5 Temmuz'03
Sayı: 26 (116)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yalana, demagojiye, devlet terörüne ve aldatmaya dayalı sahte çözümler çökmeye mahkumdur!..
  Ne pişmanlık yasası ne de af! Çözüm devrimde!
  İhanetin hesabını soralım!
  PETLAS grevi Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklandı...
  Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet bu çürümüş düzenin karakteridir...
  Irak halkının direnişi işgalcileri açmaza sürüklüyor...
  Amerikan emperyalizmi "yol haritası" için bastırıyor
  Sivas katliamı protestolarından...
  Katliamların hesabını işçi ve emekçiler soracak!
  Sivas katliamının yıldönümünde katillere ödül gibi af projesi
  Hava-İş Örgütlenme Uzmanı Munzur Pekgüleç ile TİS süreci üzerine konuştuk...
  KESK'in evrimi: Fiili-meşru mücadeleden yasaların ardına/1
  Toplu görüşme oyunu değil, devrimci sınıf mücadelesi!
  Anadolu Yakası BDSP çalışmalarından...
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Irak'ın yeni bir Vietnam'a dönüşmesi savaş çetesinin de sonu olacak...
  İtalya'da yeni sosyal saldırı paketleri hazırlanıyor!
  Almanya'da metal grevi...
  "Topluma kazandırma..."
  Bültenlerden...
  Küçük sanayi siteleri
  İsrail ve BBC
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Almanya’da metal grevi...

İşçilerin kararlılığı sendika bürokratlarının ihanetini engelleyemedi

Doğu Almanya’da dört hafta süren grev IG Metal sendika yönetiminin 16 saat süren toplantısının ardından bitirildi. Bu beklenmeyen bir sonuç değildi. İşçiler tepkilerini, “sendika bürolarında oturan beylerin bizim durumumuza fazla ilgi duymayacakları belliydi”; “bizim grev kararlılığımız sayın Zwickel’in (IG Metal başkanı) ilgisini dahi çekmedi”; “bu greve %90’ımız evet dedik ve sendika yönetimindeki beylerin kendisi grevin bittiğini ilan ettiler. Hani bunlar DDR bürokratlarını eleştiriyorlardı?” sözleriyle ifade ediyorlar.

Bu kararın ardından metal işçilerinin tümünü kapsayan toplu görüşmeye son verilmiş bulunuyor. Her işletme kendi yapısına uygun sendikalarla bir anlaşma sağlamaya yönelecek. Bu ise sendikalar açısından bir yenilgi olacak.

Metal işçilerinin Alman toplumunun politik gündemini belirleyen grevinin sona ermesine yol açan nedenleri görmek, herşeyden önce işçi sınıfının önümüzdeki dönemdeki yönelimlerini anlamak açısından önemli.

Greve son verilmesi kararının duyulmasından sonra, hemen bütün parti temsilcileri “aklın zaferi” kazandığını propaganda ederek, “Almanya’nın çıkarlarının” sendikanın çıkarlarının önünde olduğunun görüldüğünü söylediler ve bundan böyle sendikaların gücünün sınırlanmasını talep ettiler. Hatta Hıristiyan Demokratlar grevlerin yasaklanmasını önerdi. Burjuva medya zafer naraları atarken, sendika yöneticileri de saldırının oklarını grevi örgütleyenleri olarak bilinen, sonbaharda IG Metal başkanlığına gelecek olan Jurgen Peters ve Haso Düvel’e çevirdiler. Öyle ki grev tam bir iç hesaplaşmaya dönüştü. Tipik bir sağcı sendika bürokratı olan Zwickel’in önerdiği aday yeterli oyu alamayarak yenilgiye uğramıştı. Peters ise kavgacı bir sendikacı olarak bu süreçte destek bulmuştu Bu iç hesaplaşma burjuva medya tarafından özellikle öne çıkarılıyor ve sonucun sendika üyeleri üzerinde bir yenilgi ruhhali yaratması hedefleniyor.

