13 Eylül'03
Sayı: 36 (126)


  Kızıl Bayrak'tan
  Günün görevi Irak halklarıyla eylemli dayanışmayı yükseltmektir!
  Yalan ve çarpıtma kampanyası sürüyor
  Amerikancı usaklar işgal ve jandarmalığa "insani" kılıf uyduruyor
  Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu'na kaldı...
  "Toplu görüşme süreci": Reformizmin ciddiyetsizlik ve iflas tablosu!
  "Yol haritası"nın ölümü resmen ilan edildi
  Kasap Şaron, kanlı icraatlarına devam ediyor
  Siyonist İsrail vahşette sınır tanımıyor
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Röportajlar...
  Tüm gövdemizle fabrikalara!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Ünifil işçilerinden mektup...
  Genel-İş 3 No'lu Bölge Kongresi yapıldı...
  Japonya'da ekonomik kriz ve artan intiharlar
  Türklük ve "Türkiyelilik" üzerine
  TC'nin Irak ve Güney Kürdistan hesapları
  Yılmaz Güney: Sinemamızda dalgalanan kızıl bayrak
  Kaygan kumlarda röveşata
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Tüm gövdemizle fabrikalara!

Geçen sayımızda kölelik yasası saldırısına karşı işçi sınıfının etkin bir karşı koyuş gösterememesinin nedenlerini işlemiştik. Yasanın çıkmasının herşeyin bittiği anlamına gelmediğini, aksine mücadelenin yasanın çıkmasıyla fabrika zeminine taşındığını, bu yeni zeminde mücadelenin sert ve keskin bir hal aldığını vurgulamıştık. Bu mücadeleye etkin bir müdahalenin muazzam öneminin altını çizmiş ve kölelik yasası gündemi üzerinden sınıfa dönük müdahalemizde belli vurgu farklılıklarının gerekli olduğuna işaret etmiştik.

Geçmiş dönem çalışmamızın değerlendirilmesi

Esnek üretim yöntemlerine geçilmesi nispeten daha eskiye dayansa da sermayenin bu uygulamalara yasal dayanaklar oluşturma çabaları son yıllarda gündeme geldi. Sınıf devrimcileri, sınıfa karşı gündeme getirilen esnek üretim saldırısının niteliği konusunda başından itibaren bir açıklık içinde oldular. Dünyada ve Türkiye’de uygulamaya sokulan esnek üretim yöntemlerinin neo-liberal saldırı dalgasının bir parçası olduğunu; sınıfın elindeki kazanımları gaspetmeyi, örgütlenmesini zayıflatıp dağıtmayı, birlik ve dayanışma değerlerini parçalamayı ve toplamında işyerlerini birer sömürü cehennemi haline getirmeyi amaçladığını değerlendirmelerine konu ettiler. Buna karşı mücadelenin görevlerine dikkat çektiler.

Esnek üretime hukuksal dayanak oluşturacak yasa taslağının sermaye tarafından gündeme getirildiği tarihten itibaren sınıf devrimcileri, bu bilinç açıklığına da dayanarak pratik tutum aldılar. Bu tarihsel saldırı konusunda her türlü araçtan yararlanarak sınıfı bilinçlendirme çabasına girdiler, ellerindeki imkanlar ölçüsünde bu saldırıya karşı mücadeleyi örgütlemeye çalıştılar.

Bu konuda nispeten zengin araçlara dayalı bir aydınlatma ve teşhir faaliyeti yürütüldü. İşverenlerce bir “bilim kurulu”na hazırlatılan yasanın işçi ve emekçiler için kölelik anlamına geldiği birçok kez afiş çalışmalarına konu edildi. Yasa taslağını ayrıntılarıyla değerlendiren bir broşür hazırlandı ve çalışma yürütülen bütün alanlarda onbinlerce dağıtıldı. Gene kölelik yasasıyla aynı dönemde gündeme getirilen “İş Güvencesi Yasası”nın gerçekte ne ifade ettiğini ayrıntılarıyla teşhir eden bir broşür daha hazırlanıp benzer biçimde kullanıldı. Yasa meclisten geçtikten sonra da bir broşür çıkarıldı.

Esneklik saldırısıyla ilgili hemen her gelişme sistemli bir şekilde Kızıl Bayrak sayfaları üzerinden ayrıntılı değerlendirmelere konu edildi. Yanı sıra yerel bültenlerde konu elverdiğince düzenli olarak işlendi. Ve ihtiyaç duyulduğu her durumda esneklik saldırısında ortaya çıkan gelişmeleri konu edinen bildiriler yayınlandı ve bunlar bütün çalışma alanlarında en yaygın şekilde kullanıldı.

