30 Ağustos '03
Sayı: 34 (124)


  Kızıl Bayrak'tan
  Tezkereyi çıkarabilmenin riski ortada kaldı
  Kürt-Türkmen çatışması mı, Ortadoğu'yu Balkanlaştırma girişimi mi?
  Kapitalizm savaş demektir!
  ABD Irak'ta uluslararası güç istiyor...
  23 Ağustos Ankara eylemi..
  Reformist barikat devrimci mücadele programıyla aşılacak!
  Devrimci önderlik boşluğunu dolduralım!
  Colin's direnişi üzerine...
  Colin's direnişi ile ilgili zorunlu bir açıklama
  Fabrikalardan...
  Genel grev için hazırlanmlıyız!
  Direnişteki Pirelli-Ekolas işçileri: "Direnişimiz tüm işçi sınıfının direnişidir"!
  Direnişçi Pirelli-Ekolas işçileriyle konuştuk...
  Emperyalist savaş karşıtı platform çalışmaları üzerine...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Kölelik yasası uygulamaları...
  ABD'nin Liberya fiyaskosu
  Filistin direnişi emperyalist-siyonist planları boşa çıkarıyor
  ABD, Güney, Türkmenler ve TC...
  ABD bataklığa saplanıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kölelik yasası uygulamaları...

Patronlar saldırıda sınır tanımıyor!

Kölelik yasasını meclisten geçirten patronlar şimdi işyerlerinde bu yasa maddelerine göre hazırlanan metinleri işçilere imzalatıyorlar. Böylece yasada yer alan ancak “işçinin rızasını” gerektiren maddeleri de peşinen uygulama fırsatı kazanmak istiyorlar. Birçok işyerinde bu imza metinleri baskı ve zorla, işten atma tehditleriyle kabul ettirilmek isteniyor.

SILVER ayakkabı boyaları vb. malzemelerini üreten Çığır Kimya Fabrikası bunun yalnızca bir örneği. Yaklaşık 200 kişinin çalıştığı fabrikada patron bir ay önce işçilerin “Süresi belirsiz hizmet akdi” adı altında kölelik metnine imza atmalarını istedi. Kölelik diyoruz, çünkü çalışma koşulları ile ilgili herşey patronun insafına bırakılıyor. Bu, “işveren haftalık çalışma saatlerini tespit ve bunu günlere bölmede, işe başlama, ara dinlenmesi ve paydos saatlerini belirlemede ve değiştirmede günlük çalışma süresini belirlemede serbesttir. İşçi işverence belirlenen bu sürelere uygun çalışmayı peşinen kabul etmiş olup uymakla yükümlüdür” diye açıkça ifade ediliyor. Yani kaçta işbaşı yapılacak, kaçta çaya kaçta yemeğe çıkılacak, kaçta paydos edilecek, hepsi patron tarafından belirlenecek. Patron istediği zaman istediği gibi bunu değiştirebilecek. İşçi ise imza atarak tüm bunları peşinen kabul etmiş olacak.

Süresi belirsiz hizmet akdi altında işçilere imzalatılmak istenen bu metinde, “özel şartlar” başlığı altında işçiden kabul etmesi istenen 16 madde bulunuyor. Bunlardan bazıları şunlar:

b- işverence çıkartılmış ve çıkarılacak yönetmelik, genelge, sirküler ve talimat hükümlerine uymayı...

İmza attığımız taktirde her türlü uygulamayı peşinen kabul etmiş olacağız.

c- Ücretinde herhangi bir değişiklik yapılmadan işverene ait ya da iştiraki bulunan aynı ildeki veya il dışındaki işyerlerine işverence geçici ya da sürekli tayin ve nakil edilmeyi....

Patron istediği işçiyi istediği zaman, git şu ildeki şu fabrikada şu işte çalış diyebilecek. İmza attığımız taktirde buna itiraz hakkımız olmayacak, çünkü peşinen kabul etmiş olacağız.

d- İşveren veya vekillerince talep edilmesi halinde fazla mesaiye kalmayı, hafta tatili, genel tatil ve bayram tatilinde çalışmayı...