Bu grev ‘50’li yıllardan bu yana yenilgiyle sonuçlanan tek grev. Bu açıdan da sendikal hareket üzerinde ciddi sonuçlar yaratacağı kesin. Nitekim sendikaların izlediği politika tartışılmaya başlanıyor.

1951 yılında Hessen eyaletinde yapılan ilk grev 28 gün sürmüş, 180 bin işçinin saat ücreti 12 Pfenig artırılmıştı. Metal işçilerinin en uzun grevi ise 1956 yılında yaşandı. Schleswig-Holzstein eyaletinde işçi ve memurların hastalık durumlarında eşit haklar için 38 büyük işletmede gerçekleşen grev tam 114 gün sürdü. 1984 yılında ise en son büyük metal grevi yaşandı. 57 bin işçi 35 saatlik iş haftası için 52 gün greve gitti. Metal kapitalistleri lokavta başvurarak, 147 bin işçinin işine son vererek grevi kırmayı denediler. 52 günlük grev sonucunda 38.5 haftalık iş saati elde edilmiş, otomobil sanayii 10 milyar DM zarara uğradığını açıklamıştı.

Başarılı deneyimlerden sonra yaşanan son yenilginin birçok yönden irdelenmesi gerekiyor.

13 yıl önce gerçekleşen birleşmeden bu yana sendikalar Doğu Almanya’daki işçilerin ikinci sınıf işçi durumunu kaldırmak için hiçbir mücadele yürütmediler. Almanya’nın tekeller için çekiciliğini yitirmemesi, dünya pazarında rekabet konumunu koruması için “sosyal ittifak”, “sosyal ortaklık” temelinde hep uzlaşmacı davrandılar Son grevin işçilerin kararlılıklarına rağmen yeterli derecede destek bulamamasının gerisindeki en önemli etken sendika aygıtının bu tutumudur. Grev öncesinde ve grev sürecinde grevin meşruluğunu savunan, kamoyunu ikna etmeyi amaçlayan bir kampanya yürütülmedi. Grevin örgütlenmesinde işçileri harekete geçirmek bir yana, tabanda gelişen fiili dayanışma pratiklerinden kaçınıldı.

Özellikle batıdaki otomobil tekellerinin işyeri temsilcileri (Opel, Ford, Mercedes) ayrıcalıklı konumlarının zedelenmemesi için grevin uzamasına karşı tutum aldılar, destek sunmadılar. Doğudaki grevin etkisini, kendi konumlarının zarar gördüğünü hissettikleri anda, açıktan grevi hedefleyen açıklamalar yaptılar.

Dolayısıyla, metal işçileri adına TİS görüşmelerini sürdüren Düvel’in “arkadan hançerlendik” açıklaması boşuna değil. Öte yandan ilk kez bir grevde bu ölçüde bir “grev kırıcı”lık yaşandı. Sendika yönetimi bunu tersine çevirmek için tek bir somut adım dahi atmadı.

Bunlar yaşanırken, ekonominin zarar gördüğü, doğudaki ekonomik gelişmeyi sekteye uğrattığı gerekçesiyle grevin son bulması için parlametonun bütün partileri tam bir konsensüs sergiliyordu. PDS dahi bu süreçte grevi aktif destekleyen açıklamalardan kaçındı. Grevin başarıyla sonuçlanmaması için tam bir “toplumsal uzlaşma” sağlanmıştı. Sonuçta grev satıldı.

Alman Sendikalar Birliği yönetimi uzun dönemdir politikalarını Sosyal Demokrat-Yeşiller hükümetinin ekonomi politikalarını zedelemeyecek biçimde yürütüyor. “Sosyal ittifak” adı altında Alman tekellerinin rekabet gücünün zedelenmemesi birinci sırada tutuluyor. Bu politika sonucu işsizler ordusu artarken, sermaye kârlarını kat kat artırıyor. “Konsensus konuşmaları”, yeni işyerleri açmak bir yana, çalışanlar üzerindeki baskının artmasına yolaçıyor.

