21 Haziran'03
Sayı: 24 (114)


  Kızıl Bayrak'tan
  Kuşatmayı yarmak için öncü ve devrimci işçiler bir adım öne çıkmalıdır!
  Kamu TİS'leri sürüyor...
  Uğur Ziyal'ın ABD ziyareti ve ötesi...
  ÇEAŞ ve Kepez elektrik operasyonu
  Özelleştirme yağma ve talandır!
  KESK bölge mitingleri...
  Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu araştırmasını bitirdi...
  Irak'ta işgal karşıtı direniş büyüyor...
  "Yol haritası" şimdiden iflas etti!
  Savaş kundakçılarının yeni hedefi İran!
  İran: İç dinamikler ve emperyalist hesaplar
  İşçi hareketinin sorunları ve müdahale sorumluluğu
  Ünifil'de sendikalaşmaya karşı işten atmalar ve işçilerin iş bırakma eylemi
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Teslimiyetçi bir liberalin "genel af" hayali ve kuyrukçu argümanları
  Burjuvazi sömürü ve saldırıda tatil yapmıyor...
  Geleceğine sahip çık!
  Fransa'daki büyük kitle hareketliliği hız kesiyor...
  ABD, Ortadoğu ve Filistin...
  Etkinlik ve faaliyetten...
  Fantezi fabrikaları
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamu TİS’leri sürüyor...

Hükümet sıfır zam dayatıyor!

Sermaye sendikal ihanet çetesinden güç alıyor

Geçmişin sermaye hükümetleri saldırı programlarını hayata geçirmek için yoğun bir propaganda çalışması yürütür, demagojik söylemlerle emekçilerin kafasını karıştırmayı önemserlerdi. ‘80 sonrasının hükümetler tablosu içinde bu konuda istisna olan tek isim, ANAP’ın kurucusu Turgut Özal’dı. Zenginleri sevdiğini saklamayan, işçi ve emekçilere verilecek kırıntılar için bile sanki kendi cebinden çıkıyormuş gibi davranan Özal bile yeri geldikçe, “aynı gemide olduğumuz” yalanına sarılmaktan geri kalmazdı.

Başbakan Erdoğan ve partisi AKP, sermayeye uşaklıkta yalnızca ANAP’ın değil önceki tüm sermaye hükümetlerinin pabucunu dama atacak gibi görünüyor. Şimdiye kadar ki hükümetlerin yapamadığını yapma iddiası ve kararlılığıyla iş başına gelen AKP hükümeti, demokratikleşme alanında kalan konular dışında, kendi deyimleriyle “popülizm” yapmaya ihtiyaç duymayacak kadar açık davranıyor. Milyonlarca emekçinin taleplerini ve içinde yaşadıkları azgın sömürü koşullarını dikkate almadan sermayenin saldırı paketlerini peşpeşe hayata geçirmeye başladılar. Kölelik yasasını meclisten geçirdiler, özelleştirmelere hız verdiler. Şimdi de kamu işçileri için yüzde tek kuruşluk bir ücret artışı düşündüklerini açıklıyorlar.

Kuşkusuz ki onları bu derecede pervasızlaştıran sendikacı diye geçinen koltuk düşkünü yöneticilerin ihanetçi tutumlarıdır. Sefaletin daha da koyulaşması anlamına gelen sıfır artışa rağmen sendikanın tepesinde yönetici sıfatıyla bulunan (Salih Kılıç) “bu işi diyalogla çözeceğiz” derse, tabii ki sermaye hükümeti de vereceği kırıntıyı bile gözden çıkarmak istemez.

Kamu işçisi sefalete mahkum ediliyor!