Böylece ne hafta sonumuz, ne bayram tatilimiz, ne de normal bir çalışma süremiz kalacak. İmza atmamız halinde istedikleri kadar fazla mesaiyi yaptıracak, tüm tatil günlerimizi gaspedecekler.

f- İşveren veya vekilleri tarafından gösterilecek her türlü işte çalışmayı, çalışama şartlarında ve işin çeşidinde değişiklik yapılmasını...

Örneğin işe tornacı olarak girmişsek bunun dışında paketlemede, temizlikte, mutfakta istedikleri herhangi bir yerde çalıştırabilirler. Çalışma şartlarını ve işin çeşidini istedikleri gibi değiştirebilirler.

g- İşverenin işin görülmesi hakkını sürekli ve geçici olarak başka bir işverene devredebilme hakkına sahip olduğunu...

Fabrika ya da bir bölümünü taşeronlaştırmalarını kabul etmiş olacağız.

h- İki aylık deneme süresi içinde hizmet akdinin feshedilmesi durumunda ödenmeyen ücreti dışında başkaca herhangi bir hak talep etmemeyi...

Kölelik yasasında yer almayan maddeleri de imza metnine ekleyen patron, bu madde ile mevcut yasaları da çiğneyerek ihbar tazminatımızı vermeden işçi çıkartmayı amaçlıyor.

p- işverenin belirlediği Verimlilik Ölçüt Sistemi’ne uyarak verimli çalışmayı, bu hususta yetersiz kalması halinde akdinin münfesih sayılacağını...

İşverenin verimliliği neye göre belirleyeceği boşlukta bırakılıyor. Böylece patron verimsiz diye istediği işçiyi tazminatsız olarak işten çıkarma olanağına sahip olacak.

“Özel şartlar” adı altında işçinin yükümlü bırakıldığı 16 maddeye karşı patronun yükümlülükleri sadece bir maddeden; “işçinin hak edeceği ücret ve alacaklarını süresinde ödemeyi kabul ve taahhüt eder”den ibarettir.

F. Deniz



Patronların sefil çıkarları uğruna
ölmek için doğmadık!

12 saatlik çalışmanın ardından eve dönüyoruz. Gözler yorgun, kimimizinki ha kapandı ha kapanacak. Kısa kesilen sohbetler yerini derin düşüncelere bırakıyor. Servise biniyor ve bir günün daha bitişini koltuklara yaslanarak, etrafımıza bakarak kutluyoruz.

Güzergahımızda yorgunluğumu atan, beni Irak halkının ve Filistin’deki taş generallerin kavgasına ortak olmaya çağıran, “Irak’ta Amerikan jandarmalığına hayır!” diyen afişler süslemiş duvarları... Filistin’e gitmek, bir taş atmak siyonistlere! Ne bahtiyar olurum diye düşünürken sızlayan kolumun acısını bile unutuyorum. Kendi kendime sorular sorup cevaplandırırken, savaşla ilgili bir yazı yazmam gerektiği aklıma geliyor. Çok yönlü bir konu olduğu için ne yazacağımda bir hayli kafamı kurcalıyor.

Servisten inip biraz yürüdükten sonra sigara yakıyorum. Kibritin alevi sanki beynime de bir ışık gönderiyor. Neden düşünüyorum ki! Yaşam, yaşadıklarım ve milyonlarca işçinin, ezilen, direnen halkların yaşadıkları gözümün önünden geçmeye başlıyor. Bunu her zaman duyumsadığım halde bir film şeridi gibi hepsi bir anda gözümün önünden geçiyor.

Sonunda savaşın her an çevremde yaşandığına tanık oluyorum. Aynı zamanda Irak’ta, Filistin’de çocukların üzerine en vahşi silahlarla saldıranlarla, binlerce insanı bu silahlarla bir seferde katledenlerle; beni ve milyonlarca emekçiyi sonu gelmez kâr hırsı ve rekabeti için kuralsızca ezen ve sömürenlerin özünde çok farklı olmadıklarını görüyorum. Bunu görmeye çalışan herkes çalışma koşullarını, zorla ve tek taraflı imzalatılan kölelik sözleşmelerini, istediği halde alamadığı yarım günlük izini düşündüğünde görebilir. O kadar çıplak ki aslında!..

