30 Ağustos '03
Sayı: 34 (124)


  Kızıl Bayrak'tan
  Tezkereyi çıkarabilmenin riski ortada kaldı
  Kürt-Türkmen çatışması mı, Ortadoğu'yu Balkanlaştırma girişimi mi?
  Kapitalizm savaş demektir!
  ABD Irak'ta uluslararası güç istiyor...
  23 Ağustos Ankara eylemi..
  Reformist barikat devrimci mücadele programıyla aşılacak!
  Devrimci önderlik boşluğunu dolduralım!
  Colin's direnişi üzerine...
  Colin's direnişi ile ilgili zorunlu bir açıklama
  Fabrikalardan...
  Genel grev için hazırlanmlıyız!
  Direnişteki Pirelli-Ekolas işçileri: "Direnişimiz tüm işçi sınıfının direnişidir"!
  Direnişçi Pirelli-Ekolas işçileriyle konuştuk...
  Emperyalist savaş karşıtı platform çalışmaları üzerine...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Kölelik yasası uygulamaları...
  ABD'nin Liberya fiyaskosu
  Filistin direnişi emperyalist-siyonist planları boşa çıkarıyor
  ABD, Güney, Türkmenler ve TC...
  ABD bataklığa saplanıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
23 Ağustos Ankara eylemi...

Reformist barikatı devrimci
taban inisiyatifi ile aşalım!

KESK’in düzenlemiş olduğu “İnsanca yaşam için demokratik bir Türkiye” yürüyüşü, 23 Ağustos günü Ankara’da yapılan kitlesel basın açıklaması eylemi ile sonlandırıldı.

Eylemi üç temel başlık altında değerlendirmek gerekiyor. İlki eylem hangi ihtiyacın ve politikaların ürünü olarak düzenlenmiştir? İkincisi eylem sürecinde yaşananlar neyi göstermektedir? Üçüncüsü bundan sonra ne yapılması gerekmektedir?

Eylem takvimi toplu görüşme oyununa
endeksli bir aldatmacıdır

4688 yasa sonrası iyice belirginleşen “hükümetle görüşme” politikası 23 Ağustos’ta kendini bir kez daha göstermiştir. Üstelik en bayağı ve ucuz taktiklerle. KESK yönetimi 23 Ağustos eylemi öncesinde de toplu görüşme masasına endeksli bir eylem takvimi ve mücadele tarzının dışına çıkmamıştır. İkinci görüşmede “hükümet taleplerimizi ciddiye almıyor” diyerek masadan kalkan KESK reformistleri, Ankara eylemini de görüşme masasına “güç kazanmış” olarak dönmenin bir aracı olarak değerlendirdiler. Eylemden birkaç gün sonra basına verdiği demeçlerde “görüşme masasına dönme” sinyali veren S. Evren, böylece ne kadar “güçlü” olduklarını hükümete ispatlamış oldu.

Geçen yılki “görüşmelerde” hem üyeler hem de hükümet nezdinde prestij kaybeden KESK yönetimi, bu yıl “görüntüyü kurtarmak” için çareyi “fiili-meşru bir eylem” taklidi yapmakta buldu. Görüşmelerde “ücret ve siyaset yapma hakkı” talebinin yanı sıra mücadele ile kazanılacak olan grev hakkını da sıkıştıran reformist yönetim, KESK’in varlık-yokluk sorunu yaşadığı bir süreçte “yokoluşu” seçti.

Siyasi iktidar kamu hizmetlerinin ve çalışanlarının tasfiyesi için son hazırlıklarını tamamlarken bir yıl boyunca harekete geçmeyen KESK yönetimi “toplu görüşme” sürecine endeksli bir eylem takvimi çıkardı. Kamudaki tasfiyelerle birlikte sendikaların altının boşalacak olmasına gözlerini kapadı. Süreci karşılayacak ve kucaklayacak bir mücadele hattı yerine, öncesi ve sonrası planlanmayan bir eyleme imza atarak kitlelerde “direndik” görüntüsü yaratmaya çalıştı. S. Evren’in eylemde yaptığı konuşma hangi amaç ve niyetle hareket ettiklerini ispatlıyordu. Evren, 12 yıllık mücadelenin sonunda hükümeti toplu görüşme masasına oturtmayı başardıklarını söyledi. Bugün kamu emekçilerinin “grevli-toplusözleşmeli sendika talebi” ile mücadeleye başladıklarını bilmeyen yok. S. Evren’in temsil ettiği reformist anlayışlar 1yıl boyunca “hükümet tarafından dikkate alınmak” için mücadele ettiklerini artık açıkça itiraf ediyorlar.

