14 Haziran'03
Sayı: 23 (113)


  Kızıl Bayrak'tan
  15-16 Haziran sendika ağalarına rağmen yaratılır!
  Özelleştirmeye karşı birleşik, etkin ve militan bir mücadele için...
  Cumhurbaşkanı "kölelik yasası"nı hukuka uygun buldu!
  İzmit mitinginde binler haykırdı...
  İzmit mitinginde işçilerle konuştuk...
  Petkim işçileri Ankara'ya yürüdü
  Sağlık işçilerinden Almanya'daki grevci metal ve çelik işçilerine...
  19 Aralık katliamı ve üstü örtülemeyen gerçekler
  BEKO'da esnek çalışma oturtuluyor
  Kamu TİS'leri devam ediyor...
  Filistin halkı "yol haritası" adlatmacasına kanmıyor...
  Haydutların maskesi düştü!
  Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye, birleşik mücadeleye!/2
  Yolsuzluk düzeninde yosuzluk soruşturması!
  Ekim Gençliği'nden...
  Bültenlerden...
  Onurlu kavgamızın namuslu kalem işçileri: Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Orhan Kemal...
  "Genel af kampanyası"
  Ulusal kurtuluş sorunu ve çözüm seçeneği
  İşçi Kültür Evleri'nden açıklama:
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Geride kalan bir yılın ardından...

Gençliği devrim mücadelesine kazanmak için şimdi daha güçlü, daha deneyimli ve
daha iddialıyız!..

Yıllardır kapitalist köleliğe karşı verilen devrimci sınıf mücadelesinin mirasçısı olan genç komünistler, bu topraklarda sosyalizm özleminin, kapitalist köleliğe duyulan öfkenin yanı sıra devrime olan inancın simgesi olmaya devam ediyorlar.

Tüm dünyada önü alınamayan ABD terörizmi kendi baskı ve hegemonya gücünü artırırken; emperyalizm önüne gelen tüm engelleri askeri müdahalelerle kaldırırken; baskı, sömürü ve barbarlığa dayalı bir sistem tüm çarkları ile işçi ve emekçileri öğütürken yola çıkmak, hele hele kapitalist kâr hırsına dayalı bu zalim sistemi yıkmak hedefinde olmak, devrim mücadelesinin kaçınılmazlığını anlatır.

Üniversitelerde gençliğin örgütlenmesi hedefiyle çalışma yürüten genç komünistler açısından geride bıraktığımız dönem, değerlendirme konusu yapılmak zorunda. Buradan çıkarılacak sonuçlar ile geleceğin kucaklanması daha da kolaylaşacaktır.

Kitleleri kendi talepleri doğrultusunda örgütlemek, alana çıkarmak ve mücadeleye kazanmak olduğunun bilinciyle hareket eden genç komünistler, geçen bir yılı esası yönünden kazanmışlardır. Üniversitelerde her türlü gündeme anında müdahale etmeye çalışan, bu müdahalesini düzenli bir işleyişe oturtan, sistemli faaliyeti ile kitleleri kuşatan, yarattığı araçlarla gençlik içinde güç olan genç komünistler, bu kazanımların onları ileride gençlik içinde önemli bir yere getireceğinden hiç kuşku duymamaktalar. Harcanan bunca emek, örülen bunca çalışma, bulunduğumuz her alanda bizi ve çalışma alanlarımızı devrimci mücadeleye yaklaştıran birer adım olarak karşımıza çıkacak. Kazandığımız her mevzi, sistem karşısında kurumsallaşmış her çalışmamız, devrim mücadelemizin ve kile çalışmamızın “volan kayışları” olacaktır.

Şimdi biz genç komünistler geride bıraktığımız bir yılı bu bakışla irdelemeli, çıkarılacak dersleri doğru okumalıyız. Eksikliklerimizi, hatalarımızı ve zaaflarımızı bugünden görmek, bunları düzeltmek için adım atmak ertelenemez bir görev olarak duruyor önümüzde. Çalışmanın toplam tablosunu yansıtmak gibi bir kaygısı bulunan bu yazı, olumlu örnekleri de ileride yararlanacağımız birer rehber olarak önümüze koyma iddiasını da taşıyor.

