5 Temmuz'03
Sayı: 26 (116)


  Kızıl Bayrak'tan
  Yalana, demagojiye, devlet terörüne ve aldatmaya dayalı sahte çözümler çökmeye mahkumdur!..
  Ne pişmanlık yasası ne de af! Çözüm devrimde!
  İhanetin hesabını soralım!
  PETLAS grevi Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklandı...
  Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet bu çürümüş düzenin karakteridir...
  Irak halkının direnişi işgalcileri açmaza sürüklüyor...
  Amerikan emperyalizmi "yol haritası" için bastırıyor
  Sivas katliamı protestolarından...
  Katliamların hesabını işçi ve emekçiler soracak!
  Sivas katliamının yıldönümünde katillere ödül gibi af projesi
  Hava-İş Örgütlenme Uzmanı Munzur Pekgüleç ile TİS süreci üzerine konuştuk...
  KESK'in evrimi: Fiili-meşru mücadeleden yasaların ardına/1
  Toplu görüşme oyunu değil, devrimci sınıf mücadelesi!
  Anadolu Yakası BDSP çalışmalarından...
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Irak'ın yeni bir Vietnam'a dönüşmesi savaş çetesinin de sonu olacak...
  İtalya'da yeni sosyal saldırı paketleri hazırlanıyor!
  Almanya'da metal grevi...
  "Topluma kazandırma..."
  Bültenlerden...
  Küçük sanayi siteleri
  İsrail ve BBC
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet bu çürümüş düzenin karakteridir...

Milli geliri olduğu gibi götürmüşler!

Raporunu hafta sonunda tamamlayacağı bildirilen Meclis Komisyonu’nun ön açıklamaları bile yolsuzluğun boyutları konusunda fazlasıyla fikir veriyor. Toplam miktar konusunda ifade edilen rakam 160 milyar dolar civarında. Günlük basındaki karşılaştırmalara göre yolsuzluklarla kaybedilen bu para Türkiye’nin 1 yıllık milli gelirine eşit; İMF’den alınan kredilerin 7 katı; geçen yıl ulaşıldığı için büyük sevinç yaratan ihracaat rakamının da 5 katı kadarmış. Ama bu rakamları, yine meclis komisyonunun itirafında yeralan, “yolsuzlukların ancak yarısına ulaşabildik” bilgisi çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Yani verilen rakamları en az ikiye katlayarak düşünmekte yarar var. Soygunun boyutları hakkında daha gerçekçi fikirlere ancak o zaman ulaşmak mümkün.

Böyle olduğu halde, ortada dolaşan rakamlar üzerinden açığa çıkan soygunun boyutları bile ibret vericidir. Ancak daha ibret verici olanı, bütün bu açığa çıkarmaların bugüne dek yolsuzlukların önlenmesi yönünde hiçbir işleve sahip olmamasıdır. Ne önceki soruşturma hatta yargılamalarda ve ne de bugünkü soruşturmada yakasına yapışılan/malvarlığına dokunulan/yolaçtığı kayıpları karşılaması istenen bir tek burjuva politikacı veya kapitalist bulunmamaktadır. Üstelik bu yolsuzlukların bir ucu (kamu ihalelerinin önemli bir bölümü) toplu kıyım olararak adlandırmayı hakeden toplu ölümlere sebebiyet vermesine rağmen bu böyledir.

‘99 depremlerinde onbinlerce yurttaşımızın ölümünden ilk elden sorumlu olanların, ihale yolsuzluklarının suçlusu müteahhitlerle uygunsuz yapılara (artık rüşvetle mi, başka çıkar ilişkileriyle mi) ruhsat veren bürokratlar olduğu söylenip yazılmamış mıydı? Peki, yüzbinlerce doların yanı sıra onbinlerce yurttaşın canını telef olan bu hırsız katiller bugün nerede, ne yapmaktadır? İçlerinden bir tane bile hapiste olan var mıdır? Yanıtın olumsuz olduğunu herkes biliyor. Fakat daha vahimi, bu katil ve hırsız müteahhitlerin veya müteahhit firmaların bir kısmının, kalıcı deprem konutlarının yapım ihaleleriyle ödüllendirildiği, başka bazılarının başka bölgelerde başka toplu mezarlar inşasına devam ettiği pek fazla bilinmiyor.

“Unutmayacağız, unutturmayacağız!” sloganını sadece reklam amacıyla kullandığı bir kez daha anlaşılan medya ise, böyle konuları gündeme getirmekten özenle kaçınıyor. Oysa, işte şimdi tam sırası. Hazır yolsuzluk konusu meclis tarafından yeniden gündeme getirilmişken, yolsuzlukların sadece büyük paraların kaybına değil, nasıl can kayıplarına da yolaçtığı ortaya serilebilir. Eski dosyalar açılabilir. Hafızalar tazelenebilir.

Bizi İMF’ye 7 kez muhtaç etmişler!

Komisyonun ifadesini aldığı politikacı ve bürokratların sık sık yinelediği sözlerden biri de “mecburduk” olmuş.