Masadan kalkmadan önce Kamu-Sen’le “ortak mücadele” yürüteceklerini açıklayan KESK reformistleri, dün tüm pratiklerini yasa sonrası “üye kapmak” için kanlı-bıçaklı oldukları Kamu-Sen’i karalamakla geçiriyorlardı. Görüşme masasının büyüsü bu söylenenleri bir çırpıda unutturuverdi ve bugün karşılıklı yapılan “dostane” açıklamalarla yanyana yürümek için aralarında hiçbir fark olmadığının mesajını da vermiş oldular.

KESK yönetimi, 23 Ağustos’ta noktalanan 6 aylık eylem takvimini toplu görüşme sürecinde siyasi iktidarla uzlaşmaya, “masa başında” kazanmaya göre şekillendirmiş, tüm politika ve taktiklerini bu plana göre geliştirmiştir. Görüşme süreci boyunca KESK reformistlerinin izlediği politikaların bu kadar çelişkili, iddiasız ve tutarsız olması reformizmin politikasızlığıyla değil, iktidar ufkundan yoksunluğu ve iradesizliği ile açıklanabilir ancak.

KESK reformistleri ihaneti derinleştirdi, kitleye yalan söyledi!

23 Ağustos eylemi toplu görüşme oyununa yönelik aldatmacanın son ayağı ve doruk noktası olarak değerlendirilmelidir. Bugüne kadar gerçekleştirilen eylemlerde reformist yönetimin ihaneti, kitleleri aldatmaya dönük manevraları birçok kez yaşanmıştır. Ancak son Ankara eylemi reformizmin kirli yöntem ve taktiklerinin vardığı noktayı göstermesi açısından önemlidir. Sendika bürokrasisinin ihaneti derinleşmiş, kitlelere yalan söylenmiştir.

Sabah saatlerinden itibaren Ankara sokaklarına çıkan az sayıdaki kamu emekçisi kimi yerlerde polisin saldırısına uğramış, gözaltılar yaşanmıştır. Ancak bunlar yaşanırken KESK yönetimi alanları terketmiştir. Kamu emekçileri eylem sırasında muhatap olacak tek bir yönetici ve sorumlu bulamamıştır. Sami Evren aynı saatlerde yapacağı basın açıklaması için TTB binasında oyalanmakla meşgul iken, İzmir Caddesi ve Sıhhiye yönüne doğru eylem yapan, ağırlığını BES ve SES üyelerinin oluşturduğu kitle polis saldırısıyla yüzyüze bırakılmıştır. Çoğunluğunu Eğitim-Sen üyelerinin oluşturduğu yaklaşık 500 kişilik emekçi kitlesi Eğitim-Sen 1 No’lu Şube önünde dağınık ve parçalı bir şekilde toplanmış, daha sonra Ziya Gökalp Caddesi’ni trafiğe kapatmış, oturma eylemine geçmiştir. Daha sonra devletle yapılan anşma üzerine buradaki kitle ara yollardan YKM önüne doğru yönlendirilmiş ve oturma eylemine burada devam edilmiştir.

Ankara’ya sabah saatlerinden itibaren giriş yapan emekçilerden Trakya ve İstanbul güzergahından eyleme gelenler Batıkent girişinde Şaşmaz önünde, Karadeniz ve Kürdistan güzergahından gelenler Kırıkkale ile Elmadağ arasındaki Sosaldı tesislerinin önünde, Kürdistan–Adana karayolu güzergahından gelen emekçiler Gölbaşı yakınındaki Türkiye Otomobilciler Federasyonu Tesisleri önünde, Ege ve Marmara bölgesi güzergahından gelen kamu emekçileri ise Sivrihisar çıkışından sonra Nasreddin Hoca Tesisleri’nde oturma eylemine yönlendirilmişlerdir. Ancak bu noktalarda polis engeli ya da barikatı olmadığı gibi trafiğe kapatıldığı iddia edilen güzergahlar da belirleyici olmamıştır. Bir süre sonra trafik tali yollardan akmaya devam etmiştir. Kimi yürüyüş kollarına ise oturma eyleminden sonra polis ve jandarma güçleri gelmiştir.