Servisle ilerlerken Irak’ta Amerikan jandarmalığına karşı asılı duran afişlerden bir sonuç çıkaramayan, gözünün önünden öylesine geçen bir şeymiş gibi kör bakışlar savuran, oradaki askerin kendisi olduğunu ne yazık ki anlayamıyor. Birçok arkadaş fazla mesaiden ne kadar para aldığını bile bilmiyor. Doğal olarak burjuvazinin politikalarını uygulamakta zorluk çekmiyor. İşte bunlar da savaşın birer parçası. Bizlere karşı açtıkları savaşın daha sonra daha da kanlı olacak değişik biçimleri.

Patronların tek geçim kaynakları aslında biziz. Makineye verilen önem bile verilmez bize. Alınterimizle, nasırlı ellerimizle büyüttüğümüz bu doymazlar takımı rakipleri karşısında tutunabilmek, piyasayı ele geçirmek ve tabii ki daha çok kâr elde etmek için kuralsızca bir sömürü sistemi geliştirmişlerdir. En küçüğünden en büyüğüne kadar birleşerek bizlere karşı tek bir vücut olarak savaşıyorlar. Grev ve direnişlerde polis ve askerlerle üzerimize saldırılar cabası.

Politikaları bunlarla bitmiyor tabii ki. Amerika gibi en güçlüleri politikalarını savaş aracıyla devam ettiriyor. Bizim ülkemizdeki uşaklar takımı ise efendisinin iğrenç çıkarları için askerdeki binlerce işçi gencin kanı üzerinden pazarlık ediyor. Her gün çeşit çeşit yozluklarla kanımıza girerek bize afişteki Amerikan askeri olduğumuzu göremememiz için körleştiriyor, yarında Irak’ta ya da dünyanın başka bir kanlı bölgesinde kanımızı akıtacaklar. Bunu böyle anlamadığımızda da, ne 12 saat çalışmak, ne kanı beş para etmez patronun karşısında el pençe durmaktan kaçabiliyoruz.

Biz dünyaya para babalarını semirtmek için, onların varlıklarına varlık eklemek için gelmedik. Hele hele onların sınıf çıkarları için ölmeye hiç gelmedik. Bizlere yutturulmaya çalışılan “ülke çıkarları için” safsatası patronların çıkarlarıdır. Bizim bu saldırılara karşı yapmamız gereken ise, en başta en küçük sorunumuzdan, en büyüğüne kadar yabancı olmamak, bunlar karşısında alacağımız tavrı bilmektir. Çünkü bezirgan takımı en ince ayrıntısına kadar biliyor. Bizlerin karşısına yeri geldiğinde en vahşi araçları ile dikilmiyorlar mı! Zaten demiyor muyuz yaşamın kendisine kavga diye. İşte asıl kavgamız bu asalak takımına karşı değil de kime karşı olacak! Onların karşısına kendi sınıf savaşımızı örgütlemekten başka yol yok bizlere. Çünkü hala onların bu savaşta üstün olmalarından dolayı binlerce insan a&ccedl;lıktan, bombalardan, iş kazalarından ölüyor, gün geçtikçe tarihin en eski sayfalarındaki kölelik düzenine gidiyoruz.

Onlar güçse biz de gücüz. Yalnızca güçlerini bizim güçsüzlüğümüzden, yani örgütsüzlüğümüzden alıyorlar.

O film şeridinin küçük bir kısmı bu, soyutlanmış hali diyebilirim. Geleceği de gördüm orada, hem de daha çok, daha berrak. Dünyayı yaratanların, dünyayı varedenlerin, dünyayı yeniden eşit, savaşsız, sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir biçimde yeniden yarattıklarını...

Ümraniye’den bir işçi