21 Haziran'03
Sayı: 24 (114)


  Kızıl Bayrak'tan
  Kuşatmayı yarmak için öncü ve devrimci işçiler bir adım öne çıkmalıdır!
  Kamu TİS'leri sürüyor...
  Uğur Ziyal'ın ABD ziyareti ve ötesi...
  ÇEAŞ ve Kepez elektrik operasyonu
  Özelleştirme yağma ve talandır!
  KESK bölge mitingleri...
  Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu araştırmasını bitirdi...
  Irak'ta işgal karşıtı direniş büyüyor...
  "Yol haritası" şimdiden iflas etti!
  Savaş kundakçılarının yeni hedefi İran!
  İran: İç dinamikler ve emperyalist hesaplar
  İşçi hareketinin sorunları ve müdahale sorumluluğu
  Ünifil'de sendikalaşmaya karşı işten atmalar ve işçilerin iş bırakma eylemi
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Teslimiyetçi bir liberalin "genel af" hayali ve kuyrukçu argümanları
  Burjuvazi sömürü ve saldırıda tatil yapmıyor...
  Geleceğine sahip çık!
  Fransa'daki büyük kitle hareketliliği hız kesiyor...
  ABD, Ortadoğu ve Filistin...
  Etkinlik ve faaliyetten...
  Fantezi fabrikaları
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Teslimiyetçi bir liberalin “genel af” hayali ve
kuyrukçu argümanları

A. Deniz Eren

Liberalizm ve “Toplumla barış” istemi

“Toplumla barış deklerasyonu”yla ilgili basın açıklaması yapıldığını EMEP’li arkadaşlardan öğrendiğimde sorduğum ilk soru kimi kiminle barıştırıyorsunuz oldu. Arkadaşlar “toplumsal barıştan” dem vuruyorlar, tam da 15-16 Haziran’a denk gelen bu sözler 15-16 Haziran ruhuna ne kadar aykırı olsa da, kafalarına bayağı yatmış, genel afla toplumsal barışın tesis olacağını düşünüyorlar. Ayaküstü kısa sohbetin ardından “biz toplumu savaştırmaya çalışırken, toplumu barıştırmak da neyin nesi” diyerek sohbetin rengine ve gidişatına küçük bir müdahaleden sonra arkadaşlar, 15 Haziran tarihli Evrensel gazetesini tutuşturdular elime. Akşam vakti gazeteyi okumaya “toplumla barış deklerasyonu”nu açıklayan 6. sayfadan başlıyorum. “23 ilden 340 örgüt genel af” demiş. Toplumla barış deklerasyonunu destekleyen örgütler “Türk-İş, DİSK, KESK’e bağlı sendika şubeleri, demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, esnaf odaları, DEHAP ve EMEP’in bölgedeki il örgütleri, ÖDP, SHP, DYP ve SP temsilcileri ile belediye başkanlarından” oluşuyor.

Gazete yazılarında kafamdaki sorulara (deklerasyonu yayınlayanlar, toplumla küskün de onlar mı barışıyorlar? Toplum içinde karşıt sınıflar, küskün kesimler arasında bu örgütler arabulucuk mu yapıyor? Kim kiminle ne için barışıyor, anlayana aşkolsun!) cevap bulamasam da aynı sayfada genel af talebini anlayamayan “bir ‘sol’ türü”nün olduğunu öğreniyorum. Vedat İlbeyoğlu imzalı “‘Genel af’ ve bir ‘sol’ türü” başlıklı yazı, burjuva devletin Kürt sorunu karşısındaki çözümsüz tutumunu ve bu tutuma eşlik eden açılımlarını belirttikten sonra, devletin çıkaracağı pişmanlık ve itirafçılık yasasına karşı genel af talebinin yükseltilmesi gerektiğini vurgulayarak, somut ihtiyaçlar halini almış “Demokratik çözüm için genel af talebi, öyle görünüyor ki, önümüzdeki dönem devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin üzerinde yoğunlaşacakları temel çalışma alanlarından biri olacak” dedikten sonra, “Newrozlar’dan 1 Mayıslar’a, bloğun seçim ve sonrası etkinliklerinden en son Diyarbakır Festivali ve DEHAP Kongresi’ne, milyonların sahip çıktığını ‘genel af’ talebinin kimlik talebiyle birlikte sadece devlet nezdinde rahatsızlık yaratmadığı”nı yazarken öğreniyoruz.