450 bin kamu işçisini kapsayan TİS süreci sürüyor. Türk-İş üyesi sendikalar tarafından yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşma sağlanamayan yerlerde 2 bin 19 işçi adına grev kararı alındı, 34 bin 978 işçi ise grev kararı aşamasında bulunuyor. 94 bin 471 işçi adına uyuşmazlığa gidildi, 130 bin 68 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri de arabulucu aşamasında. Türk-İş, ilk 6 ay için gerçekleşen enflasyon artı %10 refah payı, 2., 3., 4. ve 6. aylar için ise gerçekleşen enflasyon artı yüzde 5 refah payı talep ediyor.

Türk-İş yönetimi ile hükümet yetkilileri 3 ve 16 Haziran’da biraraya gelmişlerdi. Bu görüşmelerde net bir rakam telaffuz edilmemiş ancak Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin “Bürokratların önerdiği rakamları size vermeyi içime sindiremiyorum” demişti. Türk-İş “ilk önce hükümeti dinleyelim” diyerek baştan uzlaşmaya eğilimli bir görüntü sunmuştu.

Hükümet her TİS sürecinde olduğu gibi bu seferde memurla işçi ücretleri arasındaki farkın kapatılacağını ifade etti. Elbette bu farkı işçi ücretlerini aşağı çekerek yapmayı planlıyorlar. Zaten niyet mektubunda da işçi ve memur ücret farkının azaltılması için taahhütte bulunulmuştu. Zira hükümetin çalışanların ücreti için bütçeden ayırdığı pay işçiye % 3-4, memura da %5 oranında zamma olanak veriyor. Gelinen aşamada 19 Haziran’da Türk-İş Başkanı Salih Kılıç ile Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in yaptığı görüşmede Şahin, hükümetin önerisini açıkladı: Birinci 6 ay için sıfır zam. İkinci 6 için %7, üçüncü ve dördüncü 6 aylar içinse %5!

“Asgari ücretle çalışmaya amade” işsizler dikkate alınacak!

Hükümet işçileri sıtmaya razı etmek için ölümü gösterme taktiğini uyguluyor. Bakanlar Kurulu toplantısında Adalet Bakanı ve Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, “Bugün çalışanların belki beş-on misli daha çalışmaya amade milyonlarca işsizin de olduğu hesaba katılarak uzlaşmaya varılır. Yarın (bugün) zannediyorum müzakere süreci başlar” diye konuştu. Kısaca hükümet ya sıfır zamma razı olun ya da işsiz kalırsınız tehdidinde bulunuyor.

Kamu emekçilerine de sefalet ücreti öngörülüyor

Maliye Bakanlığı, devlet memurları ve sözleşmeliler ile memur emekli maaşlarına yılın ikinci yarısı için yapılacak zam konusunda çalışmalara başladı. Maliye yetkilileri memurlara yapılacak %1’lik zammın bütçeye 100 trilyon lira ek yük getireceğini belirledi. Yetkililer, mevcut ödeneklere göre, memura ancak yüzde 5 zam yapılabileceğini bildirdi. 2004 bütçesi hazırlanırken maaşlara ilk 6 ay için %5, ikinci 6 ay için de %7 zam öngörüldüğüne işaret eden yetkililer, “Ancak aile ve çocuk yardımındaki artış, hesabı bozdu. Şu anki koşullara göre ikinci yarı zammı %5’i aşmamalı” dediler.

“Kamu işçisinin aldığı ücret yüksek” yalanı

Hükümet yetkilileri bugüne kadar kamu işçisine dayatılan düşük zamları “kamu işçisinin aldığı ücret yüksek” yalanı ve aldatmacası üzerinden gerekçelendirmeye çalıştı. Ancak bugün bir kamu işçisininin ortalama ücreti net 600 milyon lira civarında. İki yılda enflasyon %118’lerde seyrederken işçi ücretleri %88’lerde kaldı. İşçinin iki yıllık reel kaybı %14.

