13 Eylül'03
Sayı: 36 (126)


  Kızıl Bayrak'tan
  Günün görevi Irak halklarıyla eylemli dayanışmayı yükseltmektir!
  Yalan ve çarpıtma kampanyası sürüyor
  Amerikancı usaklar işgal ve jandarmalığa "insani" kılıf uyduruyor
  Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu'na kaldı...
  "Toplu görüşme süreci": Reformizmin ciddiyetsizlik ve iflas tablosu!
  "Yol haritası"nın ölümü resmen ilan edildi
  Kasap Şaron, kanlı icraatlarına devam ediyor
  Siyonist İsrail vahşette sınır tanımıyor
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Röportajlar...
  Tüm gövdemizle fabrikalara!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Ünifil işçilerinden mektup...
  Genel-İş 3 No'lu Bölge Kongresi yapıldı...
  Japonya'da ekonomik kriz ve artan intiharlar
  Türklük ve "Türkiyelilik" üzerine
  TC'nin Irak ve Güney Kürdistan hesapları
  Yılmaz Güney: Sinemamızda dalgalanan kızıl bayrak
  Kaygan kumlarda röveşata
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bakırköy Sümerbank’ın tasfiye edilmesi saldırısı üzerine işçi temsilcileriyle konuştuk...

“Bu ülkeyi Bush ve İMF yönetiyor!”

- Sermayenin Sümerbank’la ilgili niyetlerini biliyoruz. Görüldüğü kadarıyla süreç işlemeye başladı, bu süreci anlatır mısınız?

Asiye (Bakırköy Sümerbank işyeri temsilcisi): İşyerini kapatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Tabii biz de buna karşı direniyor, eylemler yapıyoruz. Ücretli izne çıkarıldık. Şu an 90 bin tane bayrak var, işçilerin bir kısmı (760 kişiden 250 kişisi) varolan işleri bitirmek için çalışıyor. Başka bir işimiz yok. Bursa Sümerbank işe başlayacakmış, başlarsa biz de çalışacağız demektir. Çünkü kumaş oradan geliyor. Şu an belirli bir şey yok.

- Sümerbank’ın diğer işletmelerinde durum nedir?

Asiye: Bursa izinde. Beykoz ve biz de izindeyiz. Doğudaki diğer fabrikalar ise 1.5 yıldır izindeler. İzmir zaten kapatıldı. Diğer işletmelerde de aynı şeyi yapmak istiyorlar. Burayı da kapatmak istiyorlar, ancak biz buna fırsat tanımayacağız. Çarşamba günü büyük bir eylemimiz oldu. 22 Eylül günü bir eylem yapma düşüncemiz var. Çarşamba günü Bakırköy’e yürüyecektik, ancak çevik kuvvet bırakmadı, biz de burada bir eylem yaptık.

Basını çağırdık ve güzel bir eylem oldu. Katılım çok iyiydi, bütün işçi arkadaşalarımız geldi. Normalde tarih veriyoruz ve herkes eylemlere geliyor. Biz zaten temsilciler olarak her zaman buradayız, işçi arkadaşlar da nöbetleşe olarak burada duruyorlar.

- Sizi izne çıkarmak için ya da daha doğrusu fabrikayı kapatmak için neyi gerekçe gösteriyorlar?

Asiye: Zararı gösteriyorlar, ama onlar zarar ettiriyorlar. İşçileri ücretli izne gönderiyorlar, bize vermeleri gereken malları vermediler, Bursalı bir işadamına verdiler, özel bir kuruluşa. Maalesef bizi boş oturtuyorlar, ücretlerimiz ödüyorlar, ama üretim yaptırmıyorlar. Biz bugün sadece emniyet için çalışsak bile yetiştiremeyiz, askeriyeyi bir kenara bırakın. Ancak bunları taşerona veriyorlar ve zarar gösteriyorlar.

- Buna karşı bir eylemlilik geliştireceğinizi söylüyorsunuz. Genel olarak işçi arkadaşların tepkisi nedir, kararlılık düzeyleri nedir?

Asiye: İşçiler çok kararlı, gerekirse burada kalacağız. İsteğimiz bize iş vermeleri ve böyle birşeye gereksinim olmaması. Biz evde oturup para almak istemiyoruz. Hakkımızı alnımızın teriyle almak istiyoruz. Cuma günü de 20 kişilik bir komiteyle (temsilci, yönetici ve şube başkanı) gideceğiz ve taleplerimizi ifade edeceğiz. Biz burada boş otururken neden fasona verilsin emniyetin işi. Tabii amaç fabrikayı kapatmak.

- Genel olarak size yönelen bu saldırı işçi sınıfına yönelen diğer saldırılardan bağımsız değil. Örneğin iş yasası çıkardılar, işçi sınıfına yönelen çok ciddi bir saldırı bu. Bir de özelleştirme saldırısı var, sizinle daha dolaysız ilgisi olanı...

Asiye: Tabii ki birbirinden bağımsız değil. Ne özelleştirme saldırısının, ne kölelik yasasının, ne de bize para vererek izne çıkarmalarının birbirinden ayrı olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta burası kapatılıp birilerine peşkeş çekilmek isteniyor. Şu an burayı boş bırakmamak için sürekli servisler halinde nöbete geliyoruz. Kapılarda nöbet tutuluyor, dolaşılıyor. Yabancı ve şüpheli kimseyi içeri almıyoruz. İsterse genel müdürün adamı olsun, kim olursa olsun.

- Ne gibi bir tehlike olabilir bu açıdan?

Asiye: Özelleştirmeyle ilgili müşteri getirebilirler, örneğin burayı satma amaçlı. Çalışan 250 işçi dışında her gün 50-60 kişi nöbete geliyor.

- İşçi sınıfına yönelik saldırlar dışında Irak’a asker gönderme gündemi var. Bu işgali “insani yardım” vb. gerekçelerle meşrulaştırmak istiyorlar. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

Asiye: Bu konuda şunları söyeleyebilirim. “ABD’nin Coniler’i yerine Türkiye’nin Mehmetçiği ölsün, onların anaları ağlayacağına bizim analarımız ağlasın” istiyorlar. Biz boşuna bir başbakan seçtik. Niye derseniz, zaten bir başkan Bush’umuz var, başka kimse yok. Bu ülkeyi de onlar yönetiyor. İMF “yat derse yat, öl derse öl” şimdide “öl” diyorlar.

- Bir eylem takviminiz var mı ve kapatma saldırısına karşı mücadeleye hazır mısınız?

Ersan (Bakırköy Sümerbank işyeri temsilcisi): Sümerbank işçilerinin bir mücadele geleneği var. Dolayısıyla Sümerbank işçisi hiçbir şeye kafa sallayıp gitmedi. Hiçbir şey için “bu bizim boyumuzu aşar, artık yapılacak birşey kalmadı” demedi. Dolayısıyla biz karşımızdaki politikalara göre eylem hazırlığına giriyoruz. Örneğin şu an karşımızda belirsiz bir politika var. Fakat iktidar deyim yerindeyse tamamen emperyalistlerin kucağına oturmuş durumda ve hakikaten kendileri de ne yapmak istediklerini kendi iradeleriyle tayin edemiyorlar. Her ne kadar bağımlılık konusunda, kayıtsız-şartsız biat etme konusunda iradeleri varsa da, bunun dışında bir iradeleri yok. Dolayısıyla bunun getirdiği bir belirsizlik var. İki arada bir derede kalıyorlar. Mesela İMF’ye bir taraftan söz veriyorlar, “Bu yıl sonuna kadar bütün kamu işçilerini çıkartacağız” diye, diğer taraftan önümüzdeki Mart ayına seçim var. Bu her zaman yapılagelmiş burjuva siyasetinin içyüzüdür. Dolayısıyla biz de burdan şöyle birşey yapmıyoruz, mesela önümüze bir takvim koyup “şunları yapacağız” demiyoruz. Bizim temel düşüncemiz şu, hiçbir hal ve şartta fabrikayı bırakmayacağız.