Öğrenmeye devam edelim!

“Çapları ve etkilerinden bağımsız olarak, bir kısım solcunun da soyut-teorik dünyalarında ‘kitaba uymayan’ ve ‘defterinin dürülmesi gereken bir teslimiyet’ şeklinde çok ‘devrimci ve de komünist’ duyarlılıklarına da yol açabiliyor”muş. “Kürt sorununa ilişkin sırtında yumurta küfesi taşımamanın sorumsuzluğundan da beslenen bu ‘duyarlılıklar’ çeşitli biçimlerde karşılarına çıkabiliyor”muş.

“Kürt hareketinin ortak çalışmaya en açık olduğu bir dönemde bile zehir zemberek ‘milliyetçilik’ suçlamalarını tavana vurdurabiliyor”larmış. “Kimlik mücadelesini, nüfus memurluklarında nüfus cüzdanı çıkarmakla karıştıranlar anayasal kimlik talebini ‘sorun kimlikle değil, devrimle çözülür’ gibi komik bir ‘taviz vermezlikle’ küçümseyebilirler”miş.

Adını, kendileriyle benzeştiklerinden olsa gerek hatırlayabildikleri TKP’ye de şöyle bir veryansın ettikten sonra, “En trajik örneği” irdelemeye başlıyor yazarımız. Adını çıkaramadığı bir grubun afişine takılmadan geçemiyor nedense. “Halklar genel af değil, devrim istiyor!” şeklindeki afiş çalışmasını reformist hayallerinin önünde bir engel olarak görüyor. Birkaç büyük ilde çeşitli semtlerde gözüne ilişen afişlerden, yazarımız neden bu kadar rahatsız oluyor? Nasıl olsa milyonlar “genel af” istiyor, “devrim” değil. Mazallah kitleler devrim isterse yazarımız ne yapacak? Tabii ki devrime öncülük edecek! Kuyrukçuluk bu olsa gerek.

İşçi ve emekçi kitlelerin geri bilincini veri almakla, onların içinde bulundukları geri bilince yaslanarak reformist politik bir platform oluşturmak farklı olsa gerek.

Sahte ikilemlerin arkasına gizlenen kuyrukçuluk

Liberal demokratlarımızın her fırsatta tekrarladıkları bir nakarat var, “devrimcilerin gündemi”, “kitlelerin gündemi”. Neden böyle bir ikilem yaratma ihtiyacı duyarlar sanki! Devrimcilerin gündeminde devrim, sosyalizm, yeraltı örgütlülüğü, illegal çalışma vb. varken kitlelerin gündeminde ekonomik, demokratik mücadele mi vardır yoksa onlar için. Devrimciler devrim için, kitleler reform için mi mücadele ederler? İllegal örgütlülüklerini bunun için mi tasfiye ettiler yoksa? Ne de olsa kitlelerin gündemi değildi. İllegal çalışma devrim, sosyalizm falan kitlelere giderken devrimci yanları itici demokrat maskesi takma, kitlelere daha mı şirin geliyordu?

Devrimcilerin gündemi illegal çalışmadan fabrikalardaki, okuldaki, semtteki en ufak soruna varıncaya kadar bir bütündür. Devrimciler mücadele ve örgüt biçimlerini kitlelerin geri bilinç düzeyine yaslanarak türetmedikleri gibi, kitle mücadelesinin ihtiyaçlarından bağımsız ve kopuk olarak hayal dünyalarında da kurgulamazlar. Kitle mücadelesinin içinden çıkarıp genelleştirirler, ona bilinçli bir ifade verirler, mücadeleyi geliştirebilecek tarzda yeniden üretirler.

