14 Haziran'03
Sayı: 23 (113)


  Kızıl Bayrak'tan
  15-16 Haziran sendika ağalarına rağmen yaratılır!
  Özelleştirmeye karşı birleşik, etkin ve militan bir mücadele için...
  Cumhurbaşkanı "kölelik yasası"nı hukuka uygun buldu!
  İzmit mitinginde binler haykırdı...
  İzmit mitinginde işçilerle konuştuk...
  Petkim işçileri Ankara'ya yürüdü
  Sağlık işçilerinden Almanya'daki grevci metal ve çelik işçilerine...
  19 Aralık katliamı ve üstü örtülemeyen gerçekler
  BEKO'da esnek çalışma oturtuluyor
  Kamu TİS'leri devam ediyor...
  Filistin halkı "yol haritası" adlatmacasına kanmıyor...
  Haydutların maskesi düştü!
  Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye, birleşik mücadeleye!/2
  Yolsuzluk düzeninde yosuzluk soruşturması!
  Ekim Gençliği'nden...
  Bültenlerden...
  Onurlu kavgamızın namuslu kalem işçileri: Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Orhan Kemal...
  "Genel af kampanyası"
  Ulusal kurtuluş sorunu ve çözüm seçeneği
  İşçi Kültür Evleri'nden açıklama:
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ulusal kurtuluş sorunu ve çözüm seçeneği

Serhat Ararat

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi dar bir boğazdan geçmektedir. Daha doğru bir deyişle bir dirim kalım savaşımını vermektedir. Daha öncesi bir yana dört yılı aşkın bir süredir dayatılan İmralı tasfiyeciliği derinleşerek devam ediyor; hem değerlerimiz üzerindeki tekeli, hem de devrimin dinamikleri üzerindeki ipoteği devam ediyor. Dün mücadelenin şurasında burasında yer alan toplumsal kesimler, bireyler çürüme sürecinde her gün biraz daha erimektedir. Dolayısıyla şu anda KADEK’in denetimi altındaki kesim ve bireylerde ulusal kurutuluş adına yeni bir şeyler, bir atılım beklemek, ham hayalden başka bir şey değildir. Çözülme ve çürüme algılananların ötesindedir ve çok yaygın, genel ve derin özellikler taşımaktadır. Ne yazık bundan “muhalif” olarak adlandırılan kesim ve kişiler de nasibini almaktadırlar. Hem de fazlasıyla...

KADEK’in dışındaki grup, parti ve çevreler de söz ve iddiaları ne olursa olsun “yokları” oynamaktadırlar. Daha da önemlisi, genel bir kimlik erozyonu yaşanmakta, sosyalizmden kaçış bir marifet sayılmakta, “bizde” “yeni sağ” gecikmeli olarak keşfedilmekte, gizli veya açık Amerikan hayranlığı yapılmakta bir sakınca görülmemektedir! İdeoloji ve politik çizgideki bu savruluş, kuşkusuz devrimci ulusal kurtuluşçuluğu yeniden ayağa kaldırmada aşılması gereken diğer bir olumsuzluk olmaktadır.

HakPar türü Kürt egemen ve orta sınıflarının derme çatma oluşumları ulusal kurtuluş adına olumlu, ciddi ve tutarlı bir katkı sunabilirler mi? Çizgileri, gelenekleri, bileşimi, pratikleri ortadadır. Bunlar, aynı zamanda yapabileceklerinin de aynasıdır; etkilerini, katkılarını, rollerini bu aynadan okumak mümkündür! Açık ki, Kuzey Kürdistan’da Kürt egemen sınıflarının ve ondan kaynaklanan siyasetlerin özgürlük mücadelesine kazandıracağı pek bir şey yoktur.

Genelde esen sağ rüzgarlara kapılan Kürdistan’daki çevreler ve kişiler, umutlarını ve geleceklerini Güney’deki gelişmelere bağlamış gibidirler. Güney’deki durumla ilgili görüşlerimizi bir çok yazımızda değerlendirdik, tutumumuzu ortaya koyduk. Bunları tekrarlamak bu yazının kapsamı dışındadır. Ancak bir soru ile Kuzey ile Güney ilişkisi ve karşılıklı etkileşimi hakkında bir gerçekliğin altını çizmek istiyoruz. Güney’de ABD’nin askeri işgali temelinde de olsa Irak rejiminin yıkılması, ortaya çıkan boşluktan Kürtler’in federasyona dek uzanabilecek haklar kazanma fırsatının ortaya çıkması, genel olarak Kuzey’de hissedilir bir heyecan dalgası yaratmadı.

Neden?

