- Kızıl Bayrak'tan...
- Dönemin görev ve sorumlulukları
- 30. yılında 15-16 Haziran, yol gösteriyor!
- KESK seçimleri 2000
- Öncü kamu emekçilerinin devrimci programı
- Onurlu kamu emekçisi hesap soruyor
- SASA grevinde kim kazandı?
- SASA grevinin ardından...
- En büyük asalaklardan Sabancı
- Murat Dil ölüme terkediliyor
- Sözün bittiği yerdeyiz!
- Saldırıyı karşı saldırıyla püskürteceğiz!
- Türkiye’de asgari ücret uygulaması...
- DEÜ’de hücre karşıtı platform
- Güney Kore: 70 bin işçi
- Clinton’ın son Avrupa gezisi
- Almanya: Kamu emekçileri greve
- Bir "iç savaş" güncesi
- Komünist militanlardan
- Senin ardından hep seninle!..
- Mücedele Postası...





 
 
SASA grevinin ardından...


Çukurova bölgesi, Türkiye işçi sınıfının içinde bulunduğu hareketli süreçte stratejik bir önem taşımaktadır. İMF programının sermaye devleti tarafından son hızla hayata geçirildiği bu dönemde TİS’ler de çetin geçmektedir. Ancak İMF-TÜSİAD hükümeti içi boş grev hakkını da işçi sınıfının elinden almakta, sendika bürokrasisinin ihanetinin de yardımıyla daha beter sefalet koşullarını dayatmakta, geçmişte kazanılmış ne kadar hak varsa budamaya çalışmaktadır.

İşçi sınıfı henüz sendikal ihaneti boşa çıkaracak bir birleşik-militan karşı koyuş gösterebilmiş değil. Lastik-İş grevi önce engellenmiş, daha sonra sendika yönetimi tarafından İMF programı çizgisinde bir sözleşme imzalanmıştır. MARSA’da çalışan 800 işçiden 250 kadrolu işçinin grevi yine sendika merkezinin işverenle imzaladığı sözleşme sonucu engellenmiştir. Taşeronlaşma, MARSA’da grev hakkının işveren üzerinde hiçbir yaptırımda bulunamamasına yol açmıştır.

Bu süreçte SASA’da başlayan grev, SASA işçisinin sınıf kardeşlerinin öncüsü olabileceği öngörüsüyle Türkiye işçi sınıfının gündemine oturmuştu. SASA grevinde işçilerin göstereceği direnç, bundan sonra TİS sürecine girecek fabrikalar için örnek ve öncü olabilecekti. 16 Mayıs’ta SASA işçisi greve çıkarak böyle bir misyon yüklendi. Ancak sendikal ihaneti boşa çıkaramadı, bu misyonun gereklerini yerine getiremedi.

SASA, Sabancı Holding açısından önemli bir sanayi tesisi, petro-kimya sektöründeki 20 büyük fabrikadan biri. İşlenen hammaddenin kimyasal özelliklerinden dolayı, fabrikanın durması ve tekrar üretime başlaması işverene pahalıya mal oluyor. SASA uluslararası tekellerden Dupont’la evlilik yapmış durumda. Dolayısıyla, Petrol-İş’te örgütlü olan SASA işçilerinin grev silahı işveren üzerinde etkiliydi. Kadrolu 1850 işçi üretimde yer alıyor. Bu işçilerin dışında üretimde yer alan 500 işçi ise taşeron firmada çalışıyor. İşte SASA işçisi bu koşullarda grev silahını etkili bir biçimde kullanamadı.

