13 Eylül'03
Sayı: 36 (126)


  Kızıl Bayrak'tan
  Günün görevi Irak halklarıyla eylemli dayanışmayı yükseltmektir!
  Yalan ve çarpıtma kampanyası sürüyor
  Amerikancı usaklar işgal ve jandarmalığa "insani" kılıf uyduruyor
  Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu'na kaldı...
  "Toplu görüşme süreci": Reformizmin ciddiyetsizlik ve iflas tablosu!
  "Yol haritası"nın ölümü resmen ilan edildi
  Kasap Şaron, kanlı icraatlarına devam ediyor
  Siyonist İsrail vahşette sınır tanımıyor
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Röportajlar...
  Tüm gövdemizle fabrikalara!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Ünifil işçilerinden mektup...
  Genel-İş 3 No'lu Bölge Kongresi yapıldı...
  Japonya'da ekonomik kriz ve artan intiharlar
  Türklük ve "Türkiyelilik" üzerine
  TC'nin Irak ve Güney Kürdistan hesapları
  Yılmaz Güney: Sinemamızda dalgalanan kızıl bayrak
  Kaygan kumlarda röveşata
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Amerikancı uşaklar işgal ve jandarmalığa “insani” kılıf uyduruyor

Seçim öncesinde “sosyal adalet” demagojisini kullanarak işbaşına gelen AKP hükümeti işçi sınıfına, emekçilere, ezilen halklara ve gençliğe daha fazla açlık, yoksulluk, sosyal yıkım ve işsizlik dayattı. Henüz bir yılını bile doldurmayan AKP’nin tüm icraatları, kendinden önceki sermaye partileri gibi sermaye sınıfının çıkarlarını korumak, ekonomik krizin maliyetini emekçi kesimlerin üzerine yıkmak oldu.

Bugün bu faturaya savaşın faturası da eklenmiş durumda. 1 Mart tezkeresinin meclisten geçmemesinin acısını ve faturasını 15.7 katrilyonluk “ek istikrar tedbirleri paketleri”yle emekçilerin sırtına yıkan AKP, böylelikle “savaşa hayır” diyen halk kitlelerine “barışın maliyeti”ni ödettirmiştir. Hükümet, bu sefer 1 Mart krizinden çıkarttığı dersle Irak batağında debelenen ABD’nin jandarmalığını yapmak için son hız çalışmaktadır.

İşgalci güçlerin her gün birkaç kayıp verdiği Irak’ta piyonluğa soyunan sermaye devleti medyayı da arkasına alarak “insani yardım” propagandasına girişmiş durumda. Ama tüm çaba ve manipülasyonlarına rağmen üzeri örtülemeyen gerçekler ve çelişkili haberler yansıyor basına. İşgalci güçlerin yanında Irak halkının haklı direnişini ezmek için jandarmalık misyonuna soyunmanın geçerli ve haklı hiçbir nedeni bulunmadığı için işi görüntüde kurtarmak niyetindeler. Bir taraftan “insani yardım” amacıyla Irak’a gidileceğini ifade eden yetkili ağızlar diğer taraftan “riskli” bölgeleri tespit etmek için heyet yolluyor, “risk analizleri” yapıyor. Irak’taki “risk”, işgalci güçlere karşı halkın gösterdiği direniştir. ABD için Irak’ı batağ çeviren de zaten bu “riskin” kendisidir. Amerikan emperyalizmi de bu “riske” karşı kendisine piyon aramakta ve satın almaktadır.

ABD kaynakları, Irak’taki güçlerinin ülkeyi istila için hazırlandığını, ama barışı yerleştirme ve muhafaza için eğitilmediklerini söylüyorlar. Bir halkın iradesi ve direnişine rağmen ülkeyi işgal eden haydutların amacı da zaten Irak’ta “barış ve demokrasi” tesis etmek değil. Bu noktada Türkiye gibi ülkeleri satın alma, rüşvet verme, tehdit etme yoluyla batağa çekmek istemeleri de “barışçıl” niyetlerle değil.