Bu soru çok önemli ve üzerinde derinlemesine düşünmek gerekir. Bu sorunun yanıtı salt KADEK’in izlediği teslimiyetçi politikası, bloke eden, dinamikler üzerindeki ipoteği ile açıklanamaz. Bu, var ve inkar edilemez, hem de çok ciddi boyutlarda... Ancak bu tek başına bir yanıt olamaz. Yıllardır bu parçada devrim ve sosyalizm adına, emekçi çözüm adına yürütülen çalışmalar ve sergilenen direnişler, halkımızın bilincinde ve bilinç altında hatırı sayılır bir birikim yaratmıştır. ABD emperyalizminin genelde Kürt hareketine ve özel olarak Kuzey’deki mücadeleye karşı sergilediği karşı-devrimci politika halkımızda derin güvensizlikler yaratmıştır. Aynı şekilde KDP ve YNK’nin izledikleri yabancı güçlere dayanmayı esas alan çizgileri Kuzey’de başka bir güvensizlik nedeni olmuştur.

Güney’e ilişkin hataları ne olursa olsun PKK’nin de anılan bilinç ve duyguların oluşmasında çok önemli, hatta belirleyici bir rolü olmuştur. KADEK’in bugünkü saptırıcı, bilinçleri ve ilgileri bloke edici çizgisi ve pratiği olmasaydı da Kuzey Kürt emekçileri, ABD işgaline ve kendi sınıf konumları gereği yabancı güçlere dayanmayı stratejik bir duruş haline getiren geleneksel çizgilere hayranlıkla yaklaşmazlardı. Bu gerçeklik üzerinden atlamamak gerekir. Bugün çarpıtılsa da, baş aşağı dikilmiş olsa da, çok acımasız bir tasfiye operasyonuna tabi tutulsa da, sonuçta onlarca yıldır yaratılan bir bilinç ve birikim var, bu, bir çırpıda yok edilemez; bunu ne Öcalan ve partisi yapabilir, ne de daha başkaları...

Bütün bu olgulara ve gerçeklere karşılık ulusal kurtuluş mücadelesini toparlama ve yeniden ayağa kaldırıp gündemin etkili bir bileşeni haline getirme çabaları da henüz istenilen sonuçları vermiş değildir. Belli ki emekleme hızıyla yol almaktadır. Başka bir ifadeyle teslimiyet ve tasfiyeciliğe karşı henüz politik bir seçenek yaratılamadı. Bu konudaki iyi niyetli, özverili ve cesaretli duruş ve çabalara rağmen gelinen noktanın en kaba özeti budur.

Kuşkusuz Kuzey Kürdistan’daki durumdan söz ediyoruz.

Kuşkusuz durum ciddi ve iç karartıcıdır, ama umutlu olmak için de sayısız neden var. Önemli olan; mevcut durumu doğru tahlil etmek, doğru okumak ve gerçek çözüm dinamiklerini doğru tespit etmek ve doğru ideolojik-politik çözümler üretebilmektir. Bu, mümkündür; ancak daha çok çabaya ihtiyaç var ve doğru hatta yürümek şarttır!

Öncelikle vurgulamamız gerekir ki, “bir dönem” kapanmış ve “yeni bir dönem” açılmıştır. Bu “yeni” dönemin çizgisi ve yürüyüşü, gerçek anlamda yeni olmak, geçmişin birikimlerini kendine katan ve geçmişi devrimci anlamda aşan bir konuma sahip olmak durumundadır. Hem ulusal kurtuluşta, hem de sosyalizmde bir dönem kapanmış, yeni bir dönem açılmıştır.

Önümüzde ulusal kurutuluş sorunu bütün şiddetiyle ve yakıcılığı ile durmaktadır. Ulusal kurtuluş mücadelesinin toparlanması ve yeniden inşa edilmesi günün en acil ve ertelenmez görevidir!

Peki bu acil görevi kim başaracak, hangi çizgi, hangi sınıf?

Kim?

Sağı, neo-liberalizmi, globalizmi yeniden keşfedip “Amerikan kurtarıcılığını” bir siyaset tarzı olarak gören ve taşımaya çalışanlar mı?

“Dünün kalıntıları” mı?

Çözümü bu düzende arayanlar mı, düzenle uzlaşmayı temel siyaset çizgisi haline getirmek isteyenler mi?

Kuşkusuz yaşam tarafından sayısız kez doğrulandığı gibi bunların hiçbiri!

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini toparlayacak, değerlerini ve birikimlerini derleyecek ve yeniden inşayı devrimci tarzda üretecek çizgi devrimci emekçi çizgidir. Kuşkusuz devrimci emekçi çizginin de her açıdan kendisini yeniden üretmesi, aşması, ulusal kurtuluşçuluk ve sosyalizmin deneyimlerindeki tüm gerilikleri ve olumsuzlukları çözümleyip aşması, bu konuda sabırlı, ilkeli ve tutarlı bir yeniden üretim gerçekleştirmesi gerekir. Yoksa eskinin tekrarı onu “Dünün kalıntıları”ndan başka bir şey yapmayacaktır.

Sağa savrulma kadar, “Dünün kalıntısı” halinde kalmak da günün en büyük tehlikesidir!

Bugün rüzgar sağdan, tersten esse de, bütün belirtiler ve olgular olumsuzluk ve karamsarlık üretse de bunların geçici olduğuna inanmak, Kürdistan devrim dinamiklerinin kendisine inanmak gerekir! Dünyadaki çelişkiler ve gelişmelerin yönü de bu inancı desteklemektedir!