Türk-İş Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin aylık zorunlu gıda harcaması 453 milyon. Eğer bu hesabın içine ulaşım, kira, giyim, yakacak ve kültür gereksinimleri için yapılması gereken harcama tutarı eklenirse dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre yoksulluk sınırı ise 1 milyar 378 milyon. Demek oluyor ki kamu işçisi açlık sınırında yaşıyor. Gerçeklik böyleyken “kamu işçisi yüksek ücret alıyor” demek tam bir arsızlıklık örneği olabilir ancak.

TİS’ler sürerken sendika yönetimleri ne yapıyor?

Salih Kılıç, hükümetle yaptığı görüşme sonrası kölelik yasası ve özelleştirme saldırısında olduğu gibi yine benzer bir ifade kullandı ve bunu “talihsiz bir teklif” olarak değerlendirdi. “Kurullarımızda bu teklifleri değerlendirerek, önümüzdeki sürecin kararlarını alacağız” dedi. Kılıç, “Meydanlara inecek misiniz?” sorusu üzerine, “Müzakere süreci içindeyiz. Diyalog kapısı açıktır. Onun dışında kanuni prosedürü yerine getirerek, demokratik reaksiyonlarımızı ortaya koyacağız. Sıfır zam önerisiyle hiçbir zaman diyalog kurulamaz” diye konuştu. Sendikal ihanet şebekesi ne zaman ağzını “bunu kabul etmeyeceğiz” türünden sözlerse açsa, ardından suskunluk ve sessizlikle süreci geçiştiriyorlar. “Demokratik tepkimizi göstereceğiz” söylemi ile e işi, kölelik yasasını olduğu gibi onaylayan Cumhurbaşkanı’na havale ediyorlar.

Kölelik yasasının onaylanmasından sonra işten çıkarmalar konusunda eli iyice güçlenen sermaye devleti, bunun verdiği rahatlıkla “asgari ücretle çalışmaya hazır” milyonlarca işsizi bir tehdit olarak kullanabiliyor. Sendika bürokratları ise kölelik yasasının onaylanması sürecinde yaptıkları gibi, kapalı kapılar ardında hükümet yetkilileri ile görüşerek ihanetlerine bir yenisini daha eklemeye hazırlanıyorlar. Oysa ki TİS süreci kölelik yasası ve özelleştirme saldırısı ile de birleştirilerek kararlı ve militan bir mücadeleye zemin oluşturabilirdi. Ancak sendika ağalarının böyle bir niyeti olmadığı için TİS’leri ücret talebiyle sınırlayarak günü geçiştirmeye çalışıyorlar. Kaldı ki görüşme masasına özünde İMF oturduğu için insanca yaşamaya yeten bir ücret artışı için de kararlı ve hak alıcı bir mücadle çizgisi izlemek gerekiyor.

Öncü işçiler sendikalarına ve TİS sürecine sahip çıkmadığı sürece sendika ağalarının işçi sınıfının karşısına “ne yapalım yoksa işten atmalar yaşanacaktı, biz de kabul etmek zorunda kaldık” şeklinde bir söylemle çıkmaları yüksek bir ihtimal. Eğer kamu işçileri bu tür bir ihanetle karşılaşmak istemiyorlarsa TİS sürecini kölelik yasası ve özelleştirme saldırısı ile birleştirmek, taleplerini bu saldırıları da kapsayacak şekilde genişletmek ve belirlemek durumundalar. Kamu emekçilerine öngörülen %5’lik artış ve kamu emekçilerine dönük Kamu Personel Rejimi Yasası, Kamu Yönetimi Yasası vb. iş güvencesini ortadan kaldıran, çalışma yaşamını esnekleştiren kölelik yasalarına karşı da ortak mücadelenin önünü açacak tarzda hareket etmelidirler.

Bugün ortak mücadele için tabandan doğru biraraya gelmenin koşulları fazlasıyla mevcut. Yeter ki öncü işçi ve emekçiler, işyeri temsilcileri sendikal bürokrasinin ihanetini parçalayacak olan bağımsız devrimci taban örgütlerini yaratmak için harekete geçsin.