İşgal ortaklığına ve ABD piyonluğuna
“insani yardım” kılıfı

İMF ve ABD’nin direktiflerinden milim sapma şansı olmayan işbirlikçi bir sınıfın hükümeti olan AKP, ne kadar kılıf geçirmeye çalışırsa çalışsın Irak’a işgale ortak olarak kırıntı kapmak, ABD’ye maşalık yapmak, halkın direnişini ezmek için gitmeye hazırlanıyor.

Dışişleri Bakanı A. Gül, bir TV programında asker gönderme işinin finans boyutu hakkında sorulan soruya şu yanıtı veriyor, “Hayır, bu konuları hiç konuşmadık. Bunlar, doğrusu bizim için daha az önemli konular. Daha önemli konularda karar verdikten sonra, o konular daha az önemli”.

İMF’den üç kuruş kredi almak için kırk takla atan, ülkeyi boydan boya emperyalizmin yağmasına açan, 8.5 milyar dolarlık ABD kredisi için gençlerin kanını ABD emperyalizmine satan bir hükümetin bakanı şimdi kalkmış “bizim için az önemli konular” diyor. Ancak birkaç soru sonra bakla ağızdan çıkıyor, “Şu anda işadamlarımız, büyük bir faaliyet içerisinde. Karşılıklı ortaklıklar kurulacaktır, Iraklı işadamlarıyla Türk işadamlarının ortaklıkları olacaktır. Ortak yatırımlar olacaktır ve refah da bu bölgede hızlı bir şekilde yükselecektir. Şu bir gerçek ki, güvenlik sorunlarını halledemeyen bölgelerde ekonomik kalkınma, refah söz konusu olmaz”. Gül’ün “güvenlik sorunu” olarak işaret ettiği Irak halkının değil ABD askerinin “güvenliği”dir. Yoksa Irak nüfusunun yüzde 60ından fazlasını oluşturan Şiiler’in önde gelen liderlerinden Muktada Es Sadr başta olmak üzere pek çok Iraklı grubun, Türkiye’yi asker göndermemesi için uyarmasına rağmen işgale ortak olmaya can atmazdı. Felluce halkı “Türk askerine direniriz”, derken Din Uleması Başkanı Şeyh Abdullah El Cenabi’nin ise “ABD askerlerinin boğazını önden kesiyoruz, Türk askerini ise enseden keseriz. ABD askerlerine kim hizmet ederse, u Felluce halkı da olsa katli helaldir” demesini duymazdan gelmezdi.

TSK Irak’a sağlık, hizmet,
demokrasi ve aş götürecek(miş)!

Birçok işçi eylemine saldıran ordu, görev bölgesinde aş evleri kuracak, su ile elektrik sistemini elden geçirecekmiş. Irak’a “sadece” polis görevi yerine getirmek amacıyla gitmemek için imar hizmetlerine ağırlık verecek, görev bölgesinde 50 ibadethane ve okulu onaracak, 5 hastane ile 5 idare binası da elden geçirecekmiş. Burjuva medyanın haberi veriş tarzı asıl niyeti açığa çıkarıyor. Haberlerde sıkça kullanılan kelimelerden biri “Irak’a sadece polis görevi” için gitmemek ifadesidir. Bu, “Irak’a polis gücü olarak gidiyoruz ama böyle algılanmaması” için gerçeğe “insani yardım” kılıfı giydiriyoruz demektir.

Gecekondu yaptı diye yoksul halkı katleden, kondusunu başına yıkan polis ve ordu güçleri Irak’a nasıl bir “imar hizmeti” götürebilir ki? Korktuğu için panzere taş atan 6 yaşındaki bir çocuğu öldüresiye döven, cezaevlerindeki çocukları baskı, dayak, işkence ve tecavüzle “yola getirmeye” çalışan bir anlayış kime “demokrasi” götürebilir ki?