Yürüyüş kollarındaki öncü, devrimci kamu emekçilerinin baskı ve tepkileri sonucu KESK yönetimi tarafından “barikatla karşılaşılana kadar” yola devam etme kararı alınmıştır. Yollarda KESK reformizminin barikatı ve iradesi dışında yola devam etmenin önünde bir engelle karşılaşılmamıştır. Yollarda hiçbir amacı ve yaptırımı olmayan oturma eylemi sürerken, Ankara’daki kitlenin “Burada neyi bekliyoruz? Neden oturma eylemi yapıyoruz?” vb. sorularına karşılık kürsüden “il dışından gelenler Ankara’ya sokulmuyor, barikat var, ortak karar alacağız ve aynı zamanda barikatlara yükleneceğiz” vb. türü söylemler kullanılmış, kitleye yalan söylenmiştir. Aynı zamanda yürüyüş kollarındaki kitleden Ankara’daki saldırı haberi saklanmış, kamu emekçilerinin Ankara’daki kitle ile yaptığı telefon görüşmeleri üzerine haber yayılmıştır.

KESK yönetimi Ankara’ya girme kararı aldıktan sonra araçlardaki kitlenin toplu bir şekilde Hipodrom’da toplanması organize edilmemiş, emekçiler yollarda indirilerek dağınık bir şekilde yürüyüşe geçirilmişlerdir. Bir kısmı ise Hipodroma araçlarla giriş yaparak buradan yürüyüşe geçmiştir vb.

Sabah saatlerinden itibaren KESK reformistleri, hükümet ve emniyet yetkilileriyle yaptıkları pazarlıklarda yürüyüş güzergahının Necatibey Caddesi, eylem yapılacak alanın YKM’nin önü olması yönünde anlaşmışken, Sıhhiye girişinde polis barikatı önünde saatler süren oturma eylemine geçilmiştir. Burada kürsüden yapılan konuşmalarda “Kızılay’a gireceğiz!” vb. türü kararlı söylemlerle kitle saatlerce bekletilmiştir. Reformist yönetimin sergilediği tüm bu “kararlılık ve direniş” şovuna rağmen, en sonu yine pazarlık yapılan güzergahtan kitle yürüyüşe geçirilmiştir. Barikatın önündeki kitleden “hani ana caddeden gidecektik” vb. türü tepkiler yükselmesine rağmen, arkadaki kitle olup bitenden habersiz KESK yönetiminin oyununa gelmiştir. Tüm yolların polisler tarafından kapatıldığı sanan ve oynanan oyunun farkına varamayan arkadaki kitle, barikatları “kitlelerin gücü ve mücadelesi” aştı düşüncesiyle büyük bir coşkuyla yürüyüşe geçmiştir.

Reformist anlayış eylemi amaçlaştırdı

Eylemi ihanet, aldatmaca ve yalan üzerine kurulu reformist politikalar üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada KESK reformistlerinin siyasi iktidarla uzlaşmak adına izlediği mücadele yönteminin bir kez daha iflas ettiği gerçeği çıkıyor karşımıza.

Reformist yönetim, uzun süren bir sessizlik döneminden sonra kitlelerin bilincini “Kızılay’a gireceğiz!” türünden taktiksel bir açılımla bulandırma yoluna gitmiştir. Kamu emekçilerinin gerçek ve acil taleplerini kazanmak için devrimci bir mücadele programı ve yöntemi izlemek yerine tek başına bir eylemi “Kızılay” ekseninde amaçlaştırarak “direndik, kazandık” görüntüsü yaratmaya çalışmıştır. Ancak bunu bile gerçekleştirme irade ve iddiasından yoksundur. “Kızılay’a girme” hedefi taktiksel bir sorundur, ancak bunun için de devrimci bir irade ve iddia ortaya koymak, kararlı bir mücadele yürütmek gerekmektedir. “Hak verilmez alınır” şiarını çoktan terketmiş, düzenin çizdiği sınırlarda acz ve çaresizlik içinde politika yapmaya heveslenen KESK reformistleri, bunu göze alma iradesind yoksundurlar. 23 Ağustos eylemi bunu bir kez daha doğrulamıştır.

KESK yönetimi, Ankara eylemini sendikalara güvensizleşen, mücadeleden uzaklaşan KESK kitlesini yeniden reformist politikalara yedeklemenin bir aracı olarak değerlendirdi. Aynı zamanda hükümete “yasayı kabul ettik, alanları terkettik, ama halen fiili-meşru mücadeleye hazır bir kitlemiz var” mesajını vermeye çalıştı. “23 Ağustos sonrası ne olacak?” gibi önemli ve acilen yanıtlanması gereken bir soru varken saatlerce kitleyi “Kızılay” hedefiyle yollarda oturtmanın başka bir açıklaması olabilir mi? Üstelik ihanetin pazarlığının saatler öncesinden yapılmasına rağmen.

