13 Eylül'03
Sayı: 36 (126)


  Kızıl Bayrak'tan
  Günün görevi Irak halklarıyla eylemli dayanışmayı yükseltmektir!
  Yalan ve çarpıtma kampanyası sürüyor
  Amerikancı usaklar işgal ve jandarmalığa "insani" kılıf uyduruyor
  Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu'na kaldı...
  "Toplu görüşme süreci": Reformizmin ciddiyetsizlik ve iflas tablosu!
  "Yol haritası"nın ölümü resmen ilan edildi
  Kasap Şaron, kanlı icraatlarına devam ediyor
  Siyonist İsrail vahşette sınır tanımıyor
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  Röportajlar...
  Tüm gövdemizle fabrikalara!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Ünifil işçilerinden mektup...
  Genel-İş 3 No'lu Bölge Kongresi yapıldı...
  Japonya'da ekonomik kriz ve artan intiharlar
  Türklük ve "Türkiyelilik" üzerine
  TC'nin Irak ve Güney Kürdistan hesapları
  Yılmaz Güney: Sinemamızda dalgalanan kızıl bayrak
  Kaygan kumlarda röveşata
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamuda ücret artışları Bakanlar Kurulu’na kaldı...

Ya fiili-meşru mücadele
ya da teslimiyet!

Kamuda toplu görüşme sürecinin anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine devreye Uzlaştırma Kurulu girmişti. Kurul’un 5 Eylül’de yaptığı toplantı sonrasında kamu emekçilerinin ücretlerine 2004 yılının ilk altı ay için yüzde 10, ikinci altı ay için yüzde 8 oranında zam yapılmasını, ilk altı ayda enflasyonun yüzde 10’u aşması durumunda aşan kısmın yüzde 80’inin, ikinci altı ayda enflasyonun yüzde 8’i aşması durumunda da aşan kısmın tamamının maaşlara yansıtılmasını ve 2003 yılı kayıpları için 2004 yılında iki taksitle ödenmek koşuluyla 200 milyon lira verilmesini kararlaştırmıştı.

Uzlaştırma Kurulu’nun raporu açıklandıktan sonra hükümet cephesinden bu karara uymak zorunda olmadıkları yönlü açıklamalar yapıldı. Bakan Mehmet Ali Şahin, Uzlaştırma Kurulu’nun raporunu “gerekçelerden yoksun” bir rapor olarak nitelendirdi. 2004 yılında yüzde 12 olan enflasyon hedefinin üzerinde yapılacak bir maaş zammının bütçe dengelerini sarsacağını söyledi. İşçi sendika yöneticilerinin TİS sürecindeki “anlayışı”nı örnek göstererek, sorumlu davrandıklarından dolayı kendilerine teşekkür ettiğini belirtti. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ise Kurul’un kararı için, “Bu bir tavsiye kararı, mutlaka uyulacak diye bir şey yok” açıklamasını yapmıştı.

Kurulun raporundan sonra 11 Eylül’de bir kez daha bir araya gelen hükümet ve sendika temsilcilerinin görüşmelerinden yine bir sonuç çıkmadı. Bu aşamadan sonra son söz Bakanlar Kurulu’na kaldı. Özetle 15 Ağustos’tan beri süren görüş alış verişi hükümetin dayattığı oranın gerçekleşmesi ile son bulacak. Sosyal ve demokratik hakların adı bile geçmiyor. Sahte sendika yasasının sınırları içerisinde yürütülen görüşme sürecinin başka türlü gerçekleşmesi de mümkün görünmüyor.

KESK yönetimi ne yapmayı düşünüyor?

Baştan beri üyelerini hak alıcı eylem biçimleriyle harekete geçirecek tarzda bir taban çalışması yürütmekten kaçınan KESK yönetimi, 10 Eylül’de Danışma Meclisi toplantısı yaptı. S. Evren toplantıda Uzlaştırma Kurulu’nun “önerisi”nin, taleplerinin karşılanmasında yetersiz bulsa da, yeni bir “toplu pazarlık” olanağı yarattığını belirtti. Evren, hükümetin diyaloğa ve görüşmelere kapıyı kapatması halinde her türlü demokratik tepkiyi göstereceklerini ifade etti. TİS’li-grevli sendika hakkının verilmesi ve siyaset yasağının kaldırılması konusunun da imza altına alınmasını istedi. Hükümetin sahte yasanın anti demokratik içeriğinden yararlanması durumunda “Böylesi bir tutum demokrasi ile bağdaşmaz. Son sözü Bakanlar Kurulu’na bırakmayız. Son sözü emekçiler, KESK söyler” dedi.

Hükümetle sendikalar arasında yapılan son görüşme sonrası açıklama yapan Sami Evren, Uzlaştırma Kurulu raporu karşısında hükümetin geliştirdiği yaklaşımın doğru olmadığını belirterek, “Hükümet uzlaşmacı bir tavır içinde değil. 1 Ekim’de Meclis karşısında yapacağımız eylemle hükümeti protesto edeceğiz” dedi.

Yapılan açıklamalar, KESK yönetiminin “görüşme masasına” endeksli tutumunu değiştirmediğini, hükümetin belirlediği sınırlar içinde mücadele edeceğini, “uzlaşma” mantığının devamı olarak “protesto”yu aşmayan eylem biçimlerinde ısrar edeceğini gösteriyor.

