5 Temmuz'03
Sayı: 26 (116)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yalana, demagojiye, devlet terörüne ve aldatmaya dayalı sahte çözümler çökmeye mahkumdur!..
  Ne pişmanlık yasası ne de af! Çözüm devrimde!
  İhanetin hesabını soralım!
  PETLAS grevi Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklandı...
  Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet bu çürümüş düzenin karakteridir...
  Irak halkının direnişi işgalcileri açmaza sürüklüyor...
  Amerikan emperyalizmi "yol haritası" için bastırıyor
  Sivas katliamı protestolarından...
  Katliamların hesabını işçi ve emekçiler soracak!
  Sivas katliamının yıldönümünde katillere ödül gibi af projesi
  Hava-İş Örgütlenme Uzmanı Munzur Pekgüleç ile TİS süreci üzerine konuştuk...
  KESK'in evrimi: Fiili-meşru mücadeleden yasaların ardına/1
  Toplu görüşme oyunu değil, devrimci sınıf mücadelesi!
  Anadolu Yakası BDSP çalışmalarından...
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Irak'ın yeni bir Vietnam'a dönüşmesi savaş çetesinin de sonu olacak...
  İtalya'da yeni sosyal saldırı paketleri hazırlanıyor!
  Almanya'da metal grevi...
  "Topluma kazandırma..."
  Bültenlerden...
  Küçük sanayi siteleri
  İsrail ve BBC
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Irak’ın yeni bir Vietnam’a dönüşmesi savaş çetesinin de sonu olacak...

Büyüyen direniş emperyalist
işgalcileri bunaltıyor

C. Kaynak

Irak sorunu, ABD ve İngiltere iç politikasında, 1974 yılında başkan Richard Nixon’u istifaya zorlayan bir Watergate skandalına dönüşür ve politik bir krize yol açar mı? Bazı basın organlarının Irak’ta kitle imha silahlarının bulunamayacağını işlemelerinin gerisinde bu soru duruyor. Açıkça ifade edilmemesine karşın, ABD ve İngiliz kamuoyunun önden uydurulmuş gerekçeler kullanılarak saldırının lehine seferber edilmesi, yani kandırılmış olması sorgulanmak istenmektedir. ABD’nin bazı prestijli gazeteleri konu hakkında yönetimi zora sokan makaleler yayınlamakta, mesele İngiliz parlamentosunda tartışmaya dönüşmekte, araştırma komisyonlarının kurulmasına yol açmakta vs.

Watergate skandalı örneği

Watergate skandalı, biçimi itibarıyla, çok basit bir ispiyonluk ve hırsızlık vakası idi. 18 Haziran 1972’de, başkanlık seçimleri kampanyası sırasında, Demokrat partisinin Washington’daki bürolarının soyulması ABD iç politikasında bir skandala neden olmuş, olay birkaç ay içinde anayasal bir krize dönüşmüş; 9 Ağustos 1974 tarihinde Richard Nixon’un istifa etmesiyle sonuçlanmıştı. Halefi Gerald Ford tarafından, yargılanmasına fırsat tanımamak için affedilen Nixon kamuoyunda rezil olmuş ve hatta 1976 yılında New York barosu avukatlık yapma hakkını dahi elinden almıştı. Watergate skandalının bu kadar çok anılmasının nedeni, ABD tarihinde ilk defa başkanın istifasına yol açmış olmasıdır.

Yalnız, mesele sadece bir hırsızlık olayından ibaret de değildir. Watergate skandalı bir başka sorunun, yani Vietnam hezimetinin, yönetimin başı olarak Richard Nixon’a çıkarılmış olan politik faturasıdır. Eğer, ABD emperyalizmi tüm gücü ile yıllar boyu yüklendiği Vietnam’da yenilgiye uğramamış olsaydı, bu hırsızlık olayı bu kadar incelenmeye tabi tutulmaz ve Richard Nixon’un Beyaz Saray’dan kovulmasıyla sonuçlanmazdı. Nitekim bunu doğrulayan bir başka skandal örneği var önümüzde. ‘80’li yılların başlarında, Ronald Reagan döneminde, ABD kongresinin yasasına ve yürürlükteki katı ambargoya rağmen, İran’a gizli silah satışı yapıldı. 1986 yılında bir skandal olarak patlak veren olay bir “İrangate”e dönüşmedi. Ve Ronald Reagan ikinci emperyalist savaştan bu yana Eisenhower’den sonra popülaritesini kaybetmeden Beyaz Saray’ı terkeden ikinci ABD başkanı oldu.