Reformist yönetim “Kızılay” eylemi gibi bir aracı amaçlaştırarak “23 Ağustos sonrası ne olacak?” sorusunun yanıtını ortada bırakmıştır. Kitledeki tepki ve öfkeyi “direnme” görüntüsü altında kendisine yedeklemiştir. KESK yönetiminin bundan sonrası için ne yapılacağına dair yanıtı açıktır. Binlerce emekçinin mücadele azmi ve isteği ile yine görüşme masasına dönerek hükümete karşı elini güçlendirmeye çalışmaktadır. Yapılan açıklamalar da bunu doğrular niteliktedir; “Eylül ayında bütçe görüşmeleri sırasında yeniden eylem” yapmak, uzlaşmacı yönetimin “eylem takvimi”nden ibarettir.

Öncü kamu emekçileri devrimci taban
inisiyatiflerini yaratmalıdır

Eylem, sendika yönetimlerini tutan, teslimiyeti ve ihaneti derinleştirme yolunda hızla ilerleyen reformist anlayışların iflas eden politikalarına bir göstergedir. Ancak eylemin ortaya çıkardığı önemli göstergelerden biri de, sendikal önderliğin teslimiyetine, devletin saldırılarına rağmen alanlara çıkmaya, mücadele etmeye hazır binlerce emekçinin kararlılığıdır. Bu, kamu emekçileri hareketinin üzerindeki ölü toprağını atması ve yeniden mücadeleye sevkedilmesi açısından değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Bir diğeri ise, yürüyüş kollarında öncü, devrimci kamu emekçilerinin yönetimlerin üstten dayatmacı tavrına karşılık kitlelerle birlikte verdiği yanıttır.

“Ankara’daki kitleye saldırı var, ortada barikat yok, burada ne bekliyoruz?” türünden tepkileri dile getirerek eylemci kitleyi harekete geçiren öncü ve devrimci kamu emekçileri, yönetici sıfatıyla kitlenin karşısına dikilen “karar alınacak siz uyacaksınız!” anlayışını fiilen boşa düşürmüştür. Bu, taban irade ve inisiyatifinin devrimci bir tarz ve pratikle ortaya konulduğunda yaratacağı etkiye işarettir.

KESK reformistleri kamu sendikalarının varlık-yokluk sorunu yaşadığı, işçi ve emekçilerin emperyalist savaş ve saldırganlıkta piyon olarak kullanılmaya çalışıldığı, İMF anlaşmaları ile işsizliğe, sosyal hak ve güvencelerden yoksunluğa, örgütsüzlüğe, kölece çalışma koşullarına mahkum edildiği bir süreçte kendi dar çıkarları için kırıntı koparmakla meşguller. Tüm politika ve pratiklerini “ücret artışı ve siyaset yapma hakkı” ve “hükümetle görüşme” süreci üzerinden pasif eylem biçimleriyle belirlemiş durumdalar.

Öncü kamu emekçileri “23 Ağustos sonrası ne olacak?” sorusunun yanıtını, tabanda yürütecekleri devrimci politika ve pratikle vermek durumundadırlar. Sermaye iktidarının kamu hizmetleri ve çalışanlarının tasfiyesine dönük “Kamu Yönetimi Reformu” başlığı altında yürüttüğü saldırı dalgasına karşı emekçileri bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, sendika bürokrasisinin reformist politika ve pratiklerini teşhir etmek, buna karşı işyeri ve sektörlerde en geniş emekçi kitlesini devrimci taban inisiyatiflerinde biraraya getirmek öncü kamu emekçilerinin görevidir.

KESK yönetiminin eylemsizlik takvimine karşılık kamu emekçilerinin devrimci mücadele programını oluşturmak, mücadele taleplerini netleştirmek ve en önemlisi de mücadele yöntemini “Hak verilmez alınır!” şiarı ekseninde belirlemek gerekmektedir. Reformist yönetimin hükümetten dilendiği “genel grev” hakkını fiilen kazanmak, işyerlerini kuşatmak ve genel grev-genel direnişi örgütlemekten geçiyor. KESK reformistlerini yönetimlerden alaşağı etmek, kamu emekçilerini devrimci sınıf mücadelesine kazanmak ve yeni bir ihanete izin vermemek için bundan başka yol ve yöntem bulunmuyor.



23 Ağustos eyleminin gösterdikleri...

Öncü emekçiler görev başına!

23 Ağustos’ta yapılacağı eylem takvimiyle belirlenmiş olan Ankara mitingi için yerellerde fazla bir çalışma yürütülmedi. Şehirlerimizden yola çıkarak toplanma merkezi olan Kırıkkale’de, Doğu ve Karadeniz bölgesinden gelen emekçilerle buluştuk.

