30 Ağustos '03
Sayı: 34 (124)


  Kızıl Bayrak'tan
  Tezkereyi çıkarabilmenin riski ortada kaldı
  Kürt-Türkmen çatışması mı, Ortadoğu'yu Balkanlaştırma girişimi mi?
  Kapitalizm savaş demektir!
  ABD Irak'ta uluslararası güç istiyor...
  23 Ağustos Ankara eylemi..
  Reformist barikat devrimci mücadele programıyla aşılacak!
  Devrimci önderlik boşluğunu dolduralım!
  Colin's direnişi üzerine...
  Colin's direnişi ile ilgili zorunlu bir açıklama
  Fabrikalardan...
  Genel grev için hazırlanmlıyız!
  Direnişteki Pirelli-Ekolas işçileri: "Direnişimiz tüm işçi sınıfının direnişidir"!
  Direnişçi Pirelli-Ekolas işçileriyle konuştuk...
  Emperyalist savaş karşıtı platform çalışmaları üzerine...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Kölelik yasası uygulamaları...
  ABD'nin Liberya fiyaskosu
  Filistin direnişi emperyalist-siyonist planları boşa çıkarıyor
  ABD, Güney, Türkmenler ve TC...
  ABD bataklığa saplanıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bir tekstil işçisinin bir haftası

Pazartesi sabah saat 07:00’de uyanıyorum. Aceleyle üstümü giyiniyorum. Hızla kahvaltımı yapıp hemen evden çıkıyorum. Sersem sersem durağa doğru ilerliyorum. Bir yandan da pazar günü yaptığım planları kafamda bir bir canlandırıyorum. Bugün ne yapmalıyım diye düşünüyorum ve duraktaki arkadaşımın yanına varıyorum. Selamlaştıktan sonra koyu bir sohbete dalıyoruz.Sohbetin en tatlı yerinde servis geliyor, biniyoruz. Arkadaşlarımla selamlaştıktan sonra tekrar o arkadaşımla sohbete devam ediyoruz. Irak’a asker göndermeyle ilgili sohbetimiz sürerken sömürü cehennemi olan fabrikamıza geliyoruz. 3-4 dakika sonra çalan zil sesiyle herkes makinenin başına geçiyor. Maraton ve işkence başlıyor. Bir yandan makinelerin, bir yandan da radyodaki sunucunun sesi... Adeta bizimle dalga geçer gibi yapılan o çirkin muhabbet... Bizlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan şeyleri söyleyip duruyorlar Sinir bozucu bir Pazartesi sabahı derken 10:00 paydosu geliyor. Yaptığım planların ilkini hayata geçirmek için hemen çayımı alıyorum. Sohbet edeceğim işçilerin yanına oturuyorum.

Düzenin onları kirletmeye çalıştığı o yoz kültür çerçevesinde koyu bir sohbete dalmışlar. Hemen konuyu nasıl dağıtırım diye kafamda bir plan kuruyorum ve hayata geçiriyorum, “Ödenmeyen mesai paralarını ne zaman veriyorlar acaba?” diye soruyorum arkadaşların birine. Arkadaş aynen şöyle bir karşılık veriyor; “Dua edin maaşımızı alıyoruz. Siz bir de mesai parası istiyorsunuz”. “Neden” diyorum, “Bu bizim hakkımız!” Tekrar çalan zille maratonun ikinci yarısı başlıyor.

Akşam oluyor, saat 22:00’ye doğru paydos ediyoruz. Eve gittiğimde yorgun argın düşmüş bedenimi zor taşıyor ayaklarım. Her pazartesi akşamı gazetenin orta sayfasını, baş sayfayı okuyorum. Biraz da roman okuyup böylece o günkü görevimi tamamlamış oluyorum. Salı günü için planım hemen hemen aynı gibi. Akşam eve döndüğümde gazetemizi yeni okumaya başlayan dostlarımızla sohbet etmek için onların yanına gidiyorum. Onlarla gazete okuyor, gündemdeki sorunlar üzerine tartışıyorum. Bu da onların politik açıdan gelişmelerini, daha çabuk kavramalarını sağlıyor. Cuma akşamı buluşmak üzere ayrılıyorum.

Bütün haftayı arkadaşlarla belli kitaplar ve gazetemizin yazıları üzerinde tartışarak geçiriyoruz. Cumartesi gazeteyi okurlara ulaştırmak için bayiilerden alıyorum. Akşam ulaşabildiğim arkadaşlarıma gazeteyi bırakıyorum ve sohbet ediyorum. Kafalarına takılan sorular üzerine tartışıyoruz. Örneğin bu hafta yeni bir okurla buluştuk. Daha bir hafta önce gazete vermiştim. Kendisi bir Kürt emekçisi ve 17 yaşında. Gazetemizi eve götürüyor, babası hemen müdahale ediyor; “Oğlum bunlar Kürtleri dışlıyor. Kendi bayraklarının altına çağırıyor” vb. diyerek onu bizden, yani kendi öz mücadelesinden uzaklaştırmak istiyor. Ben müdahale ederek arkadaşla konuştum. Olayı çözdük sayılır. Gelecek hafta daha ayrıntılı konuşmak üzere sözleştik. Bu gibi sorunlarla sık sık karşılaşıyoruz.