3 Kasım seçimleri öncesinde sınıf devrimcileri bağımsız sınıf tutumu üzerinden bir kampanya örgütlediler. Bu kampanyada öne çıkardıkları konulardan biri gene sınıfın karşı karşıya olduğu esneklik saldırısıydı. Seçim kampanyasının ortaya çıkardığı her türlü olanak kullanılarak işçi ve emekçiler kölelik yasasına karşı tabanda tutum almaya ve örgütlü mücadeleye çağrıldı.

Sınıf devrimcileri konuyla ilgili sorumluluklarını bir genel bilgilendirme çabasıyla sınırlı görmediler. Yanı sıra bu konuda bir mücadele örgütleyebilmek için de emek harcadılar. Çeşitli faaliyet bölgelerinde esneklik yasası üzerinden planlanan işçi toplantıları, seminer ve paneller bilgilendirmenin yanı sıra esasta ilişkide oldukları işçi ve emekçileri bu konuda harekete geçirmek için kullanıldı. Hem konfederasyonların kölelik etmek yasası konusundaki sınıf işbirlikçisi tutumlarını teşhir, hem de tabandan sendikalara dönük bir basınç oluşturmak için örgütlü işyerleri üzerinden bir imza kampanyası örgütlendi. Bu kampanyaya pek çok işyeri temsilcisinin imza vermesi sağlandı.

Esneklik saldırısı her aşamada sınıf devrimcilerinin ilgilendiği temel gündemlerden biri oldu. Fakat bunun üzerinden sınıfa pratik müdahale çabası zaman zaman zayıfladı ya da kesintiyle uğrayabildi. Her ne kadar bunun tersi yönde çaba harcansa da esneklik saldırısına ilişkin faaliyetimiz zaman zaman seçim ve emperyalist savaşla ilgili faaliyetimizin gölgesinde kaldı.

Bu konu üzerinden sonuç alıcı bir faaliyetin örülmesi bir yerde eldeki güç ve imkanlara bağlıydı. Gerek güçlerimizin sınırlılığı, gerekse sınıf içinde tuttuğumuz mevzilerin darlığı yürütülen çalışmanın etkilerini sınırlayan bir rol oynadı.

Fakat diğer yandan, tam da bu konudaki çalışma üzerinden pek çok yeni işyerinde binlerce işçiye seslenme imkanı bulduk. Toplantı ve panellerimiz, bu etkinliklere katılan işçilerden bazılarıyla daha ilerden ilişki kurmamızın, yer yer birlikte çalışma yürütmemizin önünü açtı. Faaliyete katılan güçlerimiz zengin bir kitle çalışması deneyimi yaşadı.

Yasa meclisten geçmeden önce müdahalenin yönü

Esneklik saldırısı sermayenin son derece bilinçli davranması sonucu tam da sınıf hareketinin dibe vurduğu koşullarda gündeme getirildi. Sınıfın sendikal örgütlenmesinin büyük ölçüde dağıtıldığı, varolduğu kadarıyla da sendikalar ihanet çetelerinin denetiminde olduğu, sınıf yığınlarının çaresizlik ve güvensizlik içinde debelendiği bir durumda bu saldırının kolayından püskürtülemeyeceği ve sineye çekileceği hesap edilmişti. Sermayenin kendi cephesinden son derece mantıklı davrandığı ortadaydı.

Sınıf hareketi açısından durum hiç de iç açıcı değildi elbette. Fakat bu yapılacak hiçbir şey kalmadığı anlamına da gelmiyordu. Sınıf kitlelerine çaresizlik ve güvensizlik hakim olmakla birlikte sermayenin saldırı politikalarını sonucu sömürü ve sefalet büyüyor, bunun yarattığı hoşnutsuzluk ve tepki alttan alta birikiyordu. Sendikaların göstermelik eylemlerine katılım düzeyi bile bunu yeterli açıklıkta gösteriyordu.

İşçi sınıfının büyük işletmelerdeki bölükleri ihanet çetelerinin denetiminde olsa da hala sendikal mevzilere sahiptiler. Buralardaki işçiler bir takım ekonomik ve sosyal hakları iyi-kötü kullanabiliyordu. Esneklik yasası en büyük tahribatı sınıfın bu örgütlü kesimin sahip olduğu haklar üzerinde yapacaktı. Ekonomik ve sosyal haklar bir yana, kölelik yasası buralardaki sendikal örgütlülüğün ve toplu sözleşme düzeninin de tasfiyesi sonucunu doğuracaktı. Son olarak, bu işletmelerdeki işçiler geçmişin mücadele deneyim ve birikimine de sahiptiler.