Dönem açılışı ve bir örnek çalışma

Dönemin açılışı ile birlikte genç komünistler, denilebilir ki bulundukları tüm yerellerde gündemin yakıcılığına da yaslanarak hızla çalışmalarına başladılar. Yaz dönemini de mücadele imkanı olarak değerlendiren genç komünistler, hiçbir duraksamaya yer vermeden çalışmalarına dört elle sarıldılar.

Üniversiteler açıldığı andan itibaren sistemli bir şekilde kitlelere giden genç komünistler, denebilir ki, bu koşuşturmanın en önemli adımını ODTÜ yerelinde bir şenlik örgütlemekle attılar. ODTÜ Ekim Gençliği’nin yalnızca kendi güçlerine dayanarak hazırladığı bu alternatif etkinlik ve öncesinde yapılan çalışma, genç komünistlerin yapabileceklerinin küçük ama başarılı bir örneğini oluşturması açısından anlam taşıyor. Günler öncesinden çalışmaya başlayan genç komünistler, tüm okulu bu etkinliğin duyuruları ile donattılar. Yurt, amfi ve birebir konuşmalar ile hazırlıklarını tamamlayan komünistler, yaklaşık 200 kişinin katıldığı bir etkinlik gerçekleştirdiler. Okulun açılmasıyla henüz tatil psikolojisinden kurtulamayan birçok örgütlü insandan daha hızlı hareket etmenin erisinde, diğer kazanımların yanı sıra genç komünistlerin yaz çalışmasından aldıkları deneyim ve inisiyatifli hareket etme olgusu var.

Seçim çalışmalarına etkin katılım

Seçim çalışmaları sırasında tüm yerellerde belirli sınırlılıklarla da olsa anlamlı çalışmalar ortaya konuldu. Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de seçim çalışmalarının yüküne ortak olan genç komünistler, İstanbul, Ankara ve Adana yerellerinde denebilir ki seçim döneminin en iyi çalışmasını yürüttüler. Seçim döneminin olumsuz yanı ise, taşra üniversitelerindeki yoldaşlarımızın bu dönemi çok verimli geçirememiş olmalarıdır.

Seçim döneminde genç komünistler, hem üniversitelerde, hem de il genelinde yapılan tüm çalışmaların ileri birer parçası haline gelirlerken, bu vesile ile işçi ve emekçilerle diyalog kurma şansını da yakalamışlardır. Dağıtılan onbinlerce bildiri, yapılan binlerce afişte genç komünistlerin de emeği bulunmaktadır.
Toplamında seçim çalışmasının tüm gençlik güçleri üzerindeki etkisi ve toparlayıcılığı ortadadır.

Emperyalist savaş dönemi

Savaş dönemi de genç komünistler açısından çok olumlu değerlendirilmiş bir dönemdi. Savaş döneminde, önderliğin kitleden kopuk hareket etmek demek olmadığı, kitleleri harekete geçirecek araçların yaratılmasından tutun da, alana çıkarılmasına kadar bir bütün olarak algılanması demek olduğu ispatlanmıştır.

Genç komünistler hemen hemen bulundukları tüm yerellerde emperyalist savaş karşıtı platformlar oluşturmuşlar ve eylemli bir süreci önlerine koymuşlardır.

Savaş dönemi çalışmalarından örnek alınabilecek bir yerel alan olarak İstanbul öne çıkmaktadır. Gerek muhalefetin kalbi olması açısından, gerek kitle hareketinin en gelişkin dinamiklerini içinde barındırması açısından öne çıkan İstanbul; buradaki çalışmamızın düzeyi ile örnek alınmaya hak kazanmıştır. Savaş döneminde öne çıkan iki yerel birim olarak ise, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi platform çalışmalarının düzeyi ve etkisi bakımından önemli bir aşama kaydetmiştir. Dönem dönem iki yerel platformun da koordineli hareket etmesi, önlerine ortak kampanyalar koyması, eylemli bir süreç örmesi ve çıkardıkları bültenler, ortaya koydukları pratikler ve organize ettikleri etkinliklerle (şenlik, piknik vb.) öne çıkmışlardır. Platformların içinde bulunan ve onların etkin bir bileşeni olan İÜ ve YTÜ Ekim Genccedil;liği, önderliğin gerektirdiği açılımları yaparak, hem bulundukları üniversitelerde hem de tüm yerellerde çok iyi örnek olmuşlardır.