Irak’ta kitle imha silahlarının bulunamaması ve dolayısıyla ABD kamuoyunun yalana dayalı gerekçelerle saldırı için seferber edilmesi ABD yönetimini sıkıntıya sokacak boyutlar kazanır mı? Bazı köşe yazarlarının dolaylı bir biçimde arasıra sordukları, ama ABD ve İngiltere’yi yöneten savaş çetelerinin uykularını kaçıran bu sorunun net cevabını verecek olan biricik güç bizzat Irak halkıdır. Savaşın sonunun ilan edildiği 1 Mayıs’tan bu yana yaşanan gelişmelerin seyrinin gösterdiği kadarıyla konunun netleşmesi uzun zaman almayacaktır. Watergate skandalı ancak iki yılda kıvamını kazanabilmişti. Eğer Irak halkı, işgal güçlerine karşı sürdürdüğü direnişi mevcut temposu ile devam ettirirse düğüm erken, hatta çok erken çözülür.

Irak yeni bir Vietnam’a dönüşürse...

Vietnam savaşından bu yana ABD kamuoyu savaşta kayıp vermeme vaadleri ile koşullandırıldı. Son yılların birçok seferi de bu vaadleri doğrular nitelikte oldular. Bu örneklere dayanılması ve bilinen argümanların abartılması sonucu, ABD kamuoyunu Irak’ın işgali lehinde seferber etmek zor olmadı. Bağdat’ın kolay düşmesinin yarattığı rehavet, “er Jesica”nın uyduruk efsanesi, yerini çok geçmeden başka gerçeklere bıraktı. ABD ordusu Irak’ta kuma battıkça Amerikan kamuoyu bir o kadar silkeleniyor, bilincine zehir gibi şırınga edilmiş “temiz savaş” teorisinin mum gibi eridiğini görüyor.

Nisan ayında Amerikan halkının %73’ü Irak’ın ABD’nin ulusal güvenliğini doğrudan tehdit ettiğine, dünya barışını tehlikeye düşürdüğüne inanıyor, savaşı destekliyordu. Bu rakam 30 Haziran günü yayınlanan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre %56’ya düşmüş durumda. Irak’tan gelen tabut sayısı arttıkça Bush ve Rumsfeld çetesini destekleyenlerin, Pentagon’un kutsal misyonuna inananların sayıları daha da düşecektir. Konunun bir Irakgate’e dönüşmesinin, Irak’ın yeni bir Vietnam olmasının ortamını hazırlayacak olan bu sürecin seyridir.

ABD ordusunun Irak’ta içinde bulunduğu çıkmaz henüz trajik boyutlar kazanmış değil. Ama, günübirlik kayıplar, durumu hızla böyle bir istikamete doğru sürüklemektedir. Eğer süreç kısa bir süre içinde tersyüz edilemezse kendilerini bekleyen risklerinin bilincinde olan ABD yöneticilerinin paçaları tutuşmuş durumda. Kongrenin bazı üyeleri Vietnam örneğini vermeye başladılar bile. Sorumluların yaptıkları resmi açıklama ve değerlendirmeler bir yandan kamuoyunu kayıp vermenin kaçınılmazlığına alıştırmayı hedeflemekte, öte yandan da kendi kurdukları tuzaktan en erken kurtulmanın çırpınışı içinde olduklarını göstermektedir. Bu açıklamalar içerisinde bazıları kendi kendisine cesaret vermek, kamuoyunu yönlendirmek dışında fazla bir değer taşımamaktadırlar. Bunların başında Bush, Rumsfeld ve Pentagon cuntasının nalizleri gelmektedir.

