30 Ağustos '03
Sayı: 34 (124)


  Kızıl Bayrak'tan
  Tezkereyi çıkarabilmenin riski ortada kaldı
  Kürt-Türkmen çatışması mı, Ortadoğu'yu Balkanlaştırma girişimi mi?
  Kapitalizm savaş demektir!
  ABD Irak'ta uluslararası güç istiyor...
  23 Ağustos Ankara eylemi..
  Reformist barikat devrimci mücadele programıyla aşılacak!
  Devrimci önderlik boşluğunu dolduralım!
  Colin's direnişi üzerine...
  Colin's direnişi ile ilgili zorunlu bir açıklama
  Fabrikalardan...
  Genel grev için hazırlanmlıyız!
  Direnişteki Pirelli-Ekolas işçileri: "Direnişimiz tüm işçi sınıfının direnişidir"!
  Direnişçi Pirelli-Ekolas işçileriyle konuştuk...
  Emperyalist savaş karşıtı platform çalışmaları üzerine...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  Kölelik yasası uygulamaları...
  ABD'nin Liberya fiyaskosu
  Filistin direnişi emperyalist-siyonist planları boşa çıkarıyor
  ABD, Güney, Türkmenler ve TC...
  ABD bataklığa saplanıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Colin’s direnişi üzerine...

Devrimci önderliğin tayin edici önemi

İstanbul Esenyurt’ta bulunan Colin’s fabrikasında bir süre önce bir işçi direnişi yaşandı. Patronun kölelik yasasını imzalatmak istemesine ve düşük ücret zamlarına tepki duyan Colin’s işçileri tepkilerini önce daha kısmi eylemlerle dile getirdiler. Patron buna rağmen ortalama yüzde 10 zam açıklayınca da iş bıraktılar. Patron işçilerin eylemine yaklaşık 300 kişiyi işten atarak yanıt verince, işten atılanlar ve onları destekleyenler fabrika önünde direnişe geçtiler.

11 Ağustos’ta başlayan direniş zaman içinde zayıflayarak 19 Ağustos’a kadar sürdü ve bu tarihte bitirildi. Direnişin en başında oluşturulan ve eylemin sorumluluğunu üstlenen “işçi komitesi” 19 Ağustos’tan itibaren fiilen dağıldı. Bir daha toplanmadı ve herhangi bir çalışma içerisine de girmedi. İşçilere yapılan son açıklama, direnişin bitirildiği, artık yasal süreçlerin başlatıldığı yönündeydi.

Nitekim direnişe katılan işçiler bu tarihten sonra kendi kişisel kararlarıyla davrandılar. Bir kısmı eyleme katıldığı için pişman olduğuna dair kağıtları imzalayarak yeniden işbaşı yaptı. Bir kısmı bu kağıtları imzalamayı ve işe dönmeyi reddetti. Fakat 200 milyon ile 1.5 milyar arasında değişen paralar karşılığında tazminat dahil içerde kalan haklarından vazgeçtiler. Fabrikayla tüm hukuksal ilişkilerini kopararak yeni iş aramaya koyuldular. Geri kalan işçiler ise pişmanlık dilekçesi imzalayarak işe dönmeyi de, üç-beş kuruş sus payı alarak tazminat haklarından vazgeçmeyi de reddettiler. İşvereni mahkemeye verdiler. Bu işçilerin yasal süreçlerini sendika avukatları takip ediyor.

Colin’s ile ilgili son durum kabaca böyle. Sınıf devrimcileri son bir yıldır sınıf hareketine müdahale sorumluluklarını Colin’s üzerinden de yerine getirmeye çalışıyorlardı. İçerden ve dışardan Colin’s işçilerine dönük bir bilinçlendirme ve örgütleme faaliyeti yürütüyorlardı. İşyerindeki BDSP taraftarı işçiler imkanlar ölçüsünde bir fabrika çalışması yürütüyorlardı. Gene bu işçiler imkanlar ölçüsünde direniş içerisinde de yer aldılar, eylemin gelişip güçlenmesi için militanca çaba harcadılar. BDSP şu ya da bu ölçüde direnişin sorumluluğuna ortak oldu. Dolayısıyla, konuyla ilgilenen ilerici, devrimci kamuoyunu direniş sırasında ve sonrasında yaşanan bir takım gelişmeler hakkında bilgilendirmeyi de sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz.

