14 Aralık '02
Sayı: 48 (88)


  Kızıl Bayrak'tan
  Pazarlık masasındaki Türkiye
  AB'ye uyum için "demokratikleşme" üzerine sahte söylemler ve gerçekler
  T. Erdoğan'ın ABD ziyareti
  Kopenhag Zirvesi ve Kıbrıs sorunu
  AKP'nin vaadleri ve icraatları
  İMF heyeti gözden geçirme görüşmeleri için Türkiye'de...
  Savaş hazırlıkları tamamlanıyor
  1 Aralık eylemlerinden...
  Etkin bir kitle çalışmasının önemi
  Sermayenin topyekûn saldırısına karşı direnişe geçelim!
  Seçimler sonrası yeni dönem
  19 Aralık katliamının 3. yıldönümü...
  9. ÖO Ekibi'nin açıklaması...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nin Aralık sayısından...
  Emperyalist savaş hazırlığının gölgesinde Filistin'de siyonist katliamlar
  Emperyalist savaş ve Kürdistan
  Sınıfı, Parti'yi ve Devrimi destekleyelim!
  Ford'un kirli savaştaki rolü
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İMF heyeti gözden geçirme görüşmeleri için Türkiye’de...

AKP hükümeti esas duruşta

Seçim sürecinde İMF’yle “Türkiye’nin öncelikleri dikkate alınarak” yeniden masaya oturulacağını söyleyen AKP, seçimi kazanıp hükümet olduktan sonra bu söylediklerinin tam tersi icraatlara girişti.

Hükümetin ilk icraatlarından biri, İMF ile 4. gözden geçirme görüşmelerine başlamak oldu. Yaklaşık bir haftadır süren gözden geçirme görüşmelerinin önümüzdeki günlerde tamamlanması bekleniyor.

Şu ana kadar yapılan görüşmeler AKP’nin İMF heyeti karşısında hiç de “Türkiye’nin önceliklerini dikkate alarak” konuşmadığını, tersine İMF’nin her istediğini kabul ettiğini gösteriyor. Bu da AKP’nin İMF ile daha önceden imzalanmış mevcut programı (üstelik daha da ağırlaştırılmış haliyle) sürdürmekten başka bir politikasının olmadığını bir kez daha ispatlıyor.

Çok kuvvetle muhtemeldir ki, gözden geçirme görüşmeleri için gelen İMF heyeti yeni hükümete ekonomi hakkında ne düşündüğünü sormadı bile. Doğrudan doğruya eski İMF programı masaya konuldu ve önceki hükümetin yarım bıraktığı saldırı politikalarının nasıl tamamlanacağı konusu gündeme getirildi. AKP’li bakanların İMF temsilcileriyle görüştükten sonra yaptıkları açıklamalardan bundan başka bir sonuç çıkartmak mümkün değil.

Açıklamalara göre AKP hükümeti özelleştirmelerin yeniden hızlandırılmasını kabul etti. 2003 yılı başından itibaren hükümet Bor madenlerinin özelleştirilmesi için yeniden düğmeye basacak. 2003 Mart ayına kadar Türk Telekom için bir özelleştirme stratejisi belirlenecek ve bu konuda bir yol haritası hazırlanacak. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi için nasıl bir strateji izleneceği ise daha önceden belirlenmişti. Buna ilişkin hazırlanan yol haritası 2003 yılı başında Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından onaylanacak ve hemen peşinden uygulamaya geçilecek. Ayrıca BOTAŞ ve TEKEL’in özelleştirilmeleriyle ilgili ciddi adımların da 2003 yılı içinde atılması planlanıyor.

Bir diğer konu memur ücret artışları. Bilindiği gibi İMF geçtiğimiz yıllarda da memur maaşlarının hedef enflasyon (yani devletin kağıt üzerinde açıkladığı enflasyon hedefi) oranında arttırılmasını savunmuştu. Çalışanlar ise gerçekleşen enflasyon oranında artış istiyorlardı. Bu kez İMF gene hedef enflasyon yöntemini öne sürdü, hükümet de buna itiraz etmedi. Gene kamuda tasfiye saldırısının biraz şekil değiştirilerek sürdürülmesi, kamuda çalışan onbinlerce işçi ve emekçinin kapı dışarı edilmesi de AKP hükümetinin ödevleri arasında.

İMF’yle yapılan görüşmelerde hükümetin uygulamayı kabul ettiği tek şey bunlar değil elbette. Sırasıyla eski programda yer alan herşey, yarım kalan tüm sömürü ve yıkım saldırıları tek tek gündeme getiriliyor. Kamu sektörü mali reformu, vergi reformu, bankacılık sektöründe başlanan yeniden yapılandırma çalışmalarının tamamlanması, icra iflas yasasında yapılması planlanan değişiklikler İMF heyetinin üzerinde öncelikle durduğu konulardan bazıları.

Tüm bu “reformlar”ın işçi ve emekçiler açısından ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu ülkedeki (aynı zamanda dünyadaki) işçi ve emekçiler İMF programlarının, onun tavsiye ettiği “reform” ve “yeniden yapılanma” politikalarının kendileri için ne anlama geldiğini acı deneyimlerle çok iyi öğrendiler. İşçi ve emekçiler biliyorlar ki, bu politikaların hayata geçirilmesiyle kendileri için yaşam daha da çekilmez hale gelecek, işsizlik daha da artacak, bu sayede elde edilecek zenginlik ise kapitalistlerin kasasına akacak.