150 bini aşkın Amerikan askerinin kendi güvenliklerini sağlamakta zorluk çektikleri, her gün bir zırhlı aracın sokakta havaya uçurulduğu bir ortamda, George Bush, “Bazıları bize saldırmakla Irak’ı erken bir tarihte terketmek zorunda kalacağımızı düşünüyorlar. Bunlar neden bahsettiklerini anlamayan insanlar. Bazıları bize saldırmanın koşullarının hazır olduğunu düşünüyorlar. Benim onlara cevabım: Buyurun gelin! Bizim bu ülkenin güvenliğini sağlamak için yeterli askeri gücümüz mevcuttur” demekte. Donald Rumsfeld ise, ABD’nin Irak’ı işgal etmekle yüzyüze kaldığı güçlükleri görmemezlikten gelerek, “Bizim savaşta, terörizme karşı dünya savaşında olduğumuzu düşünüyorum. Bununla hemfikir olmayanlar genellikle teröristlerdir” nakaratını tekrarlamakta.

Ağırlığıyla kıvrandıran gerçek: Irak direnişi

Sorunun ciddiyetine tekabül eden değerlendirmeleri ise başka sorumlular yapmaktadırlar. Cumhuriyetçi senatör John McCain şunları söylemektedir: “Seçmenlerim başkana ve üniformalı insanlarımızın yaptıklarına korkunç bir destek vermektedirler. Ama sürekli artan bir rahatsızlık da sözkonusudur. Düşünceme göre kendilerine bizi bekleyen gerçekler olduğu gibi söylendiğinde bu destek verilmeye devam edecektir. Yönetim bizim buradaki angajmanımızın esas boyutlarını gerçekten açıklamak zorunda. Bu angajman çok zaman ve çok para gerektirecek ve biz daha çok can kaybı vereceğiz. Bu sorunu hiç zaman kaybetmeden acilen uluslararasılaştırmak gerekiyor”.

Cumhuriyetçi partinin senato grup başkanı Bill Frist ise, “Irak’ta dünya halklarının özgürlüğü söz konusudur” diyerek başka devletleri açıktan ABD’nin Irak çıkmazının sonuçlarını paylaşmaya davet etmekte.

Demokrat senatör Joseph Biden ABD’nın sıkıntılarını biraz daha netleştirmekte, yalnızlığından yakınmaktadır: “Ben Irak sokaklarında devriye gezen askerlerin omuzlarında Fransız, Alman, Türk ordusunun armalarını görmek istiyorum. Bunun Irak halkına bizim burada bir işgalci güç olmadığımızın kanıtı olacağını düşünüyorum. Ona uluslararası cemaat bir kurtarıcı olarak burada bulunuyor demenin yolu budur”.

Bağdat gezisinden dönen senatörlerin yaptıkları bu tesbitlerin her birisi, konunun toplamı içerisinde değerlendirildiğinde, gerçekte bir imdat çığlığıdır. Özetle; Irak ABD için hızla Vietnamlaşma riskini taşıyor; başka devletler de işe ortak olurlarsa bizim yükümüz hafifler, yeni bir Vietnam hezimetine uğramanın ihtimalleri azalmış olur, denilmek istenmektedir.

Emperyalist işgalciler bunaltıcı bir açmazın pençesinde

Eğer ABD güçleri Irak’ta kalmaya devam ederlerse uygulayacakları politika, takınacakları tavır ne olursa olsun, en çok korktukları akıbetten kurtulma şansları olmayacaktır. İki aydır yaşanan ve giderek sistematik bir karakter kazanan gelişmelerin de gösterdiği gibi, işgal güçleri saldırganlıklarının dozunu arttırdıkça gelişen karşı tepkilerin ölçeği de kat kat büyümeye devam edecektir. Yani, ABD için yeni bir Vietnam sendromuna meydan vermemenin tek yolu, bir an önce Irak’ı terketmektir. Fakat, başlangıçta ve tüm dünyanın huzurunda saptanan hedefler ve işgal güçlerinin kendi kendilerine biçtikleri misyon, ABD’nin bu bağlamda hareket serbestliliğini sınırlamakta, aniden taktik değiştirme kolaylığını yoketmektedir. Bunca iddiadan sonra Irak halkının direnişinin büyümesi durumunda işgal güçlerini geri çekmek, BD için dört başı mamur bir skandal, bir rezalet, bir iflas olur.