Bugünlerde genel af talebini benimseyen kitleler bir zamanlar “serhıldan” diyorlardı. Bugünlerde en ufak demokratik hak kırıntılarına dahi burun kıvıranlar, “serhıldanlar” döneminde birçok tavizi vermeye razıydı. Kürt halkı “serhıldan” dediği zaman burjuvazinin devleti reformları gündemine alabiliyordu. Kürt halkının ulusal mücadelesine önderlik eden siyasetin teslimiyeti, tasfiyeciliği benimsemesinden sonra pişmanlığı, itirafçılığı dayatabiliyor barışmaya çalıştığınız burjuva devleti.

Toplumsal çatışmaların ve gerginliklerin aşılması liberal istemi

Kitlelerin gündemine secde eden “demokratik çözümcülerimiz” toplumla barışma deklerasyonunu açıkladılar. “Toplumsal çatışmaların, gerginliklerin yaşandığı toplumlarda, bu durumu aşmanın tek yolu koşulsuz, sınırsız genel aftır” dediler.

Burjuva devletin devrimcileri affetmesinin, toplumsal çatışmaların, gerginliklerin aşılmasına yol açtığını da nihayet öğrenebiliyoruz demokratik barışçılarımızdan. Sol-politik şizofrenin küçümsediği genel af nelere kadirmiş meğer, acıları son buldurup, kalıcı ve onurlu bir toplumsal barışı tesis edebiliyormuş. Pes demeye pek meraklı liberallerimizin bu ham hayaline müsaade etseler de “pes” desek.

15-16 Haziran’ın yıldönümüne denk gelen “toplumla barışma deklerasyonu”nu yayınlayanlar “İmralı güneşinin” aydınlattığı yolda ilerlemeye devam ederlerken, işçiler-emekçiler ve ezilen halklar, kendilerinin de gazetelerinde yazdıkları gibi “o günden beri işçi sınıfı ve emekçiler, her başkaldırmalarında 15-16 Haziran’ın ışığının aydınlattığı yolda ilerlemeye” devam edecekler.

Varsayalım dediğiniz gibi bir genel af çıktı. Genel afla dışarı çıkan tutsaklar, dışarıda nasıl bir yaşam sürdürecekler? Yine burjuva düzenini devirme mücadelesi mi verecekler, yoksa onlar da sizler gibi “demokratik mutabakatın” dolgu malzemesi mi olacaklar? Ama sizin niyetiniz baştan belli, devrimci olan ne varsa hepsinden sıyrılmak. Bir zamanlar devrim diye bir iddianız varken, devrimci mücadele esnasında tutsak düşenler oldu. Önceleri bu tutsaklar gurur kaynağınızken, cezaevleri devrimci savaşımın bir cephesi iken, şimdilerde siyasal politik çizginizle, örgütsel yapınızla liberal demokratlaşınca zindanlardaki duruşunuz da haliyle bu durumdan nasibini alacaktı. Devrimciler katledilirken, kimisi “sınıfın gündemi değil”, kimisi “binbaşım biz bu işte yokuz!” diyerek renklerini belli ettiler. Devrimden geri dönenlerin, devrimci değerler taşımasını, devrimci refleksler gösteresini beklemiyoruz tabii ki. Onların derdi başka, “bir hata ettik, bir zamanlar devrim diye bir hayale kapıldık artık demokratik mutakabat istiyoruz.” Bizi zindanlarda bekletmeyin, salıverin, bizler de toplumla barışalım, uslu bir demokrat olarak demokratik cumhuriyetimize katkı sunalım. Zenginiyle, yoksuluyla hep birlikte barış içinde neşeli şarkılar söyleyelim.

Burjuva düzeninden af bekleyenler, nedense bu durumlarını siyasal iktidarla hesaplaşmayı dayatan önemli bir mücadele alanı olarak göstermekten de kendilerini alamıyorlar. Bu durumda o çok bahsini ettikleri, psikolojik rahatsızlığın bir ürünü olmasın sakın!

“Kitlelerin gündemi” adına kuyrukçu liberalizm

Genel af dilenciliğini gerçeklik olarak nitelerken, devrim fikrini de psikolojik bir hastalık olarak tanımlıyorsunuz. Halklar genel af istiyor, gerçekten öyle mi? Sık sık başvurduğunuz bir söylemi biraz daha yakından inceleyelim, kitlelerin gerçek gündemi. Nedir bu gerçek gündem? Bu gündeme gerçeklik veren bilimsel veriniz, kanıtınız nedir? Kitleler bugün geridir dediğinizde bu gerçeklik mi oluyor? Kitlelerin bugün istediği devrim değil, demokratik cumhuriyet, barıştır dediğinizde bu sizi gerçekçi mi yapıyor? Kitlelerin geri bilincini teorileştirmek ya da kendi politik peltekliğinizi kitlelerin geri bilincine yaslamak sizi bilimsel mi kılıyor?

Kitlelerin şu anki verili geri bilinci egemen sınıfın fikrinden ne kadar bağımsızdır. İşçi ve emekçi sınıflar burjuva ideolojisinden bağımsız bir bilinç edinmişler de biz mi göremiyoruz? “Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretim araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır.” (K. Marks-F. Engels, Felsefe metinleri, Sol Yay.)

Marksist klasiklere başvurmak liberallerimize göre kitabilik olsa da biz yine de bildiğimizden şaşmayacağız. İşçi-emekçi kitleler, bağımsız, devrimci bir çizgide mücadelelerini yükseltiyorlar ama nedense “şizofren solcular”ımız bu durumu göremiyorlar, gerçeklikten kopuk; soyut-teorik dünyalarında “kitaba uymayan” (liberallerimizin rahatsız olduğu kitaplarda Marksist klasiklerden başkası değildir) teslimiyetçi, reformistlerin defterlerini dürmek için kurgu dünyalarında hayale dalmışlar.

O tapındığınız kitlelerin gündemi, egemen burjuvazinin, kitlelerde içselleştirdiği, ihtiyaç haline getirdiği ideolojik manipülasyondan başka bir şey değildir. Varlığından rahatsız olduğunuz o, “devrimcilerin gündemi” tam da bu manipülasyonun dağıtılması, işçilerin bağımsız devrimci sınıf örgütlenmesinin yaratılma çabasından başka bir şey değildir.

Sahiden genel af talebi kitlelerden ya da onların kendi yaşamlarından türemiş bir gündem midir, onların bir ihtiyacı mıdır? Yoksa siyasal platformuyla, örgütsel yapısıyla, teslimiyetçi reformist bir çizgiye oturanların, etkisi altında tuttukları kitlelere, dışarıdan dayattıkları bir politika mıdır?

Yani genel af yerine başka bir politika ile kitlelere gidilseydi kitleler bunu benimsemeyecekler miydi? Bugünlerde genel af talebiyle meşgul olan kitlelerin bir zamanlar “serhıldanlar” örgütlendiğini unutmuş olamazsınız ya da bu halkı tüm bunları hemencecik unutacak kadar belleksiz zannedebilir misiniz?

Genel af talebiyle devrim fikrini karşı karşıya koyan, solcuların öznel zorlamaları değildir. Af dilemek devrimciliğin doğasına aykırıdır. Devrimci yaşam pratiği afla karşıttır. Bir devrimci eylemini suç olarak görmez, bunu suç kapsamına sokan burjuva hukukudur. Burjuva hukukunun da burjuvazinin sınıfsal çıkarlarından bağımsız olmadığını demokratik barış severlerimiz bilmiyor ya da unutmuş olamazlar.

“Tatlı su solculuğu”nun rahatlığı ve devrimcinin misyonu

Genel af talebinin, teslimiyetçi-liberal çizginin “demokratik barış sürecine katacağı ivmeye” diyecek sözümüz yok. Zaten bu bizim işimiz de değil sizin de belirttiğiniz gibi. Bizi ilgilendiren kendi teslimiyetçi-liberal politikalarıyla kitleler üzerinde yarattığınız ham hayaller ve uzlaşmacı, çürütücü etkileridir. Dümeni burjuvazinin açtığı tatlı sulara kırarak, rotanızı tatlı sularda “demokrasi avcılığı” yaparak yaşamak olarak belirlemişken, kitlelere verebileceğiniz bir şeyinizin olacağını da düşünmüyoruz. Tatlı suların rahatlığının, soluksuzluğunuza katacağı ivmeyi de varın siz düşünün.

Genel bir afla Kürt sorununun çözülebileceğini “dört yıllık çatışmasızlık” ortamına rağmen, çatışma nedeni olan sorunlar çözülemediği gibi, yaralar sarılmış, travma atlatılmış değildir. Bu nedenle “Acıların son bulması, kalıcı ve onurlu bir toplumsal barışın tesisi için kapsamlı bir genel af şarttır” diyerek siz kendiniz hayal edebiliyorsunuz. Hem de dört yıllık bir teslimiyete rağmen sorunların çözülmediğini bildiğiniz halde.

Devrimi kitleler yapar yapmasına da kitleleri devrime hazırlayan, kitlelerin devrimci savaşımına önderlik eden, komünist bir parti olmadan da kitlelerin devrim yaptığı da görülmemiştir. Komünist partinin programı altında birleşmeyen, bu programın politikaları doğrultusunda savaşım vermeyen kitlelerin, devrime nasıl hazırlanacağını zannediyorsunuz? Kitlelerin devrimci savaşımından kopuk, demokratik talepleri savunarak, genel af dilenerek mi devrime hazırlanacağını düşünüyorsunuz? Demokrasiyi kendi içinde amaçlaştırıp, devrim ve sosyalizm sorunundan ayrı ele alarak kitleleri “aşamalı aşamalı”, “alıştıra alıştıra” sosyalizme götürebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Ne diyelim kurgu dünyanız hayli geniş!



Genel af dilenciliğinin dayanılmaz hafifliği

Devrimci konumlarını yitirip düzenin icazet alanına boylu boyunca yatan “yumuşayan sol”un önünün açılması ve devrimci konumlarını yitirenlerin durumundan duyulan memnuniyet MGK’nın milli siyaset belgesinde yeralmıştı. 15 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde Vedat İlbeyoğlu adıyla yayınlanan “Genel af ve bir ‘sol’ türü” adlı değerlendirme MGK’nın yumuşayan solun durumundan duyduğu sevincin “sırrının” anlaşılmasına katkı sağladı. Devrimci iddia ve kararlılığın sürdürülmesi noktasında duyulan rahatsızlık bu yazıyla tümden orta yere serildi. Bir de buna ilkesiz ittifakın aklanması kaygısı da eklenince, bay İlbeyoğlu saldırganlıkta sınır tanımadı. Şimdi söz konusu “ucube” yazıya daha yakından bakalım.

“Demokratik çözüm için genel af talebi öyle görünüyor ki, önümüzdeki dönemde devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin üzerinde yoğunlaşacakları temel çalışma alanlarından biri olacak.” Kim acaba dersiniz bu “devrimciler, sosyalistler”? Genel af kampanyasının sahipleri belli, seçime birlikte katılıp blok oluşturan DEHAP, EMEP ve SDP’dir. Bir de bunların dışında KADEK genel af kampanyası sürdürüyor.

Devrimcilik, düzeni kurumlarıyla birlikte hedef alan mücadele içinde yer almakla mümkün olabilir. Bu yanıyla KADEK ve DEHAP’ın böyle bir sorunu olmadığı, “Kürt sorununun çözümünü ‘kültürel ve dilsel’” açılımlara ve genel affa indirgedikleri biliniyor. Bu platformda ise devrimciliğin zerresinin bulunamayacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Adında sosyalist sözcüğü taşıyan SDP’nin de, sorunun burjuva hukuku içinde anayasal açılımlarla ve insan hakları temelinde çözümü savunduğu bir sır değil.

