26 Nisan '03
Sayı: 16 (106)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşçi sınıfının ve ezilen halkların birlik, mücadele ve dayanışma ihtiyacı!
  Yağmacılar işbaşında!
  Bu katliamın, yağmanın ve talanın hesabı sorulacak!
  Irak halkının "güvenliği"ni ABD'nin kiralık katilleri sağlayacak!
  Emperyalistler arasında savaş ganimeti üzerinden derinleşen çatışmalar!
  Filistin halkıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Irak halkı emperyalist işgale boyun eğmeyecek!
  İMF-TÜSİAD programları iptal edilsin!
  TEKEL'in özelleştirilmesi süreci başladı
  KESK 1. Olağan Danışma Kurulu Toplantısı...
  Demokratik hak ve özgürlükler için 1 Mayıs'ta alanlara!
  Atina Zirvesi ve AB emperyalizminin ikiyüzlü Irak politikası
  1 Mayı mücadele geleneğimizde elden ele taşınan kızıl bir bayraktır!
  1 Mayıs çalışmalarından...
  İşçi ve emekçilerden 1 Mayıs çağrısı...
  Emperyalist savaşa ve işgale karşı SÖZ ÜNİVERSİTE'DE!
  Şimdi namlunun ucunda diğer Ortadoğu ve dünya halkları var!
  Hatice Yürekli: Sarsılmaz bir irade ve inanç
  Hatice Yürekli yoldaşa....
  II. BİR-KAR Gençlik Kampı başarıyla gerçekleşti..
  Fransa'da "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" etkinliği
  Basında emperyalist işgal!
  Güney ve devrimci yurtsever görevler
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalistler arasında savaş ganimeti üzerinden derinleşen çatışmalar!

C. Kaynak

ABD emperyalizminin Irak’a karşı yıllardır sürdürdüğü ve 20 Mart sabahı açık askeri işgale dönüşen saldırı politikasını tanımlamak, olası sonuçlarını uzantıları ile bir arada yorumlamak zor değildi. Konu kendi içinde belli bir berraklığa sahipti. ABD’nin saldırısına gerekçe gösterilen nedenler, saldırganlığın önden ilan edilen amaçları, onun arka planındaki uzun vadeli hedefler defalarca tanımlandı. Birkaç hafta süren askeri saldırı da, Pentagon’un medya tekelleri aracılığı ile uyguladığı sansüre rağmen, açığa çıkan ipuçlarından hareketle değerlendirildi.

Örneğin, Bağdat’ın çok kolay düşmesi konusunda ileri sürülen iddia doğrulandı. İşgal güçleri başkente yanaşmadan önce kendilerine engel teşkil edebilecek Irak güçlerini hava saldırıları sonucunda imha etmişlerdi. Dikkatlerin hep başka alanlara çekilmesine karşın satır aralarından sızan bilgilere göre, Irak’ta toplu katliam gerçekleşmişti. Bunun bilançosu ilerde yapılacak, vahşetin ölçeği sonra ortaya çıkacak. Çünkü şu anda böyle bir envanter yapabilecek olanak ve verilere sahip olan kaynaklar Pentagon’a koltuk değnekliği yapan büyük medya tekelleridir. Onlar ABD’nın saldırısını haklı göstermek için aylar boyunca her türlü yalana başvurmaktan geri durmadılar. ‘91’de de yüzbinlerce Iraklı’nın katledildiği yıllar sonra, bağımsız araştırmacı ve gazetelecilerin çabaları sonucu, kamuoyuna duyurulmuştu. Bu kez de gerçekler benzer bir süreçten geçerek ortaya çıkacak.

Egemenliğin tesis edilmesi ve
pürüzlerin giderilmesindeki güçlükler

BAAS rejiminin yıkılması ve işgal güçlerinin ülkede askeri kontrolü sağlamalarının ardından Irak sorununda yeni bir dönem başlamış bulunuyor. Irak sorunu artık kendisini saldırma/savunma ikilemi ve onun etrafında dönen diplomatik entrika ve hesaplar çerçevesinde ifade etmiyor. Dolayısıyla, sorunların algılanmasında bugüne kadar egemen olan berraklık, yerini çok yönlü bir karmaşıklığa terkediyor. Irak’ta toplumsal yaşamın esas ya da tali her boyutu, konunun değişik alanlardaki bölgesel ve uluslararası uzantılar yığınının her birisi başlı başına bir kriz alanı. Burada kastedilen yalnızca yaşanan gelişmelerin açığa kavuşmasında karşılaşılan güçlükler değil. ABD emperyalizminin “kurtardığını” iddia ettiği Irak bugün sadece bir savaş enkazından ibaret değil. Tarifi güç bir kaos ortamının hüküm sürdü¤ü Irak ayrıca başka hesapların görüldüğü, rekabetin sürdüğü, çelişkilerin keskinleştikleri bir mekana da dönüşüyor.