Savaş döneminin sonuna doğru platformlar tarafından ortaya koyulan “Söz Üniversitede” kampanyası ve birçok sanatçı ve grupla konuşularak örgütlenen 1 Mayıs pikniği çalışmaların düzeyini göstermesi bakımından anlamlı örneklerdir. 21 Mart boykotunda İstanbul Ekim Gençliği tarafından ortaya konulan inisiyatif ve pratik çalışma, tüm yerellere örnek olabilecek niteliktedir. 21 Mart İstanbul boykotu, denebilir ki; oldu bittiye getirilmeye çalışılan, iki günde bir yapılan ve tüketilen bir boykot çalışması olmaktan çıkarılmış, genç komünistlerin müdahalesi ve bizzat genç komünistlerin çabasıyla Eğitim-Sen ile diğer bileşenlerin bu sürece hızlı katılması sayesinde İstanbul’daki tüm üniversitelerde boykot özüne uygun bir hal almıştır. Burada gösterilen inisiyatif ve iddiada, çalışmalaımız için kuşanacağımız temel bir özellik olarak durmaktadır.

Yine savaş döneminin önemli bir alanı olarak İzmir’de de anlamlı çalışmalar ortaya konmuştur. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde kurulan platform, yaptığı 250 kişilik basın açıklaması ile önemli bir adım atmıştır. Polis saldırısına karşı hazırlıklı olunamaması ve 1 Mayıs’a çıkışın örgütlenememesi, bu platform tarafından yapılan 250 kişilik eylemin önemini yine de azaltmaz. Henüz yeni bir çalışma alanı olmasına rağmen genç komünistler burada da inisiyatif ve önderliğin gereklerini yerine getirmiş ve platform çalışmasının mimarı olmuşlardır.

Savaş döneminde önemli örnekler olarak taşra illerindeki gelişmeleri de gözlemleyebiliriz. Edirne, Trabzon, Adana, Antakya, Kütahya, Kırşehir, Çanakkale ve birçok ilde genç komünistlerin de içinde olduğu savaş karşıtı çalışmalar örülmüş ve bunlar eylemli bir hatta çekilmeye çalışılmıştır. Savaş dönemi toplam hareketliliğin içerisinde taşradaki yoldaşlarımız da geri durmamış, bu eylemli sürecin örgütleyicisi olmuşlardır. Genç komünistlerin de içinde olduğu Trakya Üniversitesi Öğrenci Platformu, 1 Mart eylemine kitlesel bir katılım gerçekleştirmiştir. Trakya gençliğinin soluğunu Ankara’ya taşıyan platform çalışanları ve genç komünistler, gelecek dönemin taşralarda bir gelişme dönemine sahne olacağının da habercisi oldular.

İç eğitim ve etkinlikler

Genç komünistler, bulundukları tüm yerellerde oluşturulan platformlar, yürütülen kitle çalışması ile birlikte eğitim çalışmaları ve iç etkinliklere de önem verdiler. Ankara Ekim Gençliği; Ankara’nın çeşitli üniversite ve liselerine, emekçi semtlerine kadar eğitim çalışmalarını taşıdılar. Bilimsel sosyalizmi kuşanıp partili mücadeleye omuz verme açısından bir adım öne çıktılar.

Yine genç komünistlerin, genel gençlik gündeminin dışında kendi önemli gündemleri de bulunmaktadır. Parti’nin kuruluşu, Habip, Ümit ve Hatice yoldaşların şehit düştüğü günler, bunlardan sadece birkaçı. Burada da Trabzon Ekim Gençliği’nin çalışması dikkat çekmektedir. Hatice yoldaşın ölüm yıldönümünü bir etkinlikle birleştiren yoldaşlarımız, bu konuda gereken inisiyatif ve müdahalenin gereklerini yaptılar. Trabzon Ekim Gençliği’nin bu çalışması taşralardaki faaliyetimizin de düzeyini ifade etmesi açısından oldukça anlamlıydı. Hatice yoldaşın gülümsemesini kuşanan genç komünistler, bu gülümsemeyi Trabzon’a taşıdılar.

