20 Temmuz'02
Sayı: 28 (68)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD hesabına savaşacak ve sosyal yıkımı sürdürecek yeni bir yönetim arayışı
  Düzen çözümsüzlüğe mahkumdur
  Emperyalizm "seçim"ini yaptı!
  Yeni oluşum"un solculuğu!
  İMF-TÜSİAD koalisyon hükümetinin üç yıllık icraatları/1
  Esnek üretim saldırısı eylemli bir mücadeleyle püskürtülebilir
  Sınıfı köleleştirme saldırısına karşı kampanyamız sürüyor
  Türkiye nasıl yönetiliyor?
  Belediyelerde TİS süreci üzerine
  F tipinde intihar!..
  "Devrimci basın susturulamaz!"
  Irak'a karşı emperyalist savaş için son pazarlıklar...
  Direnişçi İSDEMİR işçileri ile dayanışmayı yükseltelim!
   Jandarma İSDEMİR işçilerinin eylemine saldırdı...
   İSDEMİR işçilerine!
   Saldırı ve ihanete karşı sınıf seferberliği!
   Yeni iş kanunu tasarısı: Sermayeye kuralsız ve sınırsız sömürü güvencesi!
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Pratik faaliyetlerden...
   İddialar ve gerçekler...
   Türkiye neden Irak'a girmemeli?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Türkiye neden Irak’a girmemeli?

Mustafa Alp Dağıstanlı

Aslında, harekatın olacağı Başbakan Bülent Ecevit’in Ocak’taki Washington seferinde belli olmuştu. O ziyarette belli olan bir şey daha vardı; ABD Türkiye’den de katkı istiyordu, Irak harekatına. Üstelik, biliyoruz ki, istenen bu katkı İncirlik Üssü’nün kullandırılmasından daha fazla bir şeydi. Çünkü Başbakan Ecevit, “İncirlik’i zaten kullanıyorlar” demişti.

Şimdi durumu kabaca bir gözden geçirelim; zira durum da zaten yeteri kadar kaba. ABD’nin Saddam Hüseyin rejimini alaşağı etmek için 250 bin askerin bir kara harekatına girişmesine ihtiyacı olduğu söyleniyor. Peki kim olacak bu askerler? Amerikalılara desteğe uygunadım koşacak 30 bin kadar İngiliz askeri mi? Yetmez. Tabii ki, bu iki ülke bu sayıda asker çıkarabilir, ama iş sayıyla bitmiyor.

Eski CIA Başkanı James Woolsey, Savunma Bakanlığı Başdanışmanı Richard Perle gibi Irak operasyonunu vargüçleriyle itekleyen şahinler ne diyor? “Bir Irak operasyonu için ABD’nin hiçbir ülkeye ihtiyacı yok, Türkiye hariç” diyorlar.

Neden böyle dediklerini anlamak için haritaya bakmak yeterli ipucunu verir. Amerikan askerleri, uçak gemileriyle, çıkartma gemileriyle, uygun başka hangi araçları varsa onlarla Basra Körfezi’nden Irak’a dayanır ve askerlerini yürütebilir kuzeye, Bağdat’a doğru. Ama etkili ve kısa sürede sonuç alınacak bir kara harekatı için bir şey daha gerekiyor. Irak ordusunun Bağdat’ın kuzeyine doğru çekilebileceği, ona manevra ve nefes alma imkanı sağlayacak bir cephe gerisi bulamaması lazım. Yani birilerinin de kuzeyden güneye yürümesi gerekiyor. Kim bu yürüyecek askerler?

Dananın kuyruğunun koptuğu yer burası işte. Yoksa ABD, Türkiye’den Irak operasyonu için müsaade istemiyor, İncirlik Üssü’nü kullanmak için de yalvarmıyor. Gazetelere de yansıdığı gibi, pazarlık aşamasındayız. Aslında, pazarlık da Ecevit’in Ocak gezisinde başlamıştı; daha doğrusu Ecevit’i zaten bunun için çağırmışlardı oraya. ABD’nin kendi iç tartışmaları ve zaman ayarlamaları dolayısıyla “araya ara girdi” ve şimdi tekrar operasyon durağına geldik. Wolfowitz’in görüşmelerinden anlaşılıyor ki, Ankara o zaman kimi kabul edilen, ama askıda bekletilen taleplerini tekrar masaya sürmüş. Bunca talep sadece bir üs kullanma ihtiyacı için olabilir mi? Bize söylenmeyen birşeyler var. Pazarlık filan deniyor mesela; bunlar sızdırılmış. Dikkat ederseniz, yine Ecevit’in gezisindeki gibi hep Türkiye’nin istedikleri konuşuluyor. ABDnin ne istediğine dair bir şey duyan, okuyan, gören var mı? Neyin karşılığında istiyor Türkiye bunları? Sadece bir tarafın isteklerinin konuşulduğu bir pazarlık olabilir mi?