Pazar günü diğer arkadaşlara da gazetemizi ulaştırıyorum. Ayrıca haftanın belirli günlerinde kendi sorumlu olduğum alanda nelerin olup bittiği, neler yapılabileceği ve diğer gelişmeler üzerine yoldaşlarla tartışıyorum. Böylece hem kendimi geliştirecek deneyimler kazanıyor ve arkadaşlarımla paylaşıyorum, hem de faydalı bir devrimci olmak için çaba harcıyorum.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bir tekstil işçisi/İzmir



Bir asker abisinin kaleminden...

“Bizi bataklığa sürenlere
karşı savaşalım!”

Kardeşlerimiz Irak’ta kimler için ölecek? ABD emperyalizmi için. Kardeşlerimizi öldürmeye ve ölüme yollayacaklar. Kardeş halkların kanı kardeşlerimiz tarafından dökülecek.

Daha Irak işgali başlamadan kardeşimle beraber savaşa karşı eylemlere gidiyorduk. “Savaşa hayır!” diye haykırıyorduk. “ABD askeri olmayacağız!” diye slogan atıyorduk. Bugün ise emperyalist uşaklar tarafından silah altındaki kardeşimi zorla savaşa yolluyorlar.

ABD, Irak bataklığına Türkiyeli işçi ve emekçileri sürmek istiyor. Bağdat’ın düşmesiyle birlikte ABD’li yöneticiler aynen şöyle diyorlardı; “Irak’ta bizim askerlerimiz dışında hiçbir ülkenin askeri bulunmayacak”. Ama Irak halkının direnişini hesaba katmamışlardı. Şimdi ise yeminli uşaklarından yardım istiyorlar. Bunlardan biri de Tayyip Erdoğan. Tabii ki verdiği sözde duracak. Daha dün İMF’ye verdiği sözleri tutmadı mı? Ülkeyi işçi ve emekçiler için sömürü cehennemi haline getirmedi mi? Ardı ardına saldırı yasaları çıkarmadı mı? Şimdi ise ABD’den aldığı dolarların karşılığında işçi ve emekçi çocuklarını Irak bataklığına sürüyor. Orada ölecek, öldürecek olan ne kendi çocuğu ne de akrabaları. Yüzlerce asker ölmüş onun umrunda mı? Analarn gözyaşları, feryatları umrunda mı?

O aldığı dolarlara bakar, efendisine verdiği sözü tutar. Başka bir şey onu ilgilendirmez. Arkadaşlar bunlar ne sermayenin umrunda, ne de sermaye kalemşörlerinin? Bu sorunlar biz işçi ve emekçilerin sorunlarıdır. Saldırıları ve kirli savaşı birleşik mücadele ile durdurabiliriz. Bizim emperyalistler için ne dökecek kanımız var, ne de kardeş halklara sıkacak kurşunumuz var? Biz ancak bizi o bataklığa sürenlere karşı savaşırız.

Kardeş Irak ve Ortadoğu halkları ile birlikte emperyalistlere karşı mücadeleye!

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Bir tekstil işçisi/İzmir



Paylaşımı ve dostluğu öğrendik...

Merhaba,

Bizler Almanya’daki gençlik kamplarına düzenli katılan iki arkadaşız. 3. Bir-Kar Gençlik Kampı’nda yaşadıklarımızı sizlerle paylaşmak istedik.

İlk günümüz oldukça heyecanlı geçti. Eski arkadaşlarımızla buluştuk ve yeni arkadaşlarla tanıştık. Bu kampta en çok ilgimizi çeken etkinliklerden biri bilgisayar öğrenmek oldu. Bir diğeri Nazım Hikmet ve Ahmet Arif’in tanıtımı oldu. Bu tanıtım sırasında birimiz Ahmet Arif’in “Adiloş bebem” şiirini okudu. En çok hoşumuza giden bir başka etkinlik ise sportif faaliyetler oldu. Bunun dışındaki faaliyetleri bizden büyük arkadaşlar hazırladığı için biz seyirci konumunda kaldık. Aslında bizleri de içine katabilecekleri etkinlikler planlayabilirlerdi. Bizler bu kampların başından beri düzenli olarak katılıyoruz. Yaşımız 13-14 arası. Buna rağmen mutlaka bizim de kamplara daha çok katkımız olabilir ve daha çok öğreneceğimiz şeyler vardır. Umarız bir sonraki kampta bunlar gözetilir.

Bundan sonraki kamplara daha fazla arkadaşımızı katmayı hedefliyoruz. Bu etkinliklerde paylaşımı, dostluğu ve yeni şeyler öğrenmenin coşkusunu yaşadık. Umarız gelecek kamplarda yeni arkadaşlarla buluşuruz.

Can ve Özge