Uzlaştırma Kurulu’nun raporunu bir yandan yetersiz olarak değerlendirirken diğer yandan “görüşme”nin devam edebilmesinin koşulunu bu “yetersizliğe” bağlayan bir anlayışın, kamu emekçilerinin yaşadığı hak kayıplarını karşılamak için mücadele etme niyetinde olmadığı açıktır. TİS’li-grevli sendika hakkının kullanımını hükümetin atacağı bir imzaya bağlayan bir anlayışın, üretimden gelen gücünü kullanmaya niyeti olmadığı da açıktır. Kaldı ki, grev hakkı anayasada tanınmasına rağmen “grev yasaklayan” siyasi iktidar karşısında hak ve özgürlükleri fiilen kullanmak gerekmektedir. 1 Ekim’de hükümeti protesto etmek amacıyla yapılacak eylemin ne bir yaptırımı, ne de etkisi olacaktır. Aynı şekilde kağıt üzerinde alınmış bir-iki saatlik işbırakma kararının da bir etkisi olmayacaktır.

Ya fiili-meşru mücadele ya da teslimiyet!

Devlet bugün Uzlaştırma Kurulu’nun raporuna olumlu yaklaşabilir, üç aşağı beş yukarı “tavsiye”lerini kabul edebilirdi. Zaten sendika yönetimleri de “görüşmelerin” bu çerçevede sonuçlanmasına çoktan razı olduklarını ifade eden açıklamalar yaptılar. Ancak sermaye iktidarı, ortada kendisini sıkıştıracak bir güç ve irade olmadığı için buna dahi yanaşmamaktadır. Tüm koşulların lehine olduğu bir durumda bunu tercih etmemektedir. Devletin saldırı hazırlıkları tek yanlı ve boyutlu değildir. Bugün sefalet ücretini dayatırken yarın işgüvencesine göz dikecek, öbür gün sosyal hakları gaspederken haksız ve kirli bir savaşta işçi sınıfı ve emekçileri piyon olarak batağa sürecektir.

Sınıf ve kitle hareketinin durgun olduğu koşullarda sermaye iktidarı en ufak bir mevziyi kaybetmek niyetinde değildir. Devletin baskı ve terörünü tırmandırması da boşuna değildir. Sınıfın dar ve sınırlı da olsa ekonomik alanda elde edeceği en ufak bir kazanıma dahi tahammül etmek niyetinde değildir. Karşısında muhalif bir güç olmadığı için stratejik önemdeki tüm saldırı planlarını bir an önce hayata geçirmek niyetindedir. Özelleştirmeler, kamu hizmetlerinin tasfiyesi, kölelik yasaları, ABD’ye jandarmalık...

Son Ankara eyleminin de gösterdiği gibi KESK içinde halen harekete geçmeye hazır dinamikler mevcuttur. Kararlı, direngen ve meşru eylem biçimleriyle KESK kitlesi harekete geçirilebildiğinde, bu kıpırdanış hem umudunu ve güvenini yitirmiş geniş emekçi kitlelerini, hem de işçi sınıfının mücadelesini tetikleyebilecek bir dinamik olacaktır. Bu irade ve iddiayı taşımayan KESK reformistleri mücadeleyi değil teslimiyeti seçmiştir.

Ciddi ve önemli saldırı dalgasının yaşandığı bir süreçte devrimci kamu emekçileri KESK yönetiminin teslimiyetçi politikalarına yedeklenmek yerine devrimci bir önderlik yaratmak noktasında harekete geçmelidirler. Bu boşluk doldurulamadığı sürece kamu emekçileri hareketi ağır bir darbe alacak, sendikal örgütlülük tasfiye edilecektir. Kamu emekçilerini devrimci sınıf mücadelesine kazanmak, devrimci bir mücadele programı altında birleşmek ve fiili-meşru eylem biçimlerini hayata geçirmek yapılması gereken acil müdahaleler arasındadır.



KESK eylemi: “Genel grev, genel direniş!”

Hükümet ile kamu sendikaları arasında süren görüşmelerden bir sonuç çıkmaması üzerine devreye giren uzlaştırma kurulunun önerdiği ücret artışını yeterli bulmayan KESK, 5 Eylül günü bir basın açıklaması düzenledi. Saat 17:30’da Konak Sümerbank alanının girişinde toplanan kamu emekçileri buradan alanın çıkışına kadar yürüdüler. Daha sonra oturma eylemi gerçekleştirildi.

Eylemde en önde KESK, ardından “Savaşa değil eğitime bütçe!” pankartı taşındı. Yapılan açıklamada şunlar söylendi: “Önümüzdeki dönemde taleplerimizin elde edilmesi için kamu reformuna, yerel yönetimler reformuna, iş güvencesinin yok edilmesine, Irak’a asker gönderilmesine, kölelik yasalarına karşı işyerlerinden doğru tüm emekçilerle birlikte bu anti-demokratik uygulama ve saldırılara karşı örgütsel ve hukuksal mücadeleyi yükselteceğiz.”

Yaklaşık 200 emekçinin katıldığı eylemde “Direne direne kazanacağız!”, “Savaşa değil emekçiye bütçe!”, “Kahrolsun emperyalizm!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Genel grev, genel direniş!” sloganları atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir