLKP Merkez Komitesi’ne Mektup” adlı metnin içeriğinden de görülebileceği gibi, bu hiç de şaşırtıcı değildir. MLKP’nin programında ve onun, Birlik Kongresi belgelerinde anlatımını bulan -esas itibariyle doğru- temel görüşlerini ayaklar altına alanların, bozanların ve keyfi bir biçimde çarpıtanların, Parti’nin rotasını küçük-burjuva reformizmine çevirmiş ve böylelikle MLKP tüzüğü bakımından da gayrımeşru bir konuma sürüklenmiş bulunanların böylesi bir tavır almamaları, sesimi kısmaya çalışmamaları, nesnelerin doğasına aykırı olurdu. Bir bölümü kaybolduğu için bu derlemede yer alamayan sözkonusu belge ve yazılar, özel olarak MLKP içindeki komünist güçlerin bu Parti-karşıtı tasfiyeci saldırıya karşı koymasına, Parti’ye sahip çıkmasına ve onu sağlam bir Marksist-Leninist çizgiye oturtmasına ve genel olarak Türkiye devrimci hareketi içindeki küçük-burjuva devrimciliğinin ve reformizminin eleştirisine katkıda bulunabilirlerse, bu derleme amacına ulaşmış olacaktır. Öte yandan, bu derlemede yer alan belge ve yazıların, TKP (M-L) Hareketi’nin ve MLKP’nin tarihinin olduğu gibi -daha sınırlı ölçüde olmakla birlikte- Türkiye devrimci hareketinin tarihinin yazımına ve anlaşılmasına da katkıda bulunacağı söylenebilir. Bir bölümü çok gerekli görülmediği için bu derlemeye konmayan sözkonusu belge ve yazılar, bazı önemsiz anlatım ve yazım hatalarının düzeltilmesi ve güvenlik gereği yapılan bazı kısaltmalar bir yana konacak olursa ilerici kamuoyuna olduğu gibi sunulmaktadırlar.

Derlemenin sonundaki EKLER bölümüne, MLKP içindeki ideolojik savaşımın en azından bazı yönlerine ışık tutacak başka bazı belgeler eklenmiştir.

Bu kitabın yayımlanmasına MLKP Merkez Komitesi cephesinden nasıl bir tepki geleceğini kestirmek hiç de zor olmasa gerek. Parti’yi tasfiye eyleminin sorumlularının, ideolojik cephaneliklerinde tutarlı ve saf Marksizm-Leninizm’den başka herşeyi bulunduranların ve şimdiye değin bu eleştirilere elle tutulur ve ciddiye alınabilir herhangi bir yanıt vermemiş, verememiş ve veremeyecek olanların, tartışma konusu olan ilkesel ve taktiksel sorunların özünü karartmaya ve gözlerden gizlemeye ve tartışmayı kişisel bir doğrultuya çekmeye çalışmaları vb. benim için hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Olmayacaktır; çünkü böyle bir kampanyanın daha önce değilse bile, en azından 1999’un ikinci yarısından itibaren zaten alttan alta sürdürülmekte olduğunu gösteren çeşitli veriler bulunuyor. Ama, benim “ilgi ve uzmanlık alanıma” girmediğinin altını çizmem gereken ve bir bumerang örneği dönüp sahibini yaralayacak olan bu türden saldırıları, yani kişisel “polemikler”i yanıtlamayacağım. Ben öncelikle, ideoloji ve stratejik siyaset bakımından proletaryaya düşman olan bir sınıfla -küçük burjuvazi- ve onun Marksizm-Leninizm adına ve Marksist-Leninizm görüntüsü altında kendi dünya görüşü, siyaset yapma tarzı ve örgüt anlayışını Partiye tümüyle egemen kılma ve komünist harekete dayatma çabasına karşı savaşıyorum; tekil küçük-burjuvaların kaprisleri, dedikodu ve spekülasyonları beni, kural olarak ilgilendirmiyor.

Derlemede yer alan belge ve yazıların, yazarın daha çok “ulusal sorun”daki sapmaları ve oportünizmi hedef aldığı izlenimini yaratacağı söylenebilir. Bu, bir bakıma ve bir yere kadar doğru olduğu gibi meşrudur da. Bu doğru ve meşrudur; çünkü en azından belli bir tarihten sonra oportünizmin ve revizyonizmin TKP (M-L) Hareketi’ne ve MLKP’ye nüfuzu, öncelikle bu sorun üzerinden olmuştur. Ancak, MLKP’yi yiyip bitiren oportünizmin öncelikle ve esas olarak ezilen ulus milliyetçiliği olduğu ve dolayısıyla eleştirinin ateşinin tam da bu nedenle ulusal sorundaki oportünizm ve kuyrukçuluk üzerinde yoğunlaştırıldığı izlenimi aslında aldatıcıdır. Sözkonusu belge ve yazıların dikkatli bir biçimde incelenmesi; aslında eleştirinin ateşinin her zaman, genel olarak küçük-burjuva demokratizmi ve onun değişik belirtileri ve MLKP’ye etkileri üzerinde, yani proletaryanın hegemonyasının ve diktatörlüğünün, proleter enternasyonalizminin, proletaryanın komünist partisinin ve sosyalist perspektifin gözardı edilmesi ve yadsınması üzerinde yoğunlaştığını gösterecektir. MLKP önderliğini de niteleyen küçük-burjuvaziye özgü kuvvete tapma eğiliminin ve özgüvensizliğin, onu ve dolayısıyla örgütü, -1984 sonrası dönemde Türkiye ve Kuzey Kürdistan arenasındaki en büyük ve kitlesel ilerici güç olması nedeniyle- PKK’nin ve özellikle de A. Öcalan’ın kıçı önünde, hiç de gurur verici olmayan bir biçimde secdeye varmaya götürmesi kaçınılmazdı.

Bu olgudan çıkacak bir başka vargı da PKK’nin, A. Öcalan ve ortakları tarafından satışa çıkarılmasından sonra MLKP önderliğinin ve dolayısıyla MLKP’nin yaşadığı bunalımın daha da derinleşmesi ve büyük olasılıkla da mantıksal sonucuna varacak olmasıdır. Kendi ayakları üzerinde durma yetisinden, kendine özgü az çok tutarlı bir siyasal çizgiden yoksun olanların, siyasal ciddiyetsizliğin, belkemiksizliğin ve tutarsızlığın doruklarında dolaşanların ve başkalarına yaslanarak ayakta kalmaya çalışanların varacağı durak, bundan başkası olamazdı.

Ancak burada, TKP (M-L) Hareketi’nin ve MLKP’nin yaşadığı olumsuz evrimin, gerçek bir komünist hareketin ya da komünist partisinin revizyonist bir kliğin egemenliğine girmesi türünden bir süreçle tam olarak örtüşmediğini de anımsatmak gerekir. Bunun nedeni açık: MLKP’ye damgasını vuran TKP (M-L) Hareketi, Maoizme karşı tutum almasını izleyen dönemde esas itibariyle Marksist bir programatik yaklaşıma sahip olmasına ya da daha doğrusu öyle gözükmesine rağmen,

a) hiçbir zaman küçük-burjuva demokratizminden proleter sosyalizmine ideolojik geçiş sürecini tamamlayamamış ve genel olarak oportünizmle ve özel olarak kendi Maoist kökeni ve geçmişiyle gerçek ve tam bir hesaplaşma yaşamamış,

