14 Aralık '02
Sayı: 48 (88)


  Kızıl Bayrak'tan
  Pazarlık masasındaki Türkiye
  AB'ye uyum için "demokratikleşme" üzerine sahte söylemler ve gerçekler
  T. Erdoğan'ın ABD ziyareti
  Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu
  AKP'nin vaadleri ve icraatları
  İMF heyeti gözden geçirme görüşmeleri için Türkiye'de...
  Savaş hazırlıkları tamamlanıyor
  1 Aralık eylemlerinden...
  Etkin bir kitle çalışmasının önemi
  Sermayenin topyekûn saldırısına karşı direnişe geçelim!
  Seçimler sonrası yeni dönem
  19 Aralık katliamının 3. yıldönümü...
  9. ÖO Ekibi'nin açıklaması...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Emperyalist savaş hazırlığının gölgesinde Filistin'de siyonist katliamlar
  Emperyalist savaş ve Kürdistan
  Sınıfı, Parti'yi ve Devrimi destekleyelim!
  Ford'un kirli savaştaki rolü
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
19 Aralık katliamının 3. yıldönümü...

Kanlı saldırıya karşı görkemli bir direniş!

Türkiye’de cezaevleri onyıllardır işkence ve katliamlarla anılır olmuştur. Özellikle 12 Eylül’den bu yana onlarca devrimci tutsak çeşitli gerekçelerle cezaevlerinde katledilmiş, binlercesi ağır işkencelere maruz kalmıştır. Devlet, ezilenlerin temsilcileri olan devrimci ve komünistleri ezme ve kendi iktidarını sürdürme amacıyla tutsaklara azgınca terör uygulamıştır. Devletin politikasının bir ayağını yoketmek oluşturuyorsa, öbür ayağını ise teslim almak oluşturmaktadır. İçerideki devrimcileri devrimci değerlerinden, mücadeleden koparmak ve posası çıkarılmış bir şekilde dışarıya göndermek istemektedir. Hedeflenen içeridekileri teslim almak kadar dışarıdaki işçi ve emekçileri, devrimcileri teslim almaktır. Çünkü bugüne kadar içerisi ve dışarısı daima birbirini etkilemiştir.

Devlet ne denli hesaplar yaparsa yapsın, tüm bu politikaları boşa çıkaran ise zindanlarda devrimci tutsakların direniş geleneği olmuştur. Devrimci değerleri korumak için her türlü bedel göze alınmış, bu uğurda yüzlerce devrimci zindanlarda yaşamını yitirmiştir. Kuşaktan kuşağa taşınan bayrak şu an hücrelerde bulunan devrimci tutsakların ellerindedir.

Katliam adım adım örülüyor

Tarihe adını kanla yazdıran günlerden biridir 19 Aralık. “Hayata dönüş” adıyla gerçekleştirilen operasyon, son 30 yıllık süreçte cezaevi katliamlarının son ve en şiddetli halkasını oluşturmuştur. ‘90’lı yıllardan itibaren CIA merkezli planlanan saldırılar daha sinsi ve daha ince yöntemlerle tutsakları teslim almaya yönelik hazırlanmıştır. Bunların başında ise hücre saldırısı gelmektedir. ‘91 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Yasası (TMY) çerçevesinde hücre tipi cezaevlerinin yasal zemini döşenmiş, hücre tipi cezaevleri açmanın gerekçesi de hazırlanmıştı. Yasanın ardından devletin devrimci tutsakları hücrelere götürme girişimleri de cezaevlerinde alınan devrimci tutumla boşa çıkarılmıştı.

‘96 yılında, dönemin İçişleri Bakanı katil M. Ağar’ın hazırladığı genelgeyle cezaevlerine yönelik yeni saldırı planları yapıldı. Bu genelgeye göre Eskişehir tabutluğu açıldı ve hücre tipi cezaevlerine geçişin ilk somut adımları atıldı. Aynı zamanda devrimci tutsakların bir dizi hakları da gaspedildi. Devrimci tutsaklar bu genelgeye karşı başta Eskişehir tabutluğunun kapatılması talebiyle Ölüm Orucu direnişine başladılar. 69 gün can bedeli süren direniş 12 devrimci tutsağın şehit düşmesi ve onlarcasının sakat kalması pahasına zafere ulaştı.