Yine tüm eksikliklerine rağmen İstanbul Ekim Gençliği’nin ALGP ile birlikte organize ettiği Mayıs şehitleri anması, tüm devrim şehitlerinin anıldığı bir etkinliğe dönüştürüldü.

1 Mayıs çalışmaları

1 Mayıs çalışmalarını da anlamlı bir düzeye vardıran genç komünistler, tüm yerellerde binlerce bildiri dağıtmış, yüzlerce afiş yapmıştır. Gençlik kitlelerini kuşatan bir çalışma tarzı ve temposu ile hareket eden genç komünistler, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’a da en iyi biçimde hazırlanarak mitinge anlamlı bir katılım gerçekleştirdiler. İstanbul’un birçok üniversitesinden alana gelen ve iki ayrı platform pankartı arkasında yürüyen genç komünistler, Çağlayan Meydanı’nı sloganları ve kızıl bayrakları ile kızıllaştırdılar. Ankara’da dört ayrı üniversiteden platform pankartıyla alanı dolduranlar, DTCF’den sarkıtılan pankartla binlerin coşkusunu ikiye katlayanlar, gençliğin içinde ve en önünde yer alanlar genç komünistlerdi. Yine genç komünistlrin de içinde bulunduğu KTÜ öğrencileri pankartı arkasında yürüyen 120 kişilik kitle, gerek attığı sloganlar, gerekse alandaki disiplinli duruşu ile düzen güçlerine Trabzon’dan verilen en anlamlı cevap olmuştur. Yine Çanakkale’de gerçekleştirilen 1 Mayıs eylemine genç komünistlerin de aralarında bulunduğu devrimci demokrat öğrencilerden oluşan 100 kişilik bir kitle katılmıştır.

Genç komünistlerin de içinde bulunduğu Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Öğrenci Platformu da 1 Mayıs’ta alanda yerini aldı. Çalışmalara geç başlanması önemli bir katılım olmasını engellese de, Kütahya’da ileriki süreçler için anlamlı bir adım oldu.

Anti-faşist mücadelede de en önde

Gençlik hareketi yükseldikçe, ileri gençlik kitlesinin arayışları ve rahatsızlıkları arttıkça, sermaye sınıfı da bunun önünü almak için çalışmalarını hızlandırıyor. Azılı faşistleri öğrenci gençlik hareketinin üzerine salan sermaye ve uşakları öğrenci gençliğe pervasızca saldırıyor.

Genç komünistler, bulundukları tüm alanlarda kendilerine çalışma yaptırmayacak hiçbir güç tanımıyorlar. Eli kanlı faşistlerinden ADKF/Türk Solu’na, ÖGB’sinden polisine kadar tüm aygıtları ile öğrenci gençlik hareketine saldıranlar, geçen sayımızın kapak şiarında belirttiğimiz gibi, bir bir “Yanıtlarını alacaklar”dır!..

Öğrenci gençliğin savaş dönemi öne çıkışlarını törpülemek için taşra illerinde devrimcilere saldıran faşistler de bir süredir devam eden suskunluklarını bozmuş oldular. Devrimci gençlik mücadelesinin tüm mirasını sahiplenen genç komünistler, bu mücadeleye karşı yapılan her saldırıya göğüs gereceklerdir. Nasıl anti-emperyalist ve anti-kapitalist mücadelede en önde duruyorsak, anti-faşist mücadelede de en önde duracağız.

Edirne’de genç komünistler bu sözlerimizi somut olarak ispatlamışlardır da. Dönem başından beri süren faşist saldırılar, genç komünistlerin de içinde bulunduğu ve bizzat yaratıcılarından biri olduğu mücadele hattı ile geri püskürtülmüştür. Genç komünistler, faşist saldırıların faaliyetimizi engellemeye dönük olduğunu unutmamışlar, anti-faşist mücadeleyi çatışma ve cezalandırma tartışmasına indirgememişlerdir. Sürekli kendi meşruluklarına yaslanarak hareket etmişlerdir.