Şunun da farkındaydık; sözünü ettiğimiz bu sınıf bölükleri, belli avantajlara sahip olmakla birlikte yenilgi dönemlerinin yorgunluğunu ve yıpranmışlığını da taşıyorlardı. Sınıfın değerlerine ve mücadeleye yabancılaşma, yılgınlık en çok bu kesimlerde kendini gösteriyordu.

Bütün bu koşullar bir arada düşünüldüğünde tüm iç zayıflıklarına rağmen esneklik saldırısına karşı mücadelede bu sınıf bölüklerinin tutumunun belirleyici olacağı görülüyordu. Deyim yerindeyse saldırı karşısında buzkıran rolünü oynamak için her şeye rağmen en elverişli durumda olanlar sınıfın bu bölükleriydi. Eğer kendi zayıflıklarını aşmaları sağlanır, esneklik saldırısına karşı sınıfın bu kesimi mücadeleye çekilebilirse, hem sendikal ihanetin altını oymak, hem de işçi ve emekçi yığınların geneli üzerinde sarsıcı bir etki yaratmak mümkün olacaktı.

Bundan hareketle sınıf devrimcileri olanaklı olan bölgelerde müdahalelerini sendikalı işyerleri üzerinde yoğunlaştırdılar. Buralarda çalışan işçileri esneklik saldırısı hakkında bilinçlendirmek ve onları mücadeleye çekmek konusunda daha özel bir çaba içerisinde oldular. Fakat her türlü imkanı kullanarak ortaya koydukları çaba durumu değiştirmeye yetmedi. Hem kendi imkanlarının dar sınırları, hem de hedef kitlenin iç zayıflıklarının epeyce kökleşmiş olması “buzun kırılmasını” engelledi. Belli istisnalar dışında sendikal ihanet çetesi sınıfın bu kesimini denetim altında tutmayı başarabildi.
Başından beri çalışmamızın iki temel amacı olduğunu söylemeliyiz. Bunlardan birincisi, yukarda sözünü ettiğimiz şeyin kendisiydi. Yani sınıf kitlelerini esneklik saldırısı konusunda bilgilendirmek, mücadeleye çağırmak. Sınıfın nispeten ileri kesimleri üzerinden de saldırıya karşı mücadeleyi örgütleme çabasına girişmek. Bu amaç doğrultusundaki sergilenen çabanın ve alınan sonuçların kaba tablosunu halihazırda sunmuş blunuyoruz.

Esneklik saldırısına karşı faaliyette gözettiğimiz diğer temel bir temel amacımız ise, sınıfın mümkün olduğu kadar geniş bir kesimine ulaşmak; ulaştığımız işçileri bu mücadele içerisinde eğiterek geleceğe hazırlamaktı. Bir yandan “öncü” kesimler üzerinden saldırıya karşı barikat oluşturmaya çabalarken bir yandan da mümkün olduğu kadar geniş bir işçi ve emekçi kitlesine esneklik saldırısı vesilesiyle seslendik. Onlara gerçek kurtuluşun devrimde ve sosyalizmde olduğunu anlatmaya çalıştık.

Mücadelenin değişen zemini,
fabrika çalışmasının artan önemi

Nihayetinde yasa meclisten geçti. Üç aydan fazla bir süredir de yürürlükte. Mücadele ise yeni bir zeminde, yeni koşullar üzerinden devam ediyor.

Geçen sayıda, mücadelenin ikinci raundunun fabrikalarda yaşandığını söylemiştik. Son haftalarda ortaya çıkan örnekler bunu fazlasıyla doğruluyor. Hemen tüm fabrikalarda patronlar ve işçiler şu ya da bu şekilde söz konusu kölelik yasası üzerinden karşı karşıya.