b) işçi sınıfı hareketiyle anlamlı bağlar kuramamış, dahası işçi sınıfını çalışmasının merkezine koyma, bu sınıfa sosyalist bilinç götürme ve onun anti-kapitalist eylemine önderlik etme görevleri konusunda da hiçbir zaman yeterli kafa açıklığına kavuşamamıştı. Dolayısıyla o, Marksizm-Leninizmle Maoizmin ve diğer anti-Marksist eğilimlerin eklektik bir karışımı olan bir ideolojik-siyasal çizgi tarafından yönlendirilen orta yolcu oportünist bir akım olarak biçimlenmiştir. Ne yazık ki, bağrındaki komünist potansiyele rağmen yaşanan süreç, TKP (M-L) Hareketi’nin ve onun önderliğinin küçük-burjuva demokratizminin sınırlarını aşamadığını, bu olgunun MLKP deneyimini de daha başından başarısızlığa mahkum ettiğini kanıtlamış bulunuyor.

Uluslararası komünist ve işçi hareketinin tarihsel deneyimi, proletaryanın bilinçli sınıf düşmanlarının ve onların komünist ve devrimci hareket içindeki bilinçli ve bilinçsiz küçük-burjuva uzantılarının ilk ve asıl hedeflerinden birinin her zaman komünist hareketin sınıfsal kimliği olmuş olduğunu göstermiştir ve göstermektedir. Evet, bu komünist kimliğin oluşmasını engellemek ve eğer oluşmuşsa bu kimliği yıpratmak ve yok etmek, hareketin saflarında ideolojik kafakarışıklığı yaratmak ve onun tutarlı Marksist-Leninist siyasal çizgiden uzak kalmasını ya da uzaklaşmasını sağlamak. Adından ve özellikle içeriğinden de görülebileceği gibi bu derlemenin yazarı, işte bu anlayıştan hareketle TKP (M-L) Hareketi’nin ve MLKP’nin olumlu geleneklerini ve Marksist-Leninist birikimini savunmak, olumsuz geleneklerini ve küçük-burjuva yanını yıkmak, böylelikle bu örgütlerin potansiyel komünist kimliğini yaşatmak ve geliştirmek amacıyla fazlasıyla uzun ve sabırlı bir savaşım sürdürmüştür. Ama teoriyi devrim ve sosyalizm kavgasının vazgeçilmez bir aracı değil, bir süs, bir dekor olarak algılayan ve Marksizmi oportünizmle bağdaştırma ve dolayısıyla ona bağımlı kılma ve eklektisizm batağında yüzme geleneğinden bir türlü kopamayan MLKP önderliği, temelden sakat yaklaşımı nedeniyle bu çabayı hiçbir zaman anlayamamıştır. Ve o “komünizm modasının” eskisi kadar “geçerli olmadığı” günümüz dünya ve ülke koşullarının da basıncı altında ve kaçınılmaz bir biçimde Parti’yi ideolojik ve örgütsel olarak tasfiye olmanın eşiğine getirmiş, hatta bu tasfiye işlemini yaşama geçirmiştir.

Üzülerek söylemeliyim ki, devrimci bir teori olmadan devrimci bir hareketin olamayacağını belirten Marksizm’in ustalarının bu kitap içinde de yer yer dile getirilen şu “basit”, ama son derece derin ve önemli saptamasının, TKP (M-L) Hareketi’nin ve MLKP’nin deneyimi ile bir kez daha tümüyle ve acı bir biçimde doğrulanmış olduğunun altını çizmek isterim. Devrimci birey ya da örgütlerin, küçük-burjuva devrimciliğinden, oportünizm ve revizyonizmden tam, radikal ve geri dönüşsüz bir kopuş yaşamaksızın ve proleter diktatörlüğünü lafta değil gerçekten savunmaksızın Marksist-Leninist bir konuma gelmeleri ya da böylesi bir konumda tutunmaları asla olanaklı değildir. TKP (M-L) Hareketi’nden devraldığı oportünist gelenek, -burjuva-demokratik ve Maoist geçmişiyle ya da bu geçmişinin güçlü kalıntılarıyla ideolojik barış içinde birarada yaşama, her türden sapmalara ve oportünizm ve revizyonizme hoşgörü gösterme, karşıt uçları uzlaştırma ve buna bağlı olarak işçi sınıfına ve sosyalizme uzak durma geleneği- MLKP’nin bünyesini giderek artan ölçülerde zehirlemiş ve felç etmiş, onun yaşadığı, yaşamak zorunda bırakıldığı derin bunalımın ve can çekişmenin temel nedeni olmuştur.