Edirne’de bir dönem önce geride bırakılan bu gerginlik, bu kez Çanakkale’ye sıçramış, burada da gereken cevap verilmiş, devrimci çalışma engellenememiştir. Genç komünistler, burada da devrimci dayanışmanın gereklerinden kaçınmamışlardır. Çanakkale’nin ardından Eskişehir’e de taşınan faşist saldırılar, burada da gereken cevabı almıştır. Genç komünistlerin de içinde bulunduğu öğrenciler, faşistlerin saldırısına karşı basın açıklaması yaparak kamuoyunu bilgilendirmişlerdir.

Son olarak Ankara’da bir provokasyon yaşanmıştır. DTCF’de Ekim Gençliği, AGD ve ÖEP’in ortak düzenlediği şenliğin ardından faşistler DTCF’ye Mehter Takımı’nı sokmuşlardır. İdare ve polisin desteğiyle gerçekleştirdikleri bu rezalete polis barikatının yanından bir gün boyunca ayrılmayarak yanıt veren öğrenciler, dışardan gelen arkadaşlarının da desteğiyle akşam saatlerinde okuldan toplu çıkış yapmışlar ve 600 kişilik kitle sloganlarla Yüksel’e yürüyerek basın açıklaması yapmıştır. Eylem boyunca toplam inisiyatifi elinde tutan genç komünistler, güne damgalarını vurmuşlardır.

Parti bayrağı daha daha yukarı!

Genç komünistler devrim mücadelesinin ihtiyaçlarına dayalı şekillenen faaliyet tarzları ile gençlik içinde Parti bayrağının daha da yükseltilmesinin güvencesi olacaklardır. Geçen dönem gerçekleştirilen kampanyalar ve örgütleme çalışmaları meyvelerini vermeye başlamış, genç komünistler gençlik hareketi içinde hem nicel, hem nitel olarak gelişme göstermişlerdir.

Gençlik hareketine önderlik etmenin tüm sorumluluğuna aday olan komünistler, geride bıraktıkları bir yıl sonunda kendi pratiklerini değerlendirdiler. Bu değerlendirmelerin ışığında eksikliklerini tamamlayacak ve yeni döneme daha örgütlü girecekler. Böylece çalışmalarının karşılığını alacaklar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Yaz döneminde sömürünün nasıl tatili yoksa genç komünistlerin de tatili olmayacaktır. Geçmiş bir yılın kazanılması gelecek yılın da kazanılmasının garantisidir.

Gençliği kuşatmak ve devrim mücadelesine kazanmak için kavga alanlarına!..

Ekim Gençliği



Haklarımızı gaspettirmeyeceğiz,
geleceğimizi savunacağız!

Sermaye düzeni yıllardan beri eğitim alanında farklı biçimlerde düzenlemelere gidiyor, her seferinde emekçi çocuklarının eğitim hakkını bir parça daha kısıtlıyordu. Farklı vesilelerle bunların arka planına da ışık tutmuş; GATS çerçevesinde işleyen bu oyunun, eğitimi tümüyle ticari bir alan haline getirme adımlarından oluştuğunu söylemiştik. Nitekim liselerde tebeşir, kağıt paralarının “katkı payı” olarak daha resmi bir biçimde toplanmaya başlanmasından, vakıf ve spor paralarının yasallaşmasından tutun da ilköğretimin aidatlarına kadar, hep bu çerçeve içinde adım adım hayata geçirilen saldırılardır. Yine bir çok okulda öğrencilerden toplanan paralarla sözleşmeli öğretmen veya hizmetli çalıştırılması, yer yer 10 yaşındaki öğrencilerin önlükleriyle okullarını temizledikleri görünt¨ler, yine bu saldırının geldiği boyutları gösteren canlı belgelerdir.