Büyük bir başkalaşma yaşayan ve öfkeyle kaleme sarılan bay İlbeyoğlu’nun da içinde bulunduğu yeni dönem liberallerinin işi gerçekten zor. Zira devrimci TDKP’nin tasfiyesinin ürünü olarak ortaya çıkan liberal EMEP’li teorisyen tasfiyeciler, açıktan geçmiş konumlarını, ideolojik-politik-örgütsel yaklaşımlarını terketme doğrultusunda davranmaktan özenle kaçınıyorlar. Böyle olunca da geçmişleri, yüzlerine tutulmuş ayna misali önlerine çıkıyor. Suskunluk fesadıyla süreçleri geçiştiremiyorlar. Her seferinde açıklıktan uzak tutumları nedeniyle süreçlere “açıklık” kazandırma çabasına girişiyorlar. Tabii ki bu işi yaparken bildikleri bir yöntemi tekrarlıyorlar. Polemik yaptıkları yapıları açıktan ortaya koyma utanmazlığına devam ediyorlar.

Kolkola yürüdüğünüz DEHAP’ın anti emperyalizm ya da sermaye devletine yöneltilmiş bir mücadele içinde olmadığı, ulusal sorunun çözümünü emperyalist merkezlerde, sermaye devletinde aradıkları biliniyor. Şimdi soruyoruz; Kürt halkının özgürlük talebinin boğulması çerçevesinde bir araca dönüşmüş olan teslimiyetçilerle aynı platformda bulunmayı EMEP hangi “çok devrimci” kaygısına bağlayacak. Örneğin EMEP Kürt sorununun kültürel, dilsel açılımlara indirgeyen, buna bir de genel af talebini ekleyen yaklaşımı destekliyor mu? “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını” savunuyor mu? KADEK’in politik platformuna ilişkin ne düşünüyor? Katılmıyorsa buna ilişkin tek bir değerlendirmesi var mı?

EMEP’in seçimlerde başlayan ittifak politikasının biricik nedeni parlamentoya kapağı atma kaygısıydı. Bu kaygı bugün de onun tüm yaklaşımlarına damgasını vurmaktadır. Daha düne kadar PKK’nin milliyetçi yaklaşımlarını eleştiri konusu yapıp, eleştirilerini enternasyonalizm vurgusuyla süsleyen de bu aynı çevreydi. Bir yanda devrimci konumunu sürdüren PKK ile yapılan sert polemikler! Öte yanda Kürt sorununun çözümünü emperyalistler ve sermaye devleti ile uzlaşma üzerine kuran teslimiyetçilerle girilen ilkesiz, faydacı ittifak! Kendi başına bu bile gerçek konumları tüm çıplaklığı ile sergiliyor. Politik omurgasızlığın, örgütsel karaktersizliğin ifadesi olan bu ilişkileri bay “İlbeyoğlu”in kalemi elbette ki açıklayamıyor. Onun yerine en iyi savunma saldırı politikasıyla bay “İlbeyoğlu” Donkişot misali “yeldeğermenlerine” saldırıyor.

Ama, anti-emparyalist mücadeleye bolca vurgu yapan, hatta hatta anti-kapitalist mücadele deyip emeğin iktidarından dem vuran EMEP nasıl oluyor da Kürt sorununun çözümünü emperyalist merkezlerde arayanlarla birlikte politika yapabiliyor sorusuna bir türlü yanıt veremiyor.

Bay “İlbeyoğlu”, sonuç olarak size diyoruz ki, sosyal reformizmin politik zemininde yüzdürmeye çalıştığınız geminiz karaya oturmaya mahkumdur. Gelin dürüst olun, konumunuzu açıklıkla ortaya koyun ve devrimcilik iddiasını ağızınıza alma ikiyüzlülüğü göstermeyin. Devrimi, devrimciliğe söz söylemek politika yaptığınız yumuşak zemininize ağır gelir. Sonra durup dururken kimi zaman devrimci vurgularla elde tutmaya çalıştığınız tabanınızda kaymalar yaşanır. Şansınızı fazla zorlamayın. Tabanınıza unutturmaya çalıştığınız devrimciliği hatırlatacak boyunuzu aşan polemiklere girmeyin. Sormayı, sorgulamayı, incelemeyi, araştırmayı kışkırtacak çıkışlar yapıp da tabanınızdaki devrimci duyarlılığı harekete geçirmeyin.

Aman dikkat sayın bay İlbeyoğlu!

H. Ş. Can