İlerici kamuoyunda varolan ya da yaratılan izlenim, yazarın da bu bunalımın ve olumsuz evrimin temel öğelerinden birisi, hatta belki de birincisi olduğu yolundadır. Elbette, TKP (M-L) Hareketi ve MLKP sürecinin bir parçası olmuş olan yazarın kendisi de yaşanan bunalımın ve olumsuz evrimin sorumluluğunu şu ya da bu ölçüde taşımaktadır. Ancak, dışardan bakanların -bir yere kadar haklı olarak- sahip olabilecekleri ve genellikle sahip oldukları yaygın izlenimin tersine onun sorumluluğunun boyutları ve düzeyinin, tahmin edilenin çok altında olduğu belirtilmelidir. Bu satırların yazarı siyasal yaşam süresi boyunca, çoğu zaman bu örgütlerin yazgılarını belirleyecek bir konumda bulunmamış, böyle bir konumda bulunduğu dönemlerde de uyarı ve eleştirileri genellikle dikkate alınmamıştır. Dahası onun, gerek TKP (M-L) Hareketi ve gerekse MLKP önderliklerininkinden farklı, hatta onlarınkine ters düşen görüş ve yaklaşımları nedeniyle çoğu zaman üstü örtülü bir yalıtma, hatta dıştalama çabasının hedefi olmuş olduğunun altı çizilmelidir. O, elinizdeki derlemede yer alan yazıların da gösterdiği gibi hem Birlik Kongresi öncesinde, hem de bu kongre sonrasında içinde yer aldığı kolektifteki oportünist eğilimlere karşı kesintisiz bir ideolojik kavga sürdürmüştür. Bununla birlikte, yaşadığı örgütsel ortamın ve bu ortama damgasını vuran oportünist gelenek ve alışkanlıkların onu da bir ölçüde etkilediği ve dolayısıyla eleştirilerini mantıksal sonuçlarına götürmede görece yavaş ve uzlaşmacı davranmaya ve dolayısıyla TKP (M-L) Hareketi’nin Marksizm-Leninizme yakınlık düzeyini abartmaya koşullandırdığı söylenebilir ve söylenmelidir. Bu onun, Birlik Kongresiyle oluşan MLKP sürecine de fazlasıyla iyimser bir tarzda yaklaşmasında belirleyici bir rol oynamıştır. İnsanların yaşadıkları maddi ortamın hem mimarları, hem de ürünü olduklarını belirten materyalist tez, asla günahsız olduğunu ileri süremeyecek olan yazar için de geçerlidir.

Son olarak, burada ve kitapta yer alan belge ve yazılarda, daha çok “TKP (M-L) Hareketi ve MLKP”den söz edilmesinin ve MLKP’nin oluşturucu öğelerinden TKİH’nin -ve yapısal özellikleri bakımından TKP (M-L) Hareketi’nden neredeyse farksız olan TKP (M-L)/YİÖ’nün- ise adeta “yok sayılmasının”, bir dikkatsizlikten, dil sürçmesinden ya da yazarın kendi grup kökenine ilişkin bir önyargıdan kaynaklanmadığı özenle belirtilmelidir. Bunun temel nedeni, sık sık kesintilere uğrayan çalkantılı tarihsel evrimi içinde kendine özgü istikrarlı bir kolektif kişilik oluşturamamış olan TKİH’nin, ne yazık ki MLKP’nin oluşumuna kendi olumlu özelliklerinin damgasını yeterince vuramamış ve dolayısıyla MLKP’nin, zamanla adeta genişletilmiş bir TKP (M-L) Hareketi’ne dönüşmüş olmasıdır.

