21 Haziran'03
Sayı: 24 (114)


  Kızıl Bayrak'tan
  Kuşatmayı yarmak için öncü ve devrimci işçiler bir adım öne çıkmalıdır!
  Kamu TİS'leri sürüyor...
  Uğur Ziyal'ın ABD ziyareti ve ötesi...
  ÇEAŞ ve Kepez elektrik operasyonu
  Özelleştirme yağma ve talandır!
  KESK bölge mitingleri...
  Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu araştırmasını bitirdi...
  Irak'ta işgal karşıtı direniş büyüyor...
  "Yol haritası" şimdiden iflas etti!
  Savaş kundakçılarının yeni hedefi İran!
  İran: İç dinamikler ve emperyalist hesaplar
  İşçi hareketinin sorunları ve müdahale sorumluluğu
  Ünifil'de sendikalaşmaya karşı işten atmalar ve işçilerin iş bırakma eylemi
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Teslimiyetçi bir liberalin "genel af" hayali ve kuyrukçu argümanları
  Burjuvazi sömürü ve saldırıda tatil yapmıyor...
  Geleceğine sahip çık!
  Fransa'daki büyük kitle hareketliliği hız kesiyor...
  ABD, Ortadoğu ve Filistin...
  Etkinlik ve faaliyetten...
  Fantezi fabrikaları
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD, Ortadoğu ve Filistin...

Serhat Ararat

ABD, Irak işgalinden sonra İsrail–Filistin çatışmasını sona erdirmek için harekete geçti, “çözüm” için taraflara bir “Yol haritası” sundu. Ancak bu dayatmanın üzerinden birkaç gün geçmeden intihar saldırıları gerçekleşti ve buna yeni bir saldırı dalgası eşlik etti. Dolayısıyla “Yol haritası”nın ömrü I. Körfez Savaşı’ndan sonra yürürlüğe konulan “Ortadoğu Barış Süreci”nin ömrü kadar bile uzun olmadı, ölü doğan bir proje oldu. Bunda şaşılacak bir yan yok...

Çünkü, Filistin’e dayatılan “çözüm” bir Pax Amerikana politikasıdır, İsrail’in çıkarlarını esas alan bir plandır; Filistin halkının temel ulusal demokratik istemlerini ve haklarını içermeyen bir “çözüm”dür! Kaçınılmaz olarak bu proje ölü doğmaya mahkumdu! Bunu biraz açmakta yarar var, çünkü bizim de çıkarmamız gereken dersler var...

Filistin sorunu, kökleri yüzyılı aşan bir tarihsel sürece dayanan köklü ve karmaşık bir sorun. Filistin’in işgali ve Filistin halkının sürgünü üzerine kurulan İsrail devletinin kuruluşu, varlığı ve yapısı Filistin sorununun temel kaynağıdır. Bu temel kaynak çözülmeden geliştirilecek planların ve politikaların ölü doğmaya mahkum olacağı açıktır. Daha öncesi bir yana son 20-30 yıllık tarih bunun sayısız kanıtını sunmaktadır.

I. Körfez Savaşı sona erdiğinde Ortadoğu’da Pax Amerikana’nın önünün tümden açılacağı ve bu bağlamda Filistin sorununun da çözüm yoluna gireceği sanılıyordu. Ancak bu sürecin ömrü uzun olmadı. Bu sürecin mantığı, kimi kırıntılar karşılığında Filistin direnişini özerk Filistin yönetimi eliyle kırmak ve denetlemekti. İsrail’in varlığı, meşruiyeti ve güvenliği Filistinliler ve Araplar tarafından kabul edilecek, buna karşılık sınırları süreç içinde görüşmeler yoluyla belirlenecek topraklar üzerinde özerk bir Filistin kurulacak ve özerklik yine süreç içinde “bağımsız devlete” doğru evirilebilecekti.