Bununla birlikte emekçilerden alınan onca –dolaylı ve doğrudan- vergi burjuvaların kasalarına, borç faizlerine ve silahlanmaya değil de eğitime, sağlığa, sanata vb. harcanıyormuş gibi eğitim için ek yardım kampanyaları örgütlenip trilyonlar toplanmakta. Elbette 150 yıl önce olduğu gibi bugün de “Burjuvaların fakirler yararına verdikleri yemeklerde yemeği yiyen hep yine burjuvalardır.” Ve toplanan paralar emekçi çocuklarına değil eğitim sektöründe yatırım yapması için sermayeye teşvik olarak aktarılır. Sermayenin eğitim politikası işte budur.

Paralı Eğitim Bakanlığı çalışmalarını hızlandırdı

Eski hükümet döneminde bu konuda çeşitli adımlar atılmış, önemli girişimlerde bulunulmuştu. Bir kısmının sonuçları orta yerde duruyor, bir kısmı ise hayata geçirilmeyi bekliyor. Fakat AKP Hükümeti, bu konuda daha iştahlı davranarak bu saldırıları hem “Acil Eylem Planı”na, hem de hükümet programına yazarak işe başladı. Ardından pişkinlik timsali bakan Mumcu, kitaplara sponsor, karnelere reklam gibi harika buluşlarla eğitime nasıl bakıldığını gözler önüne serdi. Sonraki adım YÖK yasa tasarısının kısmi değişiklerle tekrar gündeme getirilmesi oldu. Paralı eğitim bakanı tüm yüzsüzlüğü ile “okulların bir kısmının parça parça özelleştirilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır” diyerek bu yasanın ne ifade ettiğini ortaya koymuş oldu. Yasa ise geçtiğimiz pazartesi bakanlar kurulundan geçerek meclise geldi. Bunnla beraber sırada gerçekten çok önemli bir adım vardı ve o da atıldı. “Özel Okullara Destek” kampanyası başlatılarak, “okuma imkanından yoksun 10 bin çocuğun” masrafları devlet tarafından karşılanarak özel okullara gönderileceği açıklandı. Kontenjanlarının %60’ı boş kalan özel okullar böylece bir parça rahatlatılacak, bu alana yatırım yapılması teşvik edilecekti. Dahası dönem başında okul başına ortlama 105 milyon ayırabilen devlet, eğitim bütçesinden 15 trilyonu bu yolla burjuvazinin cebine koyacaktı. Kaynak sıkıntısından sürekli yakınan Paralı Eğitim Bakanı, karşısına bu soru çıkarıldığında da “Arsaları değerli okullarımız var, onları satacağız.” deme yüzsüzlüğü gösterebiliyordu.

Demek ki, artık eğitim bir kamu hizmeti olmaktan çıkmış, kârlı bir ticaret alanına dönüşmüştür. Zaten burjuvazinin ideologları, yıllardır eğitimin yarı-kamusal bir alan olduğunu söylüyorlar, sonunda fayda sağlandığı için bu faydanın bedelinin ödenmesi gerektiğini vaazediyorlardı. Bu nedenle de devletin artık bu alandan elini eteğini çekmesini, buranın tümüyle sermayeye bırakılmasını, ancak teşviklerin sürdürülmesini istiyorlardı. İşte son saldırı ile bu istedikleri de yerine getiriliyor, okullarımız satılıyor ve emekçi çocuklarına -eğer başarabilirlerse- özel okullara gitmeleri söyleniyor. Ancak bugünkü koşullarda bile çocuklarını okullara göndermekte hayli zorlanan ailelerimizin bunu nasıl yapacağına dair bir açıklama yok.

İzin verirsek geleceğimizi kaybederiz,
izin vermeyeceğiz!

10 bin özel öğrenci temmuz ayında yapılacak sınavla seçilecek ve özel okullara gönderilecek. Okula devam etmeyen/edemeyen 600 bin çocuk (sadece İstanbul’da bu rakam 23 bin) ve 3.5 milyon çalışan çocuk ise aynı şekilde yaşamlarını sürdürecekler. Sayıları daha da artacak. Burjuvazi bizim sofralarımızdan ve yaşamlarımızdan çalınan trilyonlarla palazlanmayı sürdürürken bizler en berbat koşullara mahkum bırakılacağız. Onca fedakarlıkla gönderilebildiğimiz okullar burjuvaziye peşkeş çekilecek ve bunlardan da yoksun bırakılacağız. Ya da bunların hiçbirine izin vermeyecek, susmayacak, mücadele edeceğiz.