Japonya Başbakanı Irak sorunundan bahsederken, Kuzey Kore ABD anlaşmazlığının bir çatışmaya dönüşmesinden endişe duyduğunu ve konunun görüşmelerle halledilmesi gerektiğini belirtiyor. Putin Rusya’nın askeri sanayisine çeki düzen vermek için yeni atama ve düzenlemeler yapıyor, yani adını koymadan silahlanmanın bir önceliğe dönüşmek üzere olduğunu vurguluyor. Moskova Irak konusunda halen aynı görüşü paylaştığı Fransa’yı, ambargo ve yasakların kaldırılması önerisine destek verdiği için, ABD önünde diz çökmekle suçluyor. Schröder Spegiel’in sayfalarında savaşa karşı tavrının yanlış anlaşıldığını, abartıldığını, bundan dolayı üzüntü duyduğunu, ABD’den özür dilediğini açıklıyor. ABD sorumluları savaşa karşı tutumundan ötürü Fransa’yı cezaldırmak istediklerini ifade ettiklerinde Fransız şarap üreticileri tedirgin oluyorlar. Atina’da yapılan Avrupa Birliği zirvesinin ana gündemini Irak üzerinden ortaya çıkan sorunlar oluşturuyor ve zirve bir kulis sohbetine dönüşüyor. 15 Arap ülkesi ABD-İngiliz güçlerinin Irak işgaline bir an önce son vermesini talep ediyor. Petrol fiyatlarında umulan istikrar halen sağlanmış değil. ABD’nın “Irak zaferi” Ameriknekonomisinde beklenen psikolojik şok etkisini yaratmadı, vb...

Yalnızca Irak petrolüne ilişkin yapılan hesaplar üzerinde durulacak olursa, konunun birer boyutu gibi görünen sorunların hiç de öyle olmadıkları anlaşılır. Ayrıca, Irak petrolü üzerinde yapılmış olan hesaplar günlük basında ilk sıralarda işlenen bir konu. ABD emperyalizminin en ivedi amaçlarından biri, bu ülkenin petrolünü gasp etmekti ve bu çok açık bir biçimde dile getirildi. Hatta, Bush “Irak’a özgürlük” operasyonunun başarıyla sonuçlanması durumunda bu petrolden Rusya ve Fransa’ya pay verilmeyeceğini ilan etti. Saldırı sırasında öncelikli amaç, petrol kuyu ve rafinerilerinin bulunduğu bölgeleri tahribata yol açmadan ele geçirmekti. Bağdat’ta talan edilmeyen, arşivleri ABD birliklerince hemen koruma altına alınan binalar sadece Petrol Bakanlığı’na ait olanlardı.

Talana ve pay kavgasına yeni bir
hukuksal kılıf arayışı

Irak’ta rejimin yıkılması ve denetimin işgal kuvvetlerinin eline geçmesi sonucu ABD bu ülkenin petrolünü fiilen gasp etmiş sayılır. Petrol kuyuları istenilen randımanda olmasa da işletilmeye hazır. ABD’nin Irak’a sevk ettiği uzman ekiplerin tanker ya da hazır boru hatları üzerinden petrol ihracına başlamalarının önünde de şimdilik bir engel görünmüyor.

Bush geçtiğimiz günlerde BM Güvenlik Konseyini Irak’a karşı yürürlükte olan yaptırım politikasına derhal son vermeye çağırdığında, bu ticaretin önündeki yasal engellerin kaldırılmasını kastediyordu. Güvenlik Konseyi’nin yakacağı yeşil ışık sonucunda ABD fiilen gaspetmiş olduğu petrolü satabilme olanağına kavuşmayı bekliyor.