Önderliğin önemi bir kere daha görüldü

Colin’s direnişi, yeterli düzeyde bir iç örgütlülüğe sahip olmayan, sınıfın bağımsız çıkarlarını temel alan mücadeleci bir önderlik tarafından omuzlanmayan bir hareketliliğin, ne kadar meşru taleplere sahip olursa olsun, hayli dar sınırlara sahip olduğunu göstermesi bakımından önemli dersler içermektedir.

Sınıf devrimcileri dışında Colin’s işçilerini hedef alan sözü edilebilir tek örgütleme faaliyeti bir troçkist çevre tarafından yürütülüyordu. Cengiz Tekstil direnişinin sona ermesinden sonra Colin’s üzerinde yoğunlaşan bu çevre, işçilerle geri bilinçleri üzerinden buluşma diye özetleyebileceğimiz tarz ve yılları bulan çalışması sayesinde fabrikada belli bir etki ve çeper yaratmış durumdaydı.

Sınıf devrimcilerinin ve liberal troçkist çevrenin faaliyeti Colin’s işçilerinin ancak belli bir kısmına ulaşabiliyordu. İki binada toplam 1800 civarında kişinin çalıştığı Colins’te işçilerin ezici bir çoğunluğu en kötüsünden bir örgütlülükten dahi yoksundu. Hem bilinç, hem de örgütlülük düzeyi açısından işverenle sert bir çatışma içerisine girmeye yeterince hazırlıklı değildi. Patron ise pervasızca saldırıyor, her türlü yol ve yöntemi kullanmakta tereddüt etmiyordu.

Fakat bütün olumsuzluklara rağmen Colin’s direnişini başarıya taşımak mümkündü. 1800 Colin’s işçisinin gücü, mücadeleci ve kararlı bir önderliğin atacağı adımlarla, geliştirip uygulayacağı işlevsel politikalarla pekala harekete geçirilebilirdi. Geri bilince sahip işçiler ve başta ikircikli davrananlar direnişin yarattığı atmosfer içerisinde daha ileri çekilebilir, eylemin asli unsurları durumuna getirilebilirdi. Yaygın bir dış desteğin örgütlenmesi için de koşullar uygundu. Fakat yazık ki bu yapılamadı. Colin’s direnişinin en büyük talihsizliği önderlik planında ortaya çıktı.

Colins’te direnişin en başında bir işçi komitesi kuruldu. Fakat bu komite daha direnişin ilk günlerinde boşa çıktı. Colin’s’te faaliyet yürüten troçkist çevrenin gerici tutumları sonucunda komite işlevsiz bir insanlar topluluğuna döndü. Direnişi ilgilendiren bütün önemli kararlar perde arkasında, bu troçkist çevrenin kendi iç toplantılarında alındı. İşçilerden, komite içinde yer alan devrimci işçilerden ve destekçilerden gelen her türlü ilerletici müdahale ve öneriyi, komitede elde ettikleri sayısal üstünlüğe dayanarak ya da sık sık oldu bittilere başvurarak boşa çıkardılar.

Elbette ki komitenin işlevsiz kalmasında sınıf devrimcilerinin etkin bir müdahale düzeyi ortaya koyamamalarının da rolü vardı. Eylemin pratik yükünü sırtlanma, dış desteğin örgütlenmesine dönük çaba sarf etme konularında hatırı sayılır bir emek harcayan sınıf devrimcileri, direnişi iç düşmana karşı koruma noktasında yazık ki başarılı olamadılar. Son günlerde bu konuda daha müdahaleci oldular, fakat bu kez de işçiler önünde fiziki saldırıyla karşı karşıya kaldılar.