‘96 ÖO Direnişinin üzerinden çok uzun süre geçmeden Buca-Ümraniye ve Diyarbakır katliamları gerçekleşti ve toplam 17 tutsak yaşamını yitirdi. ‘97 yılında çıkan Ağustos genelgesinin ardından artık F tipi cezaevleri inşaatları başlamıştı. 26 Eylül ‘99 tarihinde gerçekleşen ve 10 devrimci tutsağın yaşamını yitirdiği Ulucanlar katliamı ile hücre saldırısı startı da verilmiş oldu. Böylelikle bir yandan kamuoyuna koğuşların “tehlikeli” olduğu ve “oda” sistemine geçilmesi gerektiği anlatılıyor, diğer yandan ise cezaevlerindeki devrimci tutsaklara direnildiği ve hak talep edildiği koşullarda sonlarının Ulucanlar olacağı mesajı veriliyordu.

Hücre yapımları hızla sürerken, devletin F tiplerini meşrulaştırma kampanyaları da devam etti. İçeride devrimci tutsaklar, dışarıda tutsak yakınları, devrimciler ve ilerici kamuoyu hücre karşıtı mücadeleyi örüyorlardı.

Sürecin ilerleyen günlerinde 3 devrimci örgüt (TKİP, TKP(ML), DHKP-C) zindanlarda beklemeci tutuma son vererek, yaklaşan saldırıya önden yanıt vermek amacıyla 20 Ekim tarihinde Ölüm Orucu Direnişine başladılar. Cezaevleri yeni bir zindan direnişine daha tanıklık ediyordu. Direnişin coşkusuyla kamuoyu hareketlenmiş, tutsak yakını örgütlenmelerinden sendikalara, aydın ve sanatçılara kadar herkes direnişe sahip çıkmıştı. Bir süre sonra diğer devrimci çevrelerden de direnişin etkisiyle süreli açlık grevlerine katılımlar oldu.

Direnişin gücü karşısında Adalet Bakanlığı yeni bir manevra daha geliştirdi. F tiplerinin açılmasının ileri bir tarihe ertelendiğini söyleyerek direnişi bitirme çağrısında bulundu. Bu, devrimci tutsakları oyalamak ve direnişi kırmaya çalışmaktan başka bir anlama gelmiyordu. Bu nedenle devrimci tutsaklar tarafından kabul edilmesi mümkün olamazdı.

Bu noktadan sonra devlet katliam hazırlıklarını hızlandırdı. Medyaya yayın yasağı konuldu, hastanelerde direnişçiler için özel bölümler hazırlandı, aydın ve sanatçılar susturuldu, aracı heyetin işlevi kaldırıldı, son olarak tüm kitle eylemlerine vahşice saldırıldı.

Vahşi-faşist katliam gerçekleşiyor

19 Aralık’a böyle bir sürecin sonunda gelindi. Operasyon ise bugüne kadar yapılan operasyonların toplamı niteliğindeydi. 20 cezaevine birden aynı saatte gerçekleşen operasyonda binlerce asker, polis, özel tim kullanıldı. Ateşli silah, gaz bombaları, demir çubuk vb. ile devrimci tutsaklara saldırıldı. Operasyon sonucunda 28 devrimci tutsak başta ateşli silah yaralanması sonucu olmak üzere vahşice katledildi. Yaralı ve sağ kalan tutsaklar ise F tipi cezaevlerine sevkedildi.

19 Aralık’taki vahşi katliamın öteki yüzü ise sergilenen ölümüne direnişti. Herbir cezaevindeki tutsaklar saldırıyı direnişle yanıtladılar. Bedel ödeme kararlılığıyla sonuna kadar direnildi. Ümraniye ve Çanakkale cezaevlerinde direniş 4 gün boyunca devam etti. Tüm cezaevlerindeki devrimci tutsaklar direniş geleneğinin sürdürücüsü oldular.

19 Aralık’tan bugüne...

19 Aralık katliamının üzerinden tam iki yıl geçti. 28 devrimci tutsağın şehit düşmesinin ardından cezaevlerinde süren Ölüm Orucunda bugüne kadar 101 devrimci tutsak yaşamını yitirdi, yüzlercesi de sakat kaldı. Şu an F tipi cezaevlerinde tecrit devam ediyor. Tüm bunlara rağmen, devrimci tutsaklara boyun eğdirilememiş, treadman kabul ettirilememiştir. Dayatılan şartların hiçbiri yerine getirilmemektedir. Devlet bir kez daha devrimci irade ve kararlılığa çarpmıştır.

Bu ülke devrim toprağıdır ve bu topraklar nice yiğit devrimciyi bağrından çıkarmıştır. 12 Eylül’ün karanlık hücreleri, tek tip elbise saldırıları nasıl devrimcileri teslim alamadıysa, cezaevlerinde yıllardır sürdürülen direniş geleneği kırılamadıysa, elbette devrimci irade ve kararlılıkla hücreler de parçalanacaktır.