Bunun için hangi mücadele, hangi eylem biçimi gerekiyorsa o günkü koşullarda onu yapacağız. Örneğin şimdi işçinin büyük çoğunluğu ücretli izinde. Bir yandan burda işçiler çalışırken, diğer yandan ücretli izindeki arkadaşlar sırayla nöbet tutuyorlar. Bu da bir eylemdir aslında. Bunun gibi durum ve koşulların gerektirdiği eylem biçimlerini hayata geçireceğiz. Şu anlamda bunu söylüyorum; onların politikaları ne olursa olsun biz onların politikalarına karşı burada bir mücadeleyi mutlaka geliştireceğiz.

İşçinin bu konuda gelenekleri , alışkanlıkları vardır. Çünkü mücadele artık Sümerbank işçisi için alışkanlık haline gelmiştir. Biz diyoruz ki, üretmek istiyoruz. Bunun için önce bunu size iletiyoruz, bu sorunu düzeltin. Düzeltmezseniz biz bu mücadeleyi önce kamuoyuna malederiz, daha sonra bu durumun düzelmesi için ne gerekiyorsa onu yaparız.

Dolayısıyla biz kendi yolumuzu çizeceğiz, ne gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmeyeceğiz. Şu an onların bize karşı eritme politikası var, biz de erimeme çabasında olacağız.

SY Kızıl Bayrak/Sefaköy



Emperyalist savaş üzerine konuştuk...

“Amerika için dökecek kanımız yok!”

- Emekçilerin, gençliğin Irak’a Amerikan jandarmalığı yapmak için gönderilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Belediye işçisi: Bu kapitalistlerin oyunu. Yurt savunması yok. ABD’nin savunusu için gidilecek. ABD’nin petrolü için gidilecek. Durdurmanın yolu genel bir karşı koyuş örgütlemektir. Bunun sorumluluğu devrimci, demokrat insanlardadır. Faşistler ya da düzen yanlılarının sorunu değildir bu.
Ben belediye işçisiyim. İşyerinde tartıştığımızda bazı arkadaşlar Irak’a asker gönderilmesine karşı çıkmıyorlar. Çünkü ABD’ye borcumuz var, borcu da böyle ödeyeceğiz diyorlar. Bunu söyleyenlere, peki sizin yurtseverliğinize, milliyetçiliğinize ne oldu dediğimde ise çıt yok. Hem savaşın hem de Irak’a asker gönderilmesinin engellenmesinin tek yolu halk direnişidir. Bizim çocuklarımız kesinlikle Irak’a gönderilmemeli. Niye bizim çocuklarımız gitsin ki? Halkın %90’ı karşı değil mi zaten? Yangını ABD’nin kendisi çıkardı. Söndürebiliyorsa söndürsün. Yarın bizim gençlerimizin tabutları geldiğinde bize nasıl cevap verecekler?

Ev kadını: Türkiye’nin kendi sorunları varken Amerika için neden asker gönderiyorlar? Kardeşi kardeşe kırdırtıyorlar. Öldüren kim, Amerika. Zaten insanlar zulüm içinde, çocuklar, insanlar her gün ölüyorlar. T. Erdoğan kendi oğlunu göndersin askere.

Asker gönderilmemesi için ne gerekiyorsa yapacağız. Irak’a asker gönderilmesine karşıyız. Nasıl çözülecekse her yola varız. Böyle bir şerefsizlik olur mu? Emperyalist bir savaşın göbeğine bizim askerlerimiz gönderiliyor. Doğrudan savaşa sokuluyor. ABD’ye faturayı bizim kanımızla ödeyecekler. Tayyip dün başbakan oldu. Oğlu evlendi, günlerce televizyonlarda onu izledik. Hiçbir çıkarımız yok. Daha fazla kriz olacak, daha da yoksullaşacağız. Her geçen gün kötüye gidecek. Bu savaşa engel olmak gerekiyor. Oraya giden askerler de ölecek, oradaki masum insanlar da...

Benim oğlum evlendi, evime artı bir insan geldi. Nasıl geçineceğimizi düşünüyorum. Onlarsa bizleri sömürerek bizim sırtımızdan düğünlerini yapıyorlar. Türkiye, Amerikan baskısından çıkıp bağımsızlığına kavuşacak. Son söz olarak çocuklarımızın Irak’a gönderilmesine karşı çıkalım ve hepimiz mücadele edelim diyorum.

SY Kızıl Bayrak/Kartal