Dolayısıyla direnişin işçilere dayanan bir önderlik ekibinden, sınıfın çıkarlarını gözeten bir direniş komitesinden yoksun olduğunu, adına komite denen insan topluluğunun troçkist çevrenin elinde bir oyuncağa döndüğünü bir kez daha vurgulamak gerekmektedir. Direniş üzerinde hemen hiçbir söz hakkı olmayan, böyle olduğu ölçüde bir iç çalışma disiplininden de yoksun bulunan Colin’s direniş komitesi, bir eylem komitesinin nasıl olmaması gerektiği konusunda ibret verici bir örnek olarak hafızalarda yerini aldı.

Direnişe dayatılan gerici politikalar

Troçkist çevrenin tek marifeti komiteyi boşa çıkartmak olmadı. Komiteyi kendi denetimlerine almanın da rahatlığıyla direnişe sürekli olarak kendi geriliklerini dayattılar.

Örneğin bu mücadele kaçkınları daha boylarını aşan bir işe bulaştıklarını görür görmez, henüz direnişin ikinci gününden itibaren işçiler arasında eylemi bitirip bitirmeme tartışmasını yaymaya başladılar.

Polis, direniş yerindeki işçiler üzerinde tam anlamıyla terör estiriyordu. Birçok şeye keyfi olarak karıştığı yetmiyormuş gibi, üçüncü günden itibaren destek için gelenleri direniş yerine almamaya başlamıştı. Komitenin polisin keyfi tutumuna karşı net bir tutum alması, direniş yerini koruyacak, destekçilerin işçilerin yanına gelmesini güvence altına alacak adımlar atması gerekiyordu. Fakat bu yöndeki bütün uyarı ve önerilerimize sözü edilen çevrenin sözü geçen adamları tarafından “siz işçilerle polisi karşı karşıya getirmek mi istiyorsunuz?” gibi yanıtlar verildi.

Neticede direniş alanında polisin engelleyici tutumlarına göz yumuldu. Destekçiler sahiplenilmedi ve polis karşısında yalnız bırakıldı. Esenyurt Köyiçi’ne yapılan yürüyüşlerde atılan sloganlar bizzat komiteyi denetim altında tutan bu gerici çevrenin adamlarınca engellendi. 15 Temmuz günü Köyiçi’nde yapılan basın açıklamasında jandarmanın direnişçi işçilerle destek için gelenleri yalıtma politikasının uygulayıcıları da aynı kişiler oldular. Ellerine megafonları alıp hiç utanıp sıkılmadan destek için gelenlere “dağılın” anonslarını bu aynı kişiler yaptılar. Gerekçe hep aynıydı; “polisle işçilerin karşı karşıya gelmesini istemiyoruz!”

Örnekler daha da çoğaltılabilir, ancak gereksizdir. Kısaca söylenebilir ki; direniş başladıktan sonra işçilerin örgütlülük ve bilinç düzeyini yükseltmek, kararlılıklarını arttırmak adına hiçbir çaba göstermeyen, tersine onlara kendi geriliklerini ve korkularını aşılamak için ne gerekiyorsa yapan; sınıf dayanışmasını güçlendirmek için elini bile kıpırdatmayan, tersine destek için gelenlerin işçilerden yalıtılması için seferber olan; neticede direnişi zafere taşıma kaygısıyla değil tersine kendi küçük hesaplarıyla hareket eden, böylelikle de sınıf adına en ufak bir kaygı taşımadıklarını bir kez daha ortaya koyan bu liberal troçkist çevre direnişin bu şekilde yenilgiyle bitmesinin en büyük sorumlusu oldu.

BDSP’li Colin’s işçileri