Dahası var. ABD’nin bazı etkili isimleri Türkiye’ye Musul ve Kerkük petrollerinden pay verilmesini bile önermişti, Ankara’yı ikna etmek için. Neye ikna etmek için? Türkiye’yi tava getirmek için ortaya atılmış boş bir vaad de olabilir bu, ama yine de bir şeyin göstergesi: Musul ve Kerkük’ü tepside Türkiye’ye ikram edecek kadar cömertleştiğine göre ABD, karşılığında pek büyük bir şey istiyor demek. Hangi kazın gelmesini bekliyorlar da tavuğu esirgemiyorlar?

Bana öyle geliyor ki, Türkiye’den istenen şey Memetçik’tir. Türk askerinin kuzeyden güneye yürüyerek Irak ordusuna bir cephe arkası bırakmamasıdır. Ağır bir yük!

Buradan devam etmeden, bir de terazinin öbür kefesine bakalım. Türkiye’yi yönetenlerin ‘hayır’ deme şansı var mı? Askerin karşı olduğunu söyleyenler var. Bilmiyorum, belki de öyledir, ama karşı duracak hali var mı? Pek şüpheli. Askerin tek çekincesi Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti ihtimali. O konuda da en yetkili ağızlardan garanti veriyor ABD. Türkiye’de askerin bakış açısı, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’ye gayet uygundur.

Ayrıca, şunu da gözden uzak tutmamakta fayda var: Irak’a askeri operasyonu kışkırtan, asıl olarak, Wolfowitz’in de önde gelen isimlerinden olduğu ABD’deki Yahudi lobisidir. İsrail, en yetkili ve etkili ağızlarından bu kışkırtma işine su taşımaktadır. Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik ittifakın mimarı da TSK’dır. Ve yine bütün gelişmeler İsrail-Türkiye ekseninin berkitilmesine doğru akmaktadır. Ecevit’in Washington gezisinde Türkiye ABD’den serbest ticaret bölgeleri kurulması, bazı ticari ayrıcalıklar tanınması gibi isteklerde bulunmuştu. Washington, bu istekleri “nitelikli sanayi bölgeleri”ne yönlendirdi. Nitelikli sanayi bölgelerinin mimarı İsrail’dir ve halihazırda İsrail-Ürdün ve İsrail-Mısır arasında işlemektedir. Washington’ın önerisi, Türkiye’nin de bu eksene dahil edilmesi yönündedir. Bu uzun, ama yine de özet geçtiğim ouml;nemli parantezi kapatıyorum.

Bir de malum, Türkiye hala bir iktisadi kriz içinde debelenmekte. Bütün söylenenlere rağmen eğer daha kötü bir yerde değilse, kritik eşikte duruyor Türkiye ve önümüzdeki yıl daha da zor geçecek. Sözü uzmanına bırakayım. Eski Merkez Bankası başkan yardımcısı, Hürriyet yazarı Ercan Kumcu’nun “Ülkenin önünü açmak” başlıklı yazısından birkaç cümle (17 Temmuz 2002): “Bu halimizle dahi 2003 yılını çıkarabilmek için IMF’den ek mali yardım almak durumunda olduğumuz unutulmamalıdır. Olası bir Irak müdahalesi ek kaynak ihtiyacımızı artıracak bir olgudur.”

Kısacası, işte bu durumun da teşvikiyle bir Irak operasyonuna ve Türkiye’nin de bu operasyona katılmasına kurtarıcı gözüyle bakan insanlar var ülkemizde. Bu kabul edilemez bir şey. Asla kabul edilemez bir şey. ABD’nin Irak’a saldırması da kabul edilemez, İngiltere’yi ve İsrail’i bir kenara bırakırsanız destekleyen bir tek ülke bile yok. Gerekçeleri çok tartışmalı, meşruiyet zemini zedeli bir operasyon olacak bu. ABD tek süpergüç. Türkiye, ABD ile aynı değerleri paylaşmıyor ve paylaşmamalı. Bir ülkeye saldırmak, savunulabilecek, paylaşılabilecek bir değer olamaz. Üstelik, Türkiye, katılırsa bu operasyona, bir komşusuna saldırmış olacak. Bu önemli bir şey. Ve saldırmak için hiçbir meşru gerekçesi yok. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla bir şey söylemiyorum, ama dediğim gibi, ABD operasyonunun da gerekçesi meşru olmayacak zate.

Dahası, bu saldırı, Türkiye’nin güvenliğini pekiştirmek bir yana, daha da riskli bir duruma taşıyacak. Bir kere, öbür komşularımız da bilecek ve her an gözlerinin önünde tutacakları bir yere not edecekler ki, Türkiye komşularına saldıran bir ülkedir.

Sonra, toplumların ortak hafızası var ve Irak halkının hafızasına da kazınacak Türkiye’nin kendilerine saldırdığı. Evet, belki Saddam Hüseyin gidecek, Irak halkı cani bir diktatörden kurtulacak, yerine yakın vadede Türkiye’yle müttefik bir yönetim geçecek, ama Irak unutmayacak Türkiye’nin saldırgan olduğunu. İleride, tarih kitaplarında ne yazacak? Türkiye’nin komşusu Irak’a ABD ile beraber saldırdığı.