Kısa bir süre için gündemden düşmüş gibi görünen ya da MGK’nın şerhine takılan Yüksek Öğretim Yasa Tasarısı önümüzdeki eğitim dönemine kadar geçirilmek isteniyor. Bakanın son açıklamaları bunu yapmak için harekete geçtiklerinin kanıtı. YÖK ile yaşanan gerginlik ya da orta oyunu, sanıyoruz yakında sonlanacak ve yasa mecliste görüşülecek. Tek oturumda geçme ihtimali yüksek olan yasayı geçirmemek bizim elimizde. Geçmişte neler yapabildiğimizi görmüşlerdi. Şimdi daha ileri adımlar atabilmeli ve saldırıyı tümüyle püskürtebilmeliyiz. Tatile ve yaz rehavetine rağmen bunu başarmak mümkündür. Dahası bizler geleceğimiz için buna mecburuz. Kışın soğuğunda ateşlerimizle ısıttığımız Güvenpark’ı yaz gecelerinde de türkülerimiz ve sloganlarımızla titretmee hazır olalım. Yasa meclise geldiğinde gençlik de orada olmalı, olacak.

Daha şimdiden pek çok eğitimci örgütü bu saldırıya karşı açıklama yaptı. Ankara Liseli Gençlik Platformu bu saldırıya bir kampanya çağrısı yaparak yanıt verdi. Genç komünistler saldırının muhatabı olan herkesi ortak bir mücadele hattı oluşturarak saldırıyı püskürtmeye çağırdı. Ancak öte yandan mücadeleyi geri bir mevziye hapsetmeye çalışanlar da yok değil. Gerici barikatın bir yüzü sermaye kuruluşları ve hükümeti ise, öbür yüzü de laiklik adına konuştuklarını söyleyen “ilerici” görünme hevesi içindeki diğer burjuva çevrelerdir. CHP ve ÇYDD’nin açıklamaları hatırlanacağı gibi bakanlığın bu uygulamayla tarikat okullarının önünü açmak niyetinde olduğu yönündeydi. Yani şimdi bu paralar tarikat okullarına değil Robert, Arı ya da başa bir “laik” koleje gidince sorun olmayacaktı. Yahut satılan arsaları MÜSİAD üyeleri değil de, TÜSİAD üyeleri satın alınca bu gayet ahlaki bir icraat olacaktı.

Bu çevreler, gençliğin ve emekçilerin öfkesini kendilerine yedeklemek, muhalefeti kendileri üzerinden düzen içi kanallara akıtmak derdindedirler. Ancak gençlik, kanını emenlerin dinsel ya da siyasal maskeleri ile değil kendi geleceği ile ilgilidir. Gençlik onların düzenleri için değil hakları ve geleceği için mücadele ediyor, edecek. Eğitim hakkının bu kadar kolay elinden alınamayacağını gericilik barikatını yararak anlatacak ve tüm hesapları bozacak.

Genç komünistlerin bu süreçte görevleri iki kat artmaktadır. Bir yandan saldırılara karşı gençliği harekete geçirmek için kendi güç ve olanaklarımızı seferber etmek; öte yandan da bununla yetinmeyerek, saldırının diğer muhataplarına ulaşarak, ortak bir mücadele örgütlemek için seferber olmalarını sağlamak güncel görevi bizim omuzlarımızdadır. Bu görevleri gereğince yerine getirerek burjuvazinin oyununu bozacak ve geleceğimizi savunacağız!



BİR-KAR Gençliği’nden etkinliğe
başarılı katılım ve katkı...