Sendika bürokratları zorlu mücadelelerle elde edilmiş ekonomik ve sosyal hakların ciddi anlamda tasfiyesi anlamına gelen ve “Hartz Konsepti” olarak adlandırılan saldırı paketine karşı ciddi bir tepki göstermemiştir. Başbakanla konuşarak, kapalı kapılar arkasında işi “barışçıl” bir şekilde çözmeye çalışmıştır. Gündeme gelen saldırılara tepkisiz kalmıştır. 24 Mayıs’ta “Hartz Konsepti”ne karşı yapılan protestoya sadece 90 bin kişi katılmıştır. 8 milyona yakın sendika üyesi düşünüldüğüde, bu cılız bir katılımdır. Sendika aristokrasisi-sermaye ittifakı bu son grevde ise iyice belirginleşmiştir.

Alman Sendikal Birliği (DGB) başkanı Michael Sommer: “Bizim stratejik bir problemimiz var. Avusturya ve Fransa’da sendikalar muhafazakar bir hükümete karşı bir alternatif sunuyorlar, ya biz?” diye soruyor. Amaçları sendikaların sermayenin çıkarlarına uyarlanmasıdır. Sınıf uzlaşması bu aygıtın ideolojik temelidir.

Bu süreç, özellikle bu yapıyı teşhir edecek, tabanda yıllardır gelişmekte olan işçi inisiyatiflerini güçlendirecektir. Sendikal hareketin geleceği bu taban inisiyatifine bağlıdır. Bu son grevin yenilgisinin nedenleri ve bundan çıkarılacak dersler şimdiden ciddi bir şekilde tartışılıyor. İşçi inisiyatifleri ilk kongrelerini sonbaharda Frankfurt kentinde yapacaklarını duyurdular. Gündemde tek madde sendikal hareketin geleceği. Doğu Alman işçileri için eşit çalışma koşulları ve eşit ücret elde edilmeden, Alman işçi sınıfı tam bir birlik sağlayamaz. Bu eşitsizlik batıdaki işçi hareketi üzerinde bir kambur olarak kalacaktır. Bu nedenle eşitsizliğin giderilmesi temel önemdedir. Belki de yaşanan yenilgiden çıkarılacak en önemli sonuç işçilerin birliğinin zorunluluğu, bunun bilince çıkarılması olacaktır.



Adana’da kölelik yasası üzerine söyleşi

28 Haziran tarihinde Adana Öncü İşçi Emekçi Platformu, personel rejimi yasası ve kölelik yasası ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdi. Şakirpaşa İşçi Kültür Evi’nde yapılan söyleşiye belediye işçileri, plastik sektöründe çalışan küçük sanayi işçileri ve kamu emekçilerinden oluşan yaklaşık 50 kişi katıldı.

Söyleşi platform sözcüsü bir arkadaşın kölelik yasasının sınıfa neler kaybettirdiğini açıklamasıyla başladı. Ardından kamu emekçisi bir platform çalışanı, personel rejimi yasa tasarısıyla ilgili bir takım bilgiler verdi. Sonrasında personel rejimi yasası ve kölelik yasasının birbirini kesen yönleri açıklandı. Konuşmalar, her iki yasaya karşı işçi ve emekçilerin ortak bir mücadele ekseninde buluşması gerektiğinin vurgulanmasıyla sona erdi.

Konuşmaların ardından sorulara geçildi. Soruların cevaplanmasıyla, yaklaşık iki saat süren söyleşi sona erdi.

Yasa çıkmadan önce gerçekleştirdiğimiz aynı konulu panele işçilerin ilgisi ve katılımı zayıftı. Oysa bu yeni panelde girişimin platformdan gelmesi ve tasarının yasalaşması, işçilerin katılımını artıran bir etken oldu.

SY Kızıl Bayrak/Adana