Bu hamle, geriye dönülmez ve telafi edilemez biçimde Türkiye’nin bütün dış politikasında kategorik bir değişime yol açacak. Türkiye daha zarar görebilir bir hale gelecek. Bu silahlanma harcamalarının artması demek doğrudan doğruya. Belki de iç politikaya paralel olarak, dış politikada da yeni bir oluşumla karşı karşıya kalacağız.

ABD harekatına Türkiye’nin aktif olarak katılmasını isteyenlerin argümanlarından biri de, dışında kalıp pasif durumda olmaktansa, içinde yer alıp masada da söz sahibi olmanın iyi olacağı. (“Savaşa girin masaya oturun” Sabah, 18.07.2002)

Bu da kabul edilemez bir argüman. Bu, doğrudan doğruya, bir paylaşım kavgasının taraflarından biri olma pozisyonunu tarif ediyor. Akbaba kültürünü pışpışlıyor. Bu, bize yabancı, hiç de aşina olmadığımız bir tavır.

Memetçik’in Irak’a girmesi durumunda, bir tehlike daha var hesaba katılması gereken. ABD, bir operasyon durumunda, Saddam Hüseyin’in biyolojik, kimyasal silah kullanma ihtimali olduğunu söylüyor. Eğer bu doğruysa, Türkiye’ye karşı da kullanabilir, en azından Irak’a giren askerlere karşı kullanabilir. Kimin savaşında, kimin için, ne uğruna ölecek Memetçikler?

Bir soru daha var aklıma gelen. Belki Memetçikler bir şey diyemiyor, ama Memetler ve Ayşeler ne diyor Türkiye’nin ABD kuyruğunda Irak’a saldırmasına? (Operasyon, harekat gibi kibarlaştırılmış laflardan sıyrılalım). ABD’de bile Irak’a operasyona kamuoyu desteği yüzde 59 düzeyinde. Müttefiklerinin katkısı olmadan, tek başına hareket etmesi durumunda daha da düşüyor bu destek (Christian Science Monitor, 17.07.2002). Türkiye halkı ne düşünüyor peki? Neden tartışılmıyor bunlar? Ankara, ABD’ye “Bize Irak sürprizi yapmayın” demiş. Ben de Ankara’ya diyorum: Bize Irak sürprizi yapmayın sakın. Sakın!

18 Temmuz 2002
(NTV-MSNBC sitesinden alınmıştır...)



Paris’te Sivas şehitleri anıldı

2 Temmuz ‘93’te Sivas’da katledilen 35 aydın ve sanatçıyı anmak için, 6 Temmuz Cumartesi günü Paris’te, Türkiyeli demokratik kuruluşların oluşturduğu bir komite (ACTIT, APA, ASEP, BIR-KAR, EKM VE ODAK) tarafından bir miting düzenledi.

Birkaç gün öncesinden Türkiyelilerin yoğun olduğu semtlerde bildiri dağıtıldı ve miting için çağrı yapıldı. Saat 18:00’de başlayan miting 21:00’de sona erdi. Eyleme 300’ün üzerinde katılım sağlandı. Bu rakam, son eylemlere katılımın zayıflığı düşünüldüğünde anlamlıydı.

Ünlü Republique (Cumhuriyet) meydanında gerçekleştirilen mitingde komite tarafından hazırlanan program sunuldu. Sivas’la ilgili şiirler okundu, mitinge katılan sanatçı ve gruplar türküler söylediler, halk oyunları sunuldu. Komite adına bir konuşma yapıldı. Konuşmacı, Sivas katliamının unutulmayacağını ve katliamın arkasında devletin olduğunu vurguladı. Miting halaylarla sona erdi.

Bir-Kar/Paris



Adana’da anma...

1991 yılında katledilen İHD yöneticisi Vedat Aydın’ın cenazesine giderken kaza sonucu yaşamlarını yitiren Adana İHD başkanı ve yöneticileri (Elif Tuncer, Celal Ülmez, İmam Turan, Hasan Üzüm, Yusuf Üzüm) ölümlerinin 11. yıldönümünde mezarları başında anıldı.

Jandarma ve polisin yaptığı kimlik kontrolü sonrasında mezarlığa girildi. İHD’nin hazırlamış olduğu anmaya İHD yöneticileri, HADEP il başkanı ve yöneticileri, aileler ve sosyalist basın katıldı. Jandarmanın tutumunu eleştiren konuşmanın ardından devrim şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Bir İHD yöneticisinin beşleri anlatan konuşmasının ardından “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Beşler onurumuzdur!” sloganları atıldı. Mücadelede şehit düşen diğer devrimcilerin mezarlarının ziyaretinin ardından eylem son buldu.

SY Kızıl Bayrak/Adana