Kuşkusuz bu süreç, tek yanlı ve Filistin halkının temel istemlerini dıştalayan, FKÖ’yü İsrail devletinin sopası haline getirmeyi öngören bir süreçti. Arafat “Ortadoğu Barış Süreci” olarak tanımlanan bu plana yattı ve bunun etkili bir unsuru oldu. Ancak buna karşılık farklı eğilim ve çizgilerdeki diğer Filistin hareketleri bu süreci “ihanet” olarak değerlendirip direnişlerini farklı biçimlerde ve düzeylerde sürdürdüler. Şaron’un Filistinlilerce “kutsal” kabul edilen mekanları gezmesi ve Filistinlilerin buna sert bir direnişle karşılık vermesi “Ortadoğu Barış Süreci”nin çökmesini getirdi. “II. İntifada” süreci olarak da değerlendirilen bu süreç boyutlanarak devam etti ve olaylar Arafat liderliğini de aşan bir noktaya geldi. 11 Eylül’den sonra genel bir saldırıya geçenABD, İsrail saldırganlığını ve kıyıcılığını açıktan açığa destekledi. Ancak saldırganlığa, kıyıcılığa, özerk yönetimin tüm alt yapısının tahrip edilmesine rağmen Filistin direnişi sürdü...

ABD emperyalizmi ve İsrail, Arafat’ı bu direnişlerden sorumlu tutuyor, bundan böyle bir tarafın temsilcisi olarak muhatap almayacaklarını belirtiyor ve Filistinliler’e yeni bir liderlik ortaya çıkarmalarını dayatıyordu. Kuşkusuz istedikleri liderlik, tam anlamıyla işbirlikçi, ABD ve İsrail politikalarıyla uyumlu, direnişlere karşı ise sopa rolünü oynayabilecek bir liderlik olmalıdır. Bunun için yeni yasal düzenlemelerin yapılmasını, yeni bir seçimin gerçekleştirilmesini istiyorlardı.

Dayatılan yasal düzenlemeler belli ölçülerde yapıldı, seçimler gerçekleştirildi ve Mahmut Abbas Başbakan olarak seçildi. ABD ve İsrail bu gelişmelerden memnundular. Ancak hesaba katmadıkları Abbas’ın Filistinliler’i ne kadar ve düzeyde temsil ettiği, Filistin halkının kendi içinde yaşadığı çelişkiler ve dengelerin Abbas’a ne düzeyde bir manevra alanı bırakabileceğiydi. Evet, Arafat aktif bir figür olarak devre dışı bırakılmıştı, “Arafatsız çözüm” konusunda belli bir yol alınmıştı. Ama Abbas ile ne kadar yol alınabilirdi, Abbas Pax Amerikana’nın Filistin ayağı olabilir miydi?

Bu soruların yanıtları kısa sürede ortaya çıkmaya başladı. Bush ve Şaron’un ilan ettikleri “Yol haritası” çok geçmeden çöktü, saldırı ve sindirme, şiddetle teslim alma ile buna karşı direniş ikilemi yaşamın kendisine damgasını vurmaya devam etti...

Bir kez daha kanıtlandığı gibi temel ulusal ve toplumsal sorunlar ve çözümü o kadar kolay değildi. Halkların çıkarları ve temel istemleri atlanarak ve çiğnenerek üretilen ve üretilecek çözümlerin çözüm olmadığı ve olmayacağı vurguladığımız örnekte bir kez daha doğrulanmıştır.

Dışarıdan dayatılan politikaların sorunları çözme şansı kesinlikle yoktur. Tersine sorunu derinleşmekten ve yeni kördüğümler eklemekten başka bir “katkısı” olmuyor.

İşbirlikçiliğin, kimi kırıntıların köklü ulusal ve toplumsal sorunlara çözüm getirmesi de mümkün değildir, Filistin tarihsel ve güncel deneyimleri bunun en somut örneği olmaktadır.

“Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” sloganı, bir kez daha Filistin deneyiminde doğrulanmıştır. Ezilen halklar ve emekçiler için her zaman gözetilmesi ve esas alınması gereken slogan budur!

İşgal, yeni sömürgecilik, zorbalık, sınırsız şiddet ve yerel işbirlikçilerle Ortadoğu üzerinde tam denetim ve egemenlik kurmak, kalıcı bir statüko oluşturmak mümkün mü?

Bu soruların yanıtı son yüzyılın tarihinde gizlidir.