Hükümet adına görüşmelere katılan Devlet Bakanı Abdullatif Şener İMF yetkilisi Deppler’e, “Hiçbir ülkede istenmiyorsunuz. Biz başarırsak sizin de uluslar arası itibarınız artacak” demiş. Deppler de gülerek “memnun oluruz” yanıtını vermiş. Aslında bu diyalog fazla söze gerek bırakmıyor; AKP hükümetinin içinde bulunduğu ruhhalini, uşakça yaranma çabasını bütün açıklığıyla yansıtıyor.

AKP seçimlerden önce milleti soyguncunun, hortumcunun elinden kurtaracağını söylüyordu. AKP’nin kendini kurtaracağını sananlar ona oy verdiler. Fakat seçimi kazanan AKP hükümeti kurar kurmaz milleti değil de İMF’yi kurtarmaya soyundu. Peki AKP fikir mi değiştirdi, milleti değil de İMF’yi kurtarmanın daha kolay olduğunu mu gördü?

Hayır. Ortada fikir değiştiren kimse yok. AKP’liler meydanlarda olmasa da kapalı kapılar ardında yaptıkları görüşmelerde nasıl bir icraat içinde olacaklarını söylediler. Emperyalistlere ve patronlara teminat üstüne teminat verdiler.

Ortada fikrini değiştiren kimse yok, ama kandırılan, tepki ve beklentileri istismar edilen milyonlarca işçi ve emekçi var. Dolayısıyla sorun AKP gibi bir düzen partisinin sözünde durup durmamasının hesabıyla uğraşmak değil, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyini yükseltmek, düzen partileri tarafından kolaylıkla aldatılmalarının önüne geçmektir.



Sendikal ihanete karşı sınıf sendikacılığı için!

TİS sürecinin başlamasıyla beraber, satışlar da birbirini izledi. Türk Metal satış sözleşmesine her zamanki gibi bin kılıf buldu. Diğer sendikalar ise “elimizden bir şey gelmez” diyerek satış sözleşmelerine imza attılar. TİS süreçlerinde her zaman yaşananlar bir kez daha yaşandı ve tartışma götürmez bir gerçek tüm açıklığıyla kendini gösterdi. Eğer işbirlikçi hain güruhlar sendikalardan alaşağı edilmezse her TİS sürecinde benzer durumun yaşanacağı açık. Metal sektöründe yaşananlar böyle. Şimdi sıra tekstilde.

Tekstil işkolunda yaşanan sorunların ardı arkası kesilmiyor. Uzun çabalarla elde edilen sendikal haklar, ayak oyunları ve rüşvetlerle sonuçsuz bırakılabiliyor. Reha Tekstil’de yaşananlar buna bir örnektir. Özellikle taşeronlaştırma tekstil işkolunda yaygın bir biçimde uygulanmaktadır. Tekstilde yaşanacak TİS sürecinde hem kazanılmış sendikal örgütlülüğü korumak hem de yeni iş yasa tasarıyla birlikte taşeronlaştırma ve esnek çalışmaya karşı koymak gerekmektedir. Eğer TİS sürecinde bu yönde anlamlı adımlar atılabilirse tekstil sektöründe yeniden bir hareketlenme başlayacaktır. Tekstil işkolunda örgütlü işçilerin sürece bu gözle bakmasını sağlamak en önemli görevlerden birisidir.

Bugüne kadar sendikal ihanete karşı belli tespitler yapıldı. Sendikal ihaneti parçalamanın, çıkar çetelerini sendika yönetimlerinden defetmenin ve işçi sınıfının birer mevzisi haline getirmenin olmazsa olmaz koşulu sendikalarda güç olmaktan geçiyor. Yani gerçek sınıf sendikacılığını varetmekten geçiyor. Yapılan bu tespitlere rağmen hala bu alanda bir şeylerin ciddi biçimde aksadığı görülüyor.

Sınıf hareketi içinde sendikal örgütlülüğün tuttuğu yer kuşku götürmez bir biçimde ortadadır. Sınıf devrimcilerinin bu alanda ciddi bir atılım yapması, hem sendikal ihanet cephesini parçalayacak, hem de işçi sınıfının ihtilalci partisini güçlendirecektir. Sendikal örgütlülüğün bulunduğu fabrikalarda ilişkimizin olması ya da olmayan yerlerde varetmek, gelişecek süreçlerde bize daha rahat müdahale olanağı sağlayacaktır. Yoksa her zaman söylenir, dışardan dövmenin olanağı ve gücü bir yere kadardır. Kuruluş kongremizde bu alana ilişkin tespitlerimiz çok açıktır, önemli olan bunun ciddi bir biçimde hayata geçirilmesidir. Seçim çalışmasında ortaya çıkan kitlelerin öncülük ihtiyacı yolumuza ışık tutuyor. Bunu gerçekleştirecek olan tek güç iş&ccedi;i sınıfının programına yaslanmış, onun gücünü ve etkisini kullanacak gönül işçileridir. Her fırsatta, bizde politika oluşturmakta bir sorun yok, bunun hayata geçirilmesinde aksaklıklar var, deniliyorsa, bunu yapacak güçleri doğru yerde doğru zamanda kullanmak en önemli görevdir. Bu yapıldığı taktirde güçlenen işçi sınıfının partisi olacaktır. Bu yapıldığı taktirde reformizm ve sendikal ihanet alaşa&crren;ı edilecektir.

Devrimci işçiler sendika yönetimine!

A. Alkin/İzmir