14 Haziran'03
Sayı: 23 (113)


  Kızıl Bayrak'tan
  15-16 Haziran sendika ağalarına rağmen yaratılır!
  Özelleştirmeye karşı birleşik, etkin ve militan bir mücadele için...
  Cumhurbaşkanı "kölelik yasası"nı hukuka uygun buldu!
  İzmit mitinginde binler haykırdı...
  İzmit mitinginde işçilerle konuştuk...
  Petkim işçileri Ankara'ya yürüdü
  Sağlık işçilerinden Almanya'daki grevci metal ve çelik işçilerine...
  19 Aralık katliamı ve üstü örtülemeyen gerçekler
  BEKO'da esnek çalışma oturtuluyor
  Kamu TİS'leri devam ediyor...
  Filistin halkı "yol haritası" adlatmacasına kanmıyor...
  Haydutların maskesi düştü!
  Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye, birleşik mücadeleye!/2
  Yolsuzluk düzeninde yosuzluk soruşturması!
  Ekim Gençliği'nden...
  Bültenlerden...
  Onurlu kavgamızın namuslu kalem işçileri: Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Orhan Kemal...
  "Genel af kampanyası"
  Ulusal kurtuluş sorunu ve çözüm seçeneği
  İşçi Kültür Evleri'nden açıklama:
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yolsuzluklar düzeninde yolsuzluk soruşturması!

Yeni hükümet yeni bir yolsuzluk takibi daha başlamış bulunuyor. Meclisin bu amaçla oluşturduğu araştırma komisyonu yolsuzluklara fatura biçmekle işe başladı. Buna göre, yolsuzluk boyutunun 100 milyar doları bulduğu ifade ediliyor. Diğer yandan, komisyonun dinlediği ilk tanıklar, bir kez daha olayın hükümetlerle bağlantılarını anlatıyorlar. Tanıklar, yolsuzluk yaptığı iddia edilen kapitalistler ve bu yolsuzlukları kovuşturan polis müdürleri. Suçladıkları da siyasiler olunca, karşımıza yine devlet-siyaset-polis üçgeni çıkıyor. Önceki yolsuzluk araştırmalarından hatırlanırsa, dördüncü ayak olarak mafya da elbette oyunun içinde.

Yolsuzlukların siyaset ayağı, sadece görevi ihmal, yardım vb. basit suçları içermiyor. Siyasiler, yolsuzlukları bizzat yapan ve yürüten konumundalar. Kaldı ki sorun, elindeki yönetim gücünü “kötü emellerine alet eden kötü adamlar”la da sınırlı değil. İşleyiş, o adamların “kötü”lüklerinin meclisin dokunulmazlık zırhıyla pekiştirilmesi yönünde. Yani suçlu olduğu biline biline, hakkında açılan davaları sürdüğü halde, hatta bunun için seçimlere katılıyor, meclise giriyor. Dolayısıyla hakkındaki kovuşturma durduruluyor. Artık ona dokunulamıyor.

Yolsuzlukların baş mimarları yolsuzlukları önleyemezler

Bugün mecliste bir araştırma komisyonu daha kuran, seçim döneminde de yolsuzlukların üzerine gidileceği sözü veren AKP’nin de, tıpkı öncekiler gibi, hiçbir suçun üzerine gidemeyeceği açıktır. Dolayısıyla, yeni araştırma komisyonu da bir süre oyalanıp meseleyi kapatmaktan başka bir iş yapmayacaktır. Çünkü eğer bunlar başkalarının suçunu kanıtlar ve cezalandırırsa, birileri de yarın onların suçlarını kanıtlayıp cezalandırma hakkı elde eder ki, burjuva siyasetinde böyle bir işleyiş rejim sorunu yaratacağından söz konusu bile edilemez.