Uzun bir aradan sonra KESK yöneticisi olduğunu söyleyen birisi, “Yolu kapatıyoruz, Kızılay’a izin verilinceye kadar açmayacağız!” diye çağrı yaptı. Daha konuşması bitmeden bütün kamu emekçileriyle yolu kapattık. Yolun trafiğe kapatılmasıyla beraber sloganlarımız hiç susmadı. “Zafer direnen emekçinin olacak!”, “Emekçiye değil İMF’ye barikat!”, “Direne direne kazanacağız!”, “ABD askeri olmayacağız!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Toplu sözleşme hakkımız grev silahımız!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “İşçi-memur el ele genel greve!” sloganlarını hep birlikte haykırdık.

Yine her zaman yaptıkları gibi, uzun bir oturma eylemi ve bekleyişin ardından, yönetici oldukları için herşeyin kararını tek başlarına alabileceklerini zannedenler eylem kırıcılığı yapmaya başladılar. Yollar kapatılmış, binlerce araca geçiş verilmemiş, binlerce insan hareket edememiş, adeta hayat durdurulmuşken, bu baylar “cenaze var” vb. gibi jandarma ve polisin sözlerine uyarak geçiş verdirmeye başladılar.

Bunun üzerine tabanın inisiyatifi devreye girmeye başladı. Yöneticilerle ciddi ve hararetli tartışmalara başladık. Bunun eylem kırıcılığı olduğunu, her zaman bu şekilde yaptıklarını, böyle yaptıkları taktirde hesabını vereceklerini vb. söylemlerle bu beylere geri adım attırdık. Ayrıca KESK yöneticisi olduğunu söyleyen bir bürokratın, “Ben yöneticiyim. Kararıma uyacaksınız, ben kapatın diyene kadar yolu açacaksınız, araçlar geçecek” demesi üzerine, biz de tabanın burada olduğunu ve ancak kararları bizim alabileceğimizi söyledik. Yolu hiç geçiş olmayacak şekilde tamamen kapattık. “Hesabını veririm. Kararı ben alırım, uymak zorundasınız” diyen bu baya cevap fazla gecikmeden kitleden geldi. Bütün emekçiler “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!” sloganını haykırdılar.

Yolun kapatılması üzerine bekleyen halktan bazı tepki gösterenlere, emekçilerin haklı mücadelelerine destek vermeleri, bizleri bu duruma düşüren, sokaklara döken gerçek sorumlulara tepki göstermeleri gerektiğini söyledik.

Bu tartışmaların ardından geri adım atan KESK yöneticileri araçlarla eylemciler arasında bir koridor oluşturmaya çalıştılar. Gerekçeleri ise ihanetleriyle benzer nitelikteydi; “polis ve jandarmanın araya girip barikat oluşturabilmesi” için! Kendi ağızlarıyla polis ve jandarmaya yer açılması gerektiğini söylüyorlardı. Ve yine cevaplarını kamu emekçilerinden çok açık ve net bir tavırla aldılar.

Bekleyişin sonunda ulaşan haber doğrultusunda araçlara binerek Ankara’ya doğru harekete geçtik. Yürüyüşün ardından Sıhhıye Köprüsü’nden sonra barikatla karşılaştık. Kürsüden yapılan konuşmalar ve kitlenin barikata yüklenmesi çağrıları üzerine emekçiler hazırlık yapmaya başladılar. Ama bu şekilde bekleyişin uzun sürmesi ve aşılabilecek bir barikatın önünde saatler süren oturma eylemi artık satışın ve ayak oyunlarının kararlaştırıldığı anlamına geliyordu. Emekçilerin bir süre bekletildikten sonra Necatibey Caddesi’nden yürüyüşe geçirilmeleri ve Kızılay yakınlarına doğru götürülmesi yine satış anlaşmalarının yapıldığını gösteriyordu. Yürüyüş güzergahında ise polisin yönlendirdiği yerlerden geçilerek toplanma yerine ulaşıldı. Basın açıklamasının ardından kit dağıtıldı.
Bu eylem, kamu emekçilerinin taban inisiyafini kullandığı koşullarda nasıl bir güç olabileceklerini ortaya çıkarmıştır. Taban örgütlenmelerinin önemi bir kat daha artmıştır. Kamu emekçileri işyerlerinden başlayarak taban örgütlülüklerini oluşturmak ve geleceklerini kendileri belirlemek sorumluluğuyla yüzyüzedirler. Sendika bürokrasisine dur demek ve genel grev-genel direniş çağrısını örgütlemek için görev başına!

Kahrolsun sendika ağaları!
Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!
Zafer direnen emekçinin olacak!

Bir kamu emekçisi/Bingöl