ABD emperyalizmi askeri gücüne dayanarak Irak’ı işgal etti. Sorunun askeri boyutu en kolay aşamaydı ve bu Bağdat’ın düşmesi ile birlikte tamamlandı. Ama Irak’ı sindirme, onun zenginliklerini uyduruk anlaşmalar sonucu kendi mülkiyetine geçirme bundan sonraki gündemi kapsayacak olan çok daha farklı ve zorlu bir konu. Irak’ın devrik rejimi uluslararası bir meşruluğa sahipti ve yaptığı ticari anlaşmalar da aynı ölçüde meşruydu. ABD şiddete başvurarak bu rejimi devirdi, egemen bir ülkeyi işgal etti. Önünde bunun hesabını soracak uluslararası yasal bir merci yok. Fakat Irak petrolünün işletme hakkı Rus, Fransız ve Çin şirketlerine uluslararası ticari yasalara uygun bir biçimde satılmış durumda. Bu hakkın ABD petrol tekellerine devredilmesi için yürürlükteki anlaşmaların tek tek fesh edilmeleri gerekecek. Irak Petrol Bakanlığı’ndaki arşivlerin ele gccedil;irilmeleri ile sorun çözülmüş olmuyor. Ticari konulardaki anlaşmazlıkları karara bağlayan ticaret mahkemeleri var. Bu bağlamda ABD emperyalizmi silah zoru ile çözemeyeceği çok daha karmaşık sorunlarlara yüzyüze.

Irak petrolü kısa sürede dünya pazarına akma kapasitesine kavuşacak. Fakat, ondan önce bu petrolün yasal mülkiyetinin kime ait olduğunu belirlemek gerekecek. Rus petrol tekeli Lukoil Irak’ın bazı petrol rezervlerini kastederek,“Yasal bakımdan bu kaynaklar bizim mülkiyetimizdir. Gerektiğinde yetki sahibi olan Cenevre Hakemlik Divanı’na başvurur ve bu rezervlerin kullanımını derhal durururuz” diyor.

Sorunun bu yönü ilk bakışta, üstelik bir ülkenin ateşe verildiği bir ortamda, biraz tali gibi görünüyor. Ama hiç de öyle değil, ucu uluslararası ticaret kurallarının hallaç pamuğu gibi savrulmasına varıyor. Bu nedenle petrol ticareti yapan kuruluşlar Irak petrolü için bir kuruş yatırımda bulunmayacaklarını söylüyorlar ve Cenevreli bir petrol tüccarının ağzından tavırlarını şöyle özetliyorlar: “Aklı başında hiçbir alıcı konu yasal bir netlik kazanmadan gidip Irak petrolüne müşteri olmaz. (.) İlerde bir hükümet değişikliği olur da yeni hükümet yapılmış olan satışı iptal ederse, saptanmış olan fiyatı ikinci kez ödemek gerekecek. Söz konusu fiyatlar dev rakamlara tekabül ettiği için atılan taş ürkütülen kurbağaya değmez”.

Uluslararası petrol tekelleri arasında bir rekabet alanı olarak Irak petrolünün geleceğini ABD emperyalizmi tek başına ve dilediği gibi belirlemekte zorluk çekecektir. Kendisine aslan payını ayırması durumunda bile ganimeti BM Güvenlik Konseyi’ne getirmek ve rakipleri ile pazarlık masasına oturmak zorunda kalacaktır.

Henüz nasıl bir mutabakata varılmak istendiğine ilişkin bir belirti yok. ABD yönetimi konuyu pazarlık masasına koymak istemiyor ve sadece Güvenlik Konseyi’nin yaptırım politikasına son vererek Irak dosyasının işgalci güçlere teslimini talep ediyor. Fransa yaptırımların kaldırılmasını değil, BM’nin söz hakkının kaybolmaması için sadece bir dönem askıya alınmasını istiyor. Rusya ise şimdilik insani ihtiyaçların karşılanması önünde engel olan yaptırım politikasının bazı bölümlerinin dondurulmasını ve esasa ilişkin yanının da çıkarları çelişen taraflar arasında bir anlaşma sağlanana kadar yürürlükte kalmasını savunuyor.

Bu kör düğümün nasıl çözüleceğini önden kestirmek güç. Nasıl çözülürse çözülsün, bu hiç de kolay olmayacak, beraberinde yeni çatışmaları getirecektir.