14 Aralık '02
Sayı: 48 (88)


  Kızıl Bayrak'tan
  Pazarlık masasındaki Türkiye
  AB'ye uyum için "demokratikleşme" üzerine sahte söylemler ve gerçekler
  T. Erdoğan'ın ABD ziyareti
  Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu
  AKP'nin vaadleri ve icraatları
  İMF heyeti gözden geçirme görüşmeleri için Türkiye'de...
  Savaş hazırlıkları tamamlanıyor
  1 Aralık eylemlerinden...
  Etkin bir kitle çalışmasının önemi
  Sermayenin topyekûn saldırısına karşı direnişe geçelim!
  Seçimler sonrası yeni dönem
  19 Aralık katliamının 3. yıldönümü...
  9. ÖO Ekibi'nin açıklaması...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Emperyalist savaş hazırlığının gölgesinde Filistin'de siyonist katliamlar
  Emperyalist savaş ve Kürdistan
  Sınıfı, Parti'yi ve Devrimi destekleyelim!
  Ford'un kirli savaştaki rolü
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Gün gelecek sizi yeneceğiz!

Belki herkes için sıradan bir sabahtı... İşçiler servislerine yetişmek için acele ediyorlar, emekçiler işlerine, öğrenciler okullarına... Ama o sabahı farklı karşılayan iki ayrı insan vardı. Biri sabaha kadar işkene görmüş bir devrimci. Gördüğü ağır işkencelerden sonra yarı baygın bir şekilde hücresine atılmıştı. Başını yastığa koydu ve sabahı dirençle karşılamanın onuruyla ve daha sonra başlayacak olan işkenceye hazırlıklı olmak için gözlerini kapadı ve uyudu...

Ötekiyse gözlerinde kinle etrafına bakınarak evinin yolunu tuttu. Eve geldiğinde, doğruca banyoya gitti ve ellerini yıkamaya başladı. Ellerine baktığında her yer kan içindeydi. Elini yıkıyor yıkıyor, ama kan izleri temizlenmiyordu. Delicesine aynaya bakıyor, aynada işkencedeki o yüz karşısına çıkıyordu. Hırsla çıkıp kahvaltı masasına oturdu. Ekmeği böldü, ekmeğinden kan damladı. Çayında da kan vardı. Her yer kan... Eşi gelince “günaydın” dedi. Oysa aynı ağız dün gece “Konuş! Yoksa seni öldürürüm!” diyordu. Çocuğuna baktı, başını okşadı. Oysa aynı eller dün gece bedenlere elektirik vermişti.

Ayağı kalktı, etrafına baktı. Evin her yerinde işkence ettiklerinin yüzü, işkencede ölenlerin yüzü. Korkuyla gözlerini kapattı ve bağırmaya başladı “Ben bir şey yapmadım”. Yüzler cevap verdi “Sen ve senin gibiler işkencecisiniz, insanlık suçu işliyorsunuz. Ve bunun cezasını da çekeceksiniz!”. “Sizler bu devleti yıkmak istiyorsunuz.” “Evet doğru. Bu düzeni değiştirip insanların eşit olduğu, sömürülmediği bir düzen istiyoruz.” “Ama sizler yalnızsınız, bir avuç insansınız. Bizler sizlerden çokuz ve daha güçlüyüz!” “Yanılıyorsun! Bizler milyonlarcayız. Milyonlarca işçi ve emekçinin sesiyiz. Gün gelecek hepimiz bir olup sizleri yeneceğiz!”

Korkuyla uzaklaşmak için kapıya yöneldi. Birden kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri bir sürü insan girdi. Korkuyla sordu “Sizler de kimsiniz?” “Biz milyonlarca işçi ve emekçiyiz. Sizler, bizleri öncülerimizden ayırmaya çalışsanız da, onları katletseniz de biz onlara sahip çıkıyoruz. Bizler biliyoruz ki, kurtuluşumuz hep beraber ve o yüzden sen ve senin gibilere verilecek tek cevabımız var ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!’”

Adam milyonların içinde kayboldu. İşçiler devrimcilerle birleşip o güzel günlerin adını haykırdı; “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”

Bir okur/İzmir



Örgütlenelim, mücadele edelim!