Dün esnekliğe karşı mücadelenin muhatabı yasayı meclisten geçirecek hükümetti, buna izin veren sendikal ihanet şebekesiydi. Ve dün bu mücadelenin taşıyıcıları sınıfın öncü kesimleri olabilirdi. Fakat bugün mücadele fabrikalarda tek tek işçilerle patronlar arasında. O halde bu yeni durumun gereklerini sınıfa dönük müdahalemizde gözetmek sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

Bu çerçevede ilk belirtilecek nokta, sözünü ettiğimiz bu yeni durumun çalışmamıza fabrika zemininde derinleşme planında çok önemli imkanlar sağlamış olmasıdır. Sınıf çalışmamızı yıllardan bu yana fabrika temelinde derinleştirmeye çalışıyoruz. Bu konuda ciddi mesafeler aldığımız da bir gerçek. Şimdi esneklik uygulamalarının fabrikalarda patronlarla işçiler arasında bir mücadeleye konusuna dönüşmüş olması çalışmamızı derinleştirmek açısından bizlere ciddi olanaklar sunuyor. Hiç kuşku yok ki, bu imkanlardan gereği gibi yararlanmanın en temel koşulu önümüzdeki dönemde tüm güç ve imkanlarımızla fabrika çalışmasına yüklenmektir. Durumu uygun tüm güçlerimizi fabrika çalışmasına seferber etmeli, olanak yarattığımız her durumda içerden sistematik müdahaleyi örgütlemeliyiz.

Gerek esneklik dayatmaları, gerekse düşük ücret uygulamaları üzerinden ortaya çıkan bazı direnişler, fabrika zeminindeki mücadelelerde başarının en temel koşullarından birinin devrimci bir önderlik olduğunu ortaya koydu. Yani içerden yürütülen çalışmalarda, hem işçileri örgütleyip harekete geçirmek için çaba sarfetmeli, hem de muhtemel hareketlenmelerin bağımsız sınıf çıkarları temelinde ve mümkünse devrimci bir önderik ekibi altında yürütülmesi için işçileri önden sistematik bir biçimde hazırlama gayreti göstermeliyiz. Sadece işçileri harekete geçirmeyi hedefleyen yaklaşımlar eksiktir ve sonuçta bu nedenle yaşanacak başarısızlıkların faturası bütün bir sınıf hareketine kesilmektedir.

Saldırının fabrika zeminine inmesiyle birlikte sınıfın genç ve diri kesimleri kendilerini sert bir iktisadi mücadele içinde buldular. Büyük ölçüde bir örgütlülük ve mücadele deneyiminden yoksun olan bu işçilerden bazıları gündelik mücadele içinde daha öne çıkıyorlar. Örgütlülük ve mücadele deneyiminden yoksun oldukları ölçüde devrimci müdahaleye de açıklar. Söylemeye gerek bile yok ki devrimci siyasal faaliyetimizin temel hedefleri onlardır. Her türlü imkanı kullanarak onları devrimci mücadeleye kazanmak için çaba sarfetmeliyiz. Onlarla ilişkimizi fabrikaya hapsetmemeli, işyeri dışında da uygun yol ve yöntemlerle ilişkimizi ilerletmeye çalışmalıyız.

Saldırıların hayata geçirildiği fabrikalarda sergilenen tepkiler bir dizi inisiyatifin ortaya çıkmasını sağladı. Son dönemde yansıyan bilgiler, birçok fabrikada işçilerin tepkilerini direniş/eylem komiteleri üzerinden örgütlü bir şekilde ortaya koyma eğiliminde olacaklarını veya örgütlenme arayışına girdiklerini gösteriyor. Bu tutum mutlaka sahiplenilmeli ve güçlendirilmelidir. Elbette ki bir takım müdahalelerin katkısı olsa bile asıl olarak işçilerin kendiliğinden hareketlerinin ürünü olan bu tür örgütlenmeler birçok bakımdan eksiklik ve zayıflıkları bünyesinde taşıyacaktır. Bizim işimiz onları küçük görmek, aşağılamak ya da yok saymak olamaz. Her koşulda bunları ciddiye almalı, gelişmesi ve güçlenmesi için en çok emek harcayan bizler olmalıyız. Onları gerçekten ileriye taşımak ve müadelenin yükünü taşıyacak örgütlenmeler haline getirmek ancak böyle mümkün olacaktır.

Değişik vesilelerle ifade ettiğimiz gibi sermayenin saldırılarına hakettiği yanıtı vermenin yolu devrimci bir sınıf hareketi yaratmaktan geçmektedir. Bu ise yığınlara dönük devrimci siyasal faaliyeti bugünküne göre on kat, yüz kat güçlendirmeyi zorunlu kılıyor. Bunun için gerekli koşullara ise her zamankinden daha fazla sahibiz.

Öyleyse tüm güç ve imkanlarımızla sınıfa!

Beynimizle, yüreğimizle ve tüm gövdemizle fabrikalara!

İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!