Bu nedenle, Washington’un önünde duran tek alternatif, senatörlerin salık verdikleri gibi, suç ortağı bulmak ya da olmazsa görevi Doğu Avrupa ülkelerinden devşirilmiş kiralık askerlere devretmektir. Bu ihtimallerin bir kısmı daha baştan düşünülmüştü. ABD emperyalizmi Irak’a saldırıyı başlatması ile birlikte kendisi ile birlikte hareket eden devletlerle yeni bir askeri blok oluşturma yönünde bazı girişimlerde bulunmuş, 30 Nisan, 8 Mayıs’ta Londra’da bu konuda gizli toplantılar yapılmıştı. Bu inisiyatif; Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi Doğu Avrupa devletlerinden oluşan güçlerin ABD etrafında yeni askeri bir birlik oluşturmasının ilk adımı olarak yorumlanmıştı. Fakat Pentagon’un teorisyenlerinin umdukları saflanma yaşanmadı, yeni oluşturulan birlikte yer almak için kimse sıraya girmedi. Ve böylece ABD’ye tavır alan, onun politikasını östekleyen güçlerin dıştalanmasını hedefleyen girişim bir daha açıktan tartışma konusu edilmedi.

İşgalci suç ortağı aramanın faturası

Almanya ve Fransa gibi devletleri Irak’a davet etmenin, işgalin uğrayacağı akıbetten bağımsız olarak, ABD için bir bedeli var. Diplomatlar Paris’in 5 bin askeri hemen göndermeye hazır olduğunu ifade ediyorlar. Karşılığı ise, ABD’nin Irak için öngördüğü politikayı Fransa’nın çıkarlarını hesaba alarak yeniden gözden geçirmek. Aynı durum Almanya için de geçerli.

Rumsfeld evvelki gün Polonya’nın Irak’a üstlendiği misyonu yerine getirebilmesini bahane ederek NATO’yu yardıma çağırdı. Fakat, NATO’nun Irak’ta kullanılması durumunda, aynı boyutlarda olmasa bile, işgal ganimetinin paylaşımını yeniden hesaplamak gerekecek. İhtiyacı salt kiralık asker aracılığı ile karşılamak sorunu çok daha karmaşıklaştırıyor. Başta Polonya olmak üzere bazı Doğu Avrupa devletleri Irak’a asker gönderebileceklerini açıkladılar. Böyle bir talebe Hindistan ve Pakistan gibi devletlerin de sıcak baktığı görülüyor. Ama söz konusu devletlerin, ABD’nin yüklü bir mali fatura ödemesi koşulu ile göndermeyi öngördükleri asker sayısı sembolik kontenjanlardan öteye geçmiyor. Oysa, şu anda Irak’ta 200 bin civarında Amerikan ve İngiliz askeri bulunmakta, buna rağmen Paul Bremer takviye güç talep etmektedi. Belli ki bu ihtiyaç sembolik desteklerle giderilebilir nitelikte değil.

ABD emperyalizmi ister ganimeti paylaşacağı suç ortağı ister kiralık asker bulsun, Irak halkına dayattığı sömürgeci “yol haritası”nı dilediği gibi uygulamaya koyamayacaktır. Irak’ta işgal güçlerine karşı artık ciddi bir boyut kazanmaya başladığı anlaşılan direniş hareketi, ideolojik-politik perspektifi ne olursa olsun, gelişmelerin seyrinin saptanmasında belirleyici bir rol oynayacaktır.

Irak çölü işgal güçlerine mezar olacak. Bu akibet daha şimdiden neredeyse kesinleşmiş durumda.