Süreç nasıl gelişti?
SASA’nın örgütlü olduğu Petrol-İş’te yönetim geçen yıl değişti. 1850 işçinin 850’sinin oyunu alan yönetim MHP’li. Eski yönetim demokrat işçilerden oluşuyordu. Ancak kongrede solcular kendi aralarında birlik sağlayamadıkları için, sayısal çokluklarına rağmen, seçimi MHP’liler aldılar. Fabrika işçi temsilciliklerine sendikal çalışmadan bihaber, sınıf bilinci zayıf olan MHP’li işçiler özel olarak getirildiler. Öncü misyonu olan işçilerin temsilci olmasına ise engel olundu. SASA işçisi, diğer sınıf kardeşlerine oranla sınıf bilinci gelişmiş olmakla birlikte, düzenin sınıfı sağcı-solcu diye bölme oyununu bozamadı. Yeni yönetim başa geldikten sonra öncü işçiler sendika-işveren işbirliğiyle tek tek atılırken, solcu işçiler yalnızca yönetime diş bilemekle kaldılar.

Ancak tüm bunlara rağmen sendika, sermaye devletinin kendine biçtiği misyonu tam olarak yerine getirebilmiş, Çukobirlik’te yaratılan kutuplaşmayı SASA’da yaratabilmiş değil. İşçiler, işçinin sağcısı-solcusu olmaz diyebiliyorlar. Yine de sendika herkesin gözü önünde kirli oyunlar oynarken, birbirlerine destek çıkmıyorlar. Fabrikada hakim olan atmosfer; işveren istediğini atabilir, yapılacak bir şey yok, yasal dayanağımız yok, kaybedeceğimiz tazminatımız var, vb. şeklinde. 10-15 yıllık işçiler ise, her TİS sonrasında olduğu gibi, “acaba ne zaman atılırız?” hesabı yapıyorlar.

TİS sürecinin genel tablo üzerinden çetinliği ortadayken, işçiler sendikaya endeksli bir mücadele çizgisi takip ettiler. TİS komiteleri oluşturma, grev sırasında birliklerini işverene ve sınıf kardeşlerine gösterecekleri grev çadırı kurma şeklinde bir girişimleri olmadı. Oysa İMF-TÜSİAD hükümeti Lastik-İş grevinin engellenmesinin ardından gerçekleşecek grevlerde nasıl bir politika izleyeceğinin sinyallerini vermişti. Ya grev yasaklarıyla işçi sınıfının önüne çıkacak ya da sendikal ihaneti devreye sokacaktı. Gerçekleşen ikincisi oldu.

Reformistler grevin kazanımla sonuçlandığını söylüyorlar. Oysa kabul edilen koşullar işverenin greve gitmeden önceki dayattığı koşullarla hemen hemen aynısıdır. İşveren grev sonucunda önceden belirlediği şartları kabul ettirmiştir. İlk 5 gün üretim sürdü, grevin ancak 7. gününde üretim tamamen durdu. (Üretim, işlenen hammaddenin özelliğinden kaynaklı, 2 günde durdurulabiliyor. Ancak işveren üretimin 7 günde aşamalı olarak durmasını önceki yıllarda işçilere kabul ettirmiş.) Bugünlerde ise SASA’nın yıllık bakımı yapıldı. Grev silahını sermaye kendi lehine kullanabildi.

Şu an işçiler “ne yapılabilir” sorusunu soruyorlar. Ne yapılabilir? Öncelikle, işçiler sermaye devletinin topyekûn saldırılarına karşı birlikte duruş sergileyebilmeliler. DSP’lisi, MHP’lisi, DYP’lisi, CHP’li’si, Kürtü-Türkü, Alevisi-Sünnisiyle tüm işçiler, saldırıların tek kaynaktan geldiği bilinciyle davranmalı, sınıfı yapay ayrımlarla bölüp parçalama girişimlerine tek yumruk halinde engel olmalıdırlar. İkincisi, sendikalarda ihanet parçalanmalıdır.

Aslında zorlu süreç bundan sonra başlıyor. SASA’da yaşanan bu grevin ardından, kadrolu, taşeron, sözleşmeli tüm işçiler, tensikatlara, taşeronlaşmaya, sendikasızlaştırmaya, iş güvencesinden yoksunluğa, sefalet koşullarına karşı tabandan örgütlenmeli, komiteler kurarak sendikayı harekete geçmeye zorlamalıdırlar.


ARSIV ANA SAYFA