AKP’nin yolsuzluk mimarlığına kanıt olarak, sadece Erdoğan’ın birkaç dosyasını anmak yeterli olacaktır:

Akbil davası: Erdoğan’la birlikte 37 kişiye, ‘97-99 tarihleri arasında zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik ve teşekkül oluşturma iddialarıyla dava açılmıştı. Sanıkların 29 yıla kadar hapsi isteniyor.

Bilboard davası: Erdoğan’la birlikte 18 eski görevli 1 ile 3 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

BİT davası: Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 72 sanık ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorlardı. Erdoğan seçimleri kazanmasının ardından beraat ettirildi.

İGDAŞ yolsuzluğu davası: Dava Erdoğan’ın propaganda toplantılarının finansmanının İGDAŞ tarafından yapıldığı iddiasıyla yürütüldü.

Albayraklar davası: Bu şirkete verilen ihaleye fesat karıştırıldığı iddiasıyla 72 kişi hakkında açılan davanın sanıklarından biri yine Erdoğan. Dava, geçtiğimiz aylarda Erdoğan ve 54 kişi hakkında beraat, Albayrak kardeşler hakkında ise 2 ay 27’şer günlük hapis cezalarıyla sonuçlandırıldı.



Banka hortumcularının listesi:

Dinç Bilgin-Etibank, M.Emin Karamehmet-Pamukbank, Murat Demirel-Egebank, Cavit Çağlar-İnterbank, Halis Toprak-Toprakbank, Hayyam Gariboğlu-Sümerbank, Korkmaz Yiğit-Bank Ekspres, Kamuran Çörtük-Bayındırbank, Mustafa Süzer-Kentbank, Mahmut Ceylan-Bank Kapital, Yavuz Zeytinoğlu-Esbank, Ali Balkaner-Yurtbank.



Ordu ve yolsuzluk

Şimdiye dek hiçbir yolsuzluk araştırma oyununda hiçbir sanık cesaret edip adını anmasa da, ordunun da işin içinde olduğu açık. Çünkü Türkiye’deki yönetim hiyerarşisi ve işin mantığı, asker dahil olmadan bu çarkın bu derece rahat döndürülemeyeceğini gösteriyor. Örneğin, 2001’deki beyaz enerji operasyonunu yürüten Jandarma Albay Aziz Ergen, siyasileri suçlayan konuşmalar yaptığı iddiasıyla apar-topar görevden alınmış, yine operasyonla ilgileri nedeniyle, Jandarma Kurmay Başkanı Korgeneral Yusuf Soybaş, Harekat Daire Başkanı Tümgeneral Osman Özbek, İstihbarat Başkanı Tümgeneral Ali Akgöz ve Ankara Bölge Komutanı Tümgeneral Bekir Uğurlu’nun kariyerleri yanmıştı. Sivillerin erlere bile dokunamadığı Türkiye’de rütbeli askere böyle bir muameleyi ordudan başkasının yapamayacağı yeterince a¸ıktır.

Diyelim ki bunlar ipuçlarından yola çıkılarak öne sürülmüş iddialardır. Ortada kanıtlı-tanıklı bir suç yoktur. O zaman biraz daha geriye, Susurluk araştırmalarına gidelim. Esası siyasi cinayetler olmakla birlikte, Susurluk suçlarının bir ucu da yolsuzluğa, kaçakçılığa varmıyor mu? Özellikle silah kaçakçılığına?! Diyelim ki bu bir “rejim meselesi”dir, adli değil siyasi suça girer. O zaman biraz daha geriye, 12 Eylül günlerine gidelim. Büyük bir gümrük kaçakçılığını, kilolarca altının darbeci generallerden birinin kontrolünde nasıl iç edildiğini hatırlamak yeterlidir...