Merhaba,

Ben bir dokuma işçisiyim. Yaklaşık olarak üç yıldır aynı fabrikada çalışıyorum. Şartlar çok ağır, ücretlerimiz düşük. Buna bir de işçileri sindirme politikaları eklendiği zaman şartlar hiç çekilmiyor. Biliyorum ki ülkemizdeki tüm işçi-emekçiler aynı ezikliği yaşıyorlar. Bizleri sahte iş güvencesi yasası ile aldatıyorlar. Oysa daha yasa yürürlüğe girmeden saldırılar olanca azgınlığı ile başladı.

Bir seçim sürecini daha bitirdik. Yine bir İMF güdümlü parti ile sözde onun muhalefeti bizleri türlü yalanlarla avutup açlığa ve sefalete daha çok iteklemek için başa geldiler. Şundan son derece eminiz ki, vaadettikleri gibi işsizliğe çare aramak yerine emperyalist güçlerle birlikte emekçi halkları sömürmeye ve sindirmeye devam edecekler. Ve geçmiş dönemlerde yaşadığımız olayların benzerlerini ya da daha da beterlerini yaşayacağız.

Oysa üreten ve çarkı döndürenler bizleriz. Örgütlülüğümüzü çoğaltmalıyız. Düzenin uzlaşmacı satılmış sendika ağalarına uymaya mecbur değiliz. Aslında bizler öncü işçiler olarak düzenin sahtekarlıklarını ortaya çıkarabiliriz.

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Bossa'dan bir işçi/Adana



Kapitalizm her zaman savaş üretir

11 Eylül saldırısının ardından emperyalizmin dünya halklarına açtığı savaş yoksul insanların katledilmesi ve yoksul ülkelerin sömürgeleştirilmesinden başka bir şey değildir. Hedef olarak gösterilen islami terör ise sadece bir kılıfıdır.

Son on yıla baktığımızda, Asya’da, Rusya’da, Latin Amerika’da, Türkiye’de yaşanan kriz tüm kapitalist devletleri etkisi altına almıştır. Kapitalizm dünya ölçüsünde ekonomik bir darboğaza girmiştir ve bundan bir türlü kurtulamamaktadır.

İşte bundan dolayıdır ki, “terörizm” yaftası altında genel bir mutabakat sağlansa da, çok geçmeden bu süreç bir it dalaşına dönüşecektir. Yeni bir pazar kavgası ve rekabet bu maskelerin düşmesini sağlayacaktır. Geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılan ve beslenen “islami terör”, bugün emperyalizm için hem ayak bağı hem de yeni pazarların kazanılması için bulunmaz bir fırsattır. Emperyalistler bu fırsatı Afganistan’a girerek ve daha birçok bölgeye gireceğini beyan ederek göstermiştir. “Artık gerçekten de geriye dönüş yoktur!”, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır”, “medeniyetler çatışması” vb. söylemler bu son hamlenin hedeflerini ve kapsamını anlatmaktadır.

Emperyalist dünyanın lideri ABD, ekonomisindeki daralmanın bir sonucu olarak, dünya ölçüsünde tam egemenliğini tesis etmek istemekte, bu da onu daha da saldırganlaştırmaktadır. Emperyalist ülkeler arasındaki çelişkiler giderek derinleşmektedir. Emperyalistler arası it dalaşı kapitalist sistem varoldukça sürecek, savaşlara yolaçacaktır.

Koşullar belli, açmazlar belli; emekçiler için önemli olan nereye, nasıl ve hangi güçlerle yüklenileceğidir.

SY Kızıl Bayrak okuru bir işçi/İzmir



Yürüdük yine

Aşıp geldik
gecekondu sokaklarının
o gürültülü ve coşkulu havasını
Yetmedi bize
yarının beklenmedik sürprizlerini karşılamaya
Bize seni gerek seni
o muazzam coşkunla
proletarya...

Amansızdır yaşam
ama bir gece gibi sessiz
bir akarsu gibi umut verici
Herkes yaşar,
önemli olan
yaşamın ritmini tutturmaktır.
Oysa aldatır yarınlar seni
Sessizliğin dibinde
unutma gerçeği gör
sessizliği boz
boz ki yarınlar bir akarsu gibi umut versin
dostluklar boy versin kurumuş topraklarda...

Bir okur/İzmir