Bu derlemedeki yazıları okuma zahmetine katlanacak olan okurun, yazarın konumunun ve yaklaşımının ve en son geldiği noktanın özünü ve onunla MLKP önderliği arasındaki görüş ayrılıklarının seyrini kavraması için öncelikle, kitabın sonundaki EKLER bölümünde yer alan 4-7 Aralık 1999 tarihli “MLKP Merkez Komitesi’ne Mektup”u okuması salık verilmektedir.

Herhalde olmamalı; ama gene de bazılarının aklına bu yazıların neden MLKP’nin olanakları kullanılmak suretiyle basılmadığı sorusu gelebilecektir. Bu sorunun yanıtı, şimdiye kadar söylenenlerde ve daha ayrıntılı olarak kitabın içinde yer alan yazıların içeriğinde yatmaktadır. Özcesi, yazarla MLKP önderliği arasındaki ilişkilerin evrimi ve geldiği nokta, bu belge ve yazıların MLKP tarafından basılmasını olanaksız kılmıştır. Şimdiye kadar, hatta yıllardır bu belge ve yazılarda yer alan öneri ve eleştirileri esas itibariyle dikkate almamakla kalmamış, dahası bu öneri ve eleştirilere karşı misillemeye girişmiş, gazetelerinde kendi adıyla köşe yazıları yazmasına ve en pespaye yazar taslaklarının kitaplarını basarken onun, -çoğunluğu yayımlanmış olan- yazılarını kitaplaştırmasına karşı çıkmış, yani özcesi onu bir susku komplosunun kurbanı haline getirmeye ve yalıtmaya çalışmış bulunan MLKP Merkez Komitesi’nin böyle bir derlemeyi yayımlamasını beklemek saflıktan da öte bir şey olurdu.

Nisan 2000



“Işık, daha çok ışık!”


Garbis Altınoğlu Türkiye devrimci hareketi içerisinde tanınmış eski ve emektar bir devrimci. Son 25 yıllık yaşamı kesintisiz olarak önce TKP (M-L) Hareketi, ardından MLKP saflarında sürmüş olan G. Altınoğlu’nu devrimciler öncelikle 12 Eylül dönemindeki dirençli tutumundan hatırlarlar. Devrimci okur onu MLKP’nin kuruluş belgeleri olan “Birlik Kongresi Belgeleri”nin “Derleyen”i olarak da hatırlayacaktır.

Bu konumdaki bir devrimci şimdi kamoyunun karşısına TKP (M-L) Hareketi ve ardından MLKP içerisinde yürüttüğü iç ideolojik-politik mücadelenin kapsamlı belgeleriyle çıkıyor. Temel teorik sorunlardan örgüt yaşamının ve çalışma tarzının teknik sorunlarına kadar çok değişik konuları kapsayan, fakat Kürt sorunu ve geçmiş değerlendirmesi gibi iki temel konu üzerinde özellikle yoğunlaşan bu belgeler, gerçekten dikkate değerdir. Hemen hiçbir kişisel öğe ya da saik içermeyen, tümüyle ideolojik-politik bir içeriğe ve kaygıya sahip olan bu metinlerin önemli bir bölümünün, geçtik kamuoyuna sunulması, örgüt içinde bile dağıtılmadığı iddiası gerçekten şaşırtıcıdır. Kaldı ki, son döneme, yani kopma aşamasına ait olanlar dışında, bu belgelere son derece yapıcı bir tutum egemendir. Metinler incelendiğinde ve tartışılan konuların büyük ilkesel ve politik önemi gözetildiğinde, yazardaki örgüt disiplini anlayışının ve örgüt adamı sorumluluğunun bir noktadan sonra zaaf ölçüsüne vardığı bile söylenebilir. Ortaya konulan görüş ve eleştiriler, kendi partisini ciddi ideolojik ve politik zaaflardan korumaya çalışan bir devrimcinin hassasiyetini ve sorumluluğunu yansıtmaktadır. Buna rağmen bu eleştirilerden yararlanılmaması, dahası bunların bir kısmının örgütten bile gizlenmesi, ancak iç örgütsel demokrasi konusunda aşırı zaafiyetle karakterize olan küçük-burjuva bürokratik örgüt geleneği çerçevesinde anlaşılabilinir.