Yolsuzluk ve toplu katliamlar

Özellikle ihale yolsuzluklarının ucu deprem katliamlarına dayanmaktadır. Bu yüzden her ciddi depremde on binlerce masum insan katledilmektedir. Her depremin ardından suçlanan hiçbir müteahhidin, hiçbir belediye yönetimi ve ilgili daire başkanlığının cezai bir yaptırımla karşılaşmamasının nedeni, bu suçları kovuşturacak üst devlet makamlarında daha büyük suçların işleniyor olmasıdır. Her depremde öncelikle devlete ait yapıların çökmesi gerçeği, (en son Bingöl depreminde ‘99 yıkımından sonra yapılan yatılı bölge okulu çökmüştür) gerçek sorumluları ortaya koymaktadır.

Eğer yılanın başı kapitalistler, hükümetler vb. ise; kısaca, yolsuzluk eğer bir sistem sorunu ise, halk kitleleri cephesinden sorunun çözümü de daha açık ve anlaşılır hale gelmektedir. İşçi ve emekçiler, parası olan parası olanı soyar, bu işler bizi fazla ilgilendirmez, diye düşünmemelidir.

Yeni araştırma komisyonunun yolsuzluklara biçtiği 100 milyar dolarlık fatura, pek çok geri ülkenin bütçesi boyutundadır. Bu demektir ki, bu parayla onbinlerce aç doyurulur, evsiz barındırılır, okulsuz okutulur, çıplak giydirilir. Bu parayla asgari ücret insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılır. Listeyi sayfalarca uzatmak mümkün. Fakat tek bir örnek, insan canına da kasteden ihale yolsuzlukları bile meselenin aslında emekçilerin meselesi olduğunu göstermeye yetmektedir. Evet, birileri parası olanı dolandırmaktadır, başkaları devlet kasasından trilyonlarca lira haksız kazanç çekmektedir. Fakat yolsuzluk ürünü yapılarda oturan ve her depremde altında kalanlar emekçilerdir. Yolsuzlukları ortadan kaldırmak da onların işi olacaktır. Bu sömürü ve soygun sistemini yok etmek, yolsuzluk batağını da kurutmak anlamına gelecektir.



Yolsuzluk düzenin doğasında var

AKP’yi hükümete taşıyan son seçimler vesilesiyle, meclisin yapısına ilişkin şunları yazmıştık: “Şu anda mecliste 146 milletvekili hakkında yolsuzluk, hırsızlık, katliam, ihale bağlama, tecavüz, dolandırıcılık, trafik, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı vb. suçlardan toplam 256 suç dosyası bulunuyor.”

Meclisin bir önceki bileşimine ilişkin bu ifadeleri, seçimler vesilesiyle partilerin belirlemiş olduğu adaylar üzerinden yeni bilgiler izliyor. Bunlar içinde sadece AKP’den iki ismi anmak yeterlidir. Birincisi partinin başkanı ve bugünün başbakan R.Tayyip Erdoğan’dı. DYP’den AKP’ye transfer olan eski bakan Köksal Toptan’ın adı ise Balina Operasyonu ile birlikte anılmaktaydı. Bu listenin onlarca yeni bakan, milletvekili, bürokrat ismiyle uzayıp gideceği herkesin malumudur.

Ancak, anlaşılır nedenlerle yeni meclisin yeni araştırma komisyonu, eski hükümet ve eski mecliste yer alan isimleri öne çıkaracak, günah keçisi yapacak biçimde çalışmaktadır. Şimdi ifadesi alınan işadamı, polis şefi gibi sanıklar, başta eski başbakan ve üçlü koalisyonun başbakan yardımcılığını yapan Mesut Yılmaz ve yakınlarını hedefleyecek biçimde konuşturuluyorlar. Kuşkusuz “zor”la değil. Büyük ihtimalle önlerine olanaklar sürülmek suretiyle yapılıyor bu. Ayrıca, Yılmaz ve çevresi yolsuzluklardan ari de değil. Tersine, Yılmaz ve partisinin, elindeki yönetim imkanlarını sonuna kadar sömürmeyi başarabilen sayılı siyasilerden olduğu biliniyor.