14 Aralık '02
Sayı: 48 (88)


  Kızıl Bayrak'tan
  Pazarlık masasındaki Türkiye
  AB'ye uyum için "demokratikleşme" üzerine sahte söylemler ve gerçekler
  T. Erdoğan'ın ABD ziyareti
  Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu
  AKP'nin vaadleri ve icraatları
  İMF heyeti gözden geçirme görüşmeleri için Türkiye'de...
  Savaş hazırlıkları tamamlanıyor
  1 Aralık eylemlerinden...
  Etkin bir kitle çalışmasının önemi
  Sermayenin topyekûn saldırısına karşı direnişe geçelim!
  Seçimler sonrası yeni dönem
  19 Aralık katliamının 3. yıldönümü...
  9. ÖO Ekibi'nin açıklaması...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Emperyalist savaş hazırlığının gölgesinde Filistin'de siyonist katliamlar
  Emperyalist savaş ve Kürdistan
  Sınıfı, Parti'yi ve Devrimi destekleyelim!
  Ford'un kirli savaştaki rolü
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu

Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye için nasıl bir sonuç çıkacağı aşağı yukarı belli oldu. Avrupa Birliği’nin iki büyük gücü Almanya ve Fransa, Kopenhag’dan somut bir tarih beklentisi içinde olan Türkiye’yi bir kez daha hayal kırıklığına uğrattılar.

Türkiye zirve öncesinde tam üyelik görüşmeleri için hemen bir tarih verilmesi için çabalıyordu. Zirvenin hemen öncesi günlerde, bu beklentisinin çok somut bir karşılığı olmadığını gördükçe tutumunu “en geç Mayıs 2004’de görüşmelere başlanmalıdır” şeklinde esnetti. Henüz zirve sonuçlanmadığı için kesin bir şey söylemek zor, ancak Türkiye’nin bu esnetilmiş beklentisinin dahi karşılanmaması ve Almanya’nın ortaya koyduğu formüle uygun bir sonuç çıkması çok büyük bir ihtimal. Bunun anlamı Türkiye’nin tam üyelik görüşmelerinin en az iki yıl ileriye atılmış olması.

Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu

Zirvenin bu muhtemel sonucu Kıbrıs sorunu üzerinden yaşanan tartışmaları da büyük ölçüde etkileyecek. Zira Kıbrıs tartışmalarının son aylarda yoğunlaşmasının en temel nedeni bu zirveydi.

AB’nin Türkiye’ye karşı bir koz, bir bahane olarak Kıbrıs sorununu kullandığı; Kopenhag öncesinde de bu sorunu bilerek öne çıkardığı biliniyor. Kıbrıs Rum tarafının üyelik sürecinin Türkiye ile büyük gerilimler yaşanmadan, köprüler atılmadan sürdürülmesi ise AB’nin bir diğer kaygısı.

Öte yandan Türkiye’yi AB içerisine sokmak için çalışan ABD, Avrupa’nın elinden bu kozu almak için son bir yıldır Kıbrıs meselesiyle daha yakından ilgileniyordu. Kopenhag’da Türkiye’nin önüne Kıbrıs sorununun konulacağını bilen ABD, Birleşmiş Milletler’i bu sorunu çözme konusunda aktif bir tutum almaya yönlendirdi. Bu yönlendirme nedeniyle BM, son bir yıl boyunca Kıbrıs sorunuyla oldukça yakından ilgilendi, doğrudan görüşmeleri örgütledi, taraflara çözüm için baskı yaptı. Son olarak da Kasım ayında bir çözüm planı sundu, 12 Aralık’tan önce hiç değilse bir çerçeve anlaşmasının yapılması için çaba gösterdi.

Türkiye ise AB’den tam üyelik müzakereleri için bir tarih koparabilme uğruna Kıbrıs’taki mevcut durumu tartışmaya ve tavizler vermeye her zamankinden daha açık bir hale gelmişti. Geleneksel Kıbrıs politikasına ters yöndeki görüşler Türkiye’de de daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştı.

Tüm çabalara rağmen, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bir anlaşma imzalanmadan, hatta hiç bir ciddi ilerleme sağlanamadan Kopenhag Zirvesi başladı. Gerçi Kopenhag’da Rum ve Türk tarafları arasında görüşmeler devam ediyor. BM temsilcisi de Soto diplomatik temaslarına devam ediyor. Fakat bunlar umutsuz görüşmeler; çünkü Türkiye için zirveden nasıl bir sonuç çıkacağı giderek daha fazla belirginleşiyor. Türkiye’nin zirveden bir hayal kırıklığıyla ayrılması kesinleşiyor. Böyle bir durumda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda herhangi bir anlaşma metnine imza atması ihtimali de önemli ölçüde zayıflıyor.

Emperyalistler Kıbrıs sorununu çözemezler

Genel bir kuraldır; emperyalistlerin ya da başka sömürgeci devletlerin pazarlık hakkına sahip olduğu pazarlık platformlarında halkların yaşadığı sorunlar çözüm bekleyen meseleler olarak değil, pazarlığı etkileyen kozlar olarak gelir masaya. Masanın etrafına oturmuş olanlar, güç dengesini kendileri lehine çevirmeye çalışırken, ortada duran sorunu mümkün olduğunca kullanırlar, istismar ederler.

Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs üzerinden yaşanan sahte çözüm tartışmaları bunun böyle olduğunu bir kez daha gösterdi. ABD, AB ve Türkiye Kopenhag Zirvesi’nin muhtemel sonucu ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren Kıbrıs sorunundan daha az söz etmeye başladılar. Hiç kimse Kıbrıs sorununun çözümü hakkında dünkü kadar kesin konuşmuyor. Dün herkes kendince bir çözümden söz ediyordu, bugün hiç kimse Kıbrıs’ta (emperyalistlerin istediği şekilde de olsa) bir çözüm bulunacağının garantisini veremiyor.

Elbette şunu atlamamak gerekir. Eğer Türkiye için zirveden farklı bir sonuç çıksaydı ve Kıbrıs üzerinden de bir anlaşmaya varılsaydı Kıbrıs sorunu çözülmüş olacak mıydı? Elbette ki hayır. Belki emperyalistler ve Kıbrıs üzerinde söz sahibi olduğu iddia eden Yunanistan ve Türkiye açısından yeni bir paylaşım durumu ortaya çıkabilirdi. Ama gene de bu orada yaşayan halkların hak ve özgürlüklerini güvenceye alacak bir çözüm olmazdı.

Bir kez daha yinelemektekte fayda var; emperyalistler, sömürgeciler halkların yaşadığı sorunları çözemezler. Sorunlara gerçek çözümler bulmak onların işine gelmez. Onlar her zaman çözümsüzlükten yanadır. Çünkü bu sorunlar çözülmesi onların pazarlık masasında piyonsuz kalması anlamına gelir.

Çünkü bu sorunları yaratan onlardır; onların bölgeye ilişkin emperyalist politikalarıdır; siyasal, askeri ve ekonomik çıkar hesaplarıdır. Halkların sorunlarının gerçek çözümü şu veya bu emperyalist, sömürgeci güçten medet ummak değil, onlara karşı devrimci mücadeleyi yükseltmektir. Kıbrıs’ta da gerçek çözüm ve kalıcı barış ada halklarının sömürgeci güçlere karşı birleşik devrimci mücadelesiyle mümkündür.