MLKP yönetimi bugün, yıllarca Kürt sorununda kuyrukçu bir çizgi izlediğini, ulusal sorunda sınıf işbirlikçisi çizgiye düştüğünü, bunu bin türlü özür ve açıklamayla mazur göstermeye ve yumuşatmaya çalışsa da, gerçekte bir biçimde itiraf etmektedir. Oysa kendileriyle aynı sorumluluk konumunda olan bir devrimcinin çoğu kere zamanında ve yerinde yapılmış eleştirileri gözönüne alınmış olsaydı, sonuç hiç de böyle olmazdı, en azından bu kadar kötü ve iç karartıcı olmazdı. Aynı şeyler geçmişe egemen küçük-burjuva devrimciliğinin ele alınmasına ve aşılmasına ilişkin sorunlar için de belli sınırlar içerisinde geçerlidir.

Bizim kendi cephemizden ve bakışaçımızdan ele alındığında, bu belgelerin MLKP gerçekliği ve onun şahsında bir parçası olduğu geleneksel küçük-burjuva devrimci demokrat hareket hakkında neye tanıklık ettiğini irdelemenin yeri burası değil. Şu kadarını söyleyelim ki, yazarın MLKP’nin yıllardır içine girdiği yönelim ve bunun bugün onu yüzyüze bıraktığı akıbet üzerine söyledikleri, gerçekte bizim sosyalizm ile demokratizm arasında sallantılı bir ara konumda bulunan geleneksel küçük-burjuva akımların evrimi ve akıbeti hakkındaki tahlilimizin bir doğrulanmasıdır. Bizim tahlilimiz bu akımların liberalizm ve Marksizm doğrultusunda bir iç ayrışma potansiyeli taşıdığına da her zaman açıklıkla işaret etmiştir. Garbis Altınoğlu’nun kendi on yıllık iç mücadele belgeleriyle yaptığı çıkışın MLKP bünyesinde buna bir parça hizmet edip edemeyeceğini ise doğal olarak zaman gösterecek.

***

Bu sayfalarda okura sunduğumuz metin, G. Altınoğlu’nun ismi başlıkta yer alan kitabının “Önsöz”üdür. 9 yıllık bir döneme ait çok sayıda yazı, mektup ve belgeden oluşan bu derlemenin, “Önsöz”de her ne kadar “bu kitap” diye anılıyorsa da, gerçekte birkaç kitap hacminde olduğunu da burada okura duyuralım.

Bir siyasal harekete ilişkin bu bir hayli “tatsız gerçekler”in kamuoyuna buradan duyurulmasına da son bir nokta olarak birkaç cümleyle değinmiş olalım. Komünistler ideolojik-politik eksene ve içeriğe dayalı görüş ayrılıkları sözkonusu olduğunda, herhangi bir “gizlilik” ilkesi ya da kuralı tanımamakta, dahası bunu hiç bir biçimde meşru saymamaktadırlar. Biz siyasal sahneye “Işık, daha çok ışık!” parolası ile çıkmış bir geleneğin temsilcileriyiz. Bu parolayı kendi siyasal yaşamımızda uygulamakla kalmaz; bunu devrimci olmak iddiasındaki tüm siyasal akımların yaşamı için de geçerli olması gerektiğini savunur ve kendi cephemizden her zaman buna uygun davranırız.

Bu bakışaçısı çerçevesinde sayfalarımız, görüşleri bastırılan ya da hasıraltı edilen tüm devrimcilere olduğu kadar, emektar ve saygın bir devrimci olarak Garbis Altınoğlu’na da tümüyle açıktır.

Kızıl Bayrak


ARSIV ANA SAYFA