“Irak’a su ve elektrik götüreceğiz, sağlık sorunlarına çözeceğiz, seyyar mutfaklar aracılığıyla yemek dağıtacağız” diyen siyasi iktidar önce dönüp kendi halkına yaşattığı sosyal yıkımın hesabını versin. Halen ülkede toplam nüfusun yüzde 10’u susuz ve tuvaletsiz. 1990 yılında yüzde 8 olan işsizlik oranını 2002 yılında yüzde 10.6’ya çıkaran sermaye iktidarının Irak’ta istihdam alanları açma yalanları ne kadar gerçekçi? Kendi halkına eğitim hizmetini parayla satan, bütçeden eğitime ve sağlığa ayırdığı payı sürekli kısan hükümet, Irak’a sağlık ve eğitim hizmeti götürebilir mi? Devletin harcamalarında eğitim payı 1990 yılında yüzde 17.9 iken 2001 yüzde 8.7’ye gerilemiştir. Sefalet ücretleriyle milyonlarca kamu emekçisini yokslluk sınırında, milyonlarca işçiyi asgari ücretle açlık sınırının da altında yaşamaya mahkum eden hükümet Irak halkına mı aş dağıtacak?

Elektriğe gelince, işkence tezgahlarından geçen onlarca devrimci, aydın, muhalif güç devletin elektriği nereye, nasıl ve hangi amaçlarla götürdüğünü çok iyi biliyor.

Irak’a “barışçıl” niyetlerle “insani” yardım götürmek ve Irak’ta “istikrarı” sağlamak için gideceğini iddia eden, “işgalin bitmesini istiyoruz” diyen sermaye devleti, ne ilginçtir ki Türkiyeli işçi, emekçi ve gençlik kesimlerini “savaş karşıtı” eylemlere katıldıkları için suçlu ilan ediyor, DGM’lerinde yargılıyor. KESK üye ve yöneticilerinden sonra geçtiğimiz hafta içinde liseli gençler de “savaşa hayır” dedikleri için DGM’de yargılandılar.

Kendi halkına ihanet eden, komşu halkları katletmeye hazırlanan sermaye iktidarının asıl niyeti birkaç kırıntı karşılığında Türkiyeli emekçilerin kanını ABD emperyalizmine satmaktır. Türk askerinin Irak’a gönderilmesi durumunda görev bölgesinde biri ana, toplam beş karargah kurulması planlanıyor. ABD’nin Irak’taki karargahlarını şehir içine kurması nedeniyle hata yaptığını söyleyen TSK, bu karargahların yerleşim bölgeleri dışında oluşturulmasını planlıyor. Irak halkına “hizmet, istikrar, huzur” götürmek isteyen TSK, hangi akla ve niyete hizmetle yerleşim yerlerinin dışında “karargah” kurmayı düşünüyor?

Türk askerinin Irak’taki görev bölgesine ulaştırılacağı lojistik koridorun üzerinde karakollar kurulması da Türk egemenlerinin talepleri arasında. TSK, Irak halkının talebi doğrultusunda Irak’taki direnişi desteklemek için girmek niyetinde olmadığına göre bu “karakollar” ne işe yarayacaktır?

Yapılan değerlendirmelerde 10 bin asker için aylık 20 milyon dolar harcama yapılacağı belirtiliyor. Ankara, Washington’a bu miktarı 6 ile 9 ay boyunca Türkiye’nin karşılayabileceği mesajını verdi. Faiz ve borç ödemeleri dışında bütçeden emekçi halka pay ayırmayan hükümet şimdi buna savaşı eklemiş durumda. Emekçi halk çocuklarını piyon olarak batağa sürdüğü yetmiyormuş gibi savaş ve saldırganlığın maddi yükünü de yine emekçilere ödetmeye hazırlanıyor. İşçi, emekçi, gençlik, küçük üretici istediğinde bütçeden pay ayıramayan hükümet ABD maşalığına gelince “ülke şartları”nı unutuveriyor.

Savaşın faturasını ödemeyelim!

Görüldüğü gibi kirli ve haksız savaşlarda kanı akacak olanla savaşın maddi faturasını ödeyecek olanlar işçi sınıfı ve emekçilerdir. ABD emperyalizminin emrinde, kendi halkına ihanet eden işbirlikçi iktidarın hesaplarını bozmak için savaş karşıtı mücadeleyi yükseltmekten başka yol yoktur.

Savaş karşıtı mücadele, kan pazarlığı yapan işbirlikçi iktidara karşı mücadele ile birleştirilmelidir. İşçi ve emekçiler haksız ve kirli savaşların piyonu değil direnen halkların destekçisi olmalıdır.