13 Eylül'03
Sayı: 36 (126)


  Kızıl Bayrak'tan
  Günün görevi Irak halklarıyla eylemli dayanışmayı yükseltmektir!
  Yalan ve çarpıtma kampanyası sürüyor
  Amerikancı usaklar işgal ve jandarmalığa "insani" kılıf uyduruyor
  Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu'na kaldı...
  "Toplu görüşme süreci": Reformizmin ciddiyetsizlik ve iflas tablosu!
  "Yol haritası"nın ölümü resmen ilan edildi
  Kasap Şaron, kanlı icraatlarına devam ediyor
  Siyonist İsrail vahşette sınır tanımıyor
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Röportajlar...
  Tüm gövdemizle fabrikalara!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Ünifil işçilerinden mektup...
  Genel-İş 3 No'lu Bölge Kongresi yapıldı...
  Japonya'da ekonomik kriz ve artan intiharlar
  Türklük ve "Türkiyelilik" üzerine
  TC'nin Irak ve Güney Kürdistan hesapları
  Yılmaz Güney: Sinemamızda dalgalanan kızıl bayrak
  Kaygan kumlarda röveşata
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamuda tasfiye fiilen başladı

Kamuda özelleştirme ve tasfiyeyi hedefleyen Kamu Yönetimi Reformu, Yerel Yönetimler ve Personel Rejimi yasa tasarısı daha yasallaşmadan uygulamanın nasıl olacağına dair pratik adımlar atılmaya başlandı. Hastanemizin temizlik ve güvenlik hizmeti taşerondaydı. Son üç aydır da yemekhane taşerona verilmiş durumda. Son günlerde ise devredilen eczanede çalışan arkadaşlarımızdan bazıları başka hastanelere gönderildiler. Kalanlar da atıl durumda bulunduruluyor. Son gelişmeler ileride yaşanacakların boyutlarını açıkça göstermektedir.

Hastanenin temizlik işlerinde ve her türlü sosyal haktan mahrum olarak taşeron çalışan arkadaşlar değişik işlerde kullanılmaya başlandı. Tıbbi sekreterlik, yazıcılık, hasta taşıma vb. Kısaca bu işi yapan diğer arkadaşlar da atıl konuma itiliyorlar. Biz çalışanlar olarak temizlik işçisi arkadaşlara yaptıkları işin kendi işleri olmadığını, yaptıkları şeyin diğer arkadaşlara ne gibi zararlar vereceğini anlattık, anlatmaya da devam ediyoruz. Ortak tutum almaya çalışıyoruz.

Bir diğer uygulama da bazı bölümlerde işleri daha az elemana yaptırmaya çalışmalarıdır. Örneğin acil bölüm ve personeli ayrıdır, müşahade ve yoğun bakım ayrıdır. Ama değişik gerekçelerle, bazen de keyfi olarak bu iki bölümün işini bir arkadaşımızın yapması için dayatıyorlar. Bununla ilgili görüştüğümüz sorumlu hemşire; “şimdi konuşuyorsunuz, yarın sözleşmeli olduğunuzda konuşun da göreyim” gibi tehditler savurdu.

Önümüzdeki süreçte saldırıların daha da artacağı, daha fazla baskı uygulanacağı ortadadır. Bu da gösteriyor ki, bu saldırıları yoketmenin tek yolu işçi, memur, öğrenci, işsiz tüm kesimlerin ortak mücadelesidir. Ve en önemlisi de genel grevi örgütlemektir. Sağlık sektöründe örgütlü olan SES, Sağlık-Sen ve Sağlık-İş sürecin seyircisi durumundalar. Özellikle SES’in SSK yasasını desteklemesi, olumlu bulması oldukça düşündürücü ve olumsuz bir durumdur. Bu üç sendikanın suskunluğunu kınamakla beraber, en kısa sürede tabanı harekete geçirerek ortak tutum almaları için çalışmalar yapıyoruz. Taban örgütlülüğünün aciliyeti ve önemi artık kendini daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Benzer sorunlar yarın diğer kuruluşlarda da yaşanacaktır. Genel gev, genel direnişi hazırlamalı ve buna hazırlanmalıyız.

Kölelik yasasını alanlarda yırtacağız!
Yaşasın genel grev-genel direniş!
Yaşasın sınıf dayanışması!
Baskılar bizi yıldıramaz!
Zafer direnen emekçinin olacak!

SSK çalışanları



Ezilmek kaderimiz değil

Son yıllarda yoğunlaşan krizler ve bu krizlerin etkisiyle artan işsizlik, yoksulluk ve sefalet bizi yaşamsal birçok ihtiyacımızdan mahrum bırakarak, ortaçağ kölesi haline getirdi. Çoğunluğumuz okuyamıyor, çalışmak zorunda kalıyoruz. Sinema, tiyatro bir yana, akraba ziyaretlerine dahi gidemiyoruz. Oysa tam da bu yaşlarda sosyal-kültürel etkinlikler içinde olmamız gerekiyor. Ne var ki içinde bulunduğumuz koşullarda, ailemizi geçindirmek için açlık sınırının altında bir ücretle, genç bedenlerimizi ve emeğimizi patronların daha fazla servet biriktirmesi için harcıyoruz.

Devlet, çıkardığı yasalarla, çalışabilir durumdaki büyüklerimizin işten çıkarılmasının önünü açarak, biz genç işçileri işe alıyor. Doğal olarak bizler daha enerjiğiz, patrona daha çok kazandırırız.

Ben de genç bir işçiyim. Çok zor koşullarda çalışıyorum. Sabah 8:00 akşam 19:00 arası asgari ücretle çalışanlardan biriyim. Bu yetmezmiş gibi patron hergün paydos zilini 40-50 dakika geç çalıyor. Ya da “elinizdeki işi bitirin” diyerek, 1.5-2 saat fazladan çalıştırıyor. Nasıl sömürüldüğümüzü, çalışmamıza rağmen biz aç-sefil kalırken patronların nasıl lüks içinde yaşadığını ve bunların bizim kaderimiz olmadığını artık bilmemiz gerekiyor.

Evet işçi arkadaşlar, bu bizim kaderimiz olamaz. Gelin birlik olalım ve geleceğimizi kazanma kavgasına girelim.

Yenibosna’dan genç bir işçi



EKİM ile yarınlara gülümsemek...

Yaşamın güzide yerinde
Saklı paylaşım
Sarıp sarmalayacaktır.
Marifetli nasırlı ellerde,
Bir çığlık kopacak
Tanıktır EKİM
Ekim ki yürekleri ferahlatan
Ekim doğdukça
Boğulacak eylül, aralık,
Kan pıhtısı sokaklar
Hapishaneler ölüm çanları tabutlar
Kan ağlayan ülke
Kusacak öfkesini
Taş ovalardan
Zindanlardan sokaklardan
Faşizmin kalesine.
Proletarya ile Ekim’le güneşlenecek
Halkım al bir aydınlıkla
Yarına gülümseyecek.

T. D. /Antakya