Eski başbakan Mesut Yılmaz, “Rus doğalgazına mecburduk” diyor. Bunlar zamanında da halkı bu yalana inandırabilmek için ikide bir elektrik kesintisine gidiyordu. Şimdi, doğalgazın da, elektriğin de ihtiyaç fazlasına hava parası ödediğimiz ortaya çıkıyor. Komisyon, bu yolsuzluklarla devletin dolandırıldığından sözediyor. Ancak faturanın her konuda olduğu gibi yine ve hep halka kesildiği ortada. Mal fazlalığının ucuzluğa değil, tam tersi, pahalılığa sebep olduğu, elektrik ve doğalgaz faturalarımızdaki birim fiyatlarla kanıtlanıyor.

Hazır faturalara girmişken, nasıl bir sistemde yaşamaya mahkum edildiğimizin çarpıcı bir örneği durumundaki yeni bir haberden söz etmekte yarar var. 100 milyon liranın altında bir telefon faturasını ödeyemediği için kucağında bebeğiyle hapse tıkılan bir kadının haberi bu. Bir yanda milyarlarca dolar tutarında yolsuzluklara imza atanlar, diğer yanda 80 milyon lirayı bulamadığı için hapse atılanlar. Üstelik, tüm bu olup-bitenlerle hiçbir ilgisi olamayacak kadar küçük olmasına rağmen hapsedilen bebekler.

Sahip olduğumuz, mahkum edildiğimiz, ses çıkarmadığımız, göz yumduğumuz, hatta ve ne yazık ki korumaya çalıştığımız (!) sistem işte böyle işliyor...

Önce, her türlü yolsuzlukla kaynaklar tüketiliyor. Sonra “İMF’ye mecburuz” nakaratı tekrarlana tekrarlana borç biriktiriliyor. Üstelik tüm bunlar, İMF’nin el attığı her ülke ekonomisini soyup-soğana çevirdiği, iflasa sürüklediği biline biline yapılıyor. Kapitalistler, tamam, her zaman şahsi çıkarlarını gözetirler, gözetmeye de devam edeceklerdir. Peki ya hükümettekiler? Onlar bu yolsuzlukları birkaç kapitalistin, yahut, diyelim Gasprom’un, Turusgaz’ın gül hatırı için mi yapmakta?

Politikacı ve bürokratların açık ya da gizli mal varlıkları ortaya dökülmeden, yolsuzlukla mücadelede yol alınabilir mi, böyle bir yolsuzlukla mücadele lafı ciddiye alınabilir mi?

Bugünkü hükümetin, tıpkı kendinden öncekiler gibi, yolsuzlukla mücadele lafzını bir aklama operasyonuna kılıf olarak diline dolayıp dolamadığı, yolsuzlukları araştırma komisyonunun ve açılırsa yolsuzluk soruşturmalarının, yeni bir “beyaz soruşturma”ya dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği, dokunulmazlıklar konusuna nasıl yaklaştığı ve yaklaşacağı ile yakından ilişkili. Daha doğrusu, dokunulmazlık meselesi her hükümetin lafzıyla icraatı arasındaki bağlantıyı gösteren bir turnusol kağıdı durumunda.

Biz bu turnusol kağıdı devreye girmeden, bugünden, soruşturmanın bir kez daha olumsuz sonuçlanacağını dillendirmekte hiçbir beis görmüyoruz. Bundan kuşkulanmak, sistem ve işleyişi konusunda açık bir fikre sahip olmamak anlamına gelir ki, biz sistemi yeterince tanıdığımızdan eminiz. Bu sistem büyük sıkıntılara girmeksizin kendi çocuklarının başını yiyecek bir canavar değildir. Onu böyle büyük sıkıntılara sokabilecek güç ise ancak alternatifinde ve gizil durumda bulunmaktadır.

Daha farklı bir ifade ile, işçi sınıfı ve emekçiler, esasta kendilerine fatura edilmekte olan bu sömürü ve soygun çarkına karşı örgütlü, eylemli bir mücadele içine girmedikleri sürece, sistem, kendi yarattığı yolsuzluk çarkına dokunacak değildir.



İzmir TEKEL işçileri yine eylemde...

“Sermayenin imamı kaça sattın vatanı!”

İzmir Halkapınar’daki Tekel Şarap fabrikası önünde biraraya gelen işçiler Tek Gıda-İş ve Türk-iş’i özelleştirme saldırısına karşı sessiz kalmakla suçladılar. Vardiya çıkışında fabrika önüde toplanan işçiler “İş, ekmek yoksa barış da yok!”, “Genel grev genel direniş!”, “Sermayenin imamı kaça sattın vatanı!”, “İMF değil üretenler yönetsin!” sloganları atarken, eylem sırasında toplantı halinde olan Tek Gıda-iş Başkanlar kurulu için “Suskun sendika istemiyoruz!”, “Suskun işçi olmayacağız!”, “Tek Gıda-iş Tekel’e sahip çık!” sloganları atıldı.

Petkim’in Uzanlar’a satışının onaylanması nedeniyle Petkim işçileri desteğe gelmezken sınırlı sayıda da olsa eyleme desteğe gelen Tekel Balatçık işçileri “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!” sloganlarıyla karşılandı. Burada bir açıklama yapan Tek Gıda-iş 6 No’lu Şube sekreteri Mevlüt Zambak; “Bizler, şalteri indirmedikçe sorunun çözüleceği inancı taşımamaktayız. Bu nedenle bir an evvel genel grev, genel direniş başlatılmalıdır.” dedi.

SY Kızıl Bayrak/İzmir