11. Pfingst Gençlik Buluşması Festivali Almanya’da gerçekleşti

7- 9 Haziran 2003 tarihleri arasında iki yıl aralıklarla düzenlenen 11. Pfingstjugendtreff (Pfingst Gençlik Buluşması) Festivali, Gelsenkirchen Revierpark’da “Dünya barışı için aktif mücadele” gündemi ve binlerce insanın katılımı ile gerçekleşti. Pfingstjugendtreff Festivali, maoist eğilimli MLPD (Almanya Marksist-Leninist Partisi) ve onun gençlik kolu Rebell tarafından katılımcı çeşitli organizasyonlarla yakın işbirliği içinde hazırlanıyor. Ön hazırlık çalışmasına katılan organizatörler arasında BİR-KAR da yer alıyor. Festivalin amacı, uluslararası ilerici ve devrimci parti ve grupların gençlik kollarını bir haftasonu etkinliğinde bir araya getirmek. Böylece enternasyonal ilişkileri geliştirmek, çeşitli ülkeler ve güncel siyasal gelişmeler hakkında bilgi edinmek, bunu kültürel etkinlikler ve amaca uygun bir eğlence programıyla birleştirmek.

Bu yılki festival 7 Haziran günü 3 bini aşkın gencin katıldığı bir yürüyüş ile başladı.

Bu yıl etkinliğe katılanlar arasında, etkinliğin ana düzenleyicisi olan MLPD ve Rebell’den sonra en kitlesel grubu BİR-KAR oluşturuyordu. BİR-KAR Gençliği etkinliğe iyi bir ön hazırlık çalışması ile katıldı. BİR-KAR etkinliklere esas katkısını, Parisli arkadaşların sunduğu müzik dinletisi ve Ağlama Salkım Söğüt Grubu’nun Nazım Hikmet ve Berthold Brecht’in şiirlerinden oluşan Türkçe-Almanca teatral şiir gösterisi ile yaptı. Her iki etkinlik de büyük bir beğeniyle ve kalabalık bir grup tarafından izlendi. Bu etkinlikler ilk gün gerçekleşti.

BİR-KAR gençlik platformu tarafından etkinliğin ikinci günü için özel bir program çizelgesi çıkarıldı. 8 Haziran günü için gerçekleşecek sunular ve bilgilendirme toplantılarına katılmak için Almanca bilen iki kişilik gruplar görevlendirildi. Buna ek olarak beş arkadaş, standda hazırladıkları BİR-KAR tanıtım broşürü ve BİR-KAR’ın değişik tarihlerde çıkardığı ve çeşitli konuları içeren bildirilerinden oluşan materyallerle, etkinliğe katılan hareket ve yapıların gençlik kollarıyla ilişki kurmak ve BİR-KAR’ı tanıtmakla görevlendirildi. Burada en sıcak karşılama ise İranlı devrimciler tarafından gerçekleştirildi. Kendileriyle, Frankfurt bölgesinde kalan taraftarlarının bizimle ortak bir gençlik kampı düzenleme önerisi üzerine sohbet edildi ve materyal alışverişi gerçekleşti.

Geçen yıllarla kıyaslandığında bu yıl gerçekleşen Pfingstjugendtreff gençlik kampına katılım nispeten sınırlıydı. Örneğin kampa katılan yabancı hareket ve örgütler yalnızca Filistin, Filipin, İran ve Türkiyeli gruplardan oluşuyordu. Geçmiş yıllarda kampa katılan Yunanistan ve diğer bazı ülkelerden gruplar bu yıl yoktu. Daha çok bireysel ya da salt temsilci düzeyinde yer alıyorlardı (Arjantin, İrlanda, Amerika ve Afrika örneğinde olduğu gibi). Türkiye’den BİR-KAR’ın yanı sıra başka bazı gruplar da bu yılki kampta yer aldılar. Fakat politik ve kültürel aktiviteleri sınırlı kaldı.

BİR-KAR olarak kampı olanaklarımız ölçüsünde oldukça iyi değerlendirmeye çalıştık. BİR-KAR’ı alanda bulunan değişik gençlik kollarına tanıtma görevinin bilinçli olarak gençlere verilmesi, onların BİR-KAR’ı daha fazla sahiplenmesi ve BİR-KAR’ın genelde tanıtılması açısından olumlu bir girişimdi. Bunun dışında artık bu tür etkinliklere Almanca olarak da etkin katkı sunabileceğimizi somut olarak gördük. Özellikle burada yaşayan ve bu toplumun artık kopmaz bir parçası olan bizler için bu güçlendirilerek sürdürülmesi gereken bir çalışma şekli olmalıdır